13 Ağustos 2020 Perşembe

CUMHURİYET’E ve CUMHURİYET’İ KURAN KAHRAMANLARA DUYULAN BİTMEZ TÜKENMEZ KİN!. Abdullah Çağrı ELGÜN

CUMHURİYET’E ve CUMHURİYET’İ KURAN KAHRAMANLARA DUYULAN BİTMEZ TÜKENMEZ KİN!..
Abdullah Çağrı ELGÜN
“Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım!           
Boğmazsam ki hiç olmazsa yanımdan kovarım!..” 
                                             Mehmet Âkif ERSOY
“Millî varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı: ‘Türk’üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!’ diyelim!..” Mustafa Kemal Atatürk
Kurtuluş Savaşı Öncesi Osmanlı Devleti’nin Durumu:
Cumhuriyet’tin hemen öncesinde Osmanlı “Hasta Adam” ilan edilerek büyük devletler tarafından yoğun bakıma alınmıştı… I. Dünya Savaşında Almanlar’ın müttefiki olmamamız ve Almanlar’ın yenilmesiyle birlikte Almanya ve Müttefiklerinin toprakları tamamen işgal edildi. Böylece Osmanlı İmparatorluğu da bu işgale uğradı!..
1699 ilk toprak kaybettiğimiz anlaşma olarak bilinse de tarihe baktığımızda 1500’lü hatta 1400 yıllarda da büyük prenslikler voyvodalıklar ve eyaletler, 13 temmuz 1878’de Berlin Anlaşması’yla Osmanlı topraklarının üçte bir, şehir ve eyaletlerini, 1912 Balkan Harbinde Balkanlar,  19 Mayıs 1919’da başlayıp 1 Ekim 1922 Mudanya Mütarekesi ile son bulan Kurtuluş Savaşı’nda da Osmanlı İmparatorluğu topraklarının bütün toprakları işgâl altındaydı. Düşman işgalinden kurtarılabilen topraklarda da Türkiye Cumhuriyeti Devletinin (29 Ekim 1920) kurulduğu görülecektir.

Selçuk ve Osman Bey ile başlayan Türk Devletlerinin Yıkılmasını Çabuklaştırın Etkenler
Tarihçiler, Tarikat ve Cemaatlerin İslâm ile bağdaşmaz, Kuran’ın emri ile alâkasız; çağa; akla, mantığa ve ilime aykırı görüş ve düşüncelerinin bu iki devleti yıktığı görüşünde birleşmişlerdir.
Yıldırım’ın Timur karşısında Ankara Savaşı’nda yenilmesinin tek sebebi de Tarikat ve Cemaatlerin Liderlerinin Yıldırım’ı bırakıp, Timur saflarına katılması oldu…İslâm’ın siyasete alet edilmesi (Siyasal İslâm). Yıldırım Beyazıt’ın oğlu I. Mehmet Han, uzun süren mücadele ve Fetret Devri’nden sonra tahta oturarak, Osmanlı devletini yeniden inşa ederken din ve devlet işlerini birbirinden ayırarak devletin bütün kurumları (Siyasal İslâm) Tarikat ve Cemaatlerden tamamen temizlemişti. Yani: Kışlayı, medreseyi, devlet kurumlarını dinî siyasetten arındırmıştı.
Mustafa Kemal Atatürk de aynı tecrübeyi Osmanlının yıkılışı ile yaşadığı için lâyıklık denilen sistemi getirerek Din ve Devlet işlerini birbirinden ayırarak, Tarikat, Cemaat, Tekke ve Zaviyelerin tamamını kapattırmıştır. Hatta bir sözünde de bunlar için:
“Efendiler biz Tekke ve Zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil; bilâkis bu tip yapılar, din ve devlet düşmanı olduğu; Selçuklu ve Osmanlıyı bu yüzden batırdığı için yasakladık!.. Çok değil yüz yıla kalmadan, eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki bazı kişiler, bazı Cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu, öne sürecek. Sizlerin oyunu alarak başa geçecek; ama sıra devlet bölüşmeye geldiğinde birbirine düşeceklerdir. Ayrıca unutmayınız ki o gün geldiğinde her bir taraf diğerlerini dinsizlikle suçlamaktan geri kalmayacaktır… 17 Aralık 1927, Ankara. Mustafa kemal ATATÜRK” diyecektir.
İşte bu sebepledir ki kendini dindarlardan daha çok dindar ve Müslüman daha Müslüman zanneden bilgisiz, cahil, alaylı, medresesiz mektepsiz bu din fukaralarının, Cumhuriyet’e ve Cumhuriyeti kuran kahramanlara olan düşmanlıkları ve kinleri asla dinmez! Dinmeyecektir!..

Atatürk’e Düşmanlık, Türk’e ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka: “Türk Halkı” diyen, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Kurucu “İlk Meclise” de düşmanlıktır!..
Arşiv araştırmacısı Diyanet İşleri Eski Başkanı Ali AKIN: Ahmet Cevdet Paşa'dan bahsederek: “Vali, Ticaret bakanı Milli Savunma Bakanı (Adliye) ve Mecelle Heyeti’nin de başkanıydı.  II. Abdülhamit’e yazdığı “Maruzatı” Türkçede sadeleştirildi. Sen bu devlet adamına inanıyor musun ey Kadir Mısırlıoğlu?  Kendi yanlışlarını okuyorsun!.. Madem inanıyorsun gerçekleri niçin kabul etmiyorsun ve İttihat ve Terakkicileri, Jön Türkler ve Cumhuriyetçileri suçlayarak.  “Bir gecede CAHİL KALDIK diyorsun?..” Cumhuriyetçiler geldi Osmanlıyı yıktı diyorsun?..
Sende hiç akıl izan yok mu?
Utanma yok mu?
Nasıl oluyor da Cumhuriyet öncesini Yunan işgalleri, Fransız, İtalyan ve İngiliz işgalleri, katliamlarını, tecavüzlerini görmemezlikten, bilmemezlikten geliyorsun? “Keşke Yunanlılar galip gelseydi!.. Ne Hilâfet yıkılırdı ne Şeriat!” diyerek, Cumhuriyet’e ve Cumhuriyeti kuranlara iftira atıyor, dedikodu yapıyor, kin kusuyor ve düşmanlığınız dinmiyor?.. Müslümanlık’ta kin kusmak, dindaşını çekiştirmek var mı?..  Siz hangi dine mensupsunuz ve hangi dine inanıyorsunuz?..

“1887- 1888” den hatta 1500'lü yılların sonunda da Osmanlı artık müspet ilimleri terk etmeğe bilgi, tecrübe, liyakat, ehliyet ve donanımı rafa kaldırılarak devlet atamalarında, “işe göre adam değil; adama göre iş” prensibi takip edilerek, bürokrasiden ve yönetimden işin ehli olanlar uzaklaştırılmaktadır… 
Osmanlının son zamanlarında, toplumun bütün değerleri zaafa uğramış, yıpranmış; rüşvet, iltimas ve adam kayırma, yakın, akraba, eş ve dostların, devlet kurumlarının en üst makamlarına, mevkilerine getirilmesi, devlet kurumlarını kokuşturmuş ve çökertilmişti…
Bu son dönemlerde İmparatorlukta: Yüz yetmiş (170) tane İş Yerine karşılık, üç yüz elli dokuz (359) tane Devlet için çalışan ve Devlete vergi veren Genel Evi işletilmektedir.
İmparatorluk Türkiyesi İstanbul'da Cumhuriyet öncesine kadar gelebilmiş, insanların bir mal gibi alınıp satıldığı: “Köle Pazarı” hâlâ işler vaziyetteydi...  
İşte o muhteşem Osmanlının son dönemlerini rehin almış, devletin bütün maden yataklarına, halktan toplanan vergilerine, doğrudan el koymuş, yabancı devletlerin kendi alacaklarını tahsil edebilmek için kurduğu “Duyun u Umumiye” denilen bir kurum da vardı. Bu kurum alacaklarını toplayabilmek için asgari ücretle işe aldığı, fakir fukara halkın, genç çocukları eliyle vergileri toplatıyordu!..  Yani, vatandaşın çocuklarına, vatandaşı ezdirerek toplattığı vergilere, doğrudan doğruya el koyuyordu!..
Vatandaşa, devlet hizmet yapılamıyordu!.. Yol, köprü, içme suları, kanallar, fabrikalar ve halkın beslenebilmesi için, sağlığı için üretilen her şey; sokak ve mahallelerin bakım ve temizliği ve sahiller Allah’a emanetti!..
Bu devir Osmanlının ve Müslümanlığın adeta çöküş ve yıkılış devridir. O devirde yazılan kitapların çoğu ilim, fen, yeni keşif ile ilgili olmayıp cinselliğe, sekse, bilmem kaç dua okursan sana melekler çıkar gelir, dileğini sorar, arzuların anında geçek olur …vb. gibi dinî şifreler ve dualar anlatıyordu.   
Nevar'üs Nefais, Kabusnâme, bizzat Yavuz Sultan Selim tarafından yazdırılmış cinselliğe, dair kitaplar var!.. Okuyup görmek gerekir…
Yazdırılan bu kitapların hiçbirinde İslâmî bir yan yoktur! Durum böyleyken: Hangi kuyruk acısı sebebiyledir ki, vatanı düşman işgalinden kurtaran kahramanları kötülüyor, ondan nefret ediyor, Cumhuriyet’e ve Cumhuriyeti kuranlara kin kusuyorsunuz?.. 
Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde Padişah adına gezdiği yerlerde kendisine hediye edilen kızlarla bir gece yattıktan sonra, azat ettiğini, bunun üzerine yanındakilerin bu güzel kızlara kıyamadıklarını ve Evliya Çelebi’ye: “Niçin bunları bize nikahlamıyorsunuz?” diye sitem edip dert yandıkları, bunun üzerine Evliya Çelebi’nin sonradan kendisine hediye edilen kızları yine bir gece yattıktan sonra veya hiç yatmadan emrinde ve maiyetindeki bekâr gençlere nikah ettiğini Seyahatnâmesi’nin ikinci cildinde ayan beyan anlatmaktadır.
Evliya Çelebi Seyahatnamesinde İstanbul’da çalıştırılan genel evlerinden bahisle, devletin resmî izin belgesi ile çalıştırılan bu müesseselerden, kayıtlı deftere tabi olarak vergi aldığını anlatılmaktadır...
Bugün hükümeti tarafından da vekillere ve bürokratlara isteği kirli işleri yaptırmak veya yapılan işleri destekletmek maksatlı, medyadaki haberlerde, yurt içinde ve yurt dışında kurulduğu iddia edilen, Masaj Evleri “Masaj Salonları” bu maksada yönelik faaliyet gösterdiği yazılıp çizilmektedir…
Ziya Paşa: “Devlet i Âli Osmanide, terfi temayüz ilim ile olmaz!”
“Ya olacak kuvvetli iltimas,
Ya olacak madeni has!
Ya da olacak, ten ile temas!..” der.

“Cumhuriyet geldi İslâmiyet ve millî unsurlar yok oldu, harfler kabul edildi, bir gecede cahil kaldık!” diyenlerin kendileri cahildir. Akıl cahili ve mantık cahili ve zekâ fukaralarıdır!.. Arşiv kayıtlarına bir bakınız. Osmanlı’nın yüzde doksan beş, doksan altısı (95-96) okuma yazma bilmemektedir...
Bakınız o günün arşiv belgelerine… Osmanlı Arşiv Belgelerinde kayıtlı: 281 Sanayi Kuruluşunun ancak ℅ 15'i Türkler'in, ℅ 85'i Gayri Müslümlerindir.
Bakınız işte her şey ortada. Burada millî unsur nerede?.. Sırp, Yunan, Bulgar, Hırvat, Rum, Ermeni var; ama Osmanlının karar verici yönetiminde bir tane Türk yok!.. İşte bizim yerli ve millî Osmanlımız! 
15.yy.’ın sonundan itibaren Türkler’e makam mevki yoktur!.. II. Beyazıt Döneminde, Divanı Humayun’da Devletin aldığı en üst düzeydeki yönetim kararlarını yazan Osmanlı Devletin Katibi: Hafız Hamdi Çelebi (Hafız, Din adamı!.) Bakın ne diyor:

Vermemiş Türk’e Hüdâ, hiç idrak!
(Tanrı Türk’e hiç akıl vermemiş!)

Aklı evvel de olsa bi bak!
(Akıllı olsa bile bak!)

Uktül el Türk’e ve lev kane ebak!
(Baban bile olsa Türk’ü öldür!)

Dedi ol kanı kerem şahı celâl:
(Peygamber dedi ki)

Türk’ü katleyleyiniz, kanı helâl!..
(Türk'ü katlet kanı helâl!..) 

Türk’ü zannetme kim ola adem,
(Türk’ü insan zannetme!)

Türk ile durma, oturma bir dem!

Şeker olsa eline, Türk ola sem,
(Türk denizden şeker olsa da )

Şer i etrak ı kesüp hiç yeme gam
(Şeriat, Türk’ü kesmeyi emrediyor, hiç gam çekme!)

Kes başını, kanını dök, çekme gam!

Ey Kadiri, Türk’e hiç olma yakin!..
(Zinhar, olma sakın Türk’e yakın!..)

Sözler olur ise dürri semin,
(Türk’ün sözü çok değerli bile olsa)

Uktül el Türk’e lev kâne ebak!
(Baban da olsa Türk’ü öldür!..)


İşte bizim yerli ve millî Osmanlımız!.. Şimdi düşününüz... Kimler hangi sebeple Türkiye değil Türk değil de Osmanlı diyor, Osmanlıyı istiyor anlayabildiniz mi?..  

Mehmet Âkif Ersoy ne demiş:
Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım!      
Boğmazsam ki hiç olmazsa yanımdan kovarım!..
Atatürk ne demiş: Millî varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı: ‘Türk’üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!’ diyelim.
En büyük iftiharım Türk olarak yaratılmamdır!.. Ne mutlu Türk’üm diyene! Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur! Ey, Türk! Yüksel senin için yükselmenin hududu yoktur! Türk Türk olduğu için asildir. Bütün soy gururumuzu Türk olmanın içinde buluruz! Benim yaratılışımda fevkâlâde olan bir şey varsa, Türk olarak dünyaya gelmemdir. Her Türk ferdinin son nefesi, Türk milletinin nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedî olduğunu göstermelidir..  Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir; çünkü Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir; ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır. Bizim milletimiz, denin bir maziye maliktir. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır!.. Şuanda, büyük Türk Milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın, en derin sevinci ve heyecanı içindeyim. Türk, Türk olduğu için asildir. Çoğumuz, büyük babamızın babasını hatırlamayız. Bütün soy gururumuzu, Türk olmanın içinde buluruz. Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım ve şerefim vardır!
Bu memleket, Dünya'nın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne yedi bin senelik (en aşağı), bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvelâ korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu. Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, Dünya'yı aydınlatan güneştir! Bu memleket tarihte Türk'tü, hâlde Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır! Türk Milleti yüzyıllardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklâli yaşamak için şart saymış bir kavmin kahraman evlatlarından ibarettir. Bu millet istiklâlsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır. Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca, hürriyet ve istiklâle timsâl olmuş bir milletiiz.
Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş olan halka, “Türk Milleti” dendiğini unutup, böylesine “Yerli ve Millî Bir Devlete” ve onun unsurlarına düşmanlık, nasıl oluyor ve Cumhuriyet’e ve Cumhuriyeti kuranlara olan kininiz niçin dinmiyor?..   
Yunan asıllı Milletvekili Yorgo BAŞO, Çanakkale Boğazına Alman Gemileri gelip karar almak için Meclis toplanıldığında Osmanlı Meclis kürsüsüne çıkan Yorgo Başo: “Ben de ancak Osmanlı bankası kadar Türk'üm!” diyordu!.. Bunun neresinde yerlilik ve millîlik var?
Fatih döneminde Avrupa'da 1700 matbaa var! Avrupa’da 15.000 kitap basılmışken, Bize Matbaa III. Ahmet döneminde 1728'de İbrahim Müteferrika tarafından ancak getirilebildi. Osmanlıda 13.200 kitap basıldı. Osmanlının okuma yazması yoktu!.. Osmanlıda okuma oranı %3-4 'tü. Yani yüzde doksan beş, doksan altısı (95-96) okuma yazma bilmiyordu Gerisi:  “Elifi görse mertek sanırdı!..”  okuma  ve yazması yoktu!..
Osmanlıda Rüşvet, İltimas, Adam Kayırma; Yolsuzluk ve Hırsızlık:
Her devlette olduğu gibi Osmanlının son devirlerinde, Devlet yönetiminde rüşvet, alabildiğine yaygın ve çoktu!.. Hırvat asıllı ve basası domuz çobanı olan Vezir Pargalı İbranim'in, Rüstem Paşa'nın mal varlığına bakmak Osmanlının içinde bulunduğu rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık, yalan, talan, adaletsizlik ve devlet soygununu görmeye kafi gelir. Bu devletin neden ve niçin yıkılmış olduğu da anlaşılır:
Rüstem Paşa'nın
Peçevili İbrahim Efendi, hesabı kitabı belli olmayan daha nice çiniler, halılar, kilimler, porselenler, yemek takımları, şamdanlar ve daha sayısız çeşitli eşya ile birlikte sahibi olduğu malın mülkün ederinin elli milyon altını geçtiğini söyler.İşte günümüzde dahi duyanların dudaklarını uçuklatacak servetin detaylar:
780.000.Altın
1000 Külçe gümüş
2900 Cins At
1.160 katır
80.000 Sarıklık Tülbent
5.000 Kaftan
1.100 Adet İşlemeli Başlık
2.000 Zırh
600 Gümüş Eyer
500 Elmas ve Altın İşlemeli Eyer
130 Çift Altın Üzengi
860 Adet Kabzaları Elmaslı Kılıç
1500 Gümüş Miğfer
1000 Gümüş Gürz
33 parça Elmas
8.000 Adet El Yazması Mushaf
5.000 Adet  El Yazması Kitap
1000 Adet Anadolu ve Rumeli'de Çiftlik
476 Adet Anadolu ve Rumeli'de Su Değirmeni
700.000. Saf Sikke Altın (Külçe ve Gümüş Hariç)
1700 Köle
Devletin malının hırsızlıkla gasbedilmiş, yalan, talan, soygun ve yağmalanmış olduğunu görmek mümkün. Kendi milletinin evllâtlarını soyan şu Osmanlının şimdi neresi yerli ve millî?..
Nasıl oluyor da Cumhuriyet’e ve Cumhuriyeti kuranlara olan kininiz dinmiyor?.. 
Osmanlıda Devlet İşlerinin Yürütülmesi:
III. Murat Döneminde devletteki makam ve mevkiler para karşılığında satılıyordu. Hazine tamtakır, soyulmuş ve yağmalanmıştı... Gelir gideri karşılamıyordu. İşler: “Bugün git yarın gel!” mantığı ile yürüyor, rüşvet vermeyene selam dahi verilmiyordu. Devrin ünlü şairi Fuzûlî. Kanûnî Sultan Süleyman 1534 Bağdat’ı fethettiği zamanda Osmanlı Sarayının hizmetine girmiş ve Hakan Kanûnî’ye sunduğu kasidelerle dokuz Akçelik maaş ile ödüllendirilmiş; fakat maaşını alamayınca, devlette işleyen rüşvet, iltimas, adam kayırma ve yozlaşmayı kendi döneminde Padişaha yazdığı: “Şikâyetnâme“ adlı eserinde şöyle anlatmıştı:
“Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar.
Hüküm gösterdim, faydasızdır diye iltifat etmediler!..” 
“Osmanlı Jöntürkler yıktı, ittihatçılar yıktı!.. Bir gecede cahil kaldık!”  Bu nasıl bir iddia, had bilmemezlik? Osmanlının yıkılmayan hangi kurumu kalmıştı?..
Fatih zamanında bile ilme fazla önem verilmemişti.
Kadı Pızız Çelebinin oğlu Yusuf Sinaneddin bu zat vezirlik de yapmış müspet ilimlerle uğraştığı için İznik Zindanlarına atılmıştı...
Fatih'in oğlu II. Beyazıt, Mollo Lütfü''yü (Sarı) idam ettirmişti...
IV. Murat Döneminde Hazarfen Ahmet Çelebi, kanat takıp uçunca Cezair'e sürülmüştü...
1583'te İstanbul’daki Rasathane Gözlemevi, Şeyhülislâm'ın fetfasıyla içi toprakla doldurularak kapatılmıştı...
1609'da Batıda Galileo teleskopu keşfedip uzayı araştırırken Osmanlıda bunlar oluyordu.
1760-1840 kadar Batı’da baş döndürücü sanayi devrimi olurken Osmanlıda müspet ilimlere karşı çıkılıyor, kapılar kapatılıyordu...
Bu arada Avrupa’da Buhar Makinası, Tiren icat edilmişti.
19. Asırda Telefon, Telgraf, Telsiz, Ampul, Araba, Uçak...olurken
Osmanlıda hiçbir gelişme yoktu!.. Halbuki Müslüman Türkler, ilk buluşların ve icatların mucitleriydiler… Yazdıkları kitaplar Avrupa’da üç yüz yıldır (300) okutulmaktaydı!..
Cumhuriyetçiler geldi hepsini yıktılar götürdüler diyenler, maksatlıdır. Atatürk ve Cumhuriyet düşmanıdırlar; çünkü Osmanlı can çekişmektedir…
BOP Başkanlığı sayesinde yeniden İslâm ülkelerine hükmedeceğiz. Halifeliği yeniden dirilteceğiz. Yeni Osmanlı Olacağız, İslâm ülkelerine hükmedeceğiz, diyenlerin Yeni Osmanlıcılık fikri ile kurdukları dernek adlarına ve buraları kimlerin niçin ziyaret ettiklerine baktığınızda mesaj açık ve net bir şekilde anlaşılacaktır!..
Osmanlı Ocakları, Almanyalı Osmanlılar, Okçular, Abdülhamit Han, PÖH, JÖH ve HÖK (Halk Özel Harekatı), (Halk Özel Harekat Milis Kuvvetleri) İLEM (İlmî Etütler Derneği), İLKV (İlim ve İktisadi Kalkınma Vakfı), MEMURSEN, KADEM, HAK-İŞ, ESEM (Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı), İSAV (İslâmî İlimler Araştırma Vakfı), İSAM (İslam Araştırmalar Vakfı), SETA (Siyasî Ekonomik ve Toplum Araştırmaları Vakfı), ADAM (Ankara Düşünce ve Araştırma Merkezi), ORDAF (Ortadoğu ve Afrika Araştırmalar Merkezi), ÖNDER, KADEM, TÜMSİAT; MÜSİAT, TÜĞVA(Türkiye Gençlik Vakfı), TÜRGEV(Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı) ENSAR, T3 Vakfı, (AMHV) Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı, İlim Yayma Vakfı, İnsan Vakfı, Birlik Vakfı, Asitane Vakfı,Yeni Dünya Vakfı, Darül Fünûn İlâhiayt Vakfı, Enderun Vakfı,…üç yüze  yakın vakıf ve dernek var!.. Düşündükleri amaca hizmet maksadıyla kurulmuşlardır. 
Ayhan SONGAR, Kadir MISIRLIOĞLU için: "Delidir!" raporu vermiştir. Bir yığın soruşturma dosyası ve cezadan da ve hapis yatmaktan böylece kurtulmuştur...
Mısırlıoğlu için durum, Ayhan Songar’a sorulunca: “Ben olmayan şeye rapor vermem!” “Delidir!” demiştir...
Bu “deli”nin peşinden birçok avâne sorgusuz sualsiz gitmiş ve tabi olmuşlardır. “Lozan Antlaşması ile Uşi Anlaşması” nı ayırt edemeyen ve çarpıtan bu gibiler ülkede ve devlette itibar gördükçe, o devlet iflah olmaz!..
Bakın şu tezatlığa, adamın üstündeki kılık kıyafete:
Kravat Avrupa'nın
Çeket Avrupu'nın
Gömlek Avrupa'nın
Avrupa’ya karşı bir adamın, başındaki “Fes” de Fas’ın olduğuna göre bütün bunlar “deliliğinin” işareti değil de nedir?
Bu ne perhiz bu ne lâhana turşusu?.. Bunların halkı din ile soyup soğa çevirme düzenleri ellerinde alınıp, son bulduğu için Cumhuriyet’e ve Cumhuriyeti kuranlara olan kinleri dinmiyor, dinmeyecektir de.   
Halife-i Müslümin Otuz Üç Yıllık (33) II. Abdülhamit’in Nazır ve Bürokratlarına Bakalım: 
Hariciye Nazırları; (DışişleriBakanı) Aleksandros Karateodori Paşa (1878-1879)
Gabriel Pasha ve Sava Paşa (1879-1880)
Hazine-i Hassa Nazırları: Agop Ohannes Kazazyan (1876-1891),
Mikail Portakalyan Efendi (1891-1897),
Ohannes Sakız Efendi (1897-1908)
Maliye Nazırı: Agop Ohannes Kazasyan Paşa (28-30 Ağustos 1885), (Aralık 1886 - Mart 1887) (1888-1891)
Nafia Nazırları: (Bayındırlık bakanı): Ohannes Çamiç Efendi  (1877-1878),
Aleksandr Karatodori Paşa (1878)
Sava Paşa (1878-1879)
Orman ve Maadin Nazırları; Mavrokordato Efendi (1908-1909), 
Aristidi Paşa (1909)
Ticaret ve Ziraat Nazırları: Bedros Kuyumcuyan Efendi (1880)
Gabriel Noradonkyan Efendi (1908-1909)
Ayan Üyeleri (Osmanlı’da merkezi yönetim ile vatandaş arasında Anadolu ve Balkanlar’da ve diğer yerlerde irtibat sağlayan önemli kişiler):
(1876)Antopolos Efendi Aristarki Bey,
Daviçon Karmona Efendi,
Musurus Paşa,
Serviçen Efendi,
Stoyanoviç Efendi,
Dr. De Kastro Bey,
Mavroyeni Paşa, Karatodri Paşa,
Abraham Karakahya Paşa
Ayan Üyeleri(1908)
Azaryan Efendi,
Basarya Efendi,
Bohor Efendi,
Fethi Franko Bey,
Gabriyel Noradonkyan Efendi,
Mavrokordato Efendi,
Mavroyeni Bey, Oksanti Efendi,
Yorgiyadis Efendi,
Aram Efendi,
Popoviç Temko Efendi,
Babıali Hukuk Müşaviri Gabriel Efendi:
Abdülhamit zamanında sürekli el üstünde tutulan bu Gabriel Efendi 2. Dünya savaşı sonrası düzenlenen Paris Konferansında Ermeniler için toprak talep etmiş, Lozan Konferansına da Ermeniler adına katılmıştır…
Elçilere Göz Attığımızda:
Y. Fotiades Bey ve Gobdan Efendi’nin Atina,
Azaryan Efendi’nin Belgrad,
E. Karatodori Efendi’nin Brüksel,
Blak Bey’in Bükreş,
Yanko Karaca, Misak Efendi ve Aritraki Efendi’nin Lahey,
K. Musurus Paşa, Alfred Rüstem Paşa ve  Antopulo Paşa’nın Londra,
Naum Paşa’nın Paris, S. Musurus Bey ve Y. Fotiades Bey’in Roma,
Nikola Gobdan Efendi’nin Sofya,
A. Vogorides Paşa’nın Viyana,
L. Aristarki Bey ve A. Mavroyeni Bey’in Washington’da Büyükelçi-Elçi olarak görev yaptıklarını görüyoruz.
Yukarıdaki bütün bu belgeli gerçeklere bakılınca: ATATÜRK’ün hangi arı kovanını tütsüleyerek dağıtmış olduğu, şuan daha iyi anlaşılıyor mu?..
Atatürk dünyada ve halkı tarafından niçin bu kadar sevilmektedir?..
Atatürk’e düşmanlık edenler, dünya ülkelerinin Atatürk’e sempati duydukları ve saygı gereği kurdukları: Atatürk Müzesi, Atatürk Anıtı, Atatürk Heykeli, Atatürk Posteri, Atatürk Parkı, Atatürk Bahçesi, Atatürk Caddesi, Atatürk Bulvarı, Atatürk Bilim Merkezini niçin kurdukları ve niçin yaptıklarına bir bakmaları yeterli olacaktır:
Canberra, Avustralya.
Be'er Sheva, İsrail.
Wellington, Yeni Zelanda.
Mexico City, Meksika.
Havana, Küba.
Kuşimoto, Japonya.
Şantiago, Şili.
Caracas, Venezuela…vb. gibi iki yüz yirmi (220) ülkeyi gezip bakmaları yeterli olacaktır!

KAYNAKLAR:
5.       (“Fatih ve Fetih”, Erdoğan AYDIN, s.275)
6.       Cevizkabuğu Programı(twetter.com/mhulkicevizoglu)