23 Şubat 2015 Pazartesi

CABER KALESİ ve GELİNEN NOKTA

CABER KALESİ ve GELİNEN NOKTA
                                                                              Abdullah Çağrı ELGÜN
  Süleyman NAZİF, TÜRK İLÂHİSİ adlı şiirinde:
“Dedem koynunda yattıkça, benimsin ey güzel toprak,
Neler yapmış bu millet, en yakın tarihe bir sor, bak.
Yerim sensin, göğüm sensin, cihanım, cennetim hep sen
Nasıl bir zinde millet çıktı, gördüm; hasta sînenden...  ”
diyor…
Dedemin koynun alınarak getirildiği bu topraklar benden çıkarıldı… Yetmedi Doğuda da çıkarılmak üzeredir… Bu onulmaz yara, kanamağa devam ediyor; fakat Türkiye, kendi küllerinden doğan Anka Kuşu gibi, kendi küllerinden yeniden doğacaktır…
Büyük Türkiye(Osmanlı), beş kıtada hüküm sürmüş, 24.milyon kilometre karenin üzerindeki toprağıyla, Türk insanının ufuklarını süslemeye devam etmektedir. Genetik kotları bu özünde barındıran Büyük Türk milleti, kendi içinden aldığı güçle yeniden dünyaya açılacaktır.
26 Ocak 1699’daki (Haçlı İttifakı, Kutsal Roma, Cermen İmparatorluğu, “Avusturya, Venedik ve Lehistan”) Karlofça Antlaşması ile yaşanan ilk toprak kaybı, büyük Türkiye’nin gücünün sarsıldığı, ihtişamını zaafa uğratan ilk antlaşmadır.
Ardından gelen yenilgiler: 
Duraklama(1579-1699); Gerileme(1699-1792); Dağılma(1792-1922) dönemleri ile toprakların birer birer kaybedildiği zamanlardır. Bu gün gelinen noktada durum aynıdır. Tarih tekerrür etmektedir.Mehmet Âkif ERSOY'un dediği gibi: 
Tarihi tekerrürdür diye tarif ediyorlar; 
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?..."  
2004’te AKP’nin halkın büyük bir tevveccühü ile iktidar yaptığı hükümet, ilk dört hatta altıncı yılına yakın sattıkları yerler hariç; büyük hamlelere imza attı. Bu hamlelerden halkın da memnuniyeti gözle görülür bir şekildedir. Altı yılın sonunda ise iktidar: Ülke kaynaklarının satışı, yalan dolan, talan, şaşaa, dep debe, ihtişam içinde, tek başına diktatörlüktür ve ülkenin bölünmüşlüğüdür. …
Muhalefetin ve iktidara aleyhte söz söyleyenlerin tamamına yakınının susturulduğu, mevcutların da susturulmağa çalışıldığı; televizyonların ve diğer basın kuruluşlarının İKTİDAR HAVUZUNA ALINDIĞI, kırk binin üzerinde Polisin, Öğretmenin ve Okul İdarecilerinin, Tecrübeli Bürokratın, acemi Bakanlar ve ekibi tarafından Müşavir ve Araştırmacı yapılarak Bankamatik Memuruna düşürüldüğü, kıyıma uğradığı;
Türk Milletinin bütün unsurlarının DİNDAR, DİNSİZ; BİZDEN OLANLAR ve ÖTEKİLER adı ile ayrıştırıldığı ve sürgüne tabi tutulduğu;
PKK, KCK ve İŞİD örgütlerinin palazlandırıldığı ve PKK’nın üniversite koridorlarına, sınıflara kadar inerek, buralarda hakimiyet kurduğu gözler önünde olup, körler dahi görmüştür…
Doğu vilayetlerimizin kontrolünün sağlanamadığı, PKK ve KCK’nın buralarda BÜYÜK KÜRDİSTAN HAYALİNİ gerçekleştirmek için Yerel Yönetimler Kurduğu; Ordu ve Polis gücü oluşturduğu ve asayişi temine kalkıştığı;
Buna bağlı olarak PKK’nın yol kestiği, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşına Kimlik sorduğu ve sorguladığı;
İktidarın ÇÖZÜM SÜRECİ adı ile uydurduğu yalanın büyüsüne kapılan BÜYÜK KÜRDİSTAN HAYALCİLERİNİN ve ONLARIN UZANTILARININ şehirler arası yollarda kaçırdıkları ASKERLERİMİZİ orada infaz ettiği;
Doğuya giden yollarda seyahat etme özgürlüğünün kalmadığı, Devletin Polisinin, Askerinin çarşıda pazarda, ensesine tabanca dayayarak infaz edildiği;
Göreve giden Ebe, Hemşire ve Doktorun ve Öğretmenin dağa kaldırıldığını “Havuz Medyasına Rağmen” duymayan kalmamıştır.
İçinde kendi halkının çocuklarının eğitildiği öğretmen ve öğrencilerin bulunduğu okulların ateşe verilerek yakıldığı;
Şehir içinde ve dışındaki polis ve askeri karakolların bombalandığı ve arkasından havanlar ve makinalı tüfekler ile tarandığı gerçeğini hiç kimse gizleyemez duruma gelmiştir…
Bu ülkede HÜKÜMET, ARTIK YÜKLENMİŞ OLDUĞU 

SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİREMEMEKTEDİR.

Bağımsızlığımızın sembolü olan Bayrağımızın, dalgalandığı gönderden defalarca indirildiği, yakıldığı; ve ayaklar altında çiğnendiği; ve buna misli ile gerektiği gibi bir cevap verilemediğini bütün halk gözleri ile görmüş ve şahit olmuştur…  
Müsamahalar, tavizler ve AÇILIM HOŞGÖRÜSÜ ile şımartılan PKK, KCK, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP)’nin Meclisteki Vekilleri, Meclisi karıştırmaya devam etmektedir.   Terör örgütlerinin uzantıları, üniversitelerimizin koridorlarına, sınıflarına kadar hakim olmuş ve burada okuyan vatanperver bir yiğidimiz Fırat ÇAKIR’ı  bıçaklayarak şehit etmişlerdir. Bu durum ülke içinde büyük bir infiale sebep olmuş; hükümet, ülkeyi kardeş kavgasına dönüştürmenin eşiğine getirmiştir.
Daha dün, gizlice Caber Kalesinde Mezarı bulunan Süleyman Şah’ın Kabristanı, Türbesi, gönderilen askerler tarafından bizzat, yerle bir edilerek emanetlerin Tükiye’sınırına getirildiği gerçeğini Büyük Türk Milleti büyük bir acıyla öğrenmiştir. Bu elem verici durum bağrımızda büyük yaralar açarken, halkın bu hükümete olan güvenini yıkmıştır.
“Dedem koynunda yattıkça, benimsin ey güzel toprak,
Neler yapmış bu millet, en yakın tarihe bir sor, bak.” Bu topraklar, bizim olmaktan çıkıp, İŞİD denilen çapulculara terk edilmiştir.
Bizim olan toprağın koynundan kaçırılarak, getirildiği o topraklar, tek bir silah sıkmadan bizden koparıldı… Yetmedi Doğuda da çıkarılmak üzeredir…
Bu onulmaz yara kanamağa devam ediyor; fakat Türkiye, kendi küllerinden doğan Anka Kuşu gibi, kendi küllerinden yeniden doğacaktır…
Vatanın geleceği tehlikededir. Bu hükümet, kendisine verilen görevi yerine getirememektedir.
İnanıyorum ki bu seçimlerde millet, kendi kaderine yine kendi sahip çıkarak, üzerine örtülmüş bu ölü toprağı silkinip atacaktır.
“Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.