Cengiz Han'ın Torunu:
ŞOTAMAN İDRİSOĞLU VELİHAN ile RÖPORTAJ
(Araştırmacı Yazar ve Şair Abdullah Çağrı ELGÜN - H. Emel AŞA (Dr. Öğretim Üyesi) 
Cengiz Han'ın 23. Kuşaktan Torunu
Şotaman İdrisoğlu Velihan
Bazı tarafgir tarihçiler, Cengiz Han’ı Türk olarak kabul etmeseler de Cengiz Han Türk’tür. Bunun en büyük delili ve belgesini burada veriyorum:
Abay Devlet
Üniversitesi Filoloji Bölümünde Doçent olarak görev yaptığım 1995-1996 Öğretim
yılında Cengiz Han’ın 23. Kuşaktan torunu Şotaman İdrisoğlu Velihan ile
tanışarak ilk defa olarak, 1995 yılında Şotaman İdrisoğlu Velihan ile Kazakistan
Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in Sarayında, kendisiyle röpörtaj
yapmayı başardık.
Cengizhan’ın 23. Kuşaktan torunu, Şotaman
İdrisoğlu Velihan ile kurduğumuz yakın dostluk sayesinde, Kazak Türk Tarihçiliğinin en ünlüleri ile de
irtibat kurmuş olduk!.. Şotaman, Kazak Türk Tarihinin en ünlü
hükümdarlarından biri olan Ablay Han'ın (1711–1781) ve ünlü Kazak
Türk Aydını Çokan Velihanov'un soyundan gelmektedir. Kazak Türk
Hanları (Töreler), doğrudan, Cengiz Han'ın en büyük oğlu, Cuci
Han'ın soyuna dayanmaktadır.
Cengiz Han'dan Ablay Han'a, oradan da Velihanov
ailesine uzanan bu "Töre" (soy) silsilesi içinde, Cengiz
Han’ın 23. Kuşaktan torunu Kazak Türkü Şotaman İdrisoğlu Velihan,
aile şecerelerinde Türk Dünyası içinde ve özellikle de Kazakistan’da Cengiz
Han'ın 19. veya 20. kuşaktan doğrudan torunu olarak kabul
edilmektedir.
TÜRK DUNYASİ TARİH DERGİSİ
Cengiz Han'ın Torunu
ŞOTAMAN İDRİSOĞLU VELİHAN ile
RÖPORTAJ
(Araştırmacı Yazar ve Şair Abdullah
Çağrı ELGÜN - H. Emel AŞA (Dr. Öğretim Üyesi)
(TÜRK DÜNYASI TARİH DERGİSİ * NİSAN 1996 * SAYI: 112; s. 34-35-36)
-Bize kendinizi tanıtır mısınız?
Tanınmış bir ailenin çocuğuyum.
Bu aile hanlar ve sultanlardan
teşekkül ediyor. Şecerem Cengiz Han'a (Temuçin'e) kadar uzanır. Ben bu
aileden gelen yirmi üçüncü kuşaktan Şotaman Idrisoğlu Velihan'ım. Atalarımın
soy kütüğü şöyle sıralanmaktadır:
![]() |
| Cengiz Han'ın 23. Kuşaktan Torunu Şotaman Velihan Araştırmacı Yazar ve Şair Abdullah Çağrı ELGÜN'e eserlerini anlatırken |
2. Çuçi
3. Tokaydemir
4. Öztemir
5. Koca
6. Bağdagul
7. Onishan
8. Kuyırşukkan
9. Barak Han
10. Abu Seyid Han*
11.
Cedik
12.
Sigay
13.
Esim Han
14.
Cangir
15.
Veli
16.
Kanışer Abilay
17.
Körkem Veli
18.
Abilay Han
19.
Veli
20.
Şokan Velihan
21.
Idris
22.
Şotaman
Ben ailemin on iki (12) çocuğundan en küçüğüyüm.
Diğer kardeşlerim:
Cengiz Han'ın torunu Şotaman
İdrisoğlu Velihan maalesef yaşamıyor. Benim de yaşamayacağımı düşünen ailem,
bir takım itikadi yollar denemişler. Meselâ, otuz kadını biraraya getirilerek
doğan çocuk onların eteğinin altından geçirilirmiş. Ben doğunca da öyle yapmışlar.
Göbeğim ise, nacağa benzeyen, bizde "Şota" denilen ağaçtan bir
aletle kesilmiş. İşte on iki çocuktan sonra, beni atam ecelden böyle korumuş.
1937 yılında, yani doğduğum yıl Kazakistan'da büyük kıtlık (açlık) oldu. 2.500.000 kişi açlıktan kırıldı. Kazakistan'da aynı yılda doğmuş kırk bir çocuktan kırkbirincisiyim. Bu açlıkta benimle birlikte doğan kırk çocuk öldü. Doğum yerim olan Kökşetav'da, atam Abilay Han, Hanlığını kurmuştu. Velihan’ın Ayhanım'ı ve Sarımbet de burada doğdu. Ortaokulu orada bitirdim.
Kökşetav'dan sonra Moskova'ya Mimarlık
ve Mühendislik Enstitüsüne girdim. Bu eğitimi 1956'da tamamladım. 
Cengiz Han'ın torunu Şotaman İdrisoğlu Velihan'ın Eserleri Anlatırken
- Okulu bitirdikten sonra yaptığınız
çalışmalar hakkında bizebilgi verebilir misiniz?
(Kazaklar tarafından Ezcanibek diye anılan bu kişi, Kazak memleketini 15'inci asırda kuran kişidir)
Çeşitli yerlerde çalıştım. Branşımla
ilgili başarılar elde ettim. Almatı'da ve Kazakistan'ın birçok
yerinde yeni projeler gerçekleştirdim. heykeli, Semey ve Karaavul'daki Almatı'da bulunan Şokan Velihan Abay heykelleri Almatı'daki Din Muhammed Konayev'in heykeli benim eserimdir. 1972 yılında on yıl süreyle Mimarlar Birliği'nin Başkanlığını yaptım.
Almatı'da yapılan birçok yeni şeyler
bugün benim hayallerimin gerçeğe dönüştüğünü gösteren
delillerdir. 1972 yılında Tarihi ve Kültür Eserlerini Yaşatma Derneğini kurdum. Burada uzun zaman Kazak Türk Kültürüne büyük hizmetlerde bulundum. Sonraları ise Sovyet yönetiminin dağılmasıyla birlikte derneğimiz zor durumda kaldı, buna rağmen çeşitli araştırmalar yapıp birçok kitap. Bugün eskisi gibi değil, kötü durumdayız.
-Bugüne kadar yazmış olduğunuz
eserler nelerdir, bunlar hakkında bilgi verebilir misiniz?
- Şu anda, Kazakistan Yazarlar Birliği'nin
de üyesiyim. "Kedet Şokan" adlı bir piyesim var. 1958'de
Çimkent ve Rus tiyatrolarında oynandı.
"Alenun" adlı piyesim ise ilk kez sergileniyor. Piyesin
konusunu aile meseleleri oluşturuyor. Kazak Türkünün aile meseleleri hakkında bilgiler veriliyor.
1963'de yazmış olduğum "Tagdır-Takdir" isimli piyesim Kazakistan'da üçüncü oldu, gençlik tiyatrosunda oynandı. 1983'de Almatı'da yaptığım "Halklar Dostluğu" adlı heykel 1984'de Sovyet Rusya'da birincilik aldı. Ben şimdi Abilay Han ile ilgili orjinal piyes yazmak istiyorum. Bunlardan önce yazılanların hemen hepsi hazırlık mahiyetindeydi.
- Bize hakkını
Sağ Baştan Kazakistan Kültür Bakannlığından:
Marat SENBİ, Emel AŞA, Şotaman Velihan, A. Çağrı ELGÜN
zda yazılan şiir,
kitap...vb. eserlerden bahsedebilir misiniz?
- 1995'te Yazarlar Birliği'nin çıkardığı takvimde benim için yazılan şiir var, yaklaşık yüze yakın kitapta adıma yazılmış şiirler var. İlgili kartpostallar, adıma ithaf edilen kitaplar hakkında yazılmış makaleler ...vd. Bu Kazakistan'ı kuran Cengiz Han'ın soyuna büyük önem verildiğini gösteriyor.
Tatar Türkleri'nden kadın şair,
Bellâ Ahmedilun, yirmidokuz yaşında henüz hayatının baharında ölen alim, babam
Şokan Velihan'a aşıkmış, onu hâlâ unutamamış, bu yüzden hâlâ
mektuplar yazar. Babam, kendisinden on yaş büyük olmasına rağmen Dostoyevski ile de yakın arkadaşmış. Yanyana geldiklerinde birbirlerine "sen" diyerek hitabederlermiş.
- Bugün Kazakistan Cumhuriyeti için
neler yapıyorsunuz, gelecek için idealleriniz nelerdir?
Geçmişin zor günlerini anlatan eserlerim, Kazak Türkleri'nin geleceğinin hazırlanmasını sağlıyacaktır. Babam da bu yolda çok çalıştı, Kazakistan için ölmez eserler bırakarak yirmi dokuz yaşında dünyaya veda etti. Ben de Kazak Türkleri için hayatımın son dakikalarına kadar yılmadan yorulmadan çalışmaya devam edeceğim. Kazakistan'ın yeni başkenti olan AKMOLA'ya ait birçok projelerim var. Yeni Cumhuriyetin başkentinin planında:
Büyük bir alanda Kazak tarihine ait on tablo, som mermerler üzerine kazınmış. Yanında kız ve erkek çocuk, at üzerinde geleceğin simgesi, saflığın, temizliğin ve aynı zamanda barışın temsilcileri. Hemen bunların arkasında, at üzerindeki kızın arkasında Aksakal, düşünen bir Kazak erkeği; onun paralelinde ve at üzerindeki erkeğin arkasında yaşlı bir kadın büyüklük ve bilgeliği simgeleyen..... ve hemen onların arkasında, tam ortada gökyüzünün derinliklerine uzanan mermer bir sütun ki üzerinde KANATLI BARS ve ona binmiş bir Kazak Türkü...
-Efendim, başka bir hayvan değil
de niçin Bars (Pars) düşünüyorsunuz?
- Kanatlı ve kanatsız pars biz Türklerde 4. yy. dan itibaren görülüyor. M.Ö. 6. yy. da Kurgan kazılarında bu eserlere rastlıyoruz. Pars üzerinde bir Prens, Hakan var!.. Tiğin var!.. Şad var!...
M.Ö. yıllarda böyle
prenslerimiz varsa, gelişmiş bir devlet var! Biz geçmişteki bir devletin
devamıyız. SAKALAR, KASSAL (Sak) sözünden geliyor. TOMRIS Sakaların Hanlarından
birinin kızı. Farslar Türk memleketlerini işgal edip buraları yakıp yıktıktan
sonra Türk Hakanının kızı TOMRIS'in bulunduğu bölgeye yöneliyor. Tomris ise
buna bir mektup göndererek buralara gelmemesini, vahşice akıtmış olduğu
kanların yeterli olduğunu, "hâlâ kana doymadınsa buraya da gel"
diyerek Fars Hükümdarını tehdit ediyor. Buna rağmen Fars hükümdarı Saka, Türk
yurduna giriyor. Tomris Farslarla çok kanlı ve müthiş bir savaş yapıyor, Fars kralını
da tek bir vuruşta at üzerinden yere düşürüyor, atından atlayıp onun başını kellesinden
ayırıyor ve eline alıyor. Kan gölü haline gelen yerden kabını kanla doldurup Fars
kralının başını o kabın içerisine koyarak:
"İşte kana doymayan Fars
kral içemediğin kanları da burada iç ve kana doy!..." diyor.
Cengiz Han'ın torunu Şotaman İdrisoğlu Velihan
ile Araştırmacı Yazar ve Şair Abdullah Çarı ELGÜN
Kültiğin Yazıtında da:
"Memleketi vardı,
memleketin nerede? Kağanlığın vardı, kağanın nerede?
Ey Türk milleti açken açlığın bilmezsin, tokken tokluğun bilmezsin. Bir doysan açlık nedir bilmezsin. Hanlık evladın, sultanlık kızın nerede?... Gittin, doğuya gittin, batıya gittin, kanın su gibi aktı…Kemiklerin dağ gibi yığıldı. SEN GEÇMİŞTEKİ BU GÜNLERİ UNUTTUN!..." diye yazar. Ben geçmişteki günleri hatırlatarak geleceğimi diri, canlı tutmak için yeni bir Kazakistan meydana getirmek istiyorum. Yaptığım, düşündüğüm şeylerin hepsinde bu var...
- Yaptığınız bu minyatür meydandaki
diğer heykeller, resimler ve sütunlar yer alıyor. Bunlar neleri ifade ediyor,
onlar hakkında da malumat verebilir misiniz?
Yaptığım diğer eserde ise 1932-1931'de
açlıktan ölen Kazaklar'ın sayılarını belgelendirmek istiyorum:
Bunların bizce bilinen sayısı iki milyon üç yüz bin (2.300.000.-) bunlardan başka, (104.000.-) yüz dört bin kişi ise sürgün edildi. Bu bir savaş değildi. Yani o günlerde Kazakistan'da bir savaş yoktu; ama buna rağmen, halkımız bütün dünyanın gözlerinin önünde katledildi. Bir kıyaslama olsun diye söylemek gerekirse İkinci Dünya Savaşı'nda sadece (300.000.-) üç yüz bin insan ölmüştü; ama o resmi bir savaştı. Burada ise ölenlerin sayısının çokluğu insanı dehşete düşürüyor.
1949'da ise atom ve diğer silahların Kazakistan'da denenmesin den dolayı 500.000.- beş yüz bin insanımız öldü. Bugün onları resmî belgemiz olmadığı için ispat edemiyoruz.
26-13 Mart 1938 Moskova'da Yüksek Devlet Mahkemesi bir günde (50) elli kişiyi sorguluyordu. 8 Mart 1938'de kırk dört (44) kişi sürgüne gönderiliyordu. Bu, Ramazan Bayramının birinci gününde olan olaylardı. Bunlar içerisinde Çeçen, Kalmuk, Kore, Alman, Kazak, Ahıskalılardı. Bunların büyük bir bölümü yolda Kazakistan'a gelirken öldüler (% 30'u). Almatı Tolgar'da yapılan mitingde 31 Mart 1995'te ben bunları bir bir anlattım. Bir eserimde üstüste dizilmiş başlarla 1921, 1923 ve 1937'deki sürgün ve ölümleri anlatmak istedim.
- Efendim çadır şeklinde bir heykel görüyorum. Bununla neyi ifade ediyorsunuz?
- Bu gördüğünüz Kazak Çadırı, aslına
uygun yapılacak. Duvarlarında gördüğünüz gibi yazılar yer alıyor. Merdivenlerden
aşağıya başınızı eğerek gireceksiniz. "Elimay" türküsü çadıra
ayak bastığınız andan itibaren otomatik olarak başlıyor. Bu türkü Kazak
Türklerinin iki yüz (200) yıldan
beri söylediği bir türküdür. Bu türkünün bir geçmişi var. Yeni başkent Akmola'ya inşa edilecek.
-Diğer bölge ve şehirlerde de tasarılarınız var mı?
Elbette var! Kökçetav'da Velihan'ın mezarı bulundu. Sovyet yönetimi tarih ve kültürümüzü yerle bir etti. Özellikle Hakanlar ve büyük zatların mezarlarını bilinmesini ve ziyaret edilmesini engellemek için bu yola başvuruyordu. Sovyet yönetiminde açıkça belli olan bu mezar da yok edilenler arasındaydı. Bu sebeple Kökçetav için bir abide mezar hazırlıyoruz. Ayhanım, Cengiz ve Çokan içinde taşlar konulacak. Onların maneviyatları canlı tutulmaya çalışılacak.
- Son olarak Türkler'in bir olması, birleşmesi, birlikte hareket etmesi konusunda düşüncelerinizi öğrenmek istiyoruz; çünkü, siz hem dünyanın bilinen tarihine topraklarının 3/2'sine, nüfusunun % 80'ine, halklarının da % 90 sahip olmuş, söz söylemiş, söz dinletmiş hükmetmiş Cengiz Han'ın torunusunuz. Aynı zamanda Devlet Başkanı Nazarbayev'in en yakın arkadaşı ve danışmanısınız şu andaki düşünceleriniz bizler için çok önemlidir. Neler söyleyeceksiniz?
Bizim Güneş Sistemimiz Galaksinin
sonuna kadar çıkar. Yeryüzündeki insanların kaderleri birdir. Bizler ise medeniyet
ve din bakımından biriz. Atalarımızın meşhur bir sözü var: "Ev bulma, komşu
bul" der. Biz bugün iki büyük devletle komşuyuz... Rusya, Çin. Bunu biz
istemedik; Allah buyurdu. Biz bunu inkâr edemeyiz. Ben Türk'üm ve şimdi Kazakistan'da
yaşıyorum. Mimarım; fakat Kazak Türkçesi bana yetmiyor. Bugün Rus Dili de bana yetmiyor.
Eğer o dilleri bilmezsek gelişmiş devletlerle bir arada olamayız. Ben sadece Kazağım
diyen gençler var!.. Ortaya ne çıkardın diye sorduğumda cevap veremiyorlar.
Kazak Türkü'ne bir aile gibi bakacak olursak çok kadınlı bir aileye benziyor.
Bizim şu anda insanî problemlerimiz var. İnsanî problemlerimizi karşılayacak insanlara
ihtiyacımız var. Hepimiz bir geminin içindeki yolcular gibiyiz. İnsan insana
dost; kişi kişiye düşman. Onun için İngilizlerin şu sözü hatırıma geliyor.
Onlar diyorlar ki:
Lord Palmerston
İngiliz Parlementosunda (1784–1865) konuştuğu
bir sırada:
"We have no
eternal allies, and we have no perpetual enemies. Our interests are eternal and
perpetual, and it is our duty to follow those interests."
Türkçe Çevirisi:
"İngiltere'nin ebedî müttefikleri (dostları)
yoktur ve ebedî düşmanları da yoktur. Bizim çıkarlarımız ebedî ve daimîdir. Bu çıkarları izlemek, bizim
görevimizdir." Bu söz, ilerleyen dönemlerde de Winston Churchill
ve Charles de Gaulle tarafından da politika haline getirilerek kullanılmıştır.
Türkler'in ataları bir. Bağlantıları saklamak gerek. Zenginlikleri de korumak ve kullanmak gerek. Bugüne kadar çok alfabe değiştirdik. Arap Alfabesi, Kiril Alfabesi. Kiril Alfabesi ihtiyacı karşılamıyor. Bu yüzden kültürümüz kaybolup gitti. Kaydarof'un Latin Alfabesini beğeniyorum. Bu konuda sizlerle aynı fikirdeyim.
- Teşekkür ederiz.
Bende teşekkür ederim.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder