9 Haziran 2018 Cumartesi

BOZKURTLAR’IN (TÜRKÇÜLÜĞÜN) DİRİLİŞİ,Abdullah Çağrı ELGÜN


BOZKURTLAR’IN (TÜRKÇÜLÜĞÜN) DİRİLİŞİ
                                    Abdullah Çağrı ELGÜN
Osmanlı Türkiyesi

Kuvayı Milliyeçiler, Osmanlının zayıfladığı ve yavaş yavaş dağılmaya başladığı bir dönemde, Selanik’te çıkardıkları “Yeni Hayat ve Türk Yurdu” dergileri ile İmparatorluklarının parçalanıp dağılmasının önüne geçmeye karşı büyük bir mücadele verirler. İçerideki ve dışarıdaki düşmanlar Osmanlı Türkiye’sini hasta adam ilan ederek onu, param parça etmek üzere başına çökerler… Memleketin her karış toprağı düşman askerleri tarafından işgal edilir. Bu karabulutların kol gezdiği zamanda, ülkeyi bu durumdan kurtarmak için devrin aydınları ve halkta beliren, üç değişik fikir ile Osmanlı Türkiye’sinin kurtulacağına dair, ümitler yeşermektedir. Aşağıdaki fikirleri hararetle savunan taraftarlar, ülkenin bu görüşler etrafında birleşilebilirse, kurtulabileceğine inanmaktadırlar:
1)                      Osmanlıcılık
2)                      İslâmcılık
3)                      Türkçülük ve Milliyetçilik.
Birinci Görüşe Göre:  Osmanlı İmparatorluk Türkiye’si içerisinde yaşayan gayri Müslümler de dahil olmak üzere, bütün halk, beraberce yaşamalıdır. Bunlar ortak değerler etrafında birleşerek, Osmanlı İmparatorluk Türkiye’sinin hayatını, her hangi bir toprak kaybına sebep olmadan, devam ettirebileceği görüşündedirler. Bu görüş, gelişen şartlar ve ülkede meydana gelen eylemlerin artması  gerçekleşmesi şansı kalmayarak, kısa sürede iflas etmiştir.
İkinci Görüşü Benimseyenlere Göre: İmparatorluk içinde gayri Müslimlerin toprak ve müstakil ayrı devlet istekleri. ülkede kargaşa ve huzursuzluğa sebep olmakta ve eğer mümkünse ayrılıp gitmeleri ve sadece “Din Birliği” (İslâm Birliği) etrafında toplananların İmparatorluk içinde kalmaları fikri ağır basmaktadır; fakat mikro milliyetçilik fikri, aşırı kavmiyetçilik bu görüşün de hayata geçmesine engel olmuş ve nihayet bu görüş de iflas etmiştir…
Üçüncü Görüş, Türkçülük ve Milliyetçiliği Benimseyenlere Göre: Ülkeyi ayakta tutacak görüş: “Türkçülük ve Milliyetçiliktir.” Millet savaşlarda yaşanan bozgunlar ve ülke içindeki istikrarsızlıklar ve haksızlık, hırsızlık, gasp, adam öldürme, aşırı kavimcilik ve Fransa’da doğan milliyetçilik fikirlerinin, İmparatorluk Türkiye’sini içinden çıkılamaz ve yaşanamaz bir ülke durumuna getirmiştir. Bu görüş sahiplerine göre ayrılık isteğinde bulunarak, müstakil, bağımsız devlet olmak isteyenlere karşı çıkmak gereklidir. Bununla birlikte, ok yaydan çıkmıştır; ve durdurmak mümkün değildir; öyleyse hiç olmazsa Türkler’in topluca yaşadığı toprakları kurtarmak “Türkçülük ve Miliyetçilik” görüşü doğrultusunda birleşmeyi başarmak gerekiyordu…
 İçerideki düşmanların, dışarıdaki düşmanları yurda davet ederek bağımsızlık isteklerine erişmek için hainlik yapmaları, çeşitli çeteler kurarak halkı sindirdikleri, vatana ihanet ettikleri gün gibi ortadaydı. Bu sebeple, saray önünde her gün nümayiş yapan, yangın çıkaran, gasp, cinayet, ırza tecavüz ile Türkler’in oturdukları bağ, bahçe ve evlerini gasbederek, yıllardır birlikte yaşadığı kendi komşusuna, kendi halkına büyük içkence ve eziyetler yapıyorlardı.
Hüseyin Nihal ATSIZ
Rum, Ermeni, Yahudi Çeteleri köy, ilçe ve şehirleri yakıp yıkıp, halkın namuna tasallut edip, Türk halkına akla gelmedik, çeşitli işkenceleri muamele görüp, Türk halkını bulundukları topraklardan göçe ve kaçışa zorladılar. Bu olaylar, ülkenin içinde bulunduğu durum, İmparatorluk Türkiyesi içerisinde yaşayan farklı kültür ve soylara, ya istedikleri verilecek; veya bunlara karşı bir Kurtuluş Savaşı yapılmasını mecburî kılıyordu… Öyle de oldu!..
Bu fikir giderek rağbet buldu. Türkler yaşadıkları topraklardan sürülmek isterken, hemen hemen vatanın, yangın yerine dönen bir çok cephelerinde, Türkler için çetin ve kaçınılmaz müdafaa; ve amansız bir savaş başladı…
Bütün bu kargaşa ve fikir ayrılıkları, İmparatorluk içinde yaşayan Türkler dışındaki azınlıkların işine yaradı.
Fransa’da doğan mikro milliyetçilik anlayışı ile başlayan bağımsızlık istekleri ve toprak talepleri Arap, Fars, Latin, Ermeni, Yahudi, Slav soyundan bütün ırkları harekete geçiriyordu. Bunlar ülkeyi işgale gelen büyük devletlerin güçleri ile birleşerek bağımsız bir Yunanistan, Bağımsız bir Bulgaristan ve arkasından bağımsız Ermenistan doğuruyorken Arap, Fars, Latin soyundan bir çok halklar da bağımsızlık ilan ediyorlardı…
Osmanlı İmparatorluk Türkiyesi’nde tek bir eyalet olan Araplar, bir çok emirliklere ayrılarak bağımsız devletçikler olacaklardır. Osmanlı İşgal altındadır ve ülkeyi işgal altına almış olan düşmanlar, Türkler’i bu topraklardan kesin olarak silip, atmak için karar almışlardır…
Kuvayı Milliyeciler:
İşte tam o sırada ortaya Mustafa Kemal ve bir avuç vatansever arkadaşları ortaya çıkar. Osmanlı Türkiye’sini kurtarmak için silah arkadaşları ve bir avuç vatansever insanla, büyük bir mücadeleye girişirler. Alevler içinde yanan koca bir ormandan geriye küller arasında çaresiz, aç ve açıkta: 778 Metrekare, vatan parçası kalır ki bunun adına “Türkiye” derler.
“Türkçülük ve Milliyetçilik” görüşünün etrafında toplanan çoğunluğu Müslüman ve Türk olan, bu bir avuç Kuvayı Milliyetçiler, İmparatorluğun külleri arasından, tamamen vatanseverlerin kurduğu genç, Türkiye Devletini ortaya çıkarırlar. Bu devleti kuranlara Türk, ülkenin adına da Türkiye denir. Bu ülke insanları Kurtuluş Savaşı öncesinde olduğu gibi Kurtuluş Savaşı sonrasında da bir birlerine sıkı sıkıya kenetlenmiş, ayrılmaz bir bütün olmuşlardır.
Padişah döneminde, Avrupa eğitimi ile yetişmiş ülkenin aydın delikanlıları Talat Paşa, Enver Paşa, Mustafa Kemal Paşa, İsmet İNÖNÜ, Rafet BALE, Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir Paşa, Mehmet Âkif, Hamdullah Suphi, ...vb. binlerce adsız kahraman, büyük bir kurtuluş mücadelesi ve savaşı vererek Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurarlar.
Türk milliyetçilerinin kurduğu bu devlete Türkiye Cumhuriyeti, bu devleti kuran halka da Türk halkı denir. Atatürk’ün de dediği gibi bu büyük bir zaferdi.
Türk, Türklük, Türkçülük ve Milliyetçilik Düşmanlığı:
Türkçüler Birarada
1944 Türkçülük Hareketi’ne kadar “Türkçülük ve Milliyetçilik” fikri devlet politikası olarak devam edip gelmişti. Ankara’nın en merkezi yerinde yapılan muhteşem Türk Ocağı binası bunun en güzel örneğidir. Bugün Resim ve Heykel Müzesi olarak kullanılmaktadır.
İkinci Mustafa adıyla da anılan İsmet Paşa (İNÖNÜ) SSCB, Kominist Rusya tehdidini gereğinden fazla önemseyerek “Türk, Türlük, Türkçülük, Milliyetçilik” hareketine cephe aldı; halbuki SSCB(Rusya)’da bağımsız olabilmeyi bekleyen Türkiye’nin o günkü nüfusundan daha kalabalık din, dil, tarih, kültür, soyca bir olan Türk kardeşlerimiz SSCBirliğinin esareti altında olup bağımsızlık beklemekteydi. Madden ve manen, bizim onlara yakın olmamız lazımdı. Seksen yıl boyunca kardeşlerimizden ayrı, onlara hasret yaşayarak, onlardan uzaklaştırıldık!..
Millî Kahramanların,Türk Milletin Beklentilerine Çare Arayışları:
O dönemin Milliyetçileri başta Hüseyin Nihal ATSIZ olmak üzere: Fehiman TOKLUOĞLU, Alpaslan TÜRKEŞ, Fethi TEVETOĞLU, Reha Oğuz TÜRKKAN, Zeki Velidi TOĞAN, Necdet SANÇAR,  Cebbar ŞENEL, Hasan Ferit CANSEVER, Nurullah BARIMAN, Mustafa Zeki SOFUOĞLU, Fazıl HİSARCIKLI, Hüseyin Namık ORHUN, Sami BAYRAK, İsmet Rasim TÜMTÜRK, Cihat SAVAŞFER, Muzaffer ERİŞ, Fehiman ALTAN, Yusuf KADIGİL, Hikmet TANYU, Hamza Sadi ÖZBEK, Orhan Şaik GÖKYAY, Cemal Oğuz ÖCAL, Sadi BİLGİÇ, Mehmet KÜLAHLIOĞLU, Osman Yüksel SERDENGEÇTİ  1944 Türkçülük tutuklanarak, uzun süre, “tabutluk” adı verilen küçücük zindanlara atılarak, büyük işkencelere maruz kaldılar. Türk milliyetçiliği ötekileştirildi ve idealistler bastırılmaya çalışıldı.
Türkiye yabancı sermaye ve teknolojilerin oluşturduğu bir yapıya teslim oldu. Başta İstanbul olmak üzere Anadolu’da şekillenen “Merkez Sağ” denen bir teşkilat yapılanmasının eline geçti. Bu duruma son vermek isteyenlerden başta Mareşal Fevzi Çakmak Paşa yeni bir parti kurup(Millet Partisi) örgütlenerek iktidara gelmek istedi ise de başarılı olamadı. Sonra bu partiye Osman BÖLÜKBAŞI(1957) sahiplendi. Arkasından Alpaslan TÜRKEŞ(1969), Başbuğun vefatı ile boşalan koltuğa da Dr.Devlet BAHÇELİ(1999) geçerek bu vizyonu üstlendilerse de ufak tefek iktidar ortaklıklarıyla bu millî dava ve fikrini uygulayabilme başarısını asla gösteremediler.
Mareşal Fevzi Çakmak
“Merkez Sağ” denen bu iktidarlar döneminde, hemen her alanda, Türkiye’yi kendi öz kaynakları yerine Batı ile buluşturup, Batının tam bir taklitçisi, kopyacısı haline soktular. Giderek dilde, ekonomide, tarımda, sosyal hayatta ne varsa yabancı sermaye, yerli malı ve sermayeyi tasfiye etti. Sanayide, tarımda, sosyal hayatta üretmeye, geliştirilmeye, çoğaltılmaya dayalı millî devlet yararına ne varsa, hemen her şey ya kısıtlandı, ya kota ile sınırlandırıldı ya da bunların fabrikalarına, ürünlerinin üretimine, tamamen son verildi… Yerli ve millî adına ne varsa hemen her şey yabancı sermaye ve piyasasının eline geçti…(Eti, Sümer, Çinkur, Anadolu Otomobil, Devrim Otomobil, Kayseri uçak fabrikası…vb.)
Her yıl hararetle ve büyük bir zevkle kutlanan “Yerli Malı Haftası” ve “Türk Parasını Koruma Kanunu”, rafa kaldırılarak, “Türk, Türkçülük ve Milliyetçilik” fikirleri azınlıkta ve küçük bir grup olarak sahnede yer aldı.
Ekonomi, Eğitim, Politika, yabancı sermayenin yabancı piyasasının eline geçti. Bu durum: İnönü ile başlayıp, …Menderes, Demirel, Özal ve nihayet Erdoğan döneminde rayından çıkıp, zirveye oturdu.
Son on sekiz yıl(18)’da da Erdoğan iktidarı tarafından: “Atatürk, Türk, Türkçülük, Milliyetçilik, Türkiye Cumhuriyeti(TC.) ve Türk Lirası(TL.)” düşman ilan edildi. Bir milletin kendi soyunu araması, ona sahiplenmesi Irkçılık” sayıldı; ve en yüksek makamlarca bu değerler öcü telaffuz edilerek bu gerçek, şiddetle reddedildi…
Alpaslan Türkeş ve Osman Bölükbaşı
Ay Yıldızlı Türk Bayrağı değiştirilmeye, rengi ve sembolleri tartışmaya açıldı. Bu iktidar döneminde rengini kanımızdan alan Ay Yıldızlı Bayrağımız, elli altı(56) kez Türk’ün düşmanları tarafından gönderinden indirildi. Amansız bir Kurtuluş Savaşı vererek kazanılan bu ülkenin “Adından gocunanlar ve değiştirmeye kalkanlar çıktı… Millî Marşı”nın bestesi değiştirildi. Kimi yerlerde değişik beste ile okutuldu ve Kurtuluş Şavaşı’mızın Destansı Bir Anlatımı olan “İstiklâl Marşı” mız kaldırılmak istendi…
Her sabah bir ideal olarak orta öğretim okullarında Atatürk döneminden bugüne kadar yıllarca ezberletilerek okutulan “And”ı kaldırıldı. Büyük önder ve kahraman gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği: “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözü dağlardan ve okullardan silindi. Atatürk’ün heykelleri, tabloları ve resimleri resmî ve özel kurumların çoğundan kaldırıldı. “Atatürk”  adı ile başlayan okullar ve satadyumlar yıkıldı.
Osman BÖLÜKBAŞI ve Başbuğ Alpaslan TÜRKEŞ
Özel sermaye, devlet sermayesini neredeyse sıfıra indirdi. Özelleştirme adı altında yapılan uygulamayla, devlete ait kamu binaları dahil, kurumlar, fabrikalar, şirketler, maden yatakları ve devlet arazilerini yandaş ve yakınlara yok fiyatına pazarlanıp satıldı veya yakınların üzerine geçirildi. Devletin kendine ait binaları dururken çok yüksek fiyatlara ve Dolar ve Yuro cinsinden rantlı paralara amaç dışı kiralandı. Milletin hayrı için yapıldığına inanılan: Oto Yollar, Köprüler, Tüneller, Şehir Hastaneleri, Kanal İstanbul, Parklar müstaitlerden komisyon alabilme çıkarları için yandaşlara kira garantisi, gelir garantisi, doluluk oranı garantisi yoluyla yirmi beş, otuz(25-30) hatta kırk dokuz(49) yıllığına peşkeş çekilerek vatandaşın tüyü bitmedik yetimlerinin parası ile milletin anasına avradına küfrettirildi…
Kurumlarda daimi kadrolara neredeyse kaldırılarak, “Devleti küçültüyoruz. Devleti yükten kurtarıyoruz!..” denilerek kamuda çalışanların sayıları %12’den %’8 düşürüldü. Sözleşmeli memur, sözleşmeli öğretmen, sözleşmeli asker ve sözleşmeli sağlık personeli sistemi uygulaması başlatıldı.
Kamuda çalışanlar: 4A, 4B, 4C…vb. gibi ucube ve uydurma adlar altında gruplara ayrılarak haksız kazanç ve adaletsiz bir ücret dağılımı ile değersizleştirildi.
Taşeron şirketlere büyük yetkiler verilerek asgarî ücretlilik ve modern kölelik sistemi özendirildi. Toplumda güven zedelenmesiyle güvensiz toplum, korkak, pısırık ve başkalarına boyun büken, boyun eğen, itirazsız eğilen insan modeli arzulandı.. Toplumda sürekli moralsizlik, kırkın insan, küskün toplum, dargın ve hayal kırıklıkları yaşayan psikolojisi bozuk halk körüklendi. Sormayan, sorgulamayan, karşı çıkmayan, çıkamayan, hastalıklı bir toplum modeli yaygınlaştırıldı.
Bu görüş ve gidişe karşı, bugüne kadar ne CHP, ne MHP ne de millî bir parti tek başına iktidarı yakalayarak karşı duramamış ve bu kötü gidişi durduramamıştı…
Asena(Dişi Kurt) Meral AKŞENER

İşte bugün bir ümit belirdi ki bunun adı İYİ PARTİ’dir… Lideri ise Meral AKŞENER… Onun etrafında toplanmış olanlar da Bozkurtlar ordusu, Türk, Türklük ve Türkçüler grubudur. Bu halk Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının önderliğinde amansız bir Kurtuluş Savaşı vererek Cumhuriyeti kuran Türkiye’yi kuran her kesimden Türk halkıdır.
Bu günü sabırsızlıkla bekleyen ülkücüler ve Türk halkı, Meral AKŞENER’in her kesim ve halktan özellikle seçerek kadrosuna aldığı bu şahsiyetlerle, bu gün bu iktidar fırsatını ve rüzgarını yakalanmıştır. Bu parti ile iktidara taşınacaklardır. Geleceğimizi kuracak olan kadro, bu partide mevcuttur… Atatürk’den sonra millî olarak iktidara gelecek, en büyük ve en güçlü iktidar, bu, İYİ PARTİ iktidarı olacaktır.
Türk, Türklük ve Türkçülük:
Cumhuriyete: “100 yıllık film arası!” diyenlerin tünellerinin sonu görünmüştür. Gazi Mareşal Mustafa Kemal ATATÜRK başta olmak üzere Genç Türkiye devletini Türk Halkı kurmuştu. Devletin yönetimi de öyleydi. Bizzat Atatürk: “Ne mutlu Türk’üm diyene!” diyordu. “Ey, Türk! Yüksel, senin için yükselmenin hududur yoktur.” , “Tek bir şeye ihtiyacın var: Çalışmak! Çalışmak! Çalışmak!” diyordu. Bunun için: “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”. “Ne mutlu ki Türk doğmuşum.”, “Benim en büyük övüncüm ve mutluluğum Türk olarak doğmaklığımdır.”, “Bir Türk dünyaya bedeldir!”, Beni bir Türk anası doğurmadı mı, bu memlekette nice Türk anaları nice Mustafa Kemaller doğurmayacak mı?..” demişti!
İyi Parti, Kadrosu ve Kökleri
“Türk, Türklük ve Türkçülük ateşi ile yanmış gönüllerde, bu parti Mustafa Kemal’in silah arkadaşı, Gazi Mareşal Fevzi Çakmak Paşa tarafından “Millet Partisi” olarak kurulmuştur. Daha sonra Osman BÖLÜKBAŞI, bu partinin adını “Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi(CKMP)1957”, olarak değiştirmiş. Alpaslan Türkeş’i davet ederek bu partiye üye etmiştir. TÜRKEŞ, bu partide Genel Başkan olunca(1958) partinin adını, Milliyetçi Hareket Partisi(MHP) olarak değiştirmiştir. Bu parti, Başbuğ Alpaslan Türkeş’in ölümüyle,  1999’da Dr. Devlet BAHÇELİ’nin Genel başkanlığa geçmesiyle, bugüne kadar gelebildi. Milliyetçi Hareket Partisi(MHP), kendi misyon ve ideolojisini hayata geçirebilmek çaba ve gayretinden ötelere erişip, hiç bir vakit, tek başına iktidarı yakalayamadı.
Bununla da kalmayan Bahçeli Atataürk’ün silah arkadaşı Fevziçakmak Paşa’nın kurduğu ve rahmetli Başbuğun emaneti olan bu partiyi: Türk, Türkçülük, Milliyetçilik kavramlarının, kendi sözleri ile: “Ne mutlu Türk’üm diyene!..” sözünü söyleyenlerden rahatsız olan, Abdullah GÜL’ü, 7 Haziran 2015’te Cumhurbaşkanı seçtirmiş ve  “Türklüğün yaşayan en büyük düşmanı olan Erdoğan(AKP)” ile koalisyon yaptırmıştır…
Bununla da kalmayıp, “Hayır!” kampanyasına destek vererek ve bütün koalisyonlara kapısını kapayarak, “1 Kasım 2015’te” AKP’nin: Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) Türk halkının Osmanlı Türkiyesi döneminde tanıştığı, Duyun u Umumiye’den sonraki, en büyük tezgahın uygulamaya girmesine müsaade ediyordu...

Bahçeli: BOB, BİB, BAB gibi küresel emperyalist güçlerin projelerine boyun eğerek, ERDOĞAN’ın kaybettiği iktidarı, altın tepsi içinde yeniden AKP’ye sunuyordu…
Buna dur diyen başta: Sinan OĞAN, Ümit ÖZDAĞ, Yusuf HALAÇOĞLU, Meral AKŞENER, Koray AYDIN, Özcan YENİÇERİ, …vb. gibi millet vekilleri MHP’de olağanüstü, bir kongre isteyerek, genel başkan Devlet BAHÇELİ’yi değiştirmek istediler. Bunun üzerine Büyük Anadolu Oteli’nde gerçekleştirilen “Tüzük Değiştirme Kongresi” iktidarın da yardımıyla iptal edildi. Toplantılara ve kongre yapımına müsaade edilmeyerek sonraki zamanda, kongre yapmak için bir araya gelmiş partililer, delegeler ve millet vekilleri, partiden(MHP) ihraç ve tasfiye ediliyordu.
Bunun üzerine, MHP’den ihraç edilen Muhalif Ülkücüler bir araya gelerek, korkusuz ve cesur bir çıkışla, İYİ PARTİ’yi kurarak, iktidara talip olduklarını, her kesime ilan ettiler.
Bu durum hem iktidarı hem de muhalifleri telaşlandırdı. Bu parti ve mensuplarını hemen her şekilde engellemek ve seçimlere de sokmamak istiyorlardı. Toplantılarını engellemek, tutulan salonların sahiplerini tehdite, İYİ PARTİ mensuplarının yollarını kesmek, toplantılarına saldırılar düzenlemek, dövmeye ve sindirmeye kalkışmak …vb. gibi her tür tehdide kadar vardırdılar.
İYİ PARTİ’nin çalışmalarını, açıklamalarını milletin vergileri ile kurduğu devletin hiçbir televizyonları vermediği gibi, hiçbir basında söz ettirmediler. Tarih bu günleri, arşivlerinin tozlu Raflarına, kara bir leke olarak yazacaktır…

Devlet BAHÇELİ ve Manevraları:
Baskın seçim ile İYİ PARTİ’yi ekarte edip, hezimete uğratmak isteyenler “Erken Seçim” istediler. Devlet BAHÇELİ’nin bu çağrısına, AKP’den cevap gecikmedi. “Ağustos’ta Seçim” diyen BAHÇELİ’ye daha da erken bir tarih: “24 Haziran 2018”, “baskın seçim” denildi.  İYİ PARTİ’den korkan ERDOĞAN, Devlet BAHÇELİ ile görüşerek rakiplerinden korkarak hem erken seçimin hem de koalisyonların istemeyerek de olsa yolunu açtı;  çünkü 15 yılda hattinden fazla yıpranmış ve halkın gözünden düşmüştü. Daha fazla düşmeden ve oy kaybına uğramadan bir  “Baskın Seçimle” yeniden iktidar olacaklarını düşünmektedirler…
Erken seçime ve koalisyonlaraa karşı çıkanlar, bu defa da erken seçim ve koalisyonlarda kendilerini garantiye almak istiyorlardı.
Kongre yaptırmayan, Kurultay Tüzüğüne karşı çıkan, “Hayır!” kampanyası ile koalisyonu kabul etmeyip, CHP’nin sunduğu başbakanlığı kabul etmeyip, 2015 seçimlerinde AKP’ye iktidarı eliyle sunan Devlet Bahçeli, bugün barajın altında kalma korkusuna kapılarak, MHP’yi, AKP saflarında koalisyonla birleştiriyordu…
Erken ve baskın bir seçimin İYİ PARTİ’ye dayatılması, onu asla, bu kutlu yürüyüşten vaz geçirmedi. MHP’den ayrılarak İYİ PARTİ’yi kuran, çetin yoları korkusuz yüreklerle aşarak cesur çıkışlar yapan bu kadroların lideri Meral AKŞENER, İYİ PARTİ’yi seçime sokmayı başarmıştır.
Atatürk’ten sonra ilk defa Türk Halkı ve Türk Milletinin bütün unsurlarını millî ve yerli bir anlayışla kucaklayan, milletin asıl unsuru olan İYİ PARTİ, ülkücülük, Türk Milliyetçiliği, Türklük ve Türkçülük, Türk Halkı, Türk Milleti kavramlarını özünde yoğurarak yeniden şahlanmıştır.  
Ülkücülerin iktidarı, BOZKURTLAR’IN (TÜRKÇÜLÜĞÜN) DİRİLİŞİ  yakındır…
    
 KAYNAKLAR:
2.      Devlet Bahçelinin basın bildirileri ve Meclis konuşmaları tutanakları
3.      www.zeit.de/kultur/2018-05/praesidentshafts
4.      https://www.google.com.tr/search?q=devlet+bah%C3%A7eli%27nin+konu%C5%9Fmalar%C4%B1&oq=Devlet+Bah%C3%A7elinin+Konu%C5%9Fmalar%C4%B1&aqs=chrome.1.69i57j0l5.12902j0j8&sourceid=chrome&ie=UTF-8
5.      https://www.google.com.tr/search?safe=strict&ei=caMbW9WyLIWcsAHZibSIBg&q=1944+Miliyet%C3%A7ilik+olaylar%C4%B1&oq=1944+Miliyet%C3%A7ilik+olaylar%C4%B1&gs_l=psy-ab.3..0i13k1j0i22i30k1l5.50323.68980.0.69500.44.34.7.3.6.0.257.4220.0j31j1.33.0....0...1c.1.64.psy-ab..1.43.4358.6..0j38j35i39k1j0i67k1j0i131k1j0i131i67k1j0i19k1j0i22i30i19k1j0i13i30k1.110.yyXu49ZSUqE

12 Mart 2018 Pazartesi

İTTİFAK ve SEÇİM SANDIĞI; Abdullah Çağrı ELGÜN

İTTİFAK ve SEÇİM SANDIĞI
Abdullah Çağrı ELGÜN
Erken seçim davulları gümbür gümbür çalarken, ittifaklar ve ittifak arayışları da son hızla ilerlerliyor. Gündemde yine erken seçim var!..  Ha söylendi ha söylenecek!
Ankara kaynayan kazan gibi buharları çıkarken kimin eli kimin cebinde belli değil; ancak şu var ki mühürsüz oylar ve bir birini tanımayan seçmenlerle seçimi kazanma(oy çalma) taktiği, tilki kurnazlığını AKP, yine milletin önüne koyuyor.
Erdoğan ne olursa olsun; ve neye mal olursa olsun, bu seçimi hiç kimseye kaptırmamakta kararlı. İktidara göre bu seçim, Cumhuriyeti kuranlarla, Hilâfet taraftarlarının, geçmişten bugüne,  bir hesaplaşması olarak duruyor. AKP, 18. yılında ilk defa tek başına seçime girmekten korkuyor. Üstelik MHP'nin bunca zaman iktidara her zor zamanlardaki, kayıtsız şartsız desteğine ve bugün Başkanlık Sistemine açıktan omuz vermesine ve AKP-MHP ittifakı ile MHP'nin kendini böldürme, kurban edilmesine rağmen, AKP, bu seçimden korkuyor.
MHP'nin bu fedakârlığı, kendi kendini yok etme intiharı AKP’ye yetmiyor...  AKP, yanına BBP alıyor; fakat yine bir içten içe korku onu öylesine tereddütte, endişeye sevk ediyor ki Saadet Partisi lideri Temel KARAMOLLAOĞLU da çağırıyor. Ondan yardım talep ediyor. Buna yirmi(20) Millet Vekili ile üç(3) bakanlık vermekten çekinmiyor...
Yarın BTP(Haydar BAŞ) ve BDP(Emine AYNA, Kamuren YÜKSEL'e de baş vurursa şaşırmamak gerekir... AKP, sonun yaklaştığını, iktidarı kimlere bırakması gerektiğinin hesaplarını da yapmış gözüküyor.
AKP: "Biz geçmiş ile bugünü hesaplaştırdık, yüzleştirdik. Türkiye Cumhuriyetini Atatürk'e İngilizler kurdurdu!.. Atatürk İngiliz ajanıydı!.. Atatürk Türk bile değildi!" diyebilecek kadar vefasız; imam olmayan, imam kılıklı akıldan yoksunlar; "Ah, keşke bu ülkeyi kurtarmasalardı da bunların yerine, Yunanlılar alsaydı!.." sözlerini adeta kusan, tarih bilincinden yoksun sarıklı Mısırlılar... Büyük Türk Milletinin aslî değerlerini, aslî cevherlerini değersizleştirme, yarışında hiç bir dönemde, bu kanı bozuklara, bu iktidarın gösterdiği zaaf kadar zaaf gösterilmemiş ve bunlara bu iktidar kadar sahiplenme, koruma, destek ve sevgi göstermemiştir.
Koca AKP, işte bu değer yoksunlarını ziyaret edip, Türk Milletinin aslî unsurlarını sıfırlamak istediği için, meydan savaşı yapmış Mareşal unvanlı millî kahramanlarını hiç etmek isteyenlere bal kaymak sunup, takdir ettiği, ekmeklerine yağ sürdüğü, Habur'da Devlet Töreni, Kandil'de Pazarlık, Saray'da mutabakat yaparak...vb. bu cüceleri hastanelerde ziyaret ettiği içindir ki tek başına seçime gidemiyor?..
Halka güven veremiyor ve halk AKP’ye karşı güveni fanatik taraftarlar hariç, yitmiş durumda. Yapılan anketler gösteriyor ki Kahraman Türk Ordusunun başarılı Afrin Savaşı bile, bu hükümetin oyunu, istenilen sayıya erdirememiştir... Koca AKP şimdi ne oldu da tek başına seçime gidemiyor?..
Devlet BAHÇELİ, hatta BBP bile onu kurtaramıyor?.. Bu ittifakla bile seçilememe riskine karşı, "Barış Süreci ve Açılım" sunduğu HDP'nin oylarına sarılacak ve HDP'nin çatı içine doğrudan doğruya, resmî olarak olmasa bile gizlice, (millete çaktırmadan) nasıl bir anlaşma yapılacağı, kaç millet vekili ile Kürt oylarının AKP'ye getirileceği hesapları ile uğraşmaya başlamıştır...
Geçmişte kimin(HDP'de) millet vekili olup olmayacağına dahi karar veren; şu olmasın, bunu çıkarın, şu olsun diye işaret ederek, HDP vekillerini dahi AKP'nin belirlediği gibi bugün de kendi belirleyeceği adaylar ile bir uzlaşı sağlanacaktır...  Böylece bu seçim asla ve asla  RİSK ETMEMEK kaydı ve amacı ile  AKP-MHP, BBP ve gizli ortak BDP ile  seçime gidilecek ve kazanılmak istenecektir... O zaman, bu ittifakın adı ne olacaktır?..
Diğer taraftan CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi(Saadet KARAMOLLAOĞLU) ve hatta, BTP(Haydar BAŞ) ile ittifaka gidilecektir. Böylece bugüne kadar iktidar yüzü görmemiş irili ufaklı, bütün partiler de mecliste olacaklardır.
Mecliste ise durum tamamen değişecek. Bundan sonraki dönemde AKP içindeki bütün ülkücüler de dahil olmak üzere, MHP, İYİ Parti ve BBP tek partiye dönüşecek; ve ne ERDOĞAN ne Bahçeli ne de KILIÇLAROĞLU  gelecekte olmayacaklardır.

7 Şubat 2018 Çarşamba

AFRİN ( HATAY, ZEYTİN DALI HAREKATI) Abdullah Çağrı ELGÜN

AFRİN
( HATAY, ZEYTİN DALI HAREKATI)
Abdullah Çağrı ELGÜN

Demokratik Suriye Güçleri içindeki büyük gruplardan biri olan Ceyş’ül Suvar, Twitter ve Telegram Hesaplarından taraf değiştirerek Türkiye destekli güçlere dahil olduğunu duyurdu…
YPG’den konuyla ilgili bir açıklama gelmezken Ceyş’ül Suvar, Afrin’de DSG’ye bağlı en büyük  Arap grubu olduğu söyleniyor.
Bölgeden elde edilen bilgilere göre: “ Harekatın başlangıcından bugüne kadar geçen sürede (0n dokuz gün) 1256, PKK, KCK, PYD, YPG ve DEAŞ terör örgütü mensuplarının etkisiz hale getirildiği tespit edilmiştir…” denildi. 
Hatay Zeytin Dalı Harekatı, Erdoğan’ın söylediğine göre: “Bu ABD’nin Menbiç’te ya da Suriye’nin başka noktalarında İŞİD ile mücadele ediyor diyerek, destek verdiği terör örgütlerine karşı yapılan bir operasyondur..”
ABD’nin Dış İşleri Bakanı Rex Tillersen’in ifadesi ile ise: “İran’ı zayıflatma, Esed’siz bir Suriye, Göçmenlerin yurtlarına dönüşü, kitle imha silahlarının imhası” olarak belirtilmektedir.
Bütün bu operasyonlar sonrasında: Sakarya Dağı, Dikmen Köyü, Surkan ve Kırmızı Köy, Ssurki Köyü, Huzur Dağı, Hac Bilâl Köyü olmak üzere bir çok bölgenin teröristlerden temizlendiği belirtildi…
Öldürülen terörist sayısı: 999, çökertilen hedef: 553 olduğu gelen haberler arasında. Bu gidişle daha da fazla hedefin vurulacağı anlaşılmaktadır.
Bütün dünyanın gözleri Türkiye’ye çevrilirken: İngiltere başta olmak üzere ABD, Rusya, Almanya, Fransa ve Israil dahil Türkiye’nin savaş gücünü burada test etmektedirler. Pusuya yatmış ve sonucu beklemektedirler…
Türkiye ve Türk Milleti olarak, hiçbir büyük gücün Türkiye ve komşuları ile olan münasebetlerinde kendi menfaatlerini korumak ve kollamak adına akıl almak, ve onların yönlendirdiği ve direktiflendirdiği doğrultularda hareket etmek mecburiyetinde değiliz..
Bugüne kadarki zaman dilimi içerisinde, bizim lehimize hareket ediyor gibi görünüp, Suriye’de bu kadar insanın denizde, savaştan kaçarken ölmesi, karada sınır kapılarına yetişmek için kaçarken telef olması ve bir o kadarının da çoğunluğu Türkiye’de olmak üzere Avrupa sınırlarında mülteci ve göçmen durumuna düşmesine, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER, NATO, VARŞOVA PAKTI ve BÜTÜN DÜNYACA, seyirci kalınması ve ailelerin dağıtılmasına, maddî ve manevî değerlerinin talan edilmesi ve yağmalanmasına, tarî eserlerinin, milî varlık ve hazinelerininyurt dışına kaçırılmasına, teröristlerin beslenip semizlenmesine, insanın, insanlığın yok edilmesine, yardımda bulunanlara, dünya olarak, insan olarak: “Aferin iyi yaptınız!” diyebilecek miyiz? Vicdanımızı rahatlayabilecek miyiz?..
Suriye talan edilip insanları göçe zorlanırken sesini çıkarmayan Dünyanın, bugün kalkmış Türkiye’ye akıl vermesi, akla ve mantığa sığacak bir şey midir?.. Buna kim inanır?..
İnsanî yardım daha önce de yapılabilirdi. Türkiye Afrin’e girince mi bu dünyanın efendiliğine soyunmuşlar bu yardımı hatırlanıyorlar?.. Çok istiyorlarsa buyursunlar Dünyanın en aç ve fakir ülkeleri Kara Kıta Afrika’da: Cibuti, Laos, Sao, Tome, Pirincipe; Pakistan, Yemen, Hindistan, … ve benzerleri ile Sudan, Filistin’e, Aragan’a, bu yardımı yapsınlar.
Bugün burada: “İnsanlar katlediliyor, insanî yardıma ihtiyaçları var!..” gibi boş sözler bölge halkını ve Türkiye’nin kararlılığını gördükleri içindir. Terörü besleyenler terör içinde boğulurlar … Nato üyelerinin Fransa, Almanya, Avrupa Birliği’nin endişesi yersizdir. Sivil halkın askerî durumdan etkilenmemesini merak edenlerin, Türkiye’nin yanında yer almaları ve Türkiye’nin aklı doğrultusunda Türkiye’ye yardımda bulunmaları gerekli ve çok çok elzemdir…
 Afrin bundan sonra, Süriye devletine veya başka devlete bırakılamayacak kadar önemlidir.Stratejik bir bölgedir. Türkiye Ortadoğu’nun yeni sınırlarını kendi aklı, mantığı ve gelecek hedefleri doğrultusunda çizmelidir, çizecektir.
20 Ocakta 2018’de başlayan  “Hatay, Afrin Zeytin Dalı” harekatta başarılı olacaktır. Olmalıdır da!.. Hiçbir şekilde durdurulması ve yarıda bırakılması söz konusu olmamalıdır. Azez, Buseyra, Hamman ,Raco, Ömer Uşağı, …vb. yerlerde başarılı operasyonlar yaptığını gelen haberlerden öğreniyoruz.
ABD Dış İşleri Yetkilileri: “Ruslar’dan gelen açıklamaların iki ülke arasını düzeltmek şöyle dursun,  NATO ülkesi Türkiye ve ABD’nin arasını açmaya yönelik propaganda olduğunu söylüyor.”
Hollanda: “PYD, YPG masum değil, bunları hiçbir şekilde desteklemedik.  Üstelik bunların PKK ile araların güçlü bağlantılar var. Bunlar Avrupa’ya göre bir terör örgütüdür. Türkiye’nin hareketini yargılamamız doğru olmaz.” demiştir.
NATO: “Türkiye destek isterse gerekli anlaşma yapılır yardım sağlanabilir.” gibi sözler etmiştir.
İngiltere, ABD, Almanya ve Israil, Türkiye’ye karşı hareket etmektedirler. Türkiye ise Rusya-İran stratejik görüntünün bozulması bir çok açıkgöz aktörün işine gelecektir. İran şimdiden endişelerini belirtmeye başlamıştır..

SONUÇ OLARAK:
Türkiye iyi yoldadır!... Hatta bu hareketi yapmakta çok çok geç kalmış hata yapmıştır. Bu hatanın telafisi şuan yakalanmış büyük bir FIRSATTIR… Yola devam edilmeli sonuna kadar gidilmeli Eset’e yol verilecek ise verilmeli. Yoksa desteklenmeli; fakat dün boşaltılmış yerler dahil sınır boyları 300-350 km, hatta daha fazlasıyla  içerilere kadar girilerek PKK, KCK; PYD,YPG ve DEAŞ terör örgütü mensuplarının teröristlerden temizlenmelidir.. Suriyeliler ve Türkmenler bu bölgelere yerleştirilmeli ve Türkiye orada hiç çıkmayacak şekilde büyük üstler oluşturmalıdır. Buraların Tapuları Türk’ündür.. Türk’ün kalmalıdır.

KAYNAKLAR:
1) https://www.stratejikortak.com/2018/02/zeytin-dali-harekati-harita.html
2)https://www.google.com.tr/search?safe=off&dcr=0&source=hp&ei=d816Wu_cB5DekgXovYa4Bw&q=Zeytin+Dal%C4%B1+Harekat%C4%B1+ile+al%C4%B1nan+yer+adlar%C4%B1+&oq=Zeytin+Dal%C4%B1+Harekat%C4%B1+ile+al%C4%B1nan+yer+adlar%C4%B1+&gs_l=psy-ab.3...3438.29461.0.30155.51.46.3.1.1.0.977.9149.0j18j13j4j0j1j1.37.0....0...1c.1.64.psyab..10.17.5028.0..0j35i39k1j0i131k1j0i3k1j0i10k1j0i22i30k1j0i22i10i30k1j0i8i7i30k1j0i13k1.0.Yzu61vMKEVM
3)      https://www.stratejikortak.com/2018/02/zeytin-dali-harekati-harita.html
4)      https://www.stratejikortak.com/
5)      http://cumhuriyettarihimiz.blogspot.com.tr/2015/07/buyuk-ortadogu-projesi.html

14 Ocak 2018 Pazar

DEĞİŞEN ERDOĞAN ve YANILAN BAHÇELİ!.. Abdullah Çağrı ELGÜN

DEĞİŞEN ERDOĞAN ve YANILAN BAHÇELİ!..
Abdullah Çağrı ELGÜN
İngiltere, Amerika, İsrail ve bunların kandırılmış uşakları (Barzani, PKK, PYD, DAEŞ) Ortadoğu’nun en güçlü devleti Türkiye’yi, içeriden ve dışarıdan kuşatma ve boğazını sıkarak teslim alma planını gerçekleştirmek istemektedirler. Suriye ve Irak’ın kuzeyinden Türkiye’yi kuşatma, çemberi daraltılarak devam ediyor.
Ortadoğu’nun eş başkanlığını üstlenen Erdoğan’a göre: “Diyarbakır bir üst olacak,  doğunun yıldızı parlayacak, Ortadoğu’da, geçmişte Osmanlının sahip olduğu topraklar, bu sayede Türkiye’ye dahil olacak (Yeni Türkiye) olacaktı.” Bu eş başkanlık  pohpohlanarak muhterem, ülke ülke gezdiriliyor, fondan kendisine aktarılan sekiz yüz milyar dolar(800.000.000$) para ile oto yolar, köprüler, tüneller yaptırılıyor, yandaş iş adamları ve mütaitlerin cepleri dolarlarla dolduruluyordu...
Eş Başkanlık ile donatılarak, ağzına bir parmak bal sürülen Cumhurbaşkanı GÜL, başbakan ERDOĞAN, mevcut kadroları lağvedip ve de boşaltarak, FETO elemanlarını devletin en kritik ve en üst makamlarına yüksek maaşlarla getirip değerlendiriyorlardı… Bu ikili ve ekibi, doğudaki Kürtler için de: “ Açılım ”, “ Çözüm Süreci ” üretiyor, “Kandil”, “Helsinki”, “Dolmabahçe Sarayı”, “İmralı” gibi yerlerde de teröristlerin önde gelen ele başları ve siyasî temsilcileri ile “Mütabakatlar” yapıyorlardı.
Bu çerçevede otuz dört(34) PKK’lı terörist, TCK’nunun 221.Maddesi ile düzenlenen “Etkin Pişmanlık” hükümlerinden yararlanmak için, DTP'nin kadın milletvekilleri: Sabahat TUNCEL, Pervin BULDAN, Gültan KIŞANAK, Fatma KURTULAN, Sevahir BAYINDIR, ile Bağımsız Milletvekili Ufus URAS, sanatçı eşi Zeynep TANBAY ve Barış Meclisi üyeleri ile 45 Avukatın da katıldığı, kalabalık bir grup, devletin özel güçlerinin korumasında, Habur Sınır Kapısında bayraklar, filamalar ve kortej eşliğinde muhteşem bir karşılama ile sınırdan içeri giriyorlardı…
Yıllar öncesinde Türkiye’yi görmeyi hayal bile edemeyen teröristler için on sekiz yıl önceki “ Dokunulamaz!.. ” denilerek korkulan Türkiye neredeydi, şimdiki Türkiye nerede?..
 (PKK’nin illegal başı: Abdullah ÖCALAN ve BARZANİ,… ile bizzat Türk Hükümeti, görüşmeler yapmıştı. Bütün bunlar sebebiyle Erdoğan, bizzat tek yetkili olarak, , kargayı besleyip, karnını doyurduktan sonra, verdikleri bu tavizlerle sırtını sevazlarken, Türkiye’nin gözlerini oyduruyorlardı!..
Teröristler ve bunları destekleyen siyasî uzantıları, bizzat iktidardan aldıkları bu güç ve tavizlerle terörü, şehir ve ilçelere taşıyıp daha da şiddetlendirerek (Diyarbakır, Silopi, Şırnak, Ankara, İstanbul) toplu katliamlara giriştiler. Siyasal terör örgütünün resmî ve gayri resmi  elemanları, ülkede “Bağımsız bir Kürdistan” kurmak için hemem her şeyi hazır hale getirmişlerdi. Eyaletler, bağımsız güvenlik teşkilatı, vergi memurları, belediyeler ve bunların eş başkanları ve burada “Bağımsız Kürdistan” için çalışan elemanlar…
2015 yılına gelindiğinde, bunlar ve partileri, meşru olarak siyasî faaliyetlerine devam eden, yıların milliyetçi partisi MHP’den daha fazla oy alarak TBMM’sine seksen ‘80’ miilletvekili yolluyordu…
Hükümet edenlerin, ayrılıkçı Kürtler ve onun taşeron örgütlerine sağladığı: “Bakanlık Koltukları ve kadrolar”, “Açılım”, “Mutabakat”, “Akil Adamlar Heyeti” FETO, …vb. arkalarının sıvazlanması, bu illegal örgüt ve onun siyasal temsilcileri ve elemanlarına gösterilen tavizkar tutum, ülke içinde, terörün  hortlamasına yardım edecekti… Böylece bu örgüt ve elemanları bölgelerde yaşayan halkı canından bezdirip, göçe, evini barkını, şehir ve ilçesini terke zorlayıp, şiddet, cebir ve zorbalıkla doğu bölgemizde bir “Kürdistan Devleti Kurma” hayali taşıyanlara yardım edecekti…
Gül ve Erdoğan, ABD’nin kendilerine sunulan planın gerisini, FETO ile kandırıldığında; PKK, YPG, İŞİD … ve Açılım Süreci” ile aldatıldığında anlamış; fakat iş işten çoktan geçmişti…
Erdoğan aldatılmamıştı!.. Bizzat kendi adamları ve iktidara taşıdıkları, ince eleyip sık dokuyarak; ve gerçek milliyetçi vatanseverleri de görevlerinden, makam ve mevklerinden alarak; belkide hayal bile edemedikleri makam ve mevkilere getirdiği, ekmek verdiği: “Ne istediler de vermedik?..”lerince aldatımış, aldanmış, kandırılmıştı!.. Yetmedi! Bizzat özene bezene, kılı kırk yararak seçtiği ve adına  ‘Akil İnsanlar’  adını verdiği, devletin parası ile bölge bölge dolaştırdığı kişiler dahi bu konuda Erdoğan’ı uyarmamışlardı. İkaz etmemişler; doğru bulduklarını, gördüklerini, dinlediklerini, gerçekleri söylememişler, iktidara yaranmak için, delik kayığa su taşıyan raporlarıyla bu aldatılmaya eşlik etmişlerdi. O bunun farkına vardığında  “Allah beni affetsin!..” diyordu.

Orduda yapılan: “Sarıkız, Balyoz, Ergenekon, …vb.” Kozmik Oda operasyonlarıyla ordunun omurgasını kırılmış, Türk ordusu dağıtılmış, devletin en uç noktalarındaki bürokratları kızağa çekilmiş, Müşavir, Araştırmacı kadrolarına itilerek, bankamatik memurluğuna mecbur edilerek devletin hafızası yok edilmişti. Bu da yetmeyerek, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa da bir operasyon yapılmış, Bakanlıklardaki İşleyiş Sistemi (Tüccar ve Müşteri İlişkileri Şeklinde) değiştirilmişti.
15 Temmuz 2015 Darbesi’nin gerçekleştirilmesi ile devlet giderek zayıfladı. FETO sanığı olarak görevden alınan Asker, Polis, Öğretmen, Öğretim Görevlisi, Sağlık ve Diğer Kamu Çalışanlarının sayıları bir milyonu (1.000.000) buluyordu.
Sadece 2018’in ilk ayında tutuklananların sayısı elli bin (50.000) civarındaydı. Türkiye Cumhuriyeti hafızası felç oldu. Kozmik Oda ele geçirildi ve devlete ait gizli bilgiler deşifre olarak dış istihbaratlar, teröristler ve rakip devletlerin eline geçti.
Hükümet ederek ve ‘Her Türdeki Tam Yetki’ ile donatılmış, hak ve hukuk tanımayan: “Efendim elimizde arama yetkisi yok!” diyen polise: “Emrediyorum! Kapıyı kırın ve içeri girin!.. Ben savcıdan yarın karar çıkarttırırım!..” diyebilecek kadar, adalet tanımaz, yetkililer, düştükleri hataların günahını karşıdakilere yükleyerek, zeytin yağı misâli su yüzüne çıkmayı da başarmışlardır…
FETO(Ne istediler de vermedik?), PKK(Açılım Süreci), PYD(Irak’ta Süleyman Şah Türbesini taşımalarına gözcülük ettirme), İŞİD(Yaralıların getirtilip, bizzat devlet hastanelerinde ameliyata alınıp tedavi ettirme), YPD ve PYD’ye(Topraklarımızdan geçiş İzni)  ile yapılan bütün yanlışları, yandaş medya vasıtasıyla kapatmayı başardılar.
Bugün: “Teröristlerle yan yana duranlar teröristtir!..” diyorlar… Geçmişe gidip basına yansıyan TV kameralarını, videoları, gazete manşetlerine bir göz atınca:
Kimlerin ülkede 56 kez bayrak indiren teröristi durdurmak isteyen Mehmetçiğe, emir vererek yapılacak operasyonu durdurduğu;
Dağlara süs ve askerlerimize güven vermek için kazılan Türk bayraklarını kazıttıklarını;
“Ne mutlu Türk’üm diyene!” Yazılarını sildirdikleri,
Atatürk Posterlerini okullardan ve resmî dairelerden kaldırttıklarını,
Okul bahçesinde ve şehir merkezlerinde bulunan Atatürk heykellerinin üstüne yağlı boya veya kireç döktükleri;
Şehir stadyumlarından Atatürk adını sildirdikleri;
Türk bayrağının rengini ve şeklini tartışmaya açarak kaldırmak istedikleri;
İstiklâl Marşı söylenirken, ayağa kalkmayarak Türk vatanına ve milletine saygısızlık ettikleri;
Resmî açılışların çoğunda İstiklâl Marşı söylemediklerini;  
“Andımız” ı kaldırttıklarını;
İstiklâl Marşı’nı kaldırmak istediklerini;
Ordu komutanlarına operasyon yaptırtmayarak, tereöristlerle yan yana durarak kameralara ve fotoğraf objektiflerine poz verdiklerini, eğer kör değillerse göreceklerdir…
Bizim en büyük reformumuz Cumhuriyet devleti ile halkı yüzleştirdik diyen yüzsüzleri;
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin adına cephe aldıkları ve değiştirmeye kalktıklarını, akıldan yoksun değillerse göreceklerdir;
Kimlerin, teröristlerle yanak yanağa öpüştükleri, el ele sıkışıp tutuştukları;
Diz dize şarkılar söyleyip coştukları;
Kimlerin, kardeş bayrağını kaldırıp, teröristlerin bayrağını  astıklarını;
Habur Kapıları’nda kimlerin nasıl karşılandığı;
Dolmabahçe, Kandil, Helsinki, İmralı …vb. kimlerle el sıkışıldığı,
Diyarbakır’da kimlerle, Kürtçe şarkılar eşliğinde oyunlara durulduğu, eşlik edildiği,
“Türk diye bir ırk yoktur!”
“AKP sayesinde Türk olmaktan kurtulduk!..”
FETO için Türkçe Olimpiyatlarında nağmeler dizip: “Beraber Yürüdük Bu Yollarda türküsü eşliğinde, Şu vatan toprakları hasreti içerisinde olanlar”rı aramızda görmek istiyoruz. Bu sıla hasreti bitmelidir. Bitsin istiyoruz. Bitsin bu hasret diyelim!.. Gurbeti bir kenara, hasreti bir kenara bırakalım diyorum!”
“Muhterem Hoca Efendi on iki (12) seneden beri Türkiye’nin dışında. Haksız bir şekilde ülkesinden hicrete mecbur edildi. On iki senedir hakkında yapılmadık iftira kalmadı. Medyası, siyasileri, bir takım çıkar odakları, bir takım Türkiye’nin karışmasında fayda ve menfaat umanlar, Hoca Efendi’yi hep kötülediler. Hep yanışıolduğunu söylediler. Hep bağlantılarını araştırdılar. O da on iki senedir hüzünlü gurbeti tercih eti.
Arkadaşlar bu kişi hakkında onlarca beraat kararı var!.. Gelebilir. Aramızda olabilir. Hayatının bundan sonraki dönemini Türkiye de geçirebilir; ama bakın o ne yapıyor. O şunu yapıyor: Benim Türkiye’ye girmeme bir engel yok!.. Beraat kararları var. Olaki birileri benim gelmemle Türkiye’yi karıştırmak isteyebilir. Türkiye’ye zarar vermek isteyebilir. İşte ben müsbet  hareket ediyorum.Türkiye’nin karışmasındansa İnsanların yanlışa sapmasından da insanların birbirlerini kötülemesindense çok sevdiğim vatanımdan uzakta kalmayı tercih ediyorum ve müsbet hareketi ihdas ediyorum Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü istiyorum.” Diyor…
Hoca Efendi yarın uçağa binip Türkiye’ye geldiğinde hakkında bin bir türlü iftira yapanlar olacak…” diye alkışlarla Türkiye’ye seslenenlerin de kimler olduğunu unutmamıştır…
Terörist başı APO’yu İmralı’da Doktorlar kontrolünde, Padişahlar gibi yaşatığı konusunda, hafızalarımız tazeleyecektir!..

DÜN, hafızalarımız tazeliğini korurken maceradan maceraya sürüklenen ülkenin on yedi(18) yılda tek elden idare ile bu hale getirenler, bugün “Demokrasi Kahramanı” gibi karşımıza geçmişler, aklımızla dalga geçiyorlar…
On yedi yıl önceki Türkiye ile şimdiki Yeni Türkiye’de neler değiştiğini ve nelerin değişebileceğini görmemek için kör olmak mı gerekiyor?..
On sekiz yıl önceki “Dokunulamaz!..” denilerek korkulan Türkiye neredeydi, şimdiki Türkiye nerede?.. 
Bilindiği gibi Dr.Devlet BAHÇELİ’nin çizgisinde bir değişiklik yok! Söylediği aynı, düşünüş ve fikirleri aynı; fakat karşısında yüzde yüz değişmiş bir Erdoğan var!..
Şöyle ki:
Tayyip ERDOĞAN: PKK ile mücadele etmiyor ona “Çözüm Süreci” üretiyor ve “Açılım” yapıyordu.
Devlet BAHÇELİ: Buna şiddetle karşıydı. Bugün de karşı. Duruşunda değişklik yok!
Tayyip ERDOĞAN: “Kandil”, “Helsinki”, “Dolmabahçe Sarayı”, “İmralı” gibi yerlerde teröristlerin önde gelen ele başları ve siyasî temsilcileri ile görüşüyor, “Mütabakatlar” yapıyordu.
Devlet BAHÇELİ: Buna şiddetle karşıydı. Bugün de karşı. Duruşunda değişklik yok!
Tayyip ERDOĞAN: Terör örgütlerine yapılması gerek yaklaşık beş yüze(500) yakın operasyonu durduruyor; ve terör örgütlerinin ilçe ve şehirlerde yeniden örgütlenmesine ve yerleşerek buralarda alan işgal etmesine karşı, alınmak istenen tedbir ve operasyonları engelliyordu…

Devlet BAHÇELİ: Bütün bunlara şiddetle karşıydı. Bugün de karşı. Duruşunda değişklik yok!
Devlet BAHÇELİ: “Ülkede tek terörist kalmayıncaya kadar operasyonlar devam etmeli, teröristlerin kökü kazınmalı!..” diyordu…
Bugün gelinen noktada Devlet BAHÇELİ’de tek bir değişiklik yok; fakat Tayyip ERDOĞAN, eski düşüncesinden üç yüz atmış derece dönüş yapmıştır…
Erdoğan, bu görüşünde sabit kalır, sözlerinin arkasında sürekli durur mu, yoksa 2019 seçimlerine yatırım mı yapıyor?..
Geçmiş geleceğimize ışık tutmaktadır!..
“Tarihi  ‘TEKERRÜR!’ diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı tarih, tekerrür ömü ederdi?..” M.A.Ersoy
On sekiz(18) yılda, yaklaşık elli yedi/57) devlet ve komşularımızla kurulan iyi niyet ve bunun akabinde gelişen vize uygulamalarının kaldırılması, Irak, Suriye, Mısır, Libya, Rusya…vb. devlet başkanları ile geliştirilen süper gelişmeler ve sonra tamamen tersine dönen ve yaz boz tahtasına dönerek bozulan ilişkiler ve kötü giden dış siyaset…
Devlet BAHÇELİ’nin çizgisine gelerek Devlet BAHÇELİ’yi arkasına alan ERDOĞAN yine büyük oyun peşinde midir? Geçmişe bakarak söyleyebiliriz ki bu defa yanılma sırası Devlet BAHÇELİ’dir…
Recep Tayyip ERDOĞAN’ın Cumhurbaşkanlığını meşrulaştıran BAHÇELİ, 2019 yılına kadar Cumhurbaşkanlığı Devlet Sistemi’nin arkasında olacağını beyan ediyor… Recep Tayyip ERDOĞAN’ın Cumhurbaşkanlığını kayıtsız şartsız destekleyeceğini ilânen duyuruyor.
Devlet BAHÇELİ’nin on sekiz yıl boyunca etrafımızda ve Türkiye’de yaşanılan ve halka yaşatılanları, Erdoğan için basına yasıyan kendi sözlerini ve Erdoğan’ın ağza alınmayacak derecede yenmez, yutulmaz BAHÇELİ ve ÜLKÜLER için sarfettiği sözleri her iki taraf da unutmuş mudur ki?!..   
Devlet BAHÇELİ’nin, Erdoğan’ın ülkeyi getirdiği bugünkü durumu, ülkenin talanını, kamu arazileri, kamu kurumları, ülkenin omurgasını kırıp Türkiye’yi dışarıda ve içeride kenndi zengin ettiği patronlara diz çöker hale getirdiğini; ve yaşanan maddî ve manevî değerler çöküşünü, yalan, dolan ve emeksiz zengin olma kolaycılığı zihniyetini, bugünkü Türkiye’deki kayıp ve kazançları görmesini arzu ederiz…
Şimdi bunların hepsi yeni, sinsi ve tilkice bir kılıflanmış kamuflaş örtüsü “Milî ve Yerli Murabakat” örtüsünün altına gizlenebilirler mi?..  Halk bunlara yine kanar mı?..
Peygamberimiz: Dağın yerinden oynadığını duyarsanız inanın; fakat bir kişinin huyunun değiştiğini duyarsanız inanmayın; çünkü o yine fıtratındaki şeye döner!..” demiş.
KAYNAKLAR:
1.      https://youtu.be/_97ux26E
2. http://cahilfilozof.com/son-dakika.tum-dünya-sokta-dunya-bu-video-yu-konuşuyor-silinmeden-izle-paylaş
3.      http://google.com.trq=Mübarek+özledik+seni+feto+
4.      Mübarek özledik seni Feto videoları
5.      Mehmet-yıldız-feto-video-yükle-video          
6.      https://www.youtube.com/watch?v=FCG7PXZDwHo
7.      https://www.youtube.com/watch?v=OlhevGf-jZk
8.       ://www.youtube.com/watch?v=OlhevGf-jZk
9. https://sorularlaislamiyet.com/dagin-yerinden-oynadigini-duyarsaniz-inanin-fakat-bir-kisinin-huyunun-degistigini-duyarsaniz
10.https://www.google.com.tr/search?safe=off&dcr=0&source=hp&ei=FJNZWpWjK5DHwQKB-Jr4DQ&btnG=Ara&q=Peygamberimiz%3A+%E2%80%9C%C5%9Eu+da%C4%9Fa+de%C4%9Fi%C5%9Fti+derseniz+inan%C4%B1r%C4%B1m+da+huylu+huyundan+vaz+ge%C3%A7ti+derseniz+inanmam%21..%E2%80%9D+