8 Ocak 2015 Perşembe

NEVŞEHİR ÜZERİNDEKİ KARA BULUTLAR; Abdullah Çağrı ELGÜN

NEVŞEHİR ÜZERİNDEKİ KARA BULUTLAR
                                                             Abdullah Çağrı ELGÜN
                                                    cagrielgun@hotmail.com
Bazı gazetelerde yayınlanan Ürgüp’teki köylerin boşaltılma çabaları boş, anlamsız, dayanaksız; ve tamamen asılsız bir sav olarak karşımıza çıkmaktadır.
Şöyle ki: Şirin bir yöremiz ve Dünyanın Yedi Harikasından Birini barındıran yöremiz ÜRGÜP ve çevresindeki insanları telaşlandırmak, endişelendirmek ve korkutarak sahip oldukları mallarını mülklerini orada doğup orada büyüdükleri; ve atalarının mezarının bulunduğu bu müstesna mekanları büyük bir aymazlık ile ucuza kapatmak, toptan veya parça parça sattırarak bölgenin en turistik, en stratejik, en kıymetli, en çok Turist Çeken ve İç Anadolu’nun en çalışkan ve en aydın insanlarının yaşadığı bölgeyi terk etmeye mecbur bıraktırmak kurnazlığından başka bir şey değildir.
Bu şahsi görüşüm olmak ile beraber bunca zamanki deney ve tecrübelerim de bana öyle diyor ki bu boşaltılan köyleri yabancılar çok ucuz paralarla kapatıp burasını Ankara’nın ilçesi ALTINDAĞ, HAMAMÖNÜ gibi restorasyona tabii tuttup sonra Dünyanın Yedi Harikalarından birini barındıran bölge halkını, TÜRK’ü söküp attıktan sonra buraların verimli topraklarının ve Bacasız Sanayiinin(Turizm Cenneti) üzerine çörekleneceklerdir.
Tabii bunları yaparken “Şen olasın Ürgüp, dumanın tütmez. Asmalı Konak, Temenni Tepesi, Kabpadokya(İhlara Vadisi), Mustafapaşa’nın Tarihi Konakları, Uçhisar, Ortahisar, Zelve, Avanos, Göreme, Damsa Çayı, …vb kasaba ve tarihi güzellikleri ve adını Türk Sanat Tarihine kazımış türkülerini, yazarını ve bestekarlarını, yabancıların vazgeçemediği boğma rakısını, şaraplarını, üzüm pekmezi, sirkesi, pestilini de unutmak unutturmak olmayacak mı?..
Ürgüp Neresidir? 
Nevşehir'in 20 km. doğusunda olan Ürgüp, Kapadokya bölgesinin en önemli merkezlerindendir. Göreme'de olduğu gibi tarihsel süreç içerisinde çok sayıda isme sahip olmuştur. Bizans döneminde Osiana (Assiana), Hagios Prokopios -Selçuklular dönemi'nde Başhisar; Osmanlılar zamanında Burgut Kalesi; Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren de Ürgüp adıyla anılmıştır.
Ürgüp ve civarındaki ilk yerleşim, antik adı Tomissos olan Damsa Çayı'nın doğusundaki Avla Dağı etekleridir. Daha geç dönemlere ait en önemli kalıntılar ise Ürgüp kasaba ve köylerinde bulunan Roma dönemine ait kaya mezarlardır. 
Bizans döneminde de önemli bir dini merkez olan Ürgüp, köykaya kiliselerin ve manastırların Piskoposluk merkeziydi.
1515 yılında Osmanlı topraklarına katılan Ürgüp, 18. yüzyılda Osmanlı Sadrazamı Damat İbrahim Paşa'nın kadılık makamını doğduğu kent olan Nevşehir'e (Muşkara) taşıması nedeniyle ilk kez ikinci planda kalır. Şemsettin Sami 1888-1900 yıllarında yazdığı Kamus-ül Alam adlı tarih ve coğrafya ile ilgili eserinde Ürgüp'te yetmiş  Camii, beş Kilise ve on bir kütüphane olduğunu belirtilmektedir.
Ürgüp'ün tarihten bu yana şarapçılığı meşhurdur. Bölgede tekel şarap fabrikası dahil sekiz şarap fabrikası vardır. Dolayısı ile terk edilmesi pahalı bir yerdir Ürgüp…
Ayrıca bu köylere Almanlar, Fransızlar ve Ruslar gelerek bu yıkıntı evleri çok az paralar karşılığında satın alıp burada yaşamaya hayatlarının kalan kısımlarını burada geçirmeye başlamışlardır. Kısaca bu yabancılar, bu kadar saf veya akılsız mıdırlar ki buralardan ev satın alıp, restore ettirdikleri evlere gelerek yerleşiyorlar?..  
Bu yabancılar, ülkelerindeki tatlı hayatı bırakıp güya bu hastalık saçan(!..)  bu yaşanılamaz yerlere neden gelip yerleşirler ve nedendir ki yıllardır buralarda yaşarlar ve halen sürekli bir şekilde gelip yerleşmeye devam ederler?..
Bu mesnetsiz fikirler ve bu düşüncelerle dolu insanların, yıllardır bu yöre insanlarına yaptığı bu kötülüğü kimse ortadan kaldıramamış ve kaldırmak için çaba harcamamış gözükmektedir.  Bu köylerin boşaltılmaya çalışılması çabaları yabancı kişilerin çıkarlarına hizmet etmekte, yine yabancıların oralardan çok ucuz paralarla satın aldıkları evleri restore ettirerek küçük şatolar haline getirdiklerini herkes görmekte, bilmekte ve buna rağmen seyrederek hâlâ inatla bu yerlerin boşaltılması için büyük gayretler peşine düşenlere de kimse ses çıkartmamaktadır. Acaba bu yanlış uygulamaya sebep gösterilen hastalık önlenemez bir illet midir?.. Bu konuda sudan bahaneler üretmenin kimseye yararı dokunmayacağı bilinmelidir. 
Bir dönem “EŞEKLİ KÜTÜPHANE” isimli kitabımı yazabilmek için üç yıl boyunca o yöredeki on beş, yirmi köye gidip araştırma yaptım yaklaşık bu araştırmalarımı da üç yıl içinde tamamladım. Demek ki üç yıl boyunca bu köyler arasında gidip gele gele oradaki evlerde otellerde ve meskûn yerlerde ekibimle kala kala mekik dokudum. Bu yöreyi iyi bilirim. Bir çok da dost edindim. Mustafa GÜZELGÖZ, Rasim PEHLİVANOĞLU, Şükrü TAŞKIN, Rahmetli Bekir Koca’nın oğulları, yakınları, Eczacı İsa DURU… vb. isimlerini burada saymadığım yüzlerce kişi ve bugün oradaki bir çok dostlar Hakk’ın Rahmetine kavuşmuştur. Birçokları da halen sağ olarak hayattadırlar.
Haber Türk ve Milliyet Haber sitelerinde “05 Ocak 2015 Pazartesi Türkiye Asbest Kontrolü Stratejik Planı”na ait bazı sonuçlarla ilgili haberler yayınlanana haberlerin toplumu yanıltıcı ve toplumu ümitsizliğe sevk edici sonuçlar doğuracağı endişesini haklı olarak taşımaktayım.
Memlekette içinde tam doğruluğu tespit edilmeden yayınlanabilen bu tür spekülatif haberler, yöre halkının psikolojilerini bozmak, onları ümitsizliğe, güvensizliğe; ve gereksiz gelecek endişelerine sevk ederek algı yanılgısı ile MECBURÎ GÖÇE ZORLAMAK görevine hizmet etmekten başka bir işe yaramaz. 
Bana kalırsa buralarda uzun yıllar araştırma yapmış bir kişi olarak ne köyler boşaltılmalı ne de gereksiz olarak yolların asfaltlanması anlamsızdır. Lüzumu yoktur. Her şey olduğu gibi tabii haliyle kalmalıdır.
Bu yörede spekülasyonlar yeterli hatta fazladan olarak yapılmıştır. Bunların da önüne geçilmesi ve bilgi belge ve ilme dayanmayan anlamsız ve boş haberleri yayınlamanın da önüne geçilmelidir.
Burada çalışmalarını gerçekleştiren konusunda uzmanlaşmış kişilerin görüşleri doğrultusunda işlemler yapılmalıdır.  Bir kısmında, yıllar önce benim de gezdiğim ve bizzat gözlemlediğim “ kitabım sayesinde” ve Ürgüp’teki bu güzel, çalışkan insanların ve köylerin taşınmaları onlar için ölümdür. Bu tarz fikir ve fikirler de tamamen yanlıştır.  Millî servetin heba edilmesinden başka bir şey olamaz.  Ayrıca bu amaca hizmet etmenin iki art niyeti olabilir:
1)Bu yerlerden rant elde etmek isteniyordur;
2)Buraları boşaltarak yabancılara peşkeş çekmek; ve buradaki verimli topraklara konmak, burada yaşayan çalışkan, üretici, yöre insanlarına ihanet!..  Başka bir anlamı olamaz.
Bugün belki döküntü durumda bulunan 300-350 köy ve bu köylerde yıkılmaya yüz tutmuş iki bine yakın ev restorasyon yapılabilir. Buradaki yıkıntılar, dört beş milyon gibi küçük harcamalarla kullanılabilir hale getirilebilecektir. Buradaki yıkıntılar, tozlaşan asbes taşlar da hem turizm hem de yörede yaşayan çalışkan köylülerimiz için bir kurtuluş ve başarı madalyonu olacaktır.
Nevşehir üzerinde dolaşan karabulutları dağıtmak, her sorumlu vatandaşın görevidir. Yetkililerin ise daha fazla görevidir… Bu konuda ülkenin uzman dernekleri, “İlgili Bakanlıklar, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu”  “Türkiye Mezotelyoma Çalışma Grubu”  “Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği”, “Türk Toraks Derneği”  “Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği”, “Tıbbî Onkoloji Derneği”,  “Türk Akciğer Kanseri Derneği”, “Türk Göğüs Cerrahisi Derneği”,  “Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği”,  “Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği”,  “Türkiye Kanserle Savaş Vakfı”  “Türk Kanser Araştırma ve Savaş Vakfı”  Kanser Araştırma Vakfı  Kanserli Çocuklara Umut Vakfı” Kemik İliği Transplantasyon ve Onkoloji Merkezi Kurma ve Geliştirme Vakfı”…vb. Kurum, Kuruluş Dernek ve Vakıfların ilgililerinin yan yana geleceği bir komisyon ve onların seçeceği  “İLİM HEYETİ” bu konuya yıllarını harcamış uzmanlar, bu problemi çözecektir…
Aksi hal ise buralardaki binlerce evin boşaltılması, binlerce insanın taşınması, binlerce ata mezarlarının terk edilmesi, yüzlerce Camii, yüzlerce kütüphane ve yüzlerce tarihî dokunun kaderine terki ile atalarımızın bizlere bıraktıkları kutsal emanet ve miraslarını heba etmekten ve yağmalatmaktan başka bir şey olmayacaktır.
KAYNAKLAR:
http://www.yenimakale.com/hangi-sehrin-neyi-meshur.html
NOT: Bu güzel yöre için iki şiir de benden:

GÜZEL ATLAR DİYARI
Araratas, Tuvana, Katpatuka, Hattuşil,
Kızılırmak’tan gelir, yağlı toprak özü, mil,
Urgüp ve Avanos’ta, çanak, çömlek pişer, kil,
Yedikat şehir altı; güler, oynar; çalar zil,
Harİkalar dİyarI, perİlerİn mekÂnI,
Senİn adIn Muşkara, ŞEHİRLERİN HakanI.

Leon, Fravun, Neron; zalimdi, dünya gördü,
Üçü de zûlmedici, halkını yurttan sürdü,
İkonalar gizlendi, Kıptier zulüm gördü,
Türk‘ün  hoşgörüsünde, halklar huzura erdi.
Göllü dağIn, melendİz, ERCİYES, HASAN DAĞI,
AltmIş mİlyon YIL önce, OLDU MİYONSEN ÇAĞI.

Bir inancın uğrunda, kayalara ev yaptı,
Paşabağlı Keşişler, inzivada ün yaptı,
Hiristiyan olsa da, tek bir Allah’a taptı,
Dört kitaba inandı, Müslümanlığı kaptı,
ALADAĞLAR’IN KIZI, HER YERDE, AVAZIN VAR,
KAPADOKYA YILDIZI, NAĞME YÜKLÜ SAZIN VAR.

Leon yasaklasa da, İkonalar yitmedi,
Keşişler kaya evde, İnzivalar bitmedi,
Oyma taş Kiliseler, Hıristiyan yetmedi,
Gülşehir, Paşabağı, Burgut’a us yetmedi,
nevşehİr, türkİye‘nİn, KULE EVLER dİyarI.
Ihlara vadİsİnİn, yoktur benzer, ayarI.

Katpatuka, Pers adı; Burgut, Başhisar adı,
Tabal Kırallığının, Tuvana idi adı,
Pontus, Galat, Makedon, Roma, Bizans yaşadı.
Ne onlardan bir nişan ne de kaldı bir yadı .                 
TARİH KİTAPLARINDA, ARAPSUN’DUR, GÜLŞEHİR
ŞEHİRLER PADİŞAHI, MUŞKARA’DIR, NEVŞEHİR.

Türkiye’m, Türk güzeli, çok muamman, gizin var?
Nevşehir, Ürgüp, Göreme; söylenmemiş sözün var.
Kapadokya, Ihlara; içinde çok sızın var.
Turistler cennetisin, Peribacan, özün var.
TUVANA, GÖLLÜDAĞI, DAMSA HALKIN DURAĞI,
FİRİK, SÜMER, YATAĞI; MED, PERSLER’İN UĞRAĞI.    

Eşekli Kütüphâne’n, Karain, üzüm dolsun.
Paşabağı, Evenes, Zelve, Uçhisar, olsun. 
Kuşgözlem, Melegübü, kurşlar cenneti olsun.
Dillere destan adın, Tuvana ünle dolsun.
PERİ BACALAR KIZI, HER IRKTAN NEFESİN VAR,
NEVŞEHİR’İN YILDIZI, YÜREKLERDE SESİN VAR.

Arap, Emevi, Selçuk, Hittler’den diyarsın.
Her zihinde sen varsın, gönüllerde bir yârsın.
Ihlara Vadisi‘nde, yeni açmış baharsın.
Selvi boylu, yağız Türk, kaç gönülü yakarsın?
DALGALANAN BAYRAĞIN, YILDIZI ve de AYI,
GÜZEL ATLAR DİYARI, NEVŞEHİR’İN TOR TAYI.

Şiir şölenlerinde, şairlerin yarışır,
Düğün, toyun ses verir; sesler, sese karışır,
Minarelerde ezan; Haham, Papaz çağrışır,
Hoşgörü ortamında, ırklar, ırkla yarışır.
NEVŞEHİR’İN GENÇ KIZI, ŞEN ÜRGÜP’ÜN ŞEN YÂRİ,
TÜRKİYE’MİN GELİNİ, HARİKALAR DİYARİ … 
                               Ankara, 19 Mayıs 2009,  ÜRGÜP, Nevşehİr

Çanak, çömlek ocağı, killerin nehri,
Peri pacaları, yer altı şehri,
Düşlerin ülkesi, hayâller şehri,
İnsanı hünerlı; Ürgüp, Nevşehir,
Vadileri sırlı;  Ürgüp, Nevşehir
                                                                                             
Minareler gibi, Peri bacası,
Derin Kuyu derler, ünlü locası,
Gülşehir, Avanos, gülün goncası,
Akasya gülleri boldur Nevşehir,
Çanak çömlekleri doldur  Nevşehir.
                                  
Bir çok tümülüste, Hakan Mezarı,
Kaya KiIisesi, Çeş’te mezarı,
Toplamış şenliğe, şair, yazarı,
Düğün dernek eder, çoşar Nevşehir,
Hiç kabına sığmaz, taşar Nevşehir.

Paşabağı; Keşiş, inziva yeri,
Yiğitlikte yoktur eşi, benzeri,
İşçimen, tacirdir, geçmişten beri,
Esnafı, tüccarı  ünlü,  Nevşehir,
Misafir, turitsti günlü, Nevşehir.

Ihlara Vadisi, Asmalı Konak,
Tepede, zirvede; yapılmış sunak,
Gomeda Vadisı, Damsa’sı, durak,
Filimler diyarı; Ürgüp, Nevşehir,
Ataların yadı;  Ürgüp, Nevşehir.

Sarnıç, Taşkın, Dinler, Aküzüm Otel,
Refik Başaran’ın Sazı’ndaki tel,
Misafir cenneti, Şen Ürgüp’e gel
Saza, söze, çümbüş olan Nevşehir,
Tarihlere ibret olan Nevşehir
Çanak çömlek, şarap, pestil, kermesi 
Kara üzüm, bağ yaprağı, sarması 
Halıyı, kilimi, yere  sermesi,  
Şaraplık üzümü, ünlü Nevşehir,
Bağ ile bahçesi, güllü  Nevşehir.

“Şen olasın Ürgüp Dumanın tütmez”,
Tarhananın tadı, ağzından gitmez,
Evinde misafir, turisti bitmez,
Turistler cenneti, olan Nevşehir,
Yedikat şehirle, dolan Nevşehir.

Ovmaç, taka, boğmaç, köftor, erişte,
Alınteri döker, koşar her işte ,
Hitit, Firik, Asur, bir de Kaniş’te,
Nice tapun durur; Ürgüp, Nevşehir,      
Yer tutmuş oturur; Ürgüp, Nevşehir,
                                     
Kamelya, akasya, leylâk, fesleğen,
Sıcak şarapları, testi ve leğen,         
Sabah güneşidir, yüzüne değen,  
Tatili bir başka, olan Nevşehir,
Gönüllerde bır iz kalan Nevşehir.
Topuzdağ’dan güzel, yüzüne bakıp,
Balonları gibi, göklerde akıp,
Efsane aşklara, meşale yakıp ,
Beyaz atlar gibi, koşan Nevşehir,
Dağ dağ gönülleri, aşan Nevşehir       

Her mevsim açınca, gonca gülü hoş,
Gül dalında şakır bülbülleri hoş,   
Güzel, beyaz atlar, çılgın ve sarhoş,                                            
Beyaz ellerinden tutsam Nevşehir,
Bir gece koynunda, yatsam Nevşehir
 
Avladağ Tepesi, ruhları yaksın,         
Erciyes, ak karı, eriyip aksın,
Bu vatan ateşi, hep beni yaksın,
Beyaz atlar gibi koşan Nevşehir,
Namı, ülkemizden, aşan Nevşehir.
                               19 Mayıs 2009 ANKARA
                               Abdullah Çağrı ELGÜN

6 Eylül 2014 Cumartesi

"ÇÖZÜM" ve ÇARELER; Abdullah Çağrı ELGÜN

“ÇÖZÜM” ve ÇARELERİ

Abdullah Çağrı ELGÜN

Türkiye, köklü gelenekleri, oturmuş kurumları, sistemleri, deneyimli ve tecrübeli devlet adamlarına sahip bir ülkedir. Komşuları tarafından saygı duyulan, gıpta ile bakılan, gerektiğinde komşu devletlerin yardımına koşabilecek bir devlettir. Bir sıkıntı anında, sıkıntıları giderecek, problemleri çözebilecek çekinilen, ürkülen, hatta korkulan, istikrarlı, güçlü, büyük bir devlettir. Kendi yangınını yine kendisi söndürecektir.

Bu büyük devlet Türkiye için, bugün gelinen noktada mevcut problemler içinden PKK yetmezmiş gibi bir de İŞİD denen belâlı bir terör örgütü, çapulcu milis güçlerinin tehdidi altına girmiş durumdadır.

Türkiye ve onu yönetenler: PKK, İŞİD, KIBRIS, PARALEL YAPI ve içte sessiz sessiz kaynayan bir cadı kazanın yangınlarını söndürmek zorundadır. Kendilerinin olduğu kadar, komşuların da problemlerini çözmek, onlara da çare olmak, çare bulmak mecburiyetindedir. Sadece kendini dinleyen, kendiyle uğraşan kişilerin, yarın kendi evlerinin çatılarının da başlarına çökebileceğini düşünmek zorundadırlar.

Türkiye, bundan dört yıl önce, dışarıda ve içeride itibarlı, güçlü ve dünyanın neredeyse altıncı (6.) büyük ve donanımlı ordusuna sahipti. Bu ordu, savaşçı, aktif, çevik, atılgan, deneyim ve tecrübeye sahipti. Bu genç ülke, dinamik nüfusa sahip çekinilen, ürküten ve hatta biraz da korkutan bir ülke konumunda idi…

Bugün, PKK denilen örgütün ülke içerisinde yaptığı eylemler; ve İŞİD denilen örgütün de ülke dışında elçiliğimize yaptıkları eylemleri ile Türkiye’yi İTİBARSIZLAŞTIRMA, GÜÇSÜZ GÖSTERME, DIŞARIDA ve İÇERİDE GÜVENİ SARSMA girişimleri şimdilik başarıya ulaşmış görünmektedir.
Bu durum, Türkiye’nin ve onun asil evlatlarını ve güçlü ordusunu bu çapulcu güruhunun eylemlerine seyirci kalmak, görmemezlikten gelmek gibi aciz bir duruma düşürülmüştür. Bizler nasıl bir gaflet, dalalet ve vurdumduymazlık içindeyiz ki, probleme “ÇÖZÜM” araştırırken Vatanın bağrında PKK’nın asla bitmek bilmeyen istek ve eylemleri, Ağrı İsyanı, Yol kesme, Şantiye basma, Vergi Toplama, Sokak, Cadde, Mahalle ve Şehir isimleri herkesin gözlerine baka baka değiştirilmekte, Eyalet ve Devlet Kurma Girişimleri, Eşkıyaların Şehit ve Kahraman ilan ederek, vatanın kutsal topraklarında heykellerinin dikilmesine seyirci durumuna düşürmüştür…

Türkiye’nin dünyanın altıncı güçlü ordusu, donanımlı gücüne rağmen, caydırıcılık gücüne ne oldu ki PKK, büyük kalabalıklar önünde şehre inebiliyor?,, Eşkıya ölüsünün heykelini dikiyor ve onun önünde o şehrin Valisine, Ordu Komutanına, Kaymakamına ve Devletin her kademedeki Bürokratlarına, Memuruna rağmen, saygı duruşu yapabilme cüretini gösterebiliyor!.. Hükümetten hiç kimsenin sesi çıkmıyor, tepki göstermiyor, engelleme, tutuklama yapılamıyor?!.

Biz bu arada ne yapıyoruz “Çözüm” arıyoruz?!.

Bu acz, ülkeyi itibarsızlaştırır, ordusunu, polisini korkaklaştırır. Onun mensubu halkın gözünü korkutur. Diri ve canlı tutulan vatani duygularını, heyecanlarını öldürür. Güçlü, itibarlı, çekinilen ve korku duyulan Türkiye’yi ayaklar altına serer. Onurunu ve gururunu zedeler, onun büyüklüğüne, şanına, leke getirir.

Bugünkü sessizlik tarihinin şeref sayfalarına hainlik yaftası astırır.
Irak’ta, kırk dokuz (49) Büyük Elçilik Personelimizin İŞİD’in acımasız ellerine terk edilmesi ve bu kadar zaman geçmiş olmasına rağmen tatmin edici bir haberin alınamamış olması, ülke içinde ve Dünya Kamuoyu Nezdinde Türkiye’yi ve onun güçlü ordusunun kariyerini düşürmüş, siyaset adamlarını ve yönetenlerin itibarını lekelemiş, Türkiye’nin güç ve kuvvetini kıymetsizleştirmiş, itibarsızlaştırmıştır! Hâlâ devam eden bu olaylar Türk halkının moralini bozmuş ve gelecek endişesini artırmış, kaygı verici duruma düşürmüştür.

Bu acz, itibarsızlaştırma, güçlü, itibarlı, çekinilen ve korku duyulan devlet Türkiye’ye ve onun büyüklüğüne asla yakışmaz! Mutlak iyi bir diplomasi, yetmiyor ise şiddetli bir müdahale, karşılık gerekli ve elzemdir.

 “Çözüm Süreci” adı altında ortaya atılan fikirler, bugüne kadar gerçek bir uygulamaya, çözüme dönüşmemiş, bilakis PKK ve onun savunucularını şımartmış, yandaş toplamasına ve taraftar bulmasına yardım etmiştir. Kürt olmayan ve yaşadığı bölge ve yer gereği, yöre sakini vatandaş da devletin oralarda olmadığını ve kendilerini koruyamadığını görerek, mecburiyet karşısında ve istemeyerek de olsa bunlara oy vermeğe mecbur kalmıştır… Sayısal bir fazlalığın ortaya çıkmasına katkı sağlamıştır.
Yöredeki halkın arzularının dışında:

Bölünme çığırtkanlığı yapan,

Toprak talebi olan,

Mahalli yönetimler kuran,

Yol kesen,

Kendi adına vergi toplayan,

Türkiye Cumhuriyetine su, elektrik parası ödemeyen bir grubun varlığı gerçeğini kabul etmek; ve devletin oralarda olmadığını söylemek mübalağa olmaz!..

PKK ve İŞİT ile olan problem kıvrak zekâ ince bir siyaset ile çözülebilir. Eğer bu mümkün olmayacak ise Türk halkının Kürt halkı ile bir problemi olmadı, olmamıştır; fakat yarayı iyileştirmeyip kaşıyan ve bu yaraya neşter atanlara da eylemlerinin aynısı hatta en şiddetlisi ile müdahale ile bu mesele çözülecektir.

Bu maksat ile dağa çıkan her kim olursa olsun, hangi ad ve amaç için çıkmış olursa olsun hepsine bir aylık bir süre verilecektir. Gelip Türkiye Cumhuriyeti hükümetine teslim olacaklardır. Vazgeçerek karakollara gelip teslim olan ve kayıtları alınan bu kişiler, kontrollü olarak serbest bırakılacaktır.

Devlet tarafından kontrolde tutulan bu kişilere beş altı çeşit iş edindirme kursları açılarak iş merkezleri ve şehrin sanayi ve endüstri alanlarında yerleştirilecek, işe yerleştiren bu fabrika, iş yeri şirket ve benzeri yerlerde devlet sigorta ve asgari ücretin yarısını veya tamamını karşılayacaktır.

Evlenemeyenler evlendirilecek, okumak isteyenlere de aynı şekilde devletçe kolaylıklar sağlanacaktır.

Bir ay içerisinde devlete teslim olmayan teröristler, özel yetiştirilmiş Dağ Komandoları, Gerilla Savaşçıları (Judo, Teakwan Do, Kung Fu, Akido) gibi sokak döğüşlerini bilen, iyi kılıç ve bıçak kullanan, keskin nişancı ve her tür araç gereç ve techizatı kullanabilecek Özel Harekatçılarla halka ve devlete karşı olan, kötü amaçlı bu kişiler yakalanacak veya bulundukları yerde tamamen imha edilecek ve kökleri kazınacaktır.

Bu süre içinde ve sürenin dışında, memleketin neresinde olursa olsun bu amaçla gösteri yapan, eylem gerçekleştiren, halkın huzurunu bozan, evini, dükkanını, arabasını kundaklayan kim olursa ve yaşları ne olursa olsun tutuklanacaktır. Tutuklananların anne, baba, kardeş ve yakınları ile de temasa geçilecek. Bunları teşvik eden, yardım ve yataklık eden her kim olursa olsun “Terörist” suçu ile yargılanarak ve en şiddetli cezaya tabi tutulacaktır.

Bunların aileleri ve yakınlarının da her türlü bilgileri ve vücut tanıma sistemleri ile tespit edilerek kayıt altında tutulacaktır. Vatandaşlık haklarını sonuna kadar kullanarak Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan, Müsteşar, Genel Müdür…vb devletin en yüksek makamlarında Türkiye’yi ve Türk’ün yönetimi kendisine teslim edilmiş Kürt kardeşim başkaca ne isteyecektir ki?!.

Makam ve mevkii olarak yaşadığı bu ülke Türkiye’de ne olmak istemiş de olamamış, hangi yönetime girememiş, hangi Belediye Başkanlığında bulunamamış hangi villayı, köşkü, nerede satın alamamış, ticaretini, ülkenin hangi köşesinde yürütememiş, fabrikasını, iş yerini hangi şehirde işletememiş, yürütememiştir ki ayrıca toprak talebinde bulunabilsin?..

Bunları görememek ancak aptalların işi değil ise mutlaka hainlerin işidir.

Bunun dışında farklı şeyler düşünmek vatan hainliği olmayıp da başka ne olabilir?..

PARALEL denilen bir örgüt var mıdır, yok mudur araştırılarak var ise zaten bunlar devletin bizzatihi içerisinde olduğundan gerçek bir istihbarat ile yargı önüne çıkarılması zor olmayacaktır.

İŞİD gibi bir çapulcu ile mücadele için tam teçhizatlı birkaç birlik ile havadan, karadan kuşatarak ve denizde bekletilecek bir kuvvet ile tam olarak kıskaca alınacaktır. Bunlar olurken casuslarımız vasıtasıyla siyasal bir çözüm İŞİD içindeki Sünnilerle görüşmeler yapılarak, siyasî bir çözüm yolu araştırılacaktır. Bulunamaz ise gereği yapılacaktır.

Kıbrıs’ta gelecek kaygısı tam çözümle sağlanabilir. Kıbrıs Barış Harekâtı ile kapatılan Magosa, Güzelyurt ve benzeri yerler hemen açılarak ortak kullanıma sunulacaktır. Kıbrıs’ın “Tek ve Türk Devleti” olması için diplomasi yolu ile çözüm aranmalı, geçen uzun zaman diliminde bu durum sağlanamaz ise en etkili başka çareler de denenmelidir; veya tamamı Türkiye’ye bağlanmak üzere askerî bir müdahale ile alınacaktır!.. Gücün, kuvvetin karşısında eğilmeyen baş yoktur…

KAYNAKLAR
1)http://www.search.ask.com/web?l=dis&q=%C4%B0%C5%9E%C4%B0D+e%C5%9Fkiyas%C4%B1&o=APN10641A&apn_dtid=^IME002^YY^TR&shad=s_0046&gct=hp&apn_ptnrs=^AG2&d=2-0&lang=tr&atb=sysid%3D2%3Auid%3Dc45d44b413a87e83%3Ab%3DBearShare%3Asrc%3)Dhmp%3Ao%3DAPN10641A&p2=^AG2^IME002^YY^TR
2)http://www.sabah.com.tr/Dunya/2014/09/05/nato-zirvesinde-flas-isid-karari
3)http://t24.com.tr/konular/irakta-durdurulamayan-orgut-isid
4) http://www.radikal.com.tr/dunya/natodan_rusyaya_kirmizi_isik-1211222

31 Temmuz 2014 Perşembe

CİN ADAMLAR, Abdullah Çağrı ELGÜN

CİN ADAMLAR
                         Abdullah Çağrı ELGÜN
Ülkelerin ayakta, dimdik, diri ve canlı kalması, işinin üstadı, uzman, erbap, usta,  Cin adamların varlığı, çokluğu ve zenginliği ile mümkün olur.

Her seviyedeki ülkelerin durumuna bir bakın:   
Sanayide böyledir.
Ekonomide böyledir.   
Siyasette böyledir…
Eğitimde böyledir…
Bu şartlardaki eğitimin yetiştirdiği, sanatkâr, sanatçı, yazar, şair, eleştirmen, senarist,  polis, subay, hemşire, doktor öğretmen, öğretim görevlisi, avukat, savcı, hakim, ekonomist, tüccar, siyasetçi…vb. her meslek her gruptan yetişenler için durum değişmez…

Ülkelerini, çağlar ötesine, ufuklar ötesine taşıyan uzman, erbap, usta, Cin adamların varlığıdır… 
Ülkelere, devletlere çağlar atlatan, bu Cin adamlardır…

Devletlerin varlığı, ülkelerin varlığı, sürekliliği sanayide, ekonomide, eğitimde hamle yapabilme, çağların ötesine, ufukların ötesine taşınmak, bu meydanlarda söz söyleyip söz dinletmek, işinin üstadı, uzman, erbap, usta, Cin adamların varlığı, sayısının çokluğu, zenginliği ile mümkün olacaktır…

Bu türdeki süper insanlar için ve her türdeki eğitimlerde, unvanlara geçmede, makam ve mevki atlamalarda “ÖNLİSANS, LİSANS, YÜKSEK LİSANS, DOKTORA, DOÇENTLİK, PROFESSÖRLÜK” gibi unvanlarda  sınırlama, kısıtlama, zaman kaybı, tamamen kalkacaktır…

 Zaman unsuruna bağlı, kısıtlamalar ve engellemeler kalktığından, ZEKÂ, KABİLİYET, YETENEK, BİLGİLER, ÇALIŞMA SAHASINDA GÖSTERİLEN PERFORMANS, alan üzerinde yapılmış çalışmalar ÖLÇÜ OLARAK ALINACAĞINDAN SÜRESİ GELMEDEN, SÜRESİ DOLMADAN DA BİR ÜST ÜNVANLARA GEÇMEK” (Uzman, Doktor, Doçent, Profesör; şef, müdür yardımcısı, müdür, daire başkanı, genel Müdür yardımdıcı, genel müdür, müsteşar yardımcısı, müsteşar) olabilmek, “çırak, kalfa, usta, usta öğretici” olabilmenin yolu her zaman ve her şartta açık tutularak, ilgili kişinin talebi, gösterilen başarı; veya komisyon üyelerinin tavsiyesi…vb. ile hemen, anında oluşturulacak bir komisyon ile unvanlar kazandırılmış, mesleğe geçiş sağlanmış, gerçekleştirilmiş, ilgili diploma verilmiş  olacaktır.

Bilgili, süper zeki, üstün zekalı, hamleci, girişimci, atak, çalışkan kişilerin ve gençlerin önü her zaman açık olacaktır.
İki, üç hatta daha fazla fakülte okuyabilme, fakültelerin bölümlerine kaydolma, aynı anda bir çok okulda, dalda okuma fırsatı “devam mecburiyeti olmaksızın”, sınav verme gibi ...vb. eğitimleri aynı anda yapabilecek, hiçbir süreyi, yılı ve sınav tarihlerini beklemeksizin; ve yaş sınırı olmaksızın  “mesleğin özelliğine bağlı olarak yazılı, sözlü, uygulamalı,” sınavlardan birine veya birkaçına tabi tutularak, sınav vererek unvanlara yükselme, yeni meslek, meslekler edinebilme imkanının önü her zaman açık olacak.  ve eğitimin ve yükselmenin önündeki bütün sınırlamalar, engeller kaldırılacaktır.
Bahsedilen konularla ilgili yazılı talimatlar ve maddeler, yorumlar ve kanaatler yok ise ilgili KOMİSYON İNSİYATİF KULLANMADA TAMAMEN SERBEST OLACAKTIR.

Bir fabrikada işçi, kamuda memur, öğretmen, öğretim görevlisi, astsubay, subay, polis, …vb. tüm mesleklerde yükselme yukarıdaki şartlar çerçevesine:
(5) beş yıl sonra Bölüm Şefi(aktif veya değil);
(10) on yıl sonra, Müdür Yardımcısı(aktif veya değil),
(15) on beş yıl sonunda Müdür(aktif veya değil); 
(17) on yedi yıl sonunda Daire Başkanı(aktif veya değil),
(19) on dokuz yıl sonra Genel Müdür Yardımcısı(aktif veya değil),
(21) yirmi bir yıl sonra Genel Müdür(aktif veya değil),
(23) yirmi üç yıl sonra Müsteşar Yardımcısı,
(25) yirmi beş yıl sonrası Müsteşar olarak makam ve mevki kazanacaktır.
Birçok şefler, birçok müdür yardımcıları, müdürler, daire başkanları, genel müdür yardımcıları, genel müdürler, müsteşar yardımcıları ve müsteşarlar arasından en kıdemlisi en çalışkanı en zekâlısı en kabiliyetlisi en performanslısı en kariyerlisi, en liyakatlisi her kim ise yine Yönetici Şefleri, şefler seçerek kendilerinin başına Yönetici Şef olarak, Yönetici Müdürleri müdürler, Yönetici Genel Müdür Yardımcılarını genel müdür yardımcıları; Yönetici Genel Müdürleri genel müdürler; Yönetici Müsteşar Yardımcılarını, müsteşar yardımcıları, Yönetici Müsteşarı, müsteşarlar kendi aralarında belirtilen kıstaslar içinde seçeceğinden huzursuzluk, haksızlık, adaletsizlik de olmayacaktır.

Burada makam sahipleri için, aktif yöneticilik görevinde olup olmaması o kadar önemli olmayacaktır; çünkü her biri kendi içinde bir kıymet ve değer ifade edecek ve Aktif yöneticilik görevi, bu makam ve mevkilerde süresi dolarak; veya hizmetteki üstün performans, kariyer, liyakat ve diğer yetenek ile hak etmiş, deneyimli, bilgili, aktif, inisiyatif sahibi kişilerin elinde olacak ve ancak onlar seçilebilecektir.

Fabrikada, Kurum içinde, Bakanlıklarda bir şef, bir müdür yardımcısı,  müdür, daire başkanı, genel müdür yardımcısı, genel müdür, müsteşar yardımcısı, müsteşar eksildi mi, yerine içlerinden en aktif, en liyakatli, en kariyerli, en performanslı birisi Yönetici Şef, Müdür, Genel Müdür, Müsteşar olacağından aktif olarak göreve geçecek ve hiçbir aksama hiçbir hizmet geri kalmayacaktır.

Buraya hangi genel müdürü atayalım, hangi müsteşarı nereden getirelim gibi aranmalar olmayacak; liyakatsiz, bilgisiz ve adam kayırma ile kimse oralara gelemeyecek ve her yönetici, yine yönetilen ve yöneticiler arasından çıkacak; ve zaten bu unvanda olan ve bu yöneticilik makamına hazır olan kişilerden biri, çuk diye oturarak eksiklik kapatılmış olacaktır…

Böylece ülkede uzman, erbap, usta, cin adamların sayısı da çoğalmış, olacaktır.
Ülkelerine, devletlerine hamleler yaptıran, merdiven atlatan bu Cin adamlardır…

Ülkeleri, çağlar ötesine, ufuklar ötesine yine bu uzman, erbap, usta, Cin adamlar taşıyacaktır… 

İşte, ülkelerin ayakta, dimdik, diri ve canlı kalması, işinin üstadı, uzman, erbap, usta,  Cin adamların varlığı, çokluğu ve zenginliği ile mümkün olacaktır…