10 Ekim 2015 Cumartesi

SEÇİM ve FIRSAT; Abdullah Çağrı ELGÜN

SEÇİM ve FIRSAT
Abdullah Çağrı ELGÜN
Türkiye’nin asıl sorunları dış değil, içtedir. İçerideki problemler çözülmeden dışarıda başarı elde etmek, mümkün değildir.
TÜRKİYE'NİN SORUNLARI
Ülke: "Senin Adamların, Benim Adamlarım, İmam Hatipliler ve Onun Dışındakiler, % 60'lık Blok ve Yüzde %40'lık Blok, PKK, HDP, Türkiye İçinde Entegre Olup Türkiyeli Olmak İsteyen Kürtler, Bağımsız Kürdistan Hayali Kuranlar. Paralel Lakabı Takılarak Sürekli Tahrik Edilen ve Her Türdeki İmkanlarının Sonuna Kadar Ellerinden Alınmak İstenen, Bu Ülkenin İnsanları. Suriye'den Gelip Türkiye'de Yerleşmiş Mültecilerin İntibakı, İş Edinme ve Geçim Problemleri, Gençlerimizin Büyük Çoğunluğunun İşsizliği, Ankara'da Görevden Alınarak Araştırmacı, Müşavir, Olarak Atıl Durumda, Bankamatik Memurluğuna Mecbur Edilmiş Bürokratların Kahve Köşelerinde Geçirdikleri Zamanlarının İç Acıtan Huzursuzluğu, Tüm İl ve İlçelerde Görevden Alınan, Sebepsiz Yerleri Değiştirilen Öğretmen ve Okul İdarecilerinin Bunalımları, Kapatılan Polis Akademileri, Polis Okulları, Sağlık Eğitim Enstitüleri, Sağlık İdaresi Yüksek Okulu ve bunlarda görev yapan hocaların mağduriyetleri ve haklarının gaspı sebebiyle ortaya çıkmış aile ve yakınlarının mağduriyetleri, Kapatılan Dershanelerin Öğrenci, Öğretmen, Yöneten, Sahiplerinin Bütün Olarak Sıkıntıları; Eşit Olmayan Gelir Dağılımının Yarattığı Sıkıntılar, Emekli Memur ve İşçinin Sıkıntıları, Taşeron Olarak Çalışan ve Milletin Yükünü Omuzlamışken Aldığı Ücret ile Geçimini Sağlayamayan Taşeron İşçilerimizin ve Onların Ailelerinin Sıkıntıları, Basın ve Yayındaki Sıkıntılar, Haklı veya Haksız İçeride Yatan Binlerce Mahkum ve Ailelerinin Sıkıntıları, Adalet, Hukuk ve Uygulamalarının Tartışılır Halde Olmasının Verdiği Sıkıntılar, Hükümetin Göreve Getirdiği Genç, Tecrübesiz, İş Bilmez İdareci ve Bürokratın Tahakküm ve Çalışma Alanlarında Mobbing Uygulamaları...vb. daha başka binlerce mağduriyet, çoğaltıp gidiyor. Bir kere içimize FİTNE GİRMİŞ!.." meselelerini halletmeden  başkaca hiç bir meseleyi çözemeyiz...
Seçimler, devletin millet ile kucaklanmasını sağlayacak önemli bir fırsat ve yoldur. Adalet ve tarafsızlık herkes için gerekli ve vazgeçilmez dayanaklarımızdan biridir. Bunu kaybedersek her şeyimizi kaybederiz. Bu hem muhalefet hem de iktidar için gerekli ve de elzemdir…
İktidarda olanlar, iktidarın verdiği  gücü kullanarak,  her başını göstereni susturma, basın ve yayını avucunun içine alma; ve hiçbir  muhalefetin seslenmesine, eleştiri yapmasına ve özgürce fikirlerini ifade etmesine fırsat vermez ise ülke de yanlış ve doğrular birbirine karışır ve ülke kaosa sürüklenir. Bugün olduğu gibi...
Demokratik ülkelerde olduğu gibi,  kişilerin fikirlerini rahatça, korkusuzca, ifade etmelerine, yanlışları eleştirilmesine fırsat verilmelidir. Hatta bunlara bu yanlışları göstermiş olmalarından dolayı eleştirileri için teşekkür edilmelidir... Toplum böyle ileriye gider, hamleler yapar, başarı sağlar... Hatalar ancak böyle düzeltilir. Milletin TV ve Basın Yayın Organlarından, İktidarda olanların diğerlerine baskı ve kapama uygulamaları kötü ve istenilmeyen örnekler olup gelecek kuşaklarımız için de olumsuz örnek, teşkil etmemeli ve bizim geleceğimizi de ipotek altına almamalıdır... İktidarlar baskı ve otorite ile muhaliflerinin sesini kısar ve onların sesleri halka ulaşmaz, ulaştırılmaz ise bunların yakınları, yanında ve yöresinde ve onlara sempati besleyen taraftarların da husumetlerini üzerlerine çekmezler mi?.. Böyle olunca ülke içinde huzursuzluk yaratır, ülke kaosa sürüklenmez mi?
İktidarın yirmiye yakın kanalı ve on civarında gazete ile muhaliflerine yer vermeyerek kendi borazancılığına soyundurmalarına fırsat verirse, bu ülkede  bir daha adalet ve hukuku bulmak, mümkün olmaz... Seçime giderken böyle bir kısıtlama yapılması, bu kadar medya ile diğer muhaliflerin yok sayılması, bitirilmek istenmesi ve sesinin soluğunun kesilmesi çok manidar olup çelişki doğurur.
Ülke seçime giderken büyük bir fırsat yakalamıştır. Hem partiler hem de millet, bu seçim ve fırsatı çok iyi değerlendirilmelidir.
ERDOĞAN ve PUTİN
Erdoğan da Putin de Batı yanlısı; her ikisi de otoriter, halkın büyük çoğunluğunun güvenini kazanmış,  ideolojik, çatışmacı, bu çatışmalardan ve anlaşmazlıklardan faydalanarak iktidarını koruyan devlet liderleri. Avrupa, Ameika ve Nato tarafından Savaşın Türkiye ve Rusya arasında olması mı isteniyor?.. Türkiye bu savaşın içine itilmeğe mi çalışılıyor?.. Anlaşmazlıkları nasıl durduracaklarını önümüzdeki günlerde göreceğiz.
Sıcak denizlere inerek gezinen, Hazar'dan vuran  Ruslar, neler yapabileceklerini rakipleri Amerika, İngiltere, Avrupa ve Çin’e göstermeğe çalışıyor. Tarih yeniden tekerrür ederek İsrail'i, Rusya ile Askeri görüşmeler yapmağa itiyor. Rusya İsrail ile neleri görüşüyor? Çin de aynı şekilde denizlerde yığınak yapmaktadır. Sıcak denizler kaynama noktasına gelirken Suriye, Rusya ve Türkiye’nin krizine sebep olmuştur.
Nato Türkiye’yi tutar mı? Rusya Türkiye’yi karşısına alabilir mi? Tarih bunun ilginç örnekleri ile doludur. Rusya için de durum aynıdır. Donkişotluğa bilmem gerek var mı?.. Yoksa riske girerek hayat ile kumar oynamak mı gerekir? Hiç bir risk olmadan da bir şey kazanmak mümkün olmayacağına göre restleşmeler, çekişmeler ve ipin ucu nerede, nasıl kopacak?!.
Bütün bunlar olurken Putin yıllardır Rusya’nın hayal ettiği sıcak sulara inmiş ve Osmanlı İmparatorluğu için daha önce Rusya’nın söylediği: “Hasta Adam” yakıştırması bugün ise Türkiye için Putin tarafından: “Ortam Uygun”  sözü ile dile getirilmiştir. İngiltere, Amerika, İsrail ve Avrupa ile de konuşan Rusya sınırlarımızı iki kez ihlal etmiş. Elçilik telefon ile aranarak bu ihlâl kınanmış; fakat ihlâl üçüncü kez gerçekleşmiştir.
Ülkeler ile isteyerek yan yana gelinmez. Komşu olunmaz. Tarihin bir cilvesi olarak ülke toprakları ve sınırlar yan yana olabilir. Biz Rusya ile hem tarihi hem coğrafî olarak sınır komşusuyuz. İyi zamanlarımız da kötü zamanlarımız da olmuştur; fakat ebedî düşmanlıklar olmadığı gibi ebedî dostluklar da yoktur. Bu insanlar için olduğu gibi devletler için de böyledir... Siyasetçilerimiz bunu dikkate alarak hareket etmek zorundadırlar. Evimizi değil, bir kurumu değil bir Devleti yönettiğimizi fark edip riskleri, geleceği, sonuçlarını görmeli, hesap etmeli bu sonuçlara katlanabileceği, kaldırabileceği, ölçüde risk edilmelidir...
Ülke seçime giderken büyük bir bir fırsat yakalamıştır. Hem partiler hem de millet, bu seçim ve fırsatı çok iyi değerlendirilmelidir.
BEKÂ MESELESİ
“AKP salt çoğunluğu kaybettiği için seçime gittik.” Herkes hesabını verecek. Polisler kendilerini savunurlarken her şeyi bir bir ortaya dökeceklerdir.  Bugün gelinen noktada İktidar, sorumluluğu bürokratlara yıkma peşine düştü. Ankara ayakta. Valiler yüzüstü bırakıldı. Jandarma yüzüstü bırakıldı. Yargılanma endişesi bütün bürokratları sarmış durumda. Artık kimse kimseye güvenmiyor. Medyanın üstüne gitmek ve medya üzerinde baskı oluşturmak, sıkıntıların aşılmaz hale gelmiş olduğunun bir delilidir. Bu seçimlerde muhalefetin sesinin halka ulaşamamakta olduğu, çeşitli muhalif yetkililer tarafından dillendirilmektedir. Böyle bir seçim, demokratik değil, şaibeli olacaktır.
PKK’nın Amoson Kırsalı’nda Özel Harekatçıların gönderilmesi önleniyor. Bunu kim önlemiştir. Bunun izi sürülüp ortaya çıkarılmalıdır. Bugün gelinen noktada 150 vatan evladı şehit edilmiştir. 
Bugün de Ankara Ulus'taki patlamada ilk belirlemelere göre: seksen altı ölü ve yüz seksen altı yaralıdan bahsedilmektedir. Ülkemiz üzerinde büyük oyunlar sergilenmektedir. Terörü ve bunları yapan ve yaptıran vicdansızları; 
ŞİDDETLE KINIYORUM!..
Ankara Moskova krizi devam ediyor. Rusya bu defa da Hazar denizinden vurmaya başladı ki bu şu demektir. Buraların hakimiyeti bende… Esed’i devirmek isteyen Türkiye devre dışı kalmıştır. Özgür Suriye Ordusunun arkasında olan Türkiye susmaktadır. Türkiye’nin hiçbir yaptırım gücü olmadığı da böylece ortaya çıkmış gözüküyor.
İŞİD’in gelir kaynağı petroldür ve bundan on-on beş milyon dolar gelir elde etmektedir. Hem Amerika’nın hem de Rusya’nın bunu ele geçirme konusunda birliktelikleri vardır.
Nato askeri gelirse ne olur?Amerika ve Nato Türkiye’yi bu çıkmaza iteliyor... Türkiye Avrupa ve Amerika ilişkilerinde sıkışmış durumunda.Tek kullanacağı koz Nato’dur. Türkiye kendi eliyle kendini zor duruma getirmiştir. Avrupa Mülteci sıkıntısını bize gönderme demektedir.
Amerika:  “Biz o petrolü Rusya’ya yedirmeyiz.” diyor; Nato: “ Nato müttefiklerini korumaya hazırdır.” Diyor. Rusya'yı, DAEŞ ile mücadele etmeğe çağırdı. Anlaşılıyor ki ABD, Avrupa, Rusya ile konuşuyor. Anlaşıyor. Türkiye’yi de bu işin içine sokarak kendi amaçlarını gerçekleştirmek istemektedirler. Türkiye’ye de:  "Beni karıştırma, sen bak icabına!.." demektedir.  Amerika Afganistan, Irak gibi operasyonlara girdiği yerlerde hep hüsranla çıkmıştır. Bugün, Türkiye içeride uyguladıkları yanlış politikalarla, dışarıda da uyguladıkları aynı yanlışlıktadır. Bu da onu çıkmaza sokmaktadır. AKP içeriden yıkılıyor. Ali BABACAN: “Partinizin adına AK deyip de şeffaflık ve yolsuzluklar hakkında belli bir duruş ortaya koyamazsanız bekâ meselesi haline gelir.”
CHP ve MHP asgari ücret için Türkiye’de kaynak olduğunu gösterdi ve halkın gözüne girdi. Halk bunlara inandı. Arınç bile:  “Biz sadece İsrafları önlesek, sizden vergi almamıza gerek kalmaz.” Dedi. Dünyada kendi vatandaşından en yüksek vergi alan ülkelerin başında Türkiye'nin olduğu söyleniyor.
DİJİTÜRK basına sansür uygulayarak birçok kanalı birden durduruyor.
Ülke seçime giderken büyük bir fırsat yakalamıştır. Hem partiler hem de millet, bu seçim ve fırsatı çok iyi değerlendirilmelidir. (Ankara/Cumartesi, 10 Ekim 2015)

8 Eylül 2015 Salı

GÜNÜN YAZISI: "DAVA İÇİN AND İÇTİK" Abdullah Çağrı ELGÜN

DAVA İÇİN AND İÇTİK         
                      Abdullah Çağrı ELGÜN
Teröristler, Ağrı’da Suveren Karakolu ve Şırnak’ta Polis Karakolu’na Roketatarlar ve  “Likit” yüklü tankerlerle saldırıyor, kaçarken de boş durmuyor; bomba yüklü araçları karakola sürüyorlar. Yollarda Otuz adet iş makinesi yakılıyor.
Mardin, Hakkari, Van, Batman, Diyarbakır’da sokaklar dehşet saçarken,“Mardin, Batman, Diyarbakır’da açılmış petrol kuyuları” dökülen betonlarla kapatılıyor. Petrolün, benzinin ucuzlaması istenmiyor mu? Terör dolayısı ile Keban Barajından daha büyük, yirmi baraj inşaatı süikast girişimleri ile karşı karşıya olup, güvenlikleri risk altındadır…
Çözüm Süreci Koordinasyon Toplantısı
“PKK 2013’ten sonra gücüne güç kattı.” diye bizzat, “Çözüm Süreci Koordinasyon Toplantısı”na katılan Beşir ATALAY, başbakan sayın DAVUTOĞLU, ve Başbakan Yardımcısı ARINÇ haykırıyor. “Silahlar susturulmadı.” diyorlar. Başbakan Yardımcısı ARINÇ: “Biz Güvenlik Güçlerine müdahale etmeme emri verdik.” diyor.
Elinde silahı ile maskeli teröristleri,   ilgililer görmemezlikten geldi.Yetkilileri umursanmayan teröristler, askerimizi, polisimizi, doktorumuzu, öğretmenimizi kurşunlamaya başladılar. Buraya kadar gelinen noktada, terör için tedbiri elden bırakanlar, “Çözüm Süreci” politikaları ile teröriste Terörist Diyemeyenler”in hepsi, bugün gelinecek noktayı hesap dahi etmemişlerdi…
Şehit ailelerinin acısı ve infialinden dolayı, şehit yakınlarının suçlanması anlamsız oluyor. Ne de olsa acı içindedirler; ve büyük şuur kaybı yaşıyorlar… Hakaretten tutuklanmaları insafa sığmaz… Bu tür olaylar için milletten “Özür Dilemek” gerekirken tutuklanmaları akla mantığa sığmaz… “Biz sizlerin evlatlarınızı koruyamadık, onu yaşatamadık, bizi affedin…” demeleri beklenilen yetkililer: ağlayanlara, bağırıp çağıranlara “Ölülerinize ağlamayın!.. Bağırıp çağırmayın, konuşmayın! Hatta sessiz kalmanız, susmanız, çok daha hayırlıdır.” demek ve şehit yakınlarının  hapsedilmesi, haklarında soruşturma açılması, hangi insafla bağdaşır?..
İmralı, Olso, Dolmabahçe, Kandil
Mevcut hükümet on dört yıldır, tek başına iktidardadır... Terör ve anarşi dindi mi? İmralı, Olso, Dolmabahçe, Kandilde terörist veya uzantılarıyla, Devlet Yöneticilerinin bunca görüşmelere rağmen,  elle tutulup gözle görülen bir çözümüm olmadığı apaçık ortadadır.
İŞİT’e gönderildiği iddia edilen silahların yakalanması üzerine, bu tırlar ile ilgili konuşan sayın Başbakan ve sayın Erdoğan’ sorulduğunda: “İnsanî yardım yapılıyor.” denilmişti. İnsanî yardım olmadıklarını “Cumhuriyet ve Bugün Gazeteleri” dün ortaya çıkardı. O zaman kim yalan söylüyor?..
Bir Bakan: 10 Ağustos’ta başkan seçilebilseydi, bu terör olmazdı.” diyor. Her şey bir bakıma “başkanlığın gerçekleşmemesine” bağlamağa çalışılıyor. Bu terörün hortlaması ve birden bire ortaya çıkması, AKP’nin tek başına iktidara gelememesine bağlanıyor. Buna kim veya kimler inanacak? AKP zaten on dört yıldır iktidarda ve devleti tek başına o yönetiyor. Bir kusur var ise bu işi yıllardır düzeltememiş, kusurlu yapmış olduğu en yetkili ağızlarca da yanılgıları ortaya konulan yetki sahipleri olmalıdır.
7 Haziran sonrası bir tuhaf olaylar sarmalında boğuluyoruz. Ne kazanan muhalefet ne de kaybeden iktidar, ihtiraslarından vazgeçmek, ödün vermek istemiyor. Bu arada terör vatan evlatlarını vurdukça vururken, her türdeki yağmayı, etrafa korku salmayı, yol kesmeyi, vergi toplamayıbarajları kundaklamayı, iş makinelerini yakmayı, sürdürüyor.
İktidarda olanlar ise “Beğenmedim! Olmadı! 420 Vekil İstiyorum. 400 Vekil istiyorum!. Tek başına iktidar istiyorum.” , “Tek Yol Seçim!”  denilerek, seçim” işaret ediliyor;  ve bütün senaryolar oynanarak nihayet, seçime gidiyor.  Birbirleri ile yan yana gelemeyen CHP, MHP, HDP ne yapıyor?..  Seçim sonrası ne olacak?.. Seçimde kaybeden veya kazanan partiler mi devlet, millet mi olacağı belli olacak?
SAVAŞIN GETİRDİĞİ GÖÇLER
Suriye’de Irak’ta yaşananlar, yeni göç yolları oluşturdu. Üç ay süren yolculuk sonrası göçmenler, Avrupa’ya bin bir meşakkat içinde ulaşıyorlar. Bunlar, Sırbistan’da on beş gün bekliyorlar. Oradan da Avrupa’nın bir çok yerlerine geçiyorlar.
Bu göçmenlerden Türkiye’de iki milyon sığınmacı var. Avrupa’da 100 bin.
Iraktan 3.6 milyon, Suriye’den 7.3 milyon sığınmacı yerlerinden ayrılmış olduğu haberler arasında yer alıyor…
YÜZDE ATMIŞLIK BLOK
CHP Başkanının ikide bir dillendirdiği yüzde atmışlık blok, gerçekte var olduğunu, kendisi karşısında AKP’nin yetersiz kaldığını ortaya koydu.  Zaten olay ve durumlarını önceden sezen   AKP, bugünkü hali ve veya koalisyon ile bir yol alamayacağını gördüğünden, asla koalisyona yanaşmadı… İlle de  “Tek başına iktidar” dedi..  Eğer bunlardan biri ile koalisyona girmiş olsaydı başına nelerin gelebileceğini biliyordu…
CHP, MHP, HDP nin “Geçici Hükümet”in Yemin Töreninde ortaya koyduğu iradeyi başlangıçta gösterebilselerdi AKP Meclis Başkanı’nı alamayacak, Geçici Hükümeti kendi başkanlığında kuramayacak, MHP’den TÜRKEŞ’i transfer edemeyecek, HDP vekillerine bakanlık kısmet olmayacak; veya bekli de bu güne gelinmeyecekti. Belki de iktidar bütün bunlara rağmen yine de iktidar insiyatifini elden bırakmayacak bugünkü gibi veya daha değişik kaoslarla karşı karşıya kalacaktık.
AKP’nin  neden seçim istediğini, Geçici Hükümet’in “Yemin Töreninde”  ortaya çıkan olaylar gösterdi… Bu durumların sorumluları kim?... HDP li vekilleri Meclise taşıyan önce CHP, sonra da yani bugün de HDP’yi Meclise taşıyan AKP’dir. Dağdan inin siyaset yapın, Meclise girin denildi… Adamlar girdiler… Ne oldu?!.. Koca bir “HİÇ!..” HDP siyaset yapmak istemiyor... Bunları TBMM’e taşıyanlar bilmeliler ki: Hiçbir vakit yılanla kucak kucağa uyunmaz…”
Şimdi AKP tek başına iktidar için hâlâ “İTTİFAK” arayışını sürdürerek çeşitli partileri yanına toplamağa çalışıyor. Niçin? Halka inanmıyor, ona güvenmiyor. İlle de beni TEK BAŞIMA İKTİDAR YAP!..YAPACAKSIN!.. “400 Millet vekili ile getireceksin!” deyip dayatıyor… Olacak mı seçim olursa, iki ay sonra göreceğiz.
Dört yüz’ü verin bu iş huzur içinde çözülsün.
AKP tek başına gelseydi kaos olmazdı.
Terör örgütlerinin yaptığı faaliyetlere güvenlik güçlerimize  müdahale etmeme kararı verdik.
Terör örgütü iş makinalarını yakıyor, fabrikaları kundaklıyor, okulları camileri içindekilerle birlikte yakıyor. Yol kesiyor, Kamyonları, Yolcu otobüstlerini boşaltıp ateşe veriyor, vergi topluyor, özerklik ilan ediyor, asker topluyor…
Şimdi dahil, on dört yıldır iktidar olanlar nerede? Ne yapıyorlar?
Şehit babası: “Konuşacak çok şeyler var; fakat beyler rahatsız oluyorlar.” diyor.
Şehit yakınları tutuklanıyor, hakkında soruşturma açılıyor.
Millet şehit cenazelerinde ağlamağa korkar oldu.
Çocuğu ölmüş, şehit olmuş ailelere: “Ne mutlu bu ailelere!” deniliyor.
TEK başına iktidar, bugün de etkisiz ve yetkisiz bakanlar ile ülkeyi yönetiyor.
Şimdi gücü elinde bulunduranlar, hasımlarının hepsine: “Vatan haini bölücüler, Teröristler, Paralelciler, Provakatörler, Terör Örgütü,” gibi damgalar yapıştırıyor… Tam yetkili kim? İktidar kimin elinde?.. Bu insanlar niçin ölüyor? Siz ona bakın; ve bu ölümleri durdurun; çünkü : Bir insanı kurtarmak bütün insanlığı kurtarmaktır. Bir insanı öldürmekse bütün insanları öldürmek gibidir…”
MHP’nin DURUMU
MHP idealist, “Ü K Ü C Ü” bir partidir. Bu parti, bir ülkünün, büyük bir davanın hayal veya hayal ötesi bir Mefkûrenin, Kızılelma’nın hedefine ulaşmak, için teşkilatlanmış, organize olmuş topluluğu, yolu, aracı, partisidir.  Bu partide sadece bu amacı taşıyan, bu ideallere gönül vermiş, bu idealin, ülkünün, Kızılelma’nın ocağında pişmiş, korlarında kavrulmuş, bu ülkü ile hem hal olup hamurlanmış, idealist ülkü adamlarının yeridir… Bu idealist kadronun, giderek bütünlenen, birleşen, tek yürek tek bilek tek yumruk olarak, büyük bir güç oluşturduğu büyük bütünlüktür…
Bu ideali taşıyanlar arasında sadece yarış vardır ve en iyi olan en önde olacaktır. Çekişme, kavga, kıskançlık bu davanın adamları içinde barınamaz... Asla yer bulamaz… En iyiler ve en başarılılar asındaki yarış da her zaman, bir seviye ve izan içerisindeki anlayışla, sonsuz sevgi, sonsuz sabır ve sonsuz hoşgörü ile yürütülür. “Kol kırılır yen içinde” prensibi ile devam edip sonsuza kadar gider.
ÇİLEKEŞ HAYATLAR VE ŞÖHRETİN ESİRİ OLANLAR!...
Çilekeş, hayatlarını bu ideale sebil etmiş, hiçbir makam, mevki, şan ve şöhretin esiri olmadan, emek harcamış kadroları, görmemezden gelip dışlayarak; kadrosuna dışarıdan  yabancı eleman alması, doğru olabilir mi?.. Yıllar yılı bu ocakta pişmiş, yetişmiş, bu ideale gönül vererek bu yolda saçlarını ağartmış, çalışmış, didinmiş, bu uğurda hayatını harman etmiş ülkü erleri, ekonomist, iktisatçı, eğitimci, siyasetçi, inşaatçı, doktor, emniyetçi, subay …vb. gibi başarılı, başarılarına başarı katmış, toplumun önüne çıkmış,  bütün bir toplum tarafından iş ve icraatları kabul görmüş dava adamı, ülkü adamları ALP ERENLER var iken, yerlerine hiç bir kıyım, zorluk ve bu uğurda hapislerde yatarak işkenceye maruz kalmamış, dava ile yakından uzaktan ilgisi olmamış MİRAS KONDULARA bal çanağından bir parmak bal taddırılması aşamasında yer verilmesi, davaya, bu davanın çilekeş mensuplarının haklarının gaspına, emek ve meşakkatli yıllarına ihanet olmaz mı?..
Dışarıdan yapılan eklemeler, bu davanın babadan oğla, oğuldan toruna, torundan yeni kuşaklara akıp giden Kızılelma Davasını omuzlayanlarına, kurşun sıkmaktan daha ağır bir zulüm,  “Dostun bir tek gülü öldürür beni”, “Yiğidi kılıç kesmez, bir kötü söz öldürür.” misâli gibi işkence ve dahi itibarsız ölümdür 
Dava adamlarının davaya zararları, parti disipline aykırı hareketleri, “Ben”liklerinin ön plana çıkması, şahsi menfaatler gibi durumlarda gerekenin yapılması yerinde elzem ve hepsinden önemlisi bir mecburiyettir. Eğer bunlar olmazsa, ÜLKÜLER doğrultusunda yol alınması mümkün olmaz; f a k a t:  “Biz partili değil, dava arkadaşıyız!..  Dava alınmaz, satılmaz!..” “Kaç paraya satıldın?..” diyen, diyenler, her kim olursa olsun,   Söyledikleri ile uyguladıkları farklı, olursa “Dava Adamı” olmak vasfından uzaklaşmış; ve davanın gereklerini yerine getirmemiş olması hesabiyle, söz ve eylemlerinin, hiç değeri olmaz, “YOK!..” demektir.
Bu durum, Ziya Paşa’nın:
“Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz;
Şahsın görülür rütbe-i aklı eserinde…” 
sözü ile sabittir…
Aynı meslekte çevresinde, şehrinde, ülkesinde hatta dünyaca, yaptıkları hizmetler, eserleri, bilgi, deney ve tecrübeleri değer bulmuş, kabul görmüş  ülkücülerden binlercesi varken; her seferinde dışarıdan, başka partilerden, gel git yapmış bukalemunlardan, sansarlardan, tilkilerden, para babalarından, bu partinin kadrolarına aktarma yapmak “Dava Arkadaşlığı” ile ÜLKÜCÜLÜK ile nasıl bağdaşır?!..  Ülkücü, yetişmiş, Alperen çilekeşlerin emek ve haklarının gaspı, olmayacak mı?..
Bütün bunlara rağmen MHP li ÜLKÜCÜLER, yılmadan, yorulmadan, küsmeden, gönül kırıklığı olmadan, davalarından asla taviz vermeden, bu bayrağı nesillerden nesillere taşıyarak koşmaya, koşturmaya kararlıdır; ve bu davanın başarısı için AND içmişlerdir…

29 Ağustos 2015 Cumartesi

GÜNÜN YAZISI: "BEN YAPTIM, SUÇLU BENİM" Abdullah Çağrı ELGÜN

BEN YAPTIM, SUÇLU BENİM
                                                        Abdullah Çağrı ELGÜN
Teröristler insanlarımızı, civan gibi yiğit evlatlarımızı halkımızın ocak umudu askerlerimizi haince arkalarından vuruyor; pusu kurarak, haince tuzaklarla gafil avlıyorlar. Ortalık kan gölü, millet perişan. Vatandaş çocuklarının böylesi sebepsiz ölümlerine haykırırken, muktedir, daha fazla iktidarını yürütmek için vatandaşa giderek bana tekrar yetki ver diye oy istiyor.
Bir dönem Rahmetli Demirel: “İLKSAN ile ilgili, bir arsa için:
“Verdimse ben verdim kime ne?” demişti.
Şimdi gücü ele geçiren, her vatan ve millet sevdasından uzak, sorumsuz, kim olursa olsun benzerini yapıyor. Sorgu ve suale bile tahammül göstermeksizin:
“Ben yaparım! Yaptımsa ben yaptım kime ne?!.” diyerek halkı ve onun menfaatlerini hiçe sayıyor… Geçmişte bir devlet-i âlinin başında bulunanların söylediği gibi saltanat koltuklarının üzerinde balkonlardan çıkıp, aş, ekmek, iş ve huzurun yokluğu sebebiyle isyan ederek, nümayiş gösteren halka:“Ekmek yoksa pasta yesinler!..  İş yoksa dilensinler!...” demeye getiriyorlar.
Ülke adı bilinmeyen bir savaşla kardeş kardeşi katlederken, kesin bir çözüm üretilemiyor. Olayları çözeceğini söyleyenler on dört (14) yıldır iktidarı elinde bulundurmalarına rağmen, insanlarımızdan, çevreden, dış güçlerden ve nihayet muhalefetten dert yanıyor, sorunun kaynağı olarak muhalefeti gösteriyor…
İktidarda olanların her türdeki gücü elinde bulunduranların, tam yetki kendilerinde olmasına rağmen, daha büyük yetkiler ve tam bir otorite istiyorlar… On dört (14) yılda bu problemi çözememiş olanların bana biraz daha zaman ver demesi abestir… Şikâyet etmeğe hiç hakları yoktur. Halk onları büyük bir çoğunluk ile iktidar yapmış ülkedeki her iki kişiden biri kendilerine oy vererek her türdeki yetkiyi vermiştir. Tekrar, tekrar muhataplara başvurup: “Olmadı! Yanlış yaptım. Bana biraz daha yetki verin.” Demek anlamsızdır.  Bugün sizlere verilmiş yetki ile ülkenin ne hale geldiğini görmek için Basın yayını seyretmek, Doğu ve Güneydoğu bölgesine görmek yeterlidir. Tabii bu kurtarılmış bölgelere gidebilirseniz…
Sonra yeni bir algı yaratmak ve bunu halkın beyninde yerleştirmek için de: “Türkiye’de yönetim sistemi fiili olarak değişmiştir.” Diyorlar.  Halk böyle bir yetkiyi bilerek ve isteyerek kimseye vermemiştir. Verdiği yetki  % 52 oy ile Cumhurbaşkanlığı makamının yetkileridir.
AKP BÖLÜNÜYOR MU?
Birinci üç dönemlikler.  Saraya bağlı ikinci üç dönemlikler.(Abdullah GÜL, çağırılarak seçime onun başkanlığında gitmek istiyorlar.) Üçüncü grupta, Davutoğlu’nun Başbakanlıkta kalmasını isteyen grup.  Hangi grubun isteği gerçekleşecek, kimler ne şekilde başarılı olacak. Seçim sonrası AKP tamamen yok olup gidecek mi, tek başına iktidara mı gelerek başarılı olacak hep birlikte göreceğiz...
Sn Erdoğan: “Bir günlüğüne dahi olsa iktidar bırakılamaz.” Dedi. 7 Haziran 2015 Seçimler sonrasında hükümetten ne istifa geldi ne de:  “Seçim kaybettik. Teammüller gereği, yeni hükümetin kurulması için hükümetin istifasını Cumurbaşkanına sunuyoruz…” Gibi bir ses duymadık. Eski Hükümeti sanki hiç seçim yapılmamış ve tek başına iktidar kazanılmış gibi, istifa etmeksizin hükümet icraatlarını yürüttü. Muhalefete rağmen kanun yaptı, bürokrat tayin etti. Görevini aralıksız sürdürdü…Sürdürmeğe devam ederek seçim hükümetinin bakanlarını da kendileri belirliyorlar… Ne âla!.. Muhalefetten yine “Çıt!” yok…
Muhalefete koalisyon teklif ettik, “Hayır!  Hayır!  Hayır!..” aldık diyorlar.
Muhalefetin sözlerine göre:
Meğer adamlara teklif dahi etmemişler…
“MHP’yi BİTİRİN”
MHP’den çekinen iktidar, en yetkili ağızdan:” “MHP’yi bitirin.” Talimatı üzerine eski ve yeni kasetler tekrar tekrar izleniyor.  Yeni oyunlar için senaryolar hazırlanıyor. Tabii MHP bitmeli ve barajın altına itilerek sahneden çekilmeli ki AKP’nin önünde hiçbir engel ve alternatif kalmamalı. CHP muhalefet için yeterli, hatta hiçbir parti olmasa daha iyi olacak; ama ne yapalım hiç olmazsa bir muhalefet de olsun artık. Zaten HDP bir parti değil. Onun işi çok kolay hepsini terörist ilan edip tutuklarız olur biter.
Bütün bunlar için yeni bir strateji olarak borçtan kıvranan vatandaşlar gibi, Liderlerle problemi olan, maddî ve manevi sıkıntıda olup sarmalda bulunan vekiller tespit edilsin. Onlara birer mektupla bakanlıklar bildirilsin. Şana da şöhrete de paraya da herkesin ihtiyacı olduğu malum. Bunlar yerlerinden ayartılır ve iyi bir anlaşma sağlanırsa AKP, HDP ile tek başına kalmaz… İmajı değiştirebiliriz.
Teşkilatlardan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Şevkat ÇETİN soruyor Türkeş’in oğlu Tuğrul’a:
“Kaç paraya satıldın?..” 
MHP Tuğrul TÜRKEŞ’in ayrılması ile biter mi? Elbette Hayır!.. Tuğrul Türkeş daha önce de Devlet BAHÇELİ’ye rakip oldu. Sonra partiden ayrılıp Aydınlık TürkiyePartisi'ni (ATP) kurdu. Olmadı, DYP ile koalisyona gidip Kayseri’den aday oldu. Olmadı. Partisini dağıtıp MHP’ye dönüş yaptı… Şimdi de AKP’nin kurduğu koalisyona yöneldi. Tuğrul bunu hep yapar; ama MHP yerinde ve dimdik ayakta kalır…
BEN YAPTIM,
SUÇLU BENİM!..
 “Çözüm Süreci”ni ben başlattım”; ama ben çözemedim.
Askeri çatışmasız bir ortamdan uzak tutarak PKK, KCK, PYD, İŞİD,’in örgütlenmesini ben sağladım.
Ben yaptım…
Suçlu benim!...
Kürt siyasi hareketinin Doğu’daki çeşitli il ve bölgelerde özerklik ilanına anayasa ve halkımızın arzusuna  aykırı olarak ben izin verdim.
Dolmabahçe Sarayı’da PKK denilen Terör Örgütü ile ben bir araya geldim. Ben anlaştım.
Silahlı kuvvetlerin, Emniyetin, sokaklardan çekilmesi sebebiyle şimdi asvaltlanmış yollara ve bilinmeyen birçok yerlere teröristlerin, serbestçe döşedikleri mayınları, güvenlik güçleri geçerken patlatan tefeciler ile cep telefonları ve daha garantili bir şekilde patlatmak için kabloları tutuşturan ve bugün nereye döşendikleri asla tespit edilemeyen mayınları döşetilmesini ben sağladım,
Ben yaptım…
Suçlu benim!...
Olso’da, İmralı’da, Kandil’de, Dolmabahçe’de, teröristlerle pazarlığı, mutabakatı ben sağladım.
Askerlerimiz, Polislerimiz ve Korucularımız, bil cümle hepsi çözüm süreci boyunca: “Teröristlere  “ Terörist denilmeyecek ve silah sıkılmayacak, tam bir çatışmasızlık ortamı olacaktır.” Diyen emri Bütün Valilere  ben gönderdim…
Ben yaptım…
Suçlu benim!...
Asker bir şey yapamıyor… Teröristler karargahımıza girip askerlerimiz ile dalga geçip, bayrağımızı indiriyor. Askerlerimiz talimat gereği bulundukları yerden kahrolarak teröristlerin gözlerinin içine baka baka onların geçişini seyrediyorlar…
Askerlerimiz halka silah sıkmıyor, operasyonlar son günlerde durdurulmuş, büyük zaiaytlar var, operasyon yok. Siyaseten bir şeyler elde etme gayretinde olanlar APO’yu hâlâ öven sözler söylendiğini medya yazıyor. Asker, Polis, Teröristler ile karşı karşıya gelmiyor; fakat teröristlerin keskin nişancıları SÜİKAST SİLAHLARI ile korucularımızı, askerlerimizi anlından vurarak avlıyorlar… Bütün bu olanlara tam yetkili ve etkili olarak on dört (14) yıldır iktidarda olan ben, müsaade ediyorum…
Ben yaptım…
Suçlu benim!..
Yerel yönetimlerin özerklik ilan etmesini, federetif devlet yapısını oluşturan benim… Bunlar hakkında hiçbir şey yapmayarak, bunların devlete ait her türdeki karakolu, lojmanı, karargahı, okulu içindekiler ile birlikte yakabilmeye cüret etmesine fırsat, imkan ve izni benverdim… 
Biz “Çözüm Süreci”ni konuşurken, İl ve ilçelerimizde karargâh kuran teröristlerin buraları silah deposu haline getirmesini MİT’ile güvenlik güçleri ile ben izledim, ben müsaade ettim…
Ben yaptım… 
Suçlu benim!.. (Ankara, 
Cuma, 29 Ağustos 2015)

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Milletin Sizlere Verdiği Yetkiyi Kullanın ve Bu Kirli Oyunu Bozun!., Abdullah Çağrı ELGÜN

MİLLETİN SİZLERE VERDİĞİ YETKİYİ KULLANIN!..
                                                        Abdullah Çağrı ELGÜN
7 Haziran seçimleri sonrasında, Deniz BAYKAL’ın Meclis Başkanı seçilmesi ve sonrasında CHP’den koparacağı Millet Vekilleri ile AKP-BAYKAL HÜKÜMETİ’nin kurulmasının istendiğinden, daha o günlerde yazdığımız bir makale ile bahsetmiştik. Kurulması planlanan bu koalisyonu, büyük bir uzak görüşlülük ile kavrayan sayın Dr. Devlet BAHÇELİ, bugüne geldiğimizde nasıl bir zeka ile bu oyunu bozduğunu, daha oyun başlamadan ters yüz etmiş, olduğunu göstermiştir.
Gelinen noktada sn. Dr. Devlet BAHÇELİ CHP, MHP ortak adayı Sn. Ekmelettin İHSANOĞLU’nu Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdi. Bu oyunu kavrayamayan CHP lideri, Sn.Deniz BAYKAL’ı aday olarak göstererek “ortak adayın” Cumhurbaşkanı olmasını engelledi.  Bunun üzerine oynanan oyunlar ve kurulması düşünülen koalisyonlar ve AKP’nin blöflerini göremeyerek, oyalanan ve vakit kaybeden CHP, seçim öncesi tamamen karşı olduğu ve bir çok tavizler de vererek koalisyon kurmak için gittiği Davutoğlu’nun söylemlerine kanmış; fakat koalisyon teklifi dahi yapılmadan geri döndürülmüştü.
Halkın % 60 lık blok olarak gördüğü ve iktidarı, muhalefet karşısında yenilgiye uğratarak AKP’yi tek başına iktidardan aldığı halde; AKP’nin iktidar olma, iktidarda kalma arzusu, hırs ve hatta ihtirası, millete rağmen devam etmiştir. Hükümet edenlerin  İktidardan bir dakikalığına da olsa vazgeçmeye niyetleri yoktur… Üstelik, son gelinen noktada:   “İster kabul edilsin, ister kabul edilmesin, yönetim sistemi değişmiştir.” denilerek Başkanlık sistemine geçildiğini, ilan etmiştir. Tabii PKK’da doğuda yerel yönetimlerinin bağımsızlığını ilan etmiştir.
Rejim değiştirmek, bir anayasal süreçtir. Böyle bir süreç yaşanmadan yönetim, değişti demek nasıl bir iştir anlaşılamamıştır… Eğer böyle bir şey olacak ise buyurunuz SEÇİMSANDIĞI yaklaşmıştır. Pusulaların arasına bir de bu tercihi koyarsınız “Başkanlık Sistemini” de bu seçimde birlikte oylattırırsınız. Eğer halk buna oy verir, %60 “Evet!” der ise “Başkanlık Sistemine” geçmiş oluruz… Sıkıntı da ortadan kalkar… Böyle olmayacaksa, gereksiz dayatmalardan vazgeçip normalleşme yolunda adımlarımıza kuvvet verelim.
Bugün AKP diye bir parti yoktur.  Kalmamıştır; çünkü AKP-CHP’nin kuracağı  koalisyonunu bütün iş adamları, ortak akıl istediği halde Davutoğlu gerçekleştirememiştir… CHP ve MHP’ye giden AKP, koalisyon kurmak için bir gayret sarfetmiş; fakat vesayet sebebiyle bu konuda eli kolu bağlı kalmıştır. Kırk gününü oyalama taktiği ve oyun içinde oyun ile oyalayarak geçiren AKP, parti olarak sahnede yoktur, sahneden çekilmiştir. Bu hali ile bir siyasi kuruluş AKP’den söz etmek mümkün değildir. Bütün AKP’liler de bunu görmektedir. Hatta Basındaki haberlere göre Sn. Davutoğlu’nun muhalefet partilerine, uzun uzun görüşmeler esnasında, terör hakkında bilgi verdiği, kendi görüşlerini anlattığı; fakat koalisyon yapmayı teklif dahi etmediği aktarılmaktadır.
BU OYUN DA BOZULACAKTIR
Hükümeti kuramayarak değil, bilerek ve isteyerek hükümet kurma alternatiflerini bitiren, hükümeti kurdurtmayarak, her türlü riski göze alarak, tek başına iktidar olmak için yeniden seçime giden hükümet, bu konuda başarılı olamayacaktır.
Sebebi şudur ki: Üç yıldır devam eden ve uğrunda bugüne kadar 50.000 masum vatandaşımızın canını alan terör duracak;  halk savaşsız bir ortamda huzur ve sukûn bulacak; bayraklar indirilmeyecek; yollar kesilerek yolcular öldürülüp, arabalar ateşe verilmeyecek; okullar içindeki öğrencileri ile birlikte, camiler ibadet edenler ile birlikte  yakılmayacak; iş yerleri, fabrikalar ateşe verilmeyecek; yerel yönetimler ilan edilmeyecek; öğretmen, doktor, hemşire, asker, polis dağa kaçırılmayacak, devletin görevlileri çarşıda, pazarda, evinde, ensesine kurşun sıkılarak öldürülmeyecek; bazı esnaf ve  iş yeri sahipleri devletten para almak amacıyla PKK’ya gelin benim iş yerimi yakın diye yalvarmayacaktı… Bunu gerçekleştirecek olan ve dağdan inip Meclise giren koalisyonun muhataplarına koalisyon için çağrı dahi yapılmadı… Peki bunlar ile yapılmıyorsa, bu konuyu kimin ile görüşeceksiniz, görüşüyorsunuz?!..
Vatandaş bu oyunu da görüp bu oyunu da bozacaktır. Sizin gördüğünüzü vatandaşın göremediğini sanarak yanılgıya düşmek, vatandaşı hiçe saymak, halkı hafife almak, onu es geçmek mümkün değildir. Bunu, yeni seçim sonrasında da göreceğiz…
İktidar muhataplarına: "Dağdan inin, siyasete girin." Çözüm süreci sona ermiştir, Çözümü buzdolabına kaldırdık.”, diyerek onların % 10 barajını geçerek seksen(80) Millet Vekili çıkararak Meclise girmesine yol veren, geçmişte CHP, şimdi de AKP olmuştur.  İkisi de aynı ölçüde veballidir… Kiminle neyi çözüyorsunuz? Şimdi niçin çözmüyorsunuz?!.. Şimdi onlar söylenenleri dinledi gereğini yaptı… Siz neden yapmıyorsunuz?!.
Sn. Devlet BAHÇELİ’nin öne sürdüğü AKP, HDP koalisyonunun  gerçekleşerek halkın dertlerinin bitirileceği, olmaz ise AKP-HDP, daha olmadı, AKP,CHP,HDP koalisyonunun mümkün ve de uyumlu olacağını, MHP’nin de memnuniyetle Muhalefette kalabileceğini belirtmesine rağmen, AKP tek başına iktidar hırsı sebebiyle, bu koalisyonları denememiş hatta HDP’ye dağdan inin siyasete girin demesine rağmen koalisyonu HDP’ye teklif dahi etmemiştir… Halkın seçtiği ve büyük bir teveccüh göstererek Meclise taşıdığı bu partiyi partileştiren, siyasete girmelerine yol açan, dağdan indiren  odur. Arınç bunu itiraf etmiştir…Eee!  Niçin ortak olamıyoruz?.. Ortaklık dahi teklif edemiyoruz?...
  Halbuki bu parti, terörü durduracak tek muhatap, Meclis’e kadar taşınmış tek meşru siyasî partidir. Meşru yolla  veya olmadan gelmiş olsa bile tek muhataptır.  Böyle olmak ile birlikte son günlerde sanki dağdaki PKK seçimi kazanmış gibi  HDP dışarıda kalmış, PKK, Kandil, bu partiden daha öne geçer olmuştur…
Peki ne oldu ki muhataplar ile iktidar arasında ipler gerildi?   7 Haziran sonrasında gereksiz söylemler çoğaldı: “PKK sizi tükürüğü ile boğar.”, “Herkes silahlansın.” , “Bizim ne olduğumuzu size göstereceğiz!..”  Tabii bunlar gereksiz anlamsız Vekillere yakışmayan sözlerdir… Meclis’e girerek söz sahibi olmuş ve dahi bu kadar halkın teveccühüne mashar olmuş iken bu sözler  “GEREKSİZ”, “BOŞ”  “BEYHUDE”  ve anlamsızdır… Ne istiyorsunuz? Ne yapıyorsunuz?!.. 
Türk ordusunun karşısında hangi gücün bir fonksiyonu olabilir? Tarih,  bu konunun açık olarak, bir değil, bir çok belgeleri ve örnekleri ile dolu olup denemek bile acı, ıstırap ve çok büyük kanın akması sebep olur. Kardeşin kardeşi yok etmesi demek olur ki bu düşmanlarımızın işine yarar. Kazanan kimse olmaz. Kaybeden bu ülke ve vatandaşı olur…
Önümüzdeki beş günde de yeni bir altarnatif belirmez ise seçim tek mecburi istikamet olduğu belirmiş olacak… Bu seçimde Başkanlık sitemi de halk tarafından oylansın, konu sonlandırılsın.
Koalisyon, koalisyonlar,  AKP için büyük risktir. “İntihar edecek hali yok!”  Sözü ile de teyit edilmiştir. 7 Haziran’da yazdığımız makalemiz, ve ”Deniz BAYKAL’ın manevrasına karşı, sayın  Dr. Devlet BAHÇELİ’nin yaptıkları MHP’nin doğru yolda olduğunu gösteriyor…
SONUÇ OLARAK:
AKP'nin hiç bir şekilde iktidarı bırakmak gibi niyeti yoktur; çünkü bırakacağı bakanlıklarında da  bu kadar yolsuzlukları ve kirli işleri çıkabileceği endişesini taşımaktadır. Bürokratlarını ise içten içe bir korku sarmıştır.  İktidardan çekilmeleri halinde, adalet önüne çıkarılacaklarını ve yapılan yanlışların hesabını veremeyeceklerini bilmektedirler. Bunun için iktidara sıkı sıkıya sarılmıştır. PKK, Yerel yönetimlerin bağımsızlığını ilan etmiştir. Acil ve köklü bir çözüme ihtiyaç vardır.
Türk ordusunun PKK’lı 5000 kişiyi öldürdüğü, “Çözüm Süreci”nin inşasında Obama’nın eli varlığı ve Ortadoğu’nun şekillenmesine el atacağı düşünülmelidir. Türk siyasi sisteminin çöktüğü ayan beyan ortadadır. Ülke Diktatörlük ve Bölünme arasındaki süreçte seçime doğru ilerliyor…
Muhalefet için,,  CHP, MHP ve HDP’nin birbirlerine  yakın söylemleri ile MHP’nin ileri sürdüğü şartlar: 17-24 Aralık, soruşturmasının yeniden yapılması; Dört bakanın yargılanması olayları,
"Çözüm Süreci" sona erdirilmesi, süreçleri ilgili partilerin muhataplarınca kabul edilmemiş bir koalisyon gerçekleştirilememiştir. Böyle bir durumda muhalefetin yan yana gelmesi ve ülkeye sahip çıkılması zaruri ve hatta bir mecburiyettir… Vekillere sesleniyoruz: İKTİDAR kaybetmiş, MUHALEFET kazanmıştır. Bu gerçeği görün, ve bu milletin sizlere verdiği yetkiyi  kullanın... (Ankara, Çarşamba, 19 Ağustos 2015)

14 Temmuz 2015 Salı

ORTADOĞU'DA HUZURA DOĞRU; Abdullah Çağrı ELGÜN

ORTA DOĞU'DA HUZURA DOĞRU
                      Abdullah Çağrı ELGÜN
Türkiye dünyanın en güçlü ordularından birine sahiptir. Böyle olmasına rağmen caydırıcılık gücünü kullanmakta yeteri kadar maharet gösterememektedir. Bu konuda çok başlılık mı yoksa alınacak kararlarda formalitelerin mi bağlayıcı olduğu belli değildir.
Yanı başımızda bulunan Irak, Mısır, Suriye, Ürdün, İran sınırlarında meydana gelen olaylarda çok atıl durumda kaldığı, gereken performansı gösteremediği herkes tarafından gözlemlenmektedir... Sınırlarımızdan teröristlerin serbestçe girip çıkmaları İŞİD'e katılan yerli ve yabancılar, ülke içinde cirit atan diğer devlet ajanları ve sınırlarımızda meydana gelen kaçakçılık olayları söylediklerimizi ispatı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yahudiler, İsrail'in ülküsü: Tevrat'ta vaad edilmiş topraklar olarak geçen Kenan Diyarı: Sion dağı, Dicle, Nil'den Fırat'a kadar uzanan bölgede, büyük İsrail devletini kurma  arzusudur.
Bunun geçekleştirilebilmesi için dünyada dağınık bir şekilde yaşayan İsrail oğulları, dünyanın bir çok yerlerinden akın akın gelerek Filistin topraklarına yerleştiler. İngilizler ve Amerika'nın desteğinde Filistin toprakları üzerinde İsrail devletini kurdular. Filistin topraklarını işgal etmekle kalmayıp sonraki yıllarda çeşitli bahanelerle Suriye'deki Golan tepelerini de işgal ettiler... Oldu bittiye getirilen bu durum, sonraki yıllarda hayal edilen Kenan diyarının yavaş yavaş ele geçirilmesi olarak düşünülebilir.
Bugün gelinen noktada Nil'den Fırat'a uzanan vaad edilmiş topraklarda hegemonya kurmak için Mısır, Libya, Suriye, Ürdün üzerinde bir çok oyunlar oynanarak ilgili devletleri devre dışı bırakmıştır. Suriye üzerinde yaşayan Araplar, Kürtler ve Türkmenler birbirleriyle savaştırılıp düşman edilirken, bir yandan da bu gurupların oluşturdukları, çeteler silahlandırılmış, terörist örgütlerin yörede gerçekleştirdikleri infial(İŞİD, PYD, PKK, DEAŞ...vb.), bu insanları yurt ve yuvalarından kovalayıp, atarak, açlığa, susuzluğa, fakirliğe; mafya ve insan tüccarlarının merhametine terk etmişlerdir...
Buralardan canlarını kurtarmak için kaçarak Mülteci durumuna düşen bu insanların halleri çok perişandır... Yöreden yaşarken, canlarını kurtarmak için kaçarak Türkiye'ye gelen Mülteci kardeşlerimiz, en çok da Fas,Tunus, Cezayir, Libya ve Türkiye'ye gelmekte, bazıları da buralardan Yunanistan, Almanya, Amerika ve Sahra altı Afrika'ya göçmen olarak gitmektedirler...
İngiltere, Amerika, Almanya ve İsrail desteğindeki PYD güçleri, Kuzey Suriye şeridinde, kanton bölgeler kurarak ilerlemektedir... Türkiye sınırından Akdeniz'e uzanan 500 kilometrelik uzunluğunda bir şerit oluşmuş olup; burada Büyük Kürdistan devletinin sınırları çizmiş ve haritaları çıkartılmıştır. Türkiye sınırlarında olan bu oldu bittilere bakıyor, görüyor, hiç bir şey yapmadan sadece seyrediyor. Bu durum ileride Türkiye'nin başını çok ağrıtacaktır.
SURİYE SINIRINDA İKİ ÖNEMLİ AKTÖR
Suriye sınırında iki önemli aktör: Amerika ve Rusya'dır. Amerika PYD örgütünü siyasi olarak havadan desteklemektedir. İŞİD örgütünden daha tehlikeli olan bu örgüt, dış güçlerin de desteğinde, girdikleri bölgelerdeki halka işkence, zulüm ve toplu ölümler gerçekleştirerek gözlerini korkutmakta oradaki insanları imha etmekte olup, yöre halkını göçe mecbur ederek Mülteci durumuna düşürmektedir. Türkiye'nin  geçmişindeki bu eski şehirlerinde yaşanmakta olan hadiselere seyirci olarak bakması yanlıştır... Bizim kan, din kültür kardeşliğimizin, akrabalığımızın bulunduğu bu meskun yer ve yörelerin elden çıkması, Türkiye'nin de geleceğini tehlikeye sokmaktadır...
Kısaca Amerika iç işlerimize de müdahale ile güneyimizde bir Kürt devleti kuruyor.  Kuruyor ise biz ya onu destekleyip kontrol altına almalıyız; veya ülkemize dahil etmeliyiz. Yapamıyor isek bu kurulan devleti bir daha teşebbüse mahal vermeyecek şekilde yıkmalıyız.
Türkiye'de yoksulluk da giderek yükseliyor. Şehirlerde açlık sınırı çok yüksek. Doğu ve Güneydoğuda sosyal yardım girdileri tamamen bitmiş, ekonomik sıkıntı hat safhaya ulaşmıştır.          
PKK, KDK birbirlerinden farklı değildir. Doğu vilayetlerimizde halkı huzura kavuşturmak mecburiyetindeyiz. Devleti güçsüzleştiren, sokak hakimiyetini terör örgütlerinin elinden alıp devletin güvenlik güçlerine teslim etmek gerekmektedir.
Buralarda ve ülke genelinde suç işleyenlerin ıslahı ve suça teşvikin önlenmesi için caydırıcı cezalar ve davaların çok kısa sürede sonuçlandırılması şarttır... Ayrıca bugüne kadar hapishanelerde yatanlar için de bir "GENEL AF" fa hepsinden çok ihtiyaç vardır.
Ülkedeki ve özellikle doğudaki terörün sebebi ekonomik ve sosyal güvence eksikliğidir.
Terörle beslenen doğuda esnaf ve tüccarlar devlet tarafından güvence altına alınmıştır. Bu sebeple dükkanları, mağazaları, fabrikaları sigortalıdır. Bunlardan birine teröristler tarafından yapılacak bir saldırı, yangın,, kundaklama olduğunda devlet bunların daha önceden fotoğraflanmış görüntülerine bakarak 35.000 dolar ile 45.bin dolar arasında güvence bedeli ödemektedir. Hak zaii durumunda bunu, kaymakamlar, jandarma komutanları, muhtarlar ile tesbit etmekte ve devlet eliyle ödemektedir. Ne yazık ki buradaki art niyetliler, devletten bu paraları alabilmek için teröristlere adeta yalvarmakta: "Bizim bakkalı ne zaman yakacaksınız?.." diye kundaklanma ve yakılma sırasına girmektedirler. Bu teröristler : "Dur bakalım sana sıra gelmedi. Gelecek haftayı bekle, öbür haftayı bekle." gibi sözler vermektedirler. İşte devletin parası doğuda buralarda çar çur edilmektedir. Ayrıca bu yakılan ve kundaklanan boş yerler aslında ne yazıktır ki yakıldı gibi gösterilen içi boşaltılmış dükkanlar , marketler ve benzerleri silahların ve mermilerin satıldığı, kaçak gayri ticari  yerlerdir.
Çözüm Sürecini bekleyen iki grup bulunmaktadır:
Birincisi: Kendilerini Türkiye'nin bir parçası olarak gören ve Türkiye'de entegre olarak yaşamak isteyen Kürtlerin...
İkinciside Türkiye'den toprak talep eden, toprak kopararak bir Kürt devleti kurmak isteyen siyasi gruptur. Bu her iki grubun da problemi kendi içinde ve makul ölçülerde ekonomik, sosyal güvence ve sosyal devlet ve gelir dağılımındaki denge ile sağlanacaktır.  
İşsizlerimize mutlaka bir iş verilmeli, iş verilemeyenlere de iş bulununcaya kadar sosyal güvenlik kurumu tarafından maaş verilerek, huzura yürünecektir.
Bütün vatandaşlarımız, Sosyal Güvenlik şemsiyesine altına alınacak, böylece hiç kimse iş, sosyal güvenlik kısaca geleceği konusunda bir endişe ve kaygı duymayacaktır. Terör, asayişsizlik ve fakirlik de bu yörede değil, ülkenin tamamında bitecektir.
Böyle bir ülkede vatandaşlarımızın her biri, kendilerinden ve geleceklerinden emin bir şekilde, hiç bir şeyden endişe duymadan köy, ilçe ve şehirlerimizde kavga ve şiddetten uzak, sağlıklı, mutlu bir şekilde hayata atılacaktır.
Nüfusa kayıt esasına bağlı olarak açık veya gizli işsizler tespit edilecek İsviçre, Hollanda, Belçika, Almanya gibi sosyal güvenlik şemsiyesi getirilecektir. Türkiye'deki bütün kesimler için Sosyal Yardım algısını, partilerin, hükümetlerin elinden alıp doğrudan devlete vermek gerekmektedir.
Türkiye'de ekonomiyi canlandırmak, tarıma, hayvancılığa önem vermek ve atıl durumda olan ziraat ve veteriner mühendislerini hayata geçirmek en önemli hamlelerden bir kaçı olacaktır. Normal olarak ekonomi kısıldıkça halk darboğaza girer. Büyüme durur. Makro verilerde ise büyüme yükselirken ekonomi canlanır,  Halk nefes alır. Yeni atılımlar, yeni oluşumlar, yeni çıkışlar olacağından büyüme artar, kıriz ortadan kalkar ve refaha doğru yol alınır.
Komşumuz Yunanistan'ın ekonomisi çöküyor... Yunanistan oylamaya giderek Avrupa birliğinin baskılarından ve borç batağından kurtulmak istedi. YURO'dan ayrılmak için karar aldı.
Rus Akımı için AKP hükümeti Rusya'ya akımı sizden geçireceğiz diye söz vermiş. Türk akımına bu sözü kim verdi?.. Bakan mı bürokratlar mı?..Türk Akımı'nın durum ne olacak belli değil. Sayın Cumhurbaşkanı  enerji akımları ile yakından ilgileniyor ve Bakü'de bu iş bitirilmiş olduğunu Gastro açıklamış bulunuyor. 
Kaçakçılık ağları ve hızlı boru hatları ile kazancımız başkalarının ceplerine aktarılmaktadır. Bunlara engel olmak gerekmektedir. Sadece 4 haziran 2007'den 2009 Hazirana kadar 573 eylem 2009'dan sonra da 973 eylem ve kundaklama gerçekleştirmiş olan teröristlerin Türk ekonomisine verdiği zararı önler isek Türkiye Avrupa'nın değil dünyanın en güçlü devleti olacaktır...
Orta Doğu huzura doğru giderken, ordu eski gücüne ve çevik manevra kabiliyetine yeniden kazandırılmalıdır. Ordu içerisinde komandolar benzeri; ama komandolardan da daha ileride her türdeki teçhizat ile donatılmış, öncü, vurucu ve çevik bir güç, Akıncı Birlikleri kurulmalıdır.
Ortadoğu'da huzur önemlidir. 
Ortadoğu'da huzur yoksa dünyada da huzur yoktur...
(Ankara, Salı, 07 Temmuz 2015)

6 Temmuz 2015 Pazartesi

Düz Ovada Siyaset Sorunu ve "ÇÖZÜM İÇİNDE ÇÖZÜMSÜZLÜK" Abdullah Çağrı ELGÜN

ÇÖZÜM İÇİNDE ÇÖZÜMSÜZLÜK
Abdullah Çağrı ELGÜN
PKK ve ya Kürtlerin dağdaki uzantılarına: "Dağdan inin siyasete girin." mesajı ile dağdakilerin inmesini, siyasete girmesini hatta Meclise seksen (80) Millet Vekili ile girerek kendi sorunlarını kendilerinin çözebileceği ortamı hazırlamıştır... Kısaca Mecliste  seksen Millet Vekili ile temsil yeteneğine hak kazanınca;
ÇÖZÜM SÜRECİ SONA ERMİŞTİR;
Çünkü çözümüm merkezi Meclistir. Mecliste verilen kanun teklifleri akıllı, makul ve uygulanabilir olur ve Milletin teveccühüne mazhar olduğu gibi, Meclisin de teveccühüne mazhar olabilir ise çözümsüzlük ortadan kalkacaktır. Yani dağdakilerin, kendi problemleri kalmışsa ki çözüm üretmek üzere Meclistedirler... Bundan sonra "Çözüm Süreci" gibi fuzuli, sözlerden bahsetmek abes ile iştigal etmek olur...
MHP, CHP ve HDP'nin istediği dört bakanın yeniden yargılanması problemi de çözülmüştür. Şöyle ki: İktidar değişikliğinde, İktidarı elinde tutan çoğunluktan bir millet vekilinin meclise konu ile ilgili önerge vermesi ile zaten ilgili bakanlar yeniden meclise gelecek ve yüce divanda da yargılanabilecektir. Bu yargılama olayı da şimdiden çözülmüştür. 
AKP'nin hiç bir şekilde iktidarı bırakmak gibi niyeti yoktur; çünkü bırakacağı bakanlıkların da bu kadar yolsuzlukları ve kirli işleri çıkabileceği endişesini taşımaktadır. Bürokratlarını ise içten içe bir korku sarmıştır.  AKP bütün bunlara rağmen dört bakanı gözden çıkarmıştır. Hatta iktidarda kalabilmek için muhatabın bütün şartlarını kayıtsız şartsız kabul etmeğe hazırdır... Aksi halde iktidardan çekilmeleri halinde, adalet önüne çıkarılacaklarını ve yapılan yanlışların hesabını veremeyeceklerini bilmektedirler. Seçimi kaybedenlere, iktidarı tekrar teslim ve bunlara yeniden fırsat vermek zafer midir?.. Meclis Başkanlığını iletişim eksikliği ve taktik hatası sebebiyle kaybederek iktidara sunmak gibi.
Türkiye vatandaşı birbirleriyle kavgalı değil ki, peki meclistekiler niçin kavgalı olsun? Herkes açık seçik meramını anlatmalı, çözüm yeri meclis olan her konu burada tartışılmalı, siyasi manevralar bir tarafa bırakılmalıdır. 
MHP, AKP'nin önüne olmazsa olmaz şartlardan biri olarak "Çözüm süreci bitirilmelidir."  deyip dayatıyor. Acaba bu çözüm sürecinin bittiğine kimse inanmıyor mu? Yoksa bu olayı fark edemediler mi? HDP, MHP kadar oy almasa da seksen(80) Millet Vekili çıkartmıştır. Durumu MHP ile aynıdır. Bu durum göstermektedir ki bu partide temsil yeteneği kazananları Türk halkı sempatik, sözlerini inandırıcı, konuşmalarını akıllıca bulmuştur. Durumları kırk yıllık parti MHP'den daha parlak, hatta ondan çok ileridedir...  Belki de bundan sonraki seçimde,  çok daha  fazla oy alabileceğini göstermektedir.
MHP ise 80 vekil çıkararak kendisinden beklenen performansı, yükselişi gösterememiştir. Hatta geçen seçimden daha fazla oy almış olsa bile bu seçimin galibi olamamış, iktidarı yakalayamamıştır... CHP için de durum aynıdır. Daha çiçeği burnunda bir parti, kırk yıllık bir ideoloji ve ülkü partisi kadar vekil çıkarır ise bu ideale gönül verenlerin yönetenleri, kendilerini hiç sorgulamazlar mı?...  Biz neden 375 - 450 milletvekili çıkaramıyoruz? Nerede hata yapıyoruz demezler mi? 
Partiler zıtlaşır, sert söz ve tavırlarla muhalefet ettikleri iktidara "ben beceremiyorum, buyur sen yap" diyerek, meclis başkanını sundukları gibi başka hatalar da yaparlarsa, halk siyasi arenadaki tavra bakarak, en hoşlanılmayacak parti hangisi ise ona yöneliyor. Mevcutlardan durumu değerlendiremeyenlerine ve kendi partilerine de KIZIP, TEPKİ GÖSTEREREK, oyunu tam tamamına zıt olabilecek HDP'ye verirse kim şaşabilir?.. Bu partiyi ilk seçimde, iktidara getirip diğerlerini partilerin defterinden silmesine şaşmamak gerekir... AKP, geçmişte böyle iktidara geldi... Şüpheniz olmasın!... 
MHP'li seçmen iktidara susamıştır. Yıllar yılı aç sefil ve eli güçsüzdür. Serveti, makam ve mevkii, parayı görememiştir. Yetişmiş kadroları ya işsiz güçsüz veya layık olduğu kadro ve mevkilere getirilememiştir. Devlette daire başkanı, genel müdür, müsteşar, millet vekili olamamıştır... Bu açlığın tedavisi iktidar olmaktan veya hiç olmaz ise iki yıl etkili ve yetkili, güçlü olmaktan geçer... CHP'nin de durumu bundan farksızdır... Üniversiteye bile altlarında son model arabayla gelip giderek üniversite bitiren vekillere "Tuzu kuru olanlar, tuzu olmayanların halinden anlayabilir mi?" duyurulur... 
Davulun tokmağını eline geçirmiş olan; % 60'lık blok, biz bu davulu çalamayacağız diyerek tokmağı tekrar iktidarı kaybetmiş ve büyük bir telaşa kapılmış mevcut iktidara, Hükümet Kurma Sürecini uzattırarak şartları aşındırır, uzayan süre sebebiyle halkı usandırır ve sabırsızlandırarak, seçmenlerin de baskısı sebebiyle buyurun siz devam ediniz diyerek tokmağı seçimi kaybedenlerin eline tekrar verirler ise, bir daha doğruluş mümkün olmayacaktır bilesiniz... Vatandaş, köylü, ilçeli, şehirli; memur, işçi, esnaf, mütait, mühendis, öğretim görevlisi, subay, öğretmen, polis, alt ve üst bürokratlar her seferinde vurulduğunu, her daim tecrit edildiğini, her fırsatta hakaret gördüğünü, itildiği kakıldığını, derdini, iç burukluğunu, gönlünün kırıklığını söyleyemeyecek, iktidar yüzü göremeyecek mi?
Millet bu kadar aptal mı? Bu dönemde de iktidar olmazsa ezilip bittiğini, yoksullaştığını, iflas ettiğini, bitirildiğini kim anlayacak, derdini kimlere anlatacak?.. Bu partinin kendilerine oy veren seçmenleri, köylüsü, ilçelisi, şehirlisi; esnafı, tüccarı, ticaret ile uğraşanı, mütaiti, mühendisi, inşaatçısı, mobilyacısı, fabrikatörü, iş adamı yok mu, boş gezeni, işini kaybedeni, makamını mevkiini kaybedeni, iş arayanı yok mu? Bu partinin memuru, öğretmeni, öğretim elemanı, subayı, polisi, ebesi, hemşiresi, doktoru, müdürü, daire başkanı, genel müdürü, müsteşarı yok mu?..  Bunları kim teselli edecek?... Bunların hakkını kim koruyacak?.. "Bizim öyle iktidar hevesim yok!" demek kuru bir laftır...   
"AÇ ne YEMEZ; TOK ne DEMEZ." misâli, kırk yıldır iktidara hazır, iktidara susamış bir kadronun, ihtiyaçlarını görmezden gelmek, abes ile iştigaldir. TOKMAK KİMDE İSE DAVULU O ÇALACAKTIR... Tokmağı kapalım... Güzel melodileri yıllardır iktidara susamış YETİŞMİŞ bu kadrolar en âlâ seslendireceklerdir… 
"Biz dağdaki eşkıyaların uzantıları ile  pazarlık yapmayız; ve yan yana olmayız!.." diyenler, ne demeye getiriyorlar? Halkın verdiği yetkiyi, Vekil olarak seçilmişlerden, halka rağmen, almak mı istiyorlar? Yoksa bu vekillerin vekilliklerine veya Mecliste olduklarına mı inanamıyorlar?..
Uykuda olanlara sesleniyorum. Gördüğünüz bir rüya değil, gerçektir. Bu gerçeği görün, oturup neyi nasıl çözmek istiyorsanız bütün halkın gözü önünde yapın, sizlerden beklenen budur... 
İKTİDAR kaybetmiş MUHALEFET kazanmıştır. 
Kazananları bu milletin verdiği görevi yapmağa davet ediyoruz...Ey, izan sahipleri! Yarın herhangi bir hükümet kurulduğunda, komisyonlarda, bu seçilmişler ile yan yana oturmam mı diyeceksiniz?.. Mecliste, meclis sıralarında şimdi olduğu gibi yan yana oturmayacak, bir arada yemek yemeyecek, çay, kahve içmeyecek meclisin salonlarında bunlarla görüşmeyecek, selamlaşmayacak, el sıkmayacak, parmak kaldırıp, alkış tutup, yuhalayıp, kürsülerde bunları dinlemeyecek misiniz?.. 
MİLLETİ KANDIRMAYIN. HERKESİN ZEKASI ile de DALGA GEÇMEYİ BIRAKIN... 
Hele size oy veren HALK ile DALGA GEÇMEYİN...  Adalet tecelli etmiştir. İktidar kaybetmiş Muhalefet kazanmıştır... Bu zeki halk birilerini dinlendirmeye almıştır. "NAMAZIN BİLE KAZASI OLUR; FIRSATIN KAZASI OLMAZ!.. 
Sizlere oy verenlerin, sizden beklentileri var... Hepinizin kadrosunun da yıllardır aşa, işe, makama, mevkie, şana, şöhrete, paraya pula ihtiyacı var... Bu kadrolar mevcutlardan daha çetin, daha donanımlı ve daha tecrübelidir. İktidarı kaybedenlerin, neredeyse kadroları dağılmak üzere, yurt dışına kaçma planları yapan bir partiyi, yeniden diriltenleri bu halk asla affetmez... ELİNİZDEKİ GÜÇÜN BİRİ, BİR İNATLAŞMA YÜZÜNDEN GİTTİ, bu fırsat da KAÇAR ise VATANDAŞ SİZİ DEFTERİNDEN SİLER... BİR DAHA BU İMKANLARIN HİÇ BİRİNİ YENİDEN SİNEYE DÖNEN, TOPARLANAN KADROLARI, BİR DAHA ASLA BULAMAZSINIZ... Güç öyle bir şeydir ki onun karşısında eğilmeyen baş, yıkılmayan gövde yoktur...  Kadrolar dağılır, her şey güce ve iktidara baş eğer, eğilmeyen de ezilir, aslanlığını kaybedip kafese kapatılmış, ehlileştirilmiş aslana döner. Bizden söylemesi... 
Meclise girmiş HDPlilerin geçmişte yaptıkları, sizin aklınızın bir köşesinde saklı dursun; fakat bilin ki: "Ebedî düşmanlıklar olmadığı gibi ebedî dostluklar da yoktur." Onun için iktidarı teslim alın... Gereği ne ise yapın, vesselam... 
SONUÇ OLARAK:
Muhalefet partisi olarak karşı olunan ve bütün bir milletin önünde kesin ifadelerle belirttiğiniz şartlar: Yalan, dolan, yolsuzluk, rüşvet, 17-24 Aralık, dört bakanın yargılanması olayları, meclisteki çoğunluk ve iktidarınız ile  kendiliğinden gündeme gelmiş, çözüme kavuşmuş olacaktır... "Çözüm Süreci" sona ermiştir. İddia sahipleri meclise taşınmıştır. İddiaları ne ise meclise getirilerek halledilecek veya reddedilecektir. Yetki sizindir, sizdedir. Buyurunuz! Görev başına!...

2 Temmuz 2015 Perşembe

YENİ GELİŞMELER ve YENİ UFUKLAR; Abdullah Çağrı ELGÜN

YENİ GELİŞMELER ve YENİ UFUKLAR
Abdullah Çağrı ELGÜN
Gelecek kuşaklara savaşların zaferlerini anlatmakla birlikte daha çok: Burma (Aragon, Myanmar), Doğu Türkistan, Irak, Mısır, Libya, Suriye, Afrika, Senegal ve daha onlarca masum halklarının hem ırkî hem dinî kardeşlerimizin, hiç biri olmazsa bile insanın, insanlığın geride kalanlarının dramını; savaştan kaçanların ıstırabını, acılarını, duygularını anlamak, anlatmak ve dertlerine çare olabilmek, insanlık adına yapılan ulvî, en yüce ve en büyük zaferdir. Bugünün insanının temel meselesi BARIŞTIRve onun da ALTARNATİFİ yoktur…
BARIŞ,  her vakit güç ile sağlanır Gücün karşısında eğilmeyen baş yoktur… İnsanı yaşatmak için güç gerekli ise  devlet bu gücünü göstererek caydırıcılığını kullanacaktır. Bunun için  sefer zorunlu ise yapılacaktır; barışa yol açacak bütün seferler,  hayırlı ve de yararlıdır.
Atatürk de : “Yurtta BARIŞ; dünyada BARIŞ…”  demiştir. Bilinmeli ve inanılmalıdır ki BARIŞ her birimiz için bir istek bir tutku bir arzu bir ihtiras bir mecburiyet olmalı… Aklı başında her insanın da insan olmanın da ölçüsü budur. Bu olmalıdır.
Avrupalının ezelden beri savaş çığlıkları yapan propagandaları ve Batı çılgınlığı insanları kasıtlı olarak savaş fikri ile uyuşturması megola manyakçılığı, yüz yılımızda bir tarafa bırakılmalıdır. Baştaki yöneticilerin kendi halkını, diğer milletleri yeryüzünden silerek, yaşayabileceği fikrine inandırmaya çalışmasından daha talihsiz, bedbaht ve ilkel bir düşünce yoktur.
İnsanları eşkıyalığa, çapulcuya, dilenciye, devşiriciye, uşaklığa sevk eden bu fikir, tarihte talihsiz ve zalimce, çağımızda aşağılayıcı, gülünç, komik, yüz kızartıcı, çağdışı; ve insan fıtratına aykırıdır.
Bundan uzun bir zaman önce Orta Asya bağımsız devletlere dönüştü; fakat kardeşler birleşemedi… Almanya bunu çarçabuk yaptı... Bir zamanlar tarihin en zor dönemleri başından geçen Türk, bağımsız topluluklar haline gelmiş olmasına rağmen, kısmî birliktelikler sağlansa bile, dilde BİRİLİK, fikirde BİRLİK, işte BİRLİK, gönülde BİRLİK, ruhta BİRLİK tam olarak sağlanamadı… 
Bazan haberleşmenin tamamen kesilip kimin kim olduğunun, unutulduğu, koptuğu zamanlar oldu. Bugün Türk halkları için yepyeni bir devir açılmıştır. Haberleşmeğe, konuşmaya, selamlaşmaya, yakınlaşmaya, kavuşmaya, birleşip kucaklaşmağa fırsat doğdu… Hepimizi kucaklayacak ortak bir TÜRK DİLİ gerçekleştirmek için kaybolan fırsatları bir tarafa bırakıp, anı iyi değerlendirerek tarihi yeniden yazmalıyız…
Günlük hayat için gerekli olan pratikliği sağlamak ve Türk Şivelerinin müştereklerinden oluşan sözcüklerle konuşmaya başlamak ve ilkokullarımızda bunları hayata geçirmek için daha fazla zaman kaybetmemeliyiz... 
KAYNAKLARI BOL OLAN NEHİRLERİN SULARINDAN BESLENEREK, GÜR AĞAÇLI ORMANLARIN, RENGARENK YAPRAKLARINDAN FIŞKIRAN OKSİJENLE, GÜRBÜZ VE SAĞLIKLI BİR ŞEKİLDE ATİNİN UFKUNDAN, YENİ BİR GÜNEŞ GİBİ DOĞMALIYIZ... 
Ülkelerimizde ORTAK ve resmi dilin yanında, içimizde yaşayan azınlıkların kendi dillerinde eğitim yapmasına, okullar açmasına, ibadethaneler kurmasına kendi örf ve adetlerini büyük bir serbestlik, huzur, mutluluk ve güven içerisinde yaşamalarına önderlik etmeliyiz. Azınlıkların giyim kuşam, gelenek ve göreneklerini yaşama ve yaşatma serbestiyeti içerisinde, kanun önünde eşit olarak, korkusuzca yaşama; ve idamelerine; seçme ve seçilebilmelerinin önündeki bütün engelleri de kaldırarak,  birlikte yaşamağa ve huzura doğru yürümeğe ruhsat vermeliyiz.
Ülke içerisinde ırkî, dinî, ve meshepsel bencilliğe asla müsamaha etmeden, bunu başarmak mecburiyetindeyiz. Bunun için önümüze çıkan bugünkü fırsatı çok iyi değerlendirmek, zamanı iyi kullanmak ve ülkemizde geleceğe atılmış sağlam temelleri oturtmak mecburiyetindeyiz.
Geçmişle geleceği birleştiren köprüleri kurma zamanıdır. Bizim müşterek zenginliğimiz Türk dilidir. Bu ORTAK DİLİ besleyen: Edip Ahmet Bin Mahmut, Ali Şir Nevâî, Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip, Hoca Ahmet Yesevi, Dede Korkut, Altın Tiğin, Alp Urungu(Elegeş Anıtı), Bilge ve Kültiğin Kağanlar (Orhun Anıtları), Mevlânâ, Yunus, Hacı Bayram Veli, Hacı Bektaş...vb  zengin ve emsalsiz kültür menbağımızdır.
Bugün itibarı ile Suriye’ye müdahale konusunda çok geç kalınmış olsa da Suriye'ye müdahale hakkımız doğmuştur.Suriye’de sukûneti yeniden temin etmek, Müslüman, Hıristiyan, Musevi kardeşlerimize Arap, Kürt, Süryanı, Keldani, Sümer ve Türkmenler’e yardım etmek yurtlarından, yuvalarından zorla, tehditle ve öldürülerek atılan, kovulan insanlara kol kanat germek; haksızlığı gidermek ve sükûneti temin etmek üzere, sefer mecburiyeti hasıl olmuştur. Bu sefer ve sukûnet sonrasında ve burada kurulacak  ortak bir idarenin varlığında Türkmenler’e başbakanlık teslim edilerek güvenlik ebedî olarak tesis edilmelidir.
KAYNAKLAR: