11 Temmuz 2019 Perşembe

BARIŞA ADIM ATINIZ! Abdullah Çağrı ELGÜN


Abdullah Çağrı ELGÜN
Ortadoğu’da barış: İngiltere, ABD ve İsrail’in Ortadoğu’daki; Ruslar’ın “Sıcak Denizlerdeki (Karadeniz ve Akdeniz) emellerinin bitmesi ile Barışa Adım Atılacaktır…
2010 yılında Tunus’ta başlayarak bütün Ortadoğu’ya yayılan, 2011-2015 ve 2019 yıllarında tamamen iç savaşa dönüşerek yaygınlaşan, çıkar ve vekalet savaşları devam ediyor.
2015’ten bu yana şiddetini artırarak devam eden savaşın getirdiği göç ile yaklaşık beş milyon (5) Suriyelinin Türkiye’ye getirildiği(?!.) bilinmektedir…
Türkiye hükümeti (AKP), muhtemel sınır güvenliğini sağlayabilmek için: Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Operasyonları ile teröristleri dize getirmiş ve Amerikan emperyalizmine tam da son vermek üzere iken: “Ateş Kes!..” diyerek “Yanlış Karar”ın batağına saplanmıştır…
Burada yapılması gereken “Barışa Adım Atmak”, Esat ile anlaşmak ve yeniden 2005’li savaşsız, refah ve mutlu günlere geri dönmektir. Barış Savaştan her zaman iyidir. Ülkemize girilmedikçe halkımıza eziyet ve sıkıntı edilmedikçe; ülke, sınırlarımız ve ötesinde, bizi alâkadar eden, gerçek bir tehdit arz etmedikçe savaş, cinayetten başka bir şey değildir…
Sıcak Denizler
Barışa Adım Atarak, İngiltere, ABD, İsrail ve Rusya’nın emperyalizmini ve Rusya’nın açıktan ve gizli “Sıcak Denizlere İnme”, heveslerini kursağında bırakmak en başarılı ve en aktif siyaset yolarından biridir. 
Suriye, dün, Filistin için Israil’e büyük sed olabilirken, bugün iç ve dış savaşlar ve Esat’a yapılan baskılar sebebiyle, bu ülke ve lideri Esat, can derdine düşürülmüştür…
İdlip bir kara deliktir…Doğu Akdeniz’e ve Sıcak denizlerimize inen İngiltere, ABD ve Rus Savaş Gemileri nereyi bombalamak için oradadırlar?.. Bunlar, Dünya Barışı için bu çıkmaz sokaktan geri dönmelidirler… Türkiye, İran, Rusya, Suriye; Barışa Adım Atmak için birleşmelidirler.
Kazakistan’ın başkenti Astana ve Rus Limanı Soci Görüşmeleri ile sağlanan mutabakata kesin olarak uyulmalı dünyan insanlarının özlemi olan Barışa Adım Atılmalıdır…

Amerika’nın, Suriye’nin Deyr ez Zor Bölgesini, dünyaca kullanımı yasak olan “Fosfor bombası” ile vurduğu, medya haberlerinde yer aldı… Bugün tam da emperyalizmin boğazına pamuk tıkamışken, “Ateş Kes” demek Amerika emperyalizmine devam etmek demektir. Askerlerimiz her ne olursa olsun ateşi
kesmeden sonuna kadar gitmeli ve hedefe varmalıdır. Cesaret, atılganlık, riskin olmadığı hiçbir davanın başarı kazanamayacağını herkes bilmelidir.
Beşer Esat ve Suriye
Bugün için: Beşer Esat, Suriye Halkının resmî Cumhurbaşkanıdır. Yarın ülkelerin başında kimin, kimlerin olacağını kimse kestiremez… On yıl, on beş yıl sonra kimlerin nerede olacağı ve hangi ülkelerin yan yana gelip birleşip bütünleşeceği, hangi liderlerin, yerinde yerlerin eseceği, hangilerinin zirvede ve konuşulan şahsiyetler olacağını kimseler bilemez. Hükümetler geçer giderler, Devlet Politikaları sürekli ve kalıcıdır, buna gereğinden fazla dikkat edilmelidir…
Suriye Halkının resmî Cumhurbaşkanı Beşer Esat’tır. Türkiye, daha dün kol kola gezdiği Esat ile ne zaman düşman olmuştur?..  TRT ve medya kuruluşları, bu konuda kışkırtma ve hasmane tavır takınmamalıdır…  “Rejim Güçleri!..” ne demek? Suriye’yi ve Esat rejimini tanımıyor musunuz?  Bugün gizliden gizliye BOP Başkanlığı hâlâ devam mı ediyor?  Değilse, etrafımızda olan bitenlerin mesuliyetini kim üstlenecek? Bir dönem Amerika’nın bütün isteklerini kabul edip, aynı havuzda vals yaparken, bugün bir ileri iki geri hamlelerin sebebi nedir?.. Böyle politikalara bir son verilmelidir!.. Amerika ile dost muyuz düşman mıyız? Bu şekilde ortaklık devam edebilir mi?.. Devletlerde politika her an ve zamanda değişkendir, değişebilir, değişmelidir… Bugün dost olduklarımızla yarın düşman, düşman olduklarımızla da dost olabiliriz… Bu talihin ve bulunduğumuz coğrafyanın bir cilvesidir.
Mensup olduğumuz milleti kendimiz seçemediğimiz gibi komşularımızı da biz seçemiyoruz. Yarın bunlar da değişebilir. Devlet adamlığında ve liderlerdeki cesaret, bazan bir ülkeyi, bir orduyu ve bir devleti kurtarır bazan da ülkeleri başka devletlerin hegemonyası altına sokar…
Azim ve Kararlılık

“Beş milyon Türk vatandaşı olmuş Suriyelinin hakkını teslim etmek üzere!..” girip Suriye’yi alacaksınız. Musul, Kerkük, Telefer, …vb. bize ait ne varsa alacaksınız… Mültecilere teslim ederek, Türk bayrağını oraya dikeceksiniz… (Kırk yıl boyunca parça parça sürekli savaş yapılmaz. Bir defa girilecek ve iş noktalanacaktır!..) Askerimizi, güvenlik güçlerimizi, orada tutacağız, kısaca yerleşeceğiz. Soruyorum mağdurları, bizim de vatandaşımız olan Suriyeli Göçmenleri, oraya yerleştirmeye kimsenin itirazı olabilir mi?.. Biraz cesaret!.. Beşer Esat, Özgür Suriye Ordusu, Kürt Grupları, Türkmenler veya Türk Ordusunun sarsılmaz azmi ve ezici gücü… Kiminle yapacaksanız yapın ve elinizi çabuk tutunuz… Azim ve kararlılık ile bu işi bitiriniz!.. Bazı işler, gecikme kabul etmez!..
Üç beş çatlak ses için de meşhur Türk Ata Sözü yeterlidir: “İt ürür, kervan yürür!..” Yapamıyorsanız Suriye üzerinde halen hakim unsur üzerine politikalar kurulmalı ve stratejiler ona göre belirlenmelidir…
Amerika Birleşik Devletleri
Türkiye’de her ne olursa olsun ABD üstleri tamamen kapatılmalı, Amerika Ortadoğu’dan sökülüp atılmalıdır.  Kesin kararlılık, biraz cesaret bunun için yeterli olacaktır. Bir ileri iki geri adımlarla politikalar yürütülemez…
İran ve Rusya’nın bize bu konularda yardım etmesini beklemek hayal olur; ancak ABD ve İsrail’i kendimize güldürürüz.
Suriye Savaşını görüşmek üzere İngiltere, ABD, Almanya, Fransa, Ürdün, Suudi Arabistan 14 Eylül 2018’de Mısır’da bir istişare toplantısı yaptı. Neticede, ülkeler ve halkları ve teröristleri savaşa sokanlar bilmelidir ki savaş bitip taşlar yerine oturunca, besledikleri teröristler sahiplerine geri dönerler “Besle kargayı, oysun gözünü!..”  o zaman yanlışlarını telefi edemezler…Ortadoğu, Osmanlı Devleti’nin yıkılmasının ardından İngiltere ve Fransa gibi Batılı sömürgeci güçlerin kontrolü altına girmiştir. Böylece bölgeniz zenginlik kaynakları yıllarca, bu bölge halkına değil, bu sömürgeci güçlerin baştaki yöneticileri tarafından Batı’ya aktarılmıştır. Ülkenin halkını ise yıllarca baskı ve şiddetle susturmuş, aç, açık, yoksul ve eğitimsiz bırakmıştır.
G 20 Zirvesi 

Bu zirve hakkında bir çok medya kuruluşları yazıp çizdi, yorumlar ve değerlendirmelerde bulundu. Bunun için burada çok fazla konuşmanın yersizliği kanaatindeyim; fakat sonuç ve durum halkın vicdanında sübut bulmuş olduğu kanaatindeyim. Şöyle ki:
Zirve görüşmelerinin hemen akabinde veya aynı anda ve derhal parasını ödeyip teslim almamız gereken malların kargoya verilerek yola çıkarılması gerekmez miydi?...
Biz o gün: “Türkiye’ye haksızlık yapıldığını kabul ediyoruz!” söylentilerine kanmayız!..
Sonuç ne? O günden bugüne kadar parasını ödediğimiz mallarımız bize hâlâ teslim edilmemiş ve teslim edilmek için de bir adım atılmamış olarak görünüyor. Hâlâ yalvarmakla, aman dilemekle, etmeyin, tutmayın, “Parasını ödedik yahu!..” larla vakit öldüremeyiz! Başka alternatifler ve yaptırımlar, göz dağları ve çıkışlar yapmalıyız…
Yüz Yıl Duran Türkiye  

Dün zor şartlar içinde olmak hasabiyle tek kurşun sıkmadan emanet bıraktığımız eyaletlerimizin İnisiyatifi İngiltere’nin hoyrat ve acımasız ellerinde kardeşlerimiz aç, yoksul, sefil ve eğitimsiz bir vaziyette birbirlerine düşürülmüş ve savaşa şartlandırılmıştır… Buna bir son vermenin zamanı geldi ve geçiyor..
17 aralık 2010’da Tunus’ta, seyyar satıcılık yaparak geçinen Muhammed Buazizi’nin kendisini yakmasıyla başlayan ve adına “Arap Baharı” denen ayaklanmaların her anlamda öncü ve önemli gelişmeleri oldu. Bugün bu gelişmeler, Barışa Adım Atılarak halkın, refah ve mutluluğu yönünde gelişmelere sahne oldu. İslâm dünyası Modern Türkiye ve onun halkı yanında Avrupa’yı tanıma fırsatı elde etti. Bu durum Doğu halkının ne kadar geri kalmış, yoksul, eğitimsiz ve kendi zengin kaynaklarının kendilerine değil, Batıya akıtıldığını, yöneticilerinin kırallar gibi; fakat kendilerinin Batı ve Türkiye karşısında geriliğini fark etmesine ve yöneticilerine seslerini yükseltmelerine sebep oldu. Kısa Müslüman halkı uyandı!..
Bu gelişmelerle Barışa Adım Atılarak Bu Doğu Müslüman Halklarının yoksulluktan kurtarılıp, refah ve mutluluk yönünde bir ivme kazandırılabilir. Büyük ve güçlü devletlerin   zayıf ve güçsüz devletlerin zenginliklerini, yer üstü ve yer altı kaynaklarını sömürerek halklarını yoksul ve sefalete terk etmeleri doğanın adaletine ters bir davranış olup Allah’ın  hakkaniyet kurallarıyla bağdaşmaz…
Dünya kaynakları savaşa değil, insanların huzuruna, sağlık ve refahı yönünde insanların mutluluğu için kullanılmalıdır.
Bugün gerçekleştirilmesi gereken tek şey, ülke halklarını, makul, ülkeleri içinde kendi tercihleriyle müreffeh ve huzur içinde yaşamaları için onlarla iş birliğine gitmek olmalıdır. Bunun yolu da yerinde ve zamanında yapılacak kesin bir savaş ve sonrasında Barışa Adım Atmaktan geçer…

SONUÇ OLARAK:
· İngiltere, ABD, Israil başka ülkelerin topraklarından ve zenginlik kaynaklarına el koymaktan vaz geçmelidirler.
· İngiltere, ABD ve İsrail savaşa sebep olan devletlerle, Suriye, Türkiye, İran, Rusya, Çin ve kendini savaşın ortasında bulan devletler, savaşa sebep olan unsurları ortadan kaldırarak, Barışa Adım Atarak, Ortadoğu’da barışı derhal sağlamalıdırlar.
· Bunca meşakkât ve acılar içinde yaşayıp vatan özlemi ile dolu olan Mülteciler, bir an önce sahip oldukları vatan topraklarına yeniden döndürülmelidirler.
· Mevcut beş milyon mültecileri vatan topraklarına döndürmek için kendi gençlerinden de oluşturulabilecek iyi bir ordu gücüyle Irak, Suriye tamamen alınarak teröristler temizlenmeli barış sağlanarak huzur ve müreffeh bir hayata adım atılmalıdır…
· Barışa Adım Atmak, sadece kendimiz ve kendi milletimiz için değil dünya insanlığı ve milletleri için de örnek bir davranış ve insanlığın zaferi olacaktır.

13 Şubat 2019 Çarşamba

SEÇİME DOĞRU, Abdullah Çağrı ELGÜN


SEÇİME DOĞRU
Abdullah Çağrı ELGÜN

Hâlâ niçin buradasınız?
31 Mart Yerel Seçimlere doğru giderken millette görülen manzara şöyle:
Açlık,
İşsizlik,
Pahalılık
Yoksulluk,
Güvensizlik,
Gelecek Endişesi ve Korku!..
Millet korkuyor! Millet aç! Millet işsiz! Gelecek endişesi milletin belini bükmüş. Pahalılık almış başını gitmiş. 220 kuruşluk soğan, olmuş 7.TL patates 8-9.TL Yoksulluk milletini belini bükerken, vatandaş geleceğinden endişeye kapılarak güvensizlik, gelecek endişesi, korku deryasında korkarak bağırıyor:
“Beni kim kurtaracak!..”
“Ben ne olacağım?..”

Köyler, kasabalar ve ilçeler boşalmış… Mahalleler yazlıklardaki sahil sitelerine, sokaklar Irak ve Suriye gibi savaş yaşamış, bombalanmış, kurşun yemiş yıkık dökük evlerine dönüşerek hayalet ilçe ve mahalleler oluşmuş. Buralar, inin cinin top oynadığı, başıboş kedi ve köpeklerin cenneti haline gelmiş.
Köyden şehre göç, adeta pompalanarak üretime büyük bir darbe indirilmiş. Üreten, pazarlayan, lojmanları, mahalleleri, satış mağazaları, berberi, kasabı, terzisi, Sağlık Evi, yüzme havuzları; park, bahçe, çocuk oyun alanları, kreşler, okullar ve eğlence alanları; kültür merkezleri ve spor sahalarıyla, kendi sistemini kurmuş, kendi tarlasında ürettiklerini, yine kendisi satan ve pazarlayan, yüzlerce köylünün çalıştığı, devvâsa fabrikaların, üretim merkezlerinin kapısına kilit vurulmuş…
Fabrika ve üretim Merkezlerinin içindeki her türdeki malzemeler hurdacılara satılmak üzere ora bekçilerinin de marifeti, iş birliği ile hurdacılara satılmış. Jeneratörleri bile çalınmış binlerce iş yerleri yok pahasına satılarak atıl duruma düşürülmüş, kapılarına kilit vurulmuştur…
Saman, yem, buğday, soğan, patates, canlı hayvan gibi milletin en temel ihtiyaçlarının millet eliyle üretilmemesi sebebiyle, dışarıdan ithal edilir olmuş. Tarlalar, meralar, bağ ve bahçeler viran olmuş, köylünün gözünün nuru evler ve bahçeler viraneye dönüşerek yıkık, dökük ve harap olmuş… Bu söylediklerime delil aramak isteyenler şehrin birkaç kilometre uzağındaki köylere kasabalara ve ilçelere gitsinler. Gördükleri manzaralar kendilerini şaşırtmayacaktır.

Gezdiğimiz onlarca mahallelerde durum birbirinden hiç de farklı değildir. İlçe ve köylerimizin durumu içler acısıdır. Halk giderek yoksullaşmakta, halk giderek hizmetin gitmediği üretimin durduğu, sosyal hayatın yok edildiği bölgeleri terk ederek, siğortalı olabilmek uğruna asgari ücrete talip olarak, ucube TOKİ evlerine iskana mahkum edilmiştir.
Yeni bir anlayış, yeni bir düşünce yeni projelerle ile ilçelerimiz ve mahalleleri işlenmeğe, cilalanmağa, parlatılmaya uğraşılmadığı takdirde, gelecek mutlak tehlikededir…

GEÇMİŞ, GELECEĞİMİZİ AYDINLATAN FENERLERDİR.
Vâdedilenleri tek tek hatırlayınız:
“Bizi tek başımıza iktidara getirdiğinizde terörü bitireceğiz.”
Sizi tek başınıza dört defa iktidara getirdik!..
On yedi(17) yıldır tek başınıza iktidardasınız…
Terörü bitirdiniz mi?   HAYIR!..
“Yolsuzluğa, vurguna, talana, yalana son vereceğiz.”
Sözünüzü yerine getirdiniz mi? HAYIR!
“PKK ve uzantıları ile yan yana gelmeyeceğiz, onların inlerine girecek, onları inlerine gömeceğiz!”
Ogün dahil, bugün de her gün, eskisinden daha fazla şehit veriyoruz…
Durdurabildiniz mi? HAYIR!

İşsizlik çözüm buldu mu?.. HAYIR!
Tarımı, ekonomiyi, işsizliği, yaşa takılanların meselesini, Yüksek okul mezunu polise, öğretmene, hemşireye 3600 ek göstergeyi verebildiniz mi?
 Sözleşmeli sistemini, boş gezen yüksek okul ve üniversite mezunlarının problemlerini çözebildiniz mi? HAYIR!
Peki, hâlâ niçin buradasınız?!..

3 Temmuz 2018 Salı

SEÇİM ve SONRASI, Abdullah Çağrı ELGÜN


SEÇİM ve SONRASI
Abdullah Çağrı ELGÜN

"İYİ PARTİ",  MHP'den ayrılan muhalifler tarafından kuruldu. Muhalifler TÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, ÜLKÜCÜ ve İDEALİST INSANLARDI… Ülkücüler, Başbuğlarının vefatından sonra, MHP’nin liderliğine seçilmiş (6 Temmuz 1997), Dr. Devlet BAHÇELİ’nin partisini iktidara taşıyamamış olmasına, içten içe kızıyor ve bu itiraz günden güne büyüyordu.  
MHP'nin bu hantal, uyuşuk, müzmin, iktidarsız; yirmi bir (21)yıldır, İKTİDAR OLMAYA AYAK DİREYEN ve DİRETEN:; fakat hâlâ genel başkanlıktan vaz geçmeyen tavrından, teşkilat ve üyeleri arasındaki memnuniyetsizlerin sayısı, bir çığ gibi büyüdü.
Dr. Devlet BAHÇELİ buna aldırmıyor, yönetime baş kaldıranlar ve biraz ileri gidenlerin yönetimdeki görevine son veriyor, hatta parti disiplin kurulu vasıtasıyla üyeliklerini sonlandırabiliyordu…
BAHÇELİ, kendisine sunulan Başbakan Yardımcılığı, Başbakanlık, hatta Cumhurbaşkanlığı tekliflerini, defalardır reddetmiş, “HAYIR!..” diyen tavrında, direttikçe diretiyordu.  Halbuki kırk yıllık bir davanın mensuplarının: sakalları ağarmış, kimileri ebediyete intikal etmiş, kimi o devir gençlerinin yaşı: atmış beş, yetmişi çoktan geçmişti…
İKTİDAR olarak devlete hakim olmak, Ülkücülerin görevi, hakkı hem de onun nimetlerinden gelecek mükafatlara sahiplenmek tabii haklarıydı...
Ülkücüler, vatana olan bedeli fazlasıyla ödemiş, idam sehpalarında can vermiş, tek hücrelik koğuşlarda işkenceden işkenceye maruz kalmış, Yusufiye Medreselerinde yıllarca çile çekmiş, işkencelere maruz kalmış, vatan için giriştiği mücadelede bu bedeli hakkıyla ve fazlasıyla ödemişti... Onun için iktdar olmak, yıllarca, çilesini çektikleri davalarının gerektirdiği plan ve projeleri uygulamak istiyorlardı... 
Dr. Devlet BAHÇELİ ise ülkücüleri iktidar yapmamak; fakat büyük partilerin koltuk değneği ve parasız pulsuz destekçisi yapmak için adeta anlaşmış görünüyordu. Ülkücüler ise iktidara hazır oldukklarını defalarca telaffuz etmişlerdi. Yirmi bir(21) yıllık BAHÇELİ yönetiminde, az buçuk iktidarın kıyısından köşesinden tutmuş olsa bile, bu durum, Ülkücü yiğitlere büyük dava sahiplerine kafi değildi. Bu sebeple, lideri bulunduğu partiyi, iktidar yapmamak için direnen ve dahi direten Bahçeli’ye karşı sıkılmış bir yumruk, azgın bir bakış, sert ve dik bir duruşla baş kaldırdılar…
Böylece, MHP teşkilatı içerisinde baş kaldırmalar, yönetimden istifalar ve Dr. BAHÇELİ’nin liderliğine karşı konuşmalar, tartışmalar ve teşkilatın bizzat genel başkan yardımcılarınca isyanlar, ve televizyon açıklamalarıyla ve istifalar başladı. Bunun üzerine yeni lider arayışları ve adayları ortaya çıktı: Ümit ÖZDAĞ, Sinan OĞAN, arkasından, Dr. Seyfi ŞAHİN, Dr Mesut TÜRKYAR, Meral AKŞENER, Koray AYDIN, ve daha bir çok isimler adaylıklarını açıklayarak dönem dönem genel başkan aday oldular... Bunlar içerisinde son kongreye kadar Ümit ÖZDAĞ, Sinan OĞAN, Meral AKŞENER, Koray AYDIN, Özcan YENİÇERİ, Yusuf HAŞLAÇOĞLU, başı çekerek bütün imkansızlıklara ve engellemelere rağmen  MHP teşkilatlarını "Tüzük Kongresi" yapmaya çağırdılar. Bu kongreye toplam: 824 delege, kimi söylentilere göre de 1200 delege katıldı...

BAHÇELİ,  kongreye, kongrede alınan kararlara ve tüzük değişikliğine de karşı çıkarak Ankara Cumhuriyet Savcıları'nın vermiş olduğu kararı, Hükümetin de desteği ile Sivas/Şarkışla İlçesinin Cumhuriyet Savcılığından alınan bir kararla bozdurdu...
Düşününüz bir kere, koca ülke Türkiye/Ankara, başkent savcılarının verdiği ve doğru bulduğu bir kararı, ufacık ilçeden (Sivas/Şarkışla) çıkan deneyimsiz ve tecrübe yoksunu bir savcı bozabilir mi?... "Korsan Kurultay” benzetmesiyle, bu kurultayı ve kurultay taraftarlarını, teşkilattaki görevlerinden uzaklaştırarak MHP’yi kendi direktifine aldı.
MHP'den atılan; disiplin kurulu vasıtasıyla uzaklaştırılan Ülkücüler,  İYİ PARTİ adıyla bir araya geldiler.  MHP’nin içinden ayrılarak İYİ Parti’yi kurmuş olan bu Ülkücülere her yönden çamur atmaktan geri kalmayanlar oldu:  “Bunların alayı da FETÖcü!..”  FETÖ'ye su taşıyorlar...
AKŞENER liderliğinde partileşen, büyük bir grup Ülkücüler, halk arasında da büyük bir rağbet ve karşılık bulmuştur.  Akşener, ilk zamanlarda kuruluş amaçları doğrultusunda Türkçü, Ülkücü Milliyetçi, Atatürk ilke ve inkılaplarını özümsemiş Cumhuriyetçi söylemleri ile çok büyük kalabalıkları arkasına almıştı… Seçimlerin öncesinde teşkilatlanma, teşkilatlarda görev verdiği kişi ve yöneticilerin seçimi ve millet vekilliği adaylarının belirlenmesinde, seçim beyanatları ve seçim sonuna doğru söylemlerinde sergilediği tavırlarla partiyi, MİLLİYETÇİ, ATATÜRKÇÜ, CUMHURİYETÇİ, TÜRKÇÜ ve ÜLKÜCÜ, olmaktan çıkarıp " Merkez Sağ" yapmak istediği anlaşıldı…
Geçmişe gidildiğinde, bugüne kadar iktidar olan ve iktidarlıklarından şikayetçi olunan ve hatta, bir tanesinin başbakanı idam edilerek asılan Adnan MENDERES dahi “Merkez Sağ” partinin lideri olduğu anlaşılır...
Kurtuluş Savaşı sonrası Türkiye’yi kuran Türk halkına "Türk Milleti" denir. Bu "Türk Milleti",  Kurtuluş Savaşı'nda ve büyük önder Mustafa Kemal Atatürk döneminde olduğu gibi ülkesinin yönetimini de kendisi üstlenmek ve kendisi gibi millî ve yerli Türkçü, Milliyetçi, Atatürkçü ve Ülkücü, "Türk Milleti" olmak istemektedir.
“Merkez Sağ”partiler ise ülke yönetimini milî ve yerli sermayeyi Batı'ya, yabancı sermaye ve şirketlerine bağımlı kılmış, hatta onun emrine vermişti. Bunu başta bulunan AKP hükümeti de en aşırı bir şekilde uygulamış olmakla ekonomi çökmüş, faizler yükselmiş, Dolar ve EURO alıp başını gitmişti. Dövizle yapılan dış borç,  800.Milyarr Dolar'a ulaşmış, sanayici ve esnaf gırtlağına kadar borçlanmış, hükümetin bu gidişine itiraz etmekte ve şikayette bulunmakta idi. Bu sebeple iktidar eden hükümet, süresinin dolmasına henüz on yedi ay(17) var iken ve her istediğini yapabilecekken, erken seçim talep ediyor; ve erken seçime gidiliyordu…
Merkez Sağda bir çok parti zaten var; ve en büyüğü de AKP iken, bu oluşum Merkez Sağ adı altında (İYİ PARTİ) puan alamazdı...  Böyle bir bulvarda yer kapmak beyhudeydi; fakat ilk durumda bu MHP'den ayrılarak partileşen ÜKLÜCÜ GRUP tarafından anlaşılamadı. Halk da bunu anlayamadı; ancak yeni bir parti olduğu ve kendisi gibi Türkçü, Milliyetçi, Atatürkçü ve Cumhuriyetçi olduğu için halktan destek bulmuş ve iyi bir rüzgar yakalayarak iktidara koşuyordu… Bu ekip, ESKİ ÜLKÜCÜLER ZANNEDİLİYORDU...
Halkın ihtiyacı “AKP, (Merkez Sağ)”ile yeteri kadar zaten karşılanmış; fakat halkın büyük çoğunluğu, bu tarz yönetim tarzından şikayet ile yeni arayış ve beklentilere yönelmişti…  AKP'den kurtulmak istiyor ve bir alternatif  ve yeni bir güç arıyordu  İşte tam da o sırada bir şans ortaya çıktı ki bu şansı ve müjdenin adı İYİ Parti idi.
Bu Cumhuriyeti kuran asıl unsur: Atatürk ve silah arkadaşları dahil TÜRK HALKIDIR... Doldurulması gereken boşluk Türklük, Milliyetçilik, Cumhuriyetçiliktir...
"Merkez Sağ" değildir; çünkü Meral Hanım da  “Merkez Sağ"cı olmak istemektedir...  Burada bir boşluk olmayıp, yerini bir çok parti olmak üzere AKP yeteri kadar, hatta fazlası ile doldurmaktadır.
Halk bu "Merkez Sağ" oluşumdan, söylemlerden, yapılan savurgan icraattan ve ülkenin bütün kaynaklarının yabancı sermaye ve mallarına tesliminden sıkılmıştır...
Halk, ülke genelinde, elindeki avucundaki, varı yoğu bu parti tarafından alınmış, yağmalanmış, savurulmuş; memleket ve millet kaynaklarının vurgun ve talancılara peşkeş çekildiğini izliyor, görüyor ve anlıyordu… Bu sebeple İYİ PARTİ'ye kucak açıyor, onu bir şans ve gelecek güzel günlerin müjdecisi olarak görüyor, ona ve ekibine gösterilen engellemeleri, zorlukları görmeseler de ârifce ve izanıyla kavrıyor ve tam destek veriyordu… 
Öyle olmadı!.. Halkın bir kısmı, bu gidişatın diğerinden farklı olmadığını İYİ Partinin yaptığı çıkış ve beyanatlar ile anlayıverdi... Bu da "Merkez Sağ" dedi... Tanımadığımla yola başlamak yerine, tanıdığımla devam etmeliyim. “Bildik, tanıdık Şeytan, bilmedik, tanımadık insandan yeğdir.” dedi.
İYİ PARTİ, BÜYÜK ANADOLU OTELİ’NDE TÜZÜK KONGRESİ’NDE YAKALADIĞI RÜZGARI, İNSAN SELİNİ KUCAKLAYAMADI...
Üstelik taa başından bu yana kendisini destekleyerek her türdeki zorluklara birlikte göğüs geren Türkçü, milliyetçi ve Ülkücü grubu dışladı. iktidara aç,  dava ve misyon ustaları, duayenleri, Ülkücü olmasa bile başka parti, başka teşkilat, vakıf, dernek ve konfederasyondan bu partiye akın etmiş halk filozofları, duayenler, ârif ve âlimleri teşkilatına yerleştirmede, kadrolaşmada, teşkilatlarının başına getirmede: ilçe ve il teşkilatlanmalarında, iştişare kurulları oluşturma, İhtiyar Heyeti, Danışma Kurulları ve dahi Milletvekilliği sıralamasında, ya saf dışı bıraktı  veya çıkamayacakları yerlere dağıttı. İllerde belirlenen adayların çoğunluğu: halkça hiç bir karşılığı olmayan, kişilerden oluştu. Bu partiyi kuranlar ve ilk hareketi başlatan Ülkücülerce de, umulan ve beklenilen olmadı... Bu sebeple İYİ PARTİ Genel Başkanı AKŞENER, hem kendisi hem de partisi bu seçimde iktidar olmak fırsatını kaçırdı...
Türkçülük ve Milliyetçilik yolu, dünyanın bütün ülkelerince kayıtsız şartsız kabul edilmiş ATATÜRK YOLUYDU...
AKŞENER, ya bu anlayışı ( Merkez Sağ) ile değiştirecek veya ATATURK ÇİZGISINDEN ASLA SAPMAYAN TÜRK, TÜRKÇÜLÜK ve MİLLİYETÇİLİK, ÜLKÜCÜLÜK ANLAYIŞI ile MHP'den ayrılarak bir araya gelmiş idealistlere tavır alacaktı.
Bugün, ÜLKÜCÜLER için tek bir yuvada bütünleşmek, mümkün mü?  İYİ PARTİ, BBP ve MHP tekrar yan yana gelebilecek, hiç olmazsa Mecliste bütünleşebilecek mi; veya yeni bir oluşum İYİ PARTİ’de birleşebilecekler mi?
ÜLKÜCÜLER, "Türk Milliyetçiliği, ülkücülük,  ATATÜRKÇÜLÜK ve CUHMURİYETÇİLİK "  görüşünü ısrarla savunmaktadırlar...
İYİ Parti'yi yönetenler, (Büyük Anadolu Otelini ve yollarını taşıran) bu yığınların ruhunu ve düşüncesini anlamalıdırlar…

İYİ PARTİ, Türkçü Milliyetçi bir söylem ile yola çıkmış olmasına rağmen, devamını sağlayamamıştır...
Atatürk"ün çizdiği ve Ülkücülerin de benimsediği bu çizgiden ayrılarak, İYİ PARTİye akın etmiş ÜLKÜCÜ; ve MHP'lilerin de oyunu alarak toparlayıcı olamamış, BÜYÜK ANADOLU OTELİNE AKAN İNSAN YIĞINLARI ve SELİNIN oyunu sahiplenememiş, bu oyları MHP'ye tekrar döndürmüş, “görünen delil ve eldeki belgelere göre MHP, bitmesi gerekirken, oyunu artırmış” İYİ PARTİ, daha çiçek açmadan güllerini soldurarak MHP karşısında çıkardığı milletvekileri sayısıyla, MAĞLUP; ilk defa çıkan bir parti olarak barajı aşarak GALİP  OLMUŞTUR...
İYİ PARTİ,  daha  başarılı olmak istiyorsa, ilçe ve il teşkilatlanmalarını zaman geçirmeden yeniden yapılandırmalı, illlerde halkça karşılığı olan, konu ile ilgi deneyimli, tecrübeli ve halkın sevgi ve teveçcühünü kazanmış, varlık sahibi kişileri bünyesine katmayı başaracak teşkilat yöneticilerine,  teşkilatında ve teşkilatlanmada mutlak yer vermeli ve çok sıkı bir üye kaydı ile il ve ilçelerin denetimine giderek bugünkü durum için de kendini sorgulamalıdır…
KAYNAKLAR:
1.http://www.gazetevatan.com/mhp-de-kurultay-krizinde-son-durum--945176-gundem/
2.http://www.iha.com.tr/haber-mhp-icin-tarihi-gun-559157/
3.https://www.google.com.tr/search?q=B%C3%BCy%C3%BCk+ANadolu+Otelindeki+MHP+KURULTAY%C4%B1&safe=off&tbm=isch&tbs=rimg:CQaW9kia_1xGSIjihszFK5UJ0z0TtKPhtqVhdeejwr0kRoYEwZvtFGVsz3YBGNOFLfMWc_1atnKP7TKkXutZkGwKaoRyoSCaGzMUrlQnTPEXJCMx2y0Z4vKhIJRO0o-G2pWF0Ryo9hRtIxaxIqEgl56PCvSRGhgRGYTPY3RYMSwCoSCTBm-0UZWzPdEV-ZdTU3Pr76KhIJgEY04Ut8xZwRQPUAoNOV76AqEgn9q2co_1tMqRRET1I6ZacopfioSCe61mQbApqhHEbZIERKV4_16R&tbo=u&sa=X&ved=2ahUKEwij9oCn3ILcAhXQmLQKHb3wBnUQ9C96BAgBEBs&biw=1680&bih=868&dpr=1
4.https://www.superhaber.tv/mhpden-tuzuk-kurultayi-iptal-karari-aciklamasi-asil-niyetleri-partiyi-teslim-almakti-haber-59140
5.http://www.karar.com/gundem-haberleri/mhpde-olaganustu-gun-123806

9 Haziran 2018 Cumartesi

BOZKURTLAR’IN (TÜRKÇÜLÜĞÜN) DİRİLİŞİ,Abdullah Çağrı ELGÜN


BOZKURTLAR’IN (TÜRKÇÜLÜĞÜN) DİRİLİŞİ
                                    Abdullah Çağrı ELGÜN
Osmanlı Türkiyesi

Kuvayı Milliyeçiler, Osmanlının zayıfladığı ve yavaş yavaş dağılmaya başladığı bir dönemde, Selanik’te çıkardıkları “Yeni Hayat ve Türk Yurdu” dergileri ile İmparatorluklarının parçalanıp dağılmasının önüne geçmeye karşı büyük bir mücadele verirler. İçerideki ve dışarıdaki düşmanlar Osmanlı Türkiye’sini hasta adam ilan ederek onu, param parça etmek üzere başına çökerler… Memleketin her karış toprağı düşman askerleri tarafından işgal edilir. Bu karabulutların kol gezdiği zamanda, ülkeyi bu durumdan kurtarmak için devrin aydınları ve halkta beliren, üç değişik fikir ile Osmanlı Türkiye’sinin kurtulacağına dair, ümitler yeşermektedir. Aşağıdaki fikirleri hararetle savunan taraftarlar, ülkenin bu görüşler etrafında birleşilebilirse, kurtulabileceğine inanmaktadırlar:
1)                      Osmanlıcılık
2)                      İslâmcılık
3)                      Türkçülük ve Milliyetçilik.
Birinci Görüşe Göre:  Osmanlı İmparatorluk Türkiye’si içerisinde yaşayan gayri Müslümler de dahil olmak üzere, bütün halk, beraberce yaşamalıdır. Bunlar ortak değerler etrafında birleşerek, Osmanlı İmparatorluk Türkiye’sinin hayatını, her hangi bir toprak kaybına sebep olmadan, devam ettirebileceği görüşündedirler. Bu görüş, gelişen şartlar ve ülkede meydana gelen eylemlerin artması  gerçekleşmesi şansı kalmayarak, kısa sürede iflas etmiştir.
İkinci Görüşü Benimseyenlere Göre: İmparatorluk içinde gayri Müslimlerin toprak ve müstakil ayrı devlet istekleri. ülkede kargaşa ve huzursuzluğa sebep olmakta ve eğer mümkünse ayrılıp gitmeleri ve sadece “Din Birliği” (İslâm Birliği) etrafında toplananların İmparatorluk içinde kalmaları fikri ağır basmaktadır; fakat mikro milliyetçilik fikri, aşırı kavmiyetçilik bu görüşün de hayata geçmesine engel olmuş ve nihayet bu görüş de iflas etmiştir…
Üçüncü Görüş, Türkçülük ve Milliyetçiliği Benimseyenlere Göre: Ülkeyi ayakta tutacak görüş: “Türkçülük ve Milliyetçiliktir.” Millet savaşlarda yaşanan bozgunlar ve ülke içindeki istikrarsızlıklar ve haksızlık, hırsızlık, gasp, adam öldürme, aşırı kavimcilik ve Fransa’da doğan milliyetçilik fikirlerinin, İmparatorluk Türkiye’sini içinden çıkılamaz ve yaşanamaz bir ülke durumuna getirmiştir. Bu görüş sahiplerine göre ayrılık isteğinde bulunarak, müstakil, bağımsız devlet olmak isteyenlere karşı çıkmak gereklidir. Bununla birlikte, ok yaydan çıkmıştır; ve durdurmak mümkün değildir; öyleyse hiç olmazsa Türkler’in topluca yaşadığı toprakları kurtarmak “Türkçülük ve Miliyetçilik” görüşü doğrultusunda birleşmeyi başarmak gerekiyordu…
 İçerideki düşmanların, dışarıdaki düşmanları yurda davet ederek bağımsızlık isteklerine erişmek için hainlik yapmaları, çeşitli çeteler kurarak halkı sindirdikleri, vatana ihanet ettikleri gün gibi ortadaydı. Bu sebeple, saray önünde her gün nümayiş yapan, yangın çıkaran, gasp, cinayet, ırza tecavüz ile Türkler’in oturdukları bağ, bahçe ve evlerini gasbederek, yıllardır birlikte yaşadığı kendi komşusuna, kendi halkına büyük içkence ve eziyetler yapıyorlardı.
Hüseyin Nihal ATSIZ
Rum, Ermeni, Yahudi Çeteleri köy, ilçe ve şehirleri yakıp yıkıp, halkın namuna tasallut edip, Türk halkına akla gelmedik, çeşitli işkenceleri muamele görüp, Türk halkını bulundukları topraklardan göçe ve kaçışa zorladılar. Bu olaylar, ülkenin içinde bulunduğu durum, İmparatorluk Türkiyesi içerisinde yaşayan farklı kültür ve soylara, ya istedikleri verilecek; veya bunlara karşı bir Kurtuluş Savaşı yapılmasını mecburî kılıyordu… Öyle de oldu!..
Bu fikir giderek rağbet buldu. Türkler yaşadıkları topraklardan sürülmek isterken, hemen hemen vatanın, yangın yerine dönen bir çok cephelerinde, Türkler için çetin ve kaçınılmaz müdafaa; ve amansız bir savaş başladı…
Bütün bu kargaşa ve fikir ayrılıkları, İmparatorluk içinde yaşayan Türkler dışındaki azınlıkların işine yaradı.
Fransa’da doğan mikro milliyetçilik anlayışı ile başlayan bağımsızlık istekleri ve toprak talepleri Arap, Fars, Latin, Ermeni, Yahudi, Slav soyundan bütün ırkları harekete geçiriyordu. Bunlar ülkeyi işgale gelen büyük devletlerin güçleri ile birleşerek bağımsız bir Yunanistan, Bağımsız bir Bulgaristan ve arkasından bağımsız Ermenistan doğuruyorken Arap, Fars, Latin soyundan bir çok halklar da bağımsızlık ilan ediyorlardı…
Osmanlı İmparatorluk Türkiyesi’nde tek bir eyalet olan Araplar, bir çok emirliklere ayrılarak bağımsız devletçikler olacaklardır. Osmanlı İşgal altındadır ve ülkeyi işgal altına almış olan düşmanlar, Türkler’i bu topraklardan kesin olarak silip, atmak için karar almışlardır…
Kuvayı Milliyeciler:
İşte tam o sırada ortaya Mustafa Kemal ve bir avuç vatansever arkadaşları ortaya çıkar. Osmanlı Türkiye’sini kurtarmak için silah arkadaşları ve bir avuç vatansever insanla, büyük bir mücadeleye girişirler. Alevler içinde yanan koca bir ormandan geriye küller arasında çaresiz, aç ve açıkta: 778 Metrekare, vatan parçası kalır ki bunun adına “Türkiye” derler.
“Türkçülük ve Milliyetçilik” görüşünün etrafında toplanan çoğunluğu Müslüman ve Türk olan, bu bir avuç Kuvayı Milliyetçiler, İmparatorluğun külleri arasından, tamamen vatanseverlerin kurduğu genç, Türkiye Devletini ortaya çıkarırlar. Bu devleti kuranlara Türk, ülkenin adına da Türkiye denir. Bu ülke insanları Kurtuluş Savaşı öncesinde olduğu gibi Kurtuluş Savaşı sonrasında da bir birlerine sıkı sıkıya kenetlenmiş, ayrılmaz bir bütün olmuşlardır.
Padişah döneminde, Avrupa eğitimi ile yetişmiş ülkenin aydın delikanlıları Talat Paşa, Enver Paşa, Mustafa Kemal Paşa, İsmet İNÖNÜ, Rafet BALE, Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir Paşa, Mehmet Âkif, Hamdullah Suphi, ...vb. binlerce adsız kahraman, büyük bir kurtuluş mücadelesi ve savaşı vererek Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurarlar.
Türk milliyetçilerinin kurduğu bu devlete Türkiye Cumhuriyeti, bu devleti kuran halka da Türk halkı denir. Atatürk’ün de dediği gibi bu büyük bir zaferdi.
Türk, Türklük, Türkçülük ve Milliyetçilik Düşmanlığı:
Türkçüler Birarada
1944 Türkçülük Hareketi’ne kadar “Türkçülük ve Milliyetçilik” fikri devlet politikası olarak devam edip gelmişti. Ankara’nın en merkezi yerinde yapılan muhteşem Türk Ocağı binası bunun en güzel örneğidir. Bugün Resim ve Heykel Müzesi olarak kullanılmaktadır.
İkinci Mustafa adıyla da anılan İsmet Paşa (İNÖNÜ) SSCB, Kominist Rusya tehdidini gereğinden fazla önemseyerek “Türk, Türlük, Türkçülük, Milliyetçilik” hareketine cephe aldı; halbuki SSCB(Rusya)’da bağımsız olabilmeyi bekleyen Türkiye’nin o günkü nüfusundan daha kalabalık din, dil, tarih, kültür, soyca bir olan Türk kardeşlerimiz SSCBirliğinin esareti altında olup bağımsızlık beklemekteydi. Madden ve manen, bizim onlara yakın olmamız lazımdı. Seksen yıl boyunca kardeşlerimizden ayrı, onlara hasret yaşayarak, onlardan uzaklaştırıldık!..
Millî Kahramanların,Türk Milletin Beklentilerine Çare Arayışları:
O dönemin Milliyetçileri başta Hüseyin Nihal ATSIZ olmak üzere: Fehiman TOKLUOĞLU, Alpaslan TÜRKEŞ, Fethi TEVETOĞLU, Reha Oğuz TÜRKKAN, Zeki Velidi TOĞAN, Necdet SANÇAR,  Cebbar ŞENEL, Hasan Ferit CANSEVER, Nurullah BARIMAN, Mustafa Zeki SOFUOĞLU, Fazıl HİSARCIKLI, Hüseyin Namık ORHUN, Sami BAYRAK, İsmet Rasim TÜMTÜRK, Cihat SAVAŞFER, Muzaffer ERİŞ, Fehiman ALTAN, Yusuf KADIGİL, Hikmet TANYU, Hamza Sadi ÖZBEK, Orhan Şaik GÖKYAY, Cemal Oğuz ÖCAL, Sadi BİLGİÇ, Mehmet KÜLAHLIOĞLU, Osman Yüksel SERDENGEÇTİ  1944 Türkçülük tutuklanarak, uzun süre, “tabutluk” adı verilen küçücük zindanlara atılarak, büyük işkencelere maruz kaldılar. Türk milliyetçiliği ötekileştirildi ve idealistler bastırılmaya çalışıldı.
Türkiye yabancı sermaye ve teknolojilerin oluşturduğu bir yapıya teslim oldu. Başta İstanbul olmak üzere Anadolu’da şekillenen “Merkez Sağ” denen bir teşkilat yapılanmasının eline geçti. Bu duruma son vermek isteyenlerden başta Mareşal Fevzi Çakmak Paşa yeni bir parti kurup(Millet Partisi) örgütlenerek iktidara gelmek istedi ise de başarılı olamadı. Sonra bu partiye Osman BÖLÜKBAŞI(1957) sahiplendi. Arkasından Alpaslan TÜRKEŞ(1969), Başbuğun vefatı ile boşalan koltuğa da Dr.Devlet BAHÇELİ(1999) geçerek bu vizyonu üstlendilerse de ufak tefek iktidar ortaklıklarıyla bu millî dava ve fikrini uygulayabilme başarısını asla gösteremediler.
Mareşal Fevzi Çakmak
“Merkez Sağ” denen bu iktidarlar döneminde, hemen her alanda, Türkiye’yi kendi öz kaynakları yerine Batı ile buluşturup, Batının tam bir taklitçisi, kopyacısı haline soktular. Giderek dilde, ekonomide, tarımda, sosyal hayatta ne varsa yabancı sermaye, yerli malı ve sermayeyi tasfiye etti. Sanayide, tarımda, sosyal hayatta üretmeye, geliştirilmeye, çoğaltılmaya dayalı millî devlet yararına ne varsa, hemen her şey ya kısıtlandı, ya kota ile sınırlandırıldı ya da bunların fabrikalarına, ürünlerinin üretimine, tamamen son verildi… Yerli ve millî adına ne varsa hemen her şey yabancı sermaye ve piyasasının eline geçti…(Eti, Sümer, Çinkur, Anadolu Otomobil, Devrim Otomobil, Kayseri uçak fabrikası…vb.)
Her yıl hararetle ve büyük bir zevkle kutlanan “Yerli Malı Haftası” ve “Türk Parasını Koruma Kanunu”, rafa kaldırılarak, “Türk, Türkçülük ve Milliyetçilik” fikirleri azınlıkta ve küçük bir grup olarak sahnede yer aldı.
Ekonomi, Eğitim, Politika, yabancı sermayenin yabancı piyasasının eline geçti. Bu durum: İnönü ile başlayıp, …Menderes, Demirel, Özal ve nihayet Erdoğan döneminde rayından çıkıp, zirveye oturdu.
Son on sekiz yıl(18)’da da Erdoğan iktidarı tarafından: “Atatürk, Türk, Türkçülük, Milliyetçilik, Türkiye Cumhuriyeti(TC.) ve Türk Lirası(TL.)” düşman ilan edildi. Bir milletin kendi soyunu araması, ona sahiplenmesi Irkçılık” sayıldı; ve en yüksek makamlarca bu değerler öcü telaffuz edilerek bu gerçek, şiddetle reddedildi…
Alpaslan Türkeş ve Osman Bölükbaşı
Ay Yıldızlı Türk Bayrağı değiştirilmeye, rengi ve sembolleri tartışmaya açıldı. Bu iktidar döneminde rengini kanımızdan alan Ay Yıldızlı Bayrağımız, elli altı(56) kez Türk’ün düşmanları tarafından gönderinden indirildi. Amansız bir Kurtuluş Savaşı vererek kazanılan bu ülkenin “Adından gocunanlar ve değiştirmeye kalkanlar çıktı… Millî Marşı”nın bestesi değiştirildi. Kimi yerlerde değişik beste ile okutuldu ve Kurtuluş Şavaşı’mızın Destansı Bir Anlatımı olan “İstiklâl Marşı” mız kaldırılmak istendi…
Her sabah bir ideal olarak orta öğretim okullarında Atatürk döneminden bugüne kadar yıllarca ezberletilerek okutulan “And”ı kaldırıldı. Büyük önder ve kahraman gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği: “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözü dağlardan ve okullardan silindi. Atatürk’ün heykelleri, tabloları ve resimleri resmî ve özel kurumların çoğundan kaldırıldı. “Atatürk”  adı ile başlayan okullar ve satadyumlar yıkıldı.
Osman BÖLÜKBAŞI ve Başbuğ Alpaslan TÜRKEŞ
Özel sermaye, devlet sermayesini neredeyse sıfıra indirdi. Özelleştirme adı altında yapılan uygulamayla, devlete ait kamu binaları dahil, kurumlar, fabrikalar, şirketler, maden yatakları ve devlet arazilerini yandaş ve yakınlara yok fiyatına pazarlanıp satıldı veya yakınların üzerine geçirildi. Devletin kendine ait binaları dururken çok yüksek fiyatlara ve Dolar ve Yuro cinsinden rantlı paralara amaç dışı kiralandı. Milletin hayrı için yapıldığına inanılan: Oto Yollar, Köprüler, Tüneller, Şehir Hastaneleri, Kanal İstanbul, Parklar müstaitlerden komisyon alabilme çıkarları için yandaşlara kira garantisi, gelir garantisi, doluluk oranı garantisi yoluyla yirmi beş, otuz(25-30) hatta kırk dokuz(49) yıllığına peşkeş çekilerek vatandaşın tüyü bitmedik yetimlerinin parası ile milletin anasına avradına küfrettirildi…
Kurumlarda daimi kadrolara neredeyse kaldırılarak, “Devleti küçültüyoruz. Devleti yükten kurtarıyoruz!..” denilerek kamuda çalışanların sayıları %12’den %’8 düşürüldü. Sözleşmeli memur, sözleşmeli öğretmen, sözleşmeli asker ve sözleşmeli sağlık personeli sistemi uygulaması başlatıldı.
Kamuda çalışanlar: 4A, 4B, 4C…vb. gibi ucube ve uydurma adlar altında gruplara ayrılarak haksız kazanç ve adaletsiz bir ücret dağılımı ile değersizleştirildi.
Taşeron şirketlere büyük yetkiler verilerek asgarî ücretlilik ve modern kölelik sistemi özendirildi. Toplumda güven zedelenmesiyle güvensiz toplum, korkak, pısırık ve başkalarına boyun büken, boyun eğen, itirazsız eğilen insan modeli arzulandı.. Toplumda sürekli moralsizlik, kırkın insan, küskün toplum, dargın ve hayal kırıklıkları yaşayan psikolojisi bozuk halk körüklendi. Sormayan, sorgulamayan, karşı çıkmayan, çıkamayan, hastalıklı bir toplum modeli yaygınlaştırıldı.
Bu görüş ve gidişe karşı, bugüne kadar ne CHP, ne MHP ne de millî bir parti tek başına iktidarı yakalayarak karşı duramamış ve bu kötü gidişi durduramamıştı…
Asena(Dişi Kurt) Meral AKŞENER

İşte bugün bir ümit belirdi ki bunun adı İYİ PARTİ’dir… Lideri ise Meral AKŞENER… Onun etrafında toplanmış olanlar da Bozkurtlar ordusu, Türk, Türklük ve Türkçüler grubudur. Bu halk Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının önderliğinde amansız bir Kurtuluş Savaşı vererek Cumhuriyeti kuran Türkiye’yi kuran her kesimden Türk halkıdır.
Bu günü sabırsızlıkla bekleyen ülkücüler ve Türk halkı, Meral AKŞENER’in her kesim ve halktan özellikle seçerek kadrosuna aldığı bu şahsiyetlerle, bu gün bu iktidar fırsatını ve rüzgarını yakalanmıştır. Bu parti ile iktidara taşınacaklardır. Geleceğimizi kuracak olan kadro, bu partide mevcuttur… Atatürk’den sonra millî olarak iktidara gelecek, en büyük ve en güçlü iktidar, bu, İYİ PARTİ iktidarı olacaktır.
Türk, Türklük ve Türkçülük:
Cumhuriyete: “100 yıllık film arası!” diyenlerin tünellerinin sonu görünmüştür. Gazi Mareşal Mustafa Kemal ATATÜRK başta olmak üzere Genç Türkiye devletini Türk Halkı kurmuştu. Devletin yönetimi de öyleydi. Bizzat Atatürk: “Ne mutlu Türk’üm diyene!” diyordu. “Ey, Türk! Yüksel, senin için yükselmenin hududur yoktur.” , “Tek bir şeye ihtiyacın var: Çalışmak! Çalışmak! Çalışmak!” diyordu. Bunun için: “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”. “Ne mutlu ki Türk doğmuşum.”, “Benim en büyük övüncüm ve mutluluğum Türk olarak doğmaklığımdır.”, “Bir Türk dünyaya bedeldir!”, Beni bir Türk anası doğurmadı mı, bu memlekette nice Türk anaları nice Mustafa Kemaller doğurmayacak mı?..” demişti!
İyi Parti, Kadrosu ve Kökleri
“Türk, Türklük ve Türkçülük ateşi ile yanmış gönüllerde, bu parti Mustafa Kemal’in silah arkadaşı, Gazi Mareşal Fevzi Çakmak Paşa tarafından “Millet Partisi” olarak kurulmuştur. Daha sonra Osman BÖLÜKBAŞI, bu partinin adını “Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi(CKMP)1957”, olarak değiştirmiş. Alpaslan Türkeş’i davet ederek bu partiye üye etmiştir. TÜRKEŞ, bu partide Genel Başkan olunca(1958) partinin adını, Milliyetçi Hareket Partisi(MHP) olarak değiştirmiştir. Bu parti, Başbuğ Alpaslan Türkeş’in ölümüyle,  1999’da Dr. Devlet BAHÇELİ’nin Genel başkanlığa geçmesiyle, bugüne kadar gelebildi. Milliyetçi Hareket Partisi(MHP), kendi misyon ve ideolojisini hayata geçirebilmek çaba ve gayretinden ötelere erişip, hiç bir vakit, tek başına iktidarı yakalayamadı.
Bununla da kalmayan Bahçeli Atataürk’ün silah arkadaşı Fevziçakmak Paşa’nın kurduğu ve rahmetli Başbuğun emaneti olan bu partiyi: Türk, Türkçülük, Milliyetçilik kavramlarının, kendi sözleri ile: “Ne mutlu Türk’üm diyene!..” sözünü söyleyenlerden rahatsız olan, Abdullah GÜL’ü, 7 Haziran 2015’te Cumhurbaşkanı seçtirmiş ve  “Türklüğün yaşayan en büyük düşmanı olan Erdoğan(AKP)” ile koalisyon yaptırmıştır…
Bununla da kalmayıp, “Hayır!” kampanyasına destek vererek ve bütün koalisyonlara kapısını kapayarak, “1 Kasım 2015’te” AKP’nin: Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) Türk halkının Osmanlı Türkiyesi döneminde tanıştığı, Duyun u Umumiye’den sonraki, en büyük tezgahın uygulamaya girmesine müsaade ediyordu...

Bahçeli: BOB, BİB, BAB gibi küresel emperyalist güçlerin projelerine boyun eğerek, ERDOĞAN’ın kaybettiği iktidarı, altın tepsi içinde yeniden AKP’ye sunuyordu…
Buna dur diyen başta: Sinan OĞAN, Ümit ÖZDAĞ, Yusuf HALAÇOĞLU, Meral AKŞENER, Koray AYDIN, Özcan YENİÇERİ, …vb. gibi millet vekilleri MHP’de olağanüstü, bir kongre isteyerek, genel başkan Devlet BAHÇELİ’yi değiştirmek istediler. Bunun üzerine Büyük Anadolu Oteli’nde gerçekleştirilen “Tüzük Değiştirme Kongresi” iktidarın da yardımıyla iptal edildi. Toplantılara ve kongre yapımına müsaade edilmeyerek sonraki zamanda, kongre yapmak için bir araya gelmiş partililer, delegeler ve millet vekilleri, partiden(MHP) ihraç ve tasfiye ediliyordu.
Bunun üzerine, MHP’den ihraç edilen Muhalif Ülkücüler bir araya gelerek, korkusuz ve cesur bir çıkışla, İYİ PARTİ’yi kurarak, iktidara talip olduklarını, her kesime ilan ettiler.
Bu durum hem iktidarı hem de muhalifleri telaşlandırdı. Bu parti ve mensuplarını hemen her şekilde engellemek ve seçimlere de sokmamak istiyorlardı. Toplantılarını engellemek, tutulan salonların sahiplerini tehdite, İYİ PARTİ mensuplarının yollarını kesmek, toplantılarına saldırılar düzenlemek, dövmeye ve sindirmeye kalkışmak …vb. gibi her tür tehdide kadar vardırdılar.
İYİ PARTİ’nin çalışmalarını, açıklamalarını milletin vergileri ile kurduğu devletin hiçbir televizyonları vermediği gibi, hiçbir basında söz ettirmediler. Tarih bu günleri, arşivlerinin tozlu Raflarına, kara bir leke olarak yazacaktır…

Devlet BAHÇELİ ve Manevraları:
Baskın seçim ile İYİ PARTİ’yi ekarte edip, hezimete uğratmak isteyenler “Erken Seçim” istediler. Devlet BAHÇELİ’nin bu çağrısına, AKP’den cevap gecikmedi. “Ağustos’ta Seçim” diyen BAHÇELİ’ye daha da erken bir tarih: “24 Haziran 2018”, “baskın seçim” denildi.  İYİ PARTİ’den korkan ERDOĞAN, Devlet BAHÇELİ ile görüşerek rakiplerinden korkarak hem erken seçimin hem de koalisyonların istemeyerek de olsa yolunu açtı;  çünkü 15 yılda hattinden fazla yıpranmış ve halkın gözünden düşmüştü. Daha fazla düşmeden ve oy kaybına uğramadan bir  “Baskın Seçimle” yeniden iktidar olacaklarını düşünmektedirler…
Erken seçime ve koalisyonlaraa karşı çıkanlar, bu defa da erken seçim ve koalisyonlarda kendilerini garantiye almak istiyorlardı.
Kongre yaptırmayan, Kurultay Tüzüğüne karşı çıkan, “Hayır!” kampanyası ile koalisyonu kabul etmeyip, CHP’nin sunduğu başbakanlığı kabul etmeyip, 2015 seçimlerinde AKP’ye iktidarı eliyle sunan Devlet Bahçeli, bugün barajın altında kalma korkusuna kapılarak, MHP’yi, AKP saflarında koalisyonla birleştiriyordu…
Erken ve baskın bir seçimin İYİ PARTİ’ye dayatılması, onu asla, bu kutlu yürüyüşten vaz geçirmedi. MHP’den ayrılarak İYİ PARTİ’yi kuran, çetin yoları korkusuz yüreklerle aşarak cesur çıkışlar yapan bu kadroların lideri Meral AKŞENER, İYİ PARTİ’yi seçime sokmayı başarmıştır.
Atatürk’ten sonra ilk defa Türk Halkı ve Türk Milletinin bütün unsurlarını millî ve yerli bir anlayışla kucaklayan, milletin asıl unsuru olan İYİ PARTİ, ülkücülük, Türk Milliyetçiliği, Türklük ve Türkçülük, Türk Halkı, Türk Milleti kavramlarını özünde yoğurarak yeniden şahlanmıştır.  
Ülkücülerin iktidarı, BOZKURTLAR’IN (TÜRKÇ ÜLÜĞÜN) DİRİLİŞİ  yakındır…
    
KAYNAKLAR:
1.www.gazeteduvar.com.tr
2.Devlet Bahçelinin basın bildirileri ve Meclis konuşmaları tutanakları
3.www.zeit.de/kultur/2018-05/praesidentshafts
5.https://www.google.com.tr/search?safe=strict&ei=caMbW9WyLIWcsAHZibSIBg&q=1944+Miliyet%C3%A7ilik+olaylar%C4%B1&oq=1944+Miliyet%C3%A7ilik+olaylar%C4%B1&gs_l=psy-ab.3..0i13k1j0i22i30k1l5.50323.68980.0.69500.44.34.7.3.6.0.257.4220.0j31j1.33.0....0...1c.1.64.psy-ab..1.43.4358.6..0j38j35i39k1j0i67k1j0i131k1j0i131i67k1j0i19k1j0i22i30i19k1j0i13i30k1.110.yyXu49ZSUqE