4 Temmuz 2016 Pazartesi

KUŞATMA; Abdullah Çağrı ELGÜN

KUŞATMA 
                         Abdullah Çağrı ELGÜN
       Türkiye, kendisini yalnızlaştıran, içeride ve dışarıda menfaat şebekelerinin bir ahtapot gibi sarmalayarak gözlerini iç ve dış dünyaya kapattığı uzun uykudan, birden bire uyanıverdi… Bugün Türkiye’nin kalkanı olan bütün mevzileri ele geçirmek için saldırıldığı bu dönemde, çağdaş politikaları devreye sokup, etrafındaki “KUŞATMAYI” bir huruç hareketiyle,
yarmak, İsrail ve Rusya’dan sonra, Mısır hatta Suriye (Eset) ile de anlaşma yoluna giderek, içine itildiği atalet ve anafordan, bir huruç hareketiyle kurtulmak isteyerek, geleceğine koşuyor
      Ülkeyi yalnızlığa götüren geçmişte yaptığı iki ileri bir geri adımlarla ülkeyi yaz boz tahtasına çeviren, acemi politikacıların ve buna bağlı bürokratların yanlış stratejilerinden, yandaş ve partizan taraftarlar ve taraftarların liderlerine bağlı olarak gelişen körü körüne itaat, inanışlık ve diretmelerdir. Halkın, bütününün değil; fakat partili Başbakan, partili Cumhurbaşkanı ve nihayet partili, “tarafsızlığı kesin olarak her daim tartışmalı olabilecek” Başkan, Başkanlık isteği ve hırsıdır. Bu durum, otoriter, “Ata Erkil” hegomanyacı tam yetkili; ama gelecekte her daim tartışılır ve zıtlaşma unsuru yapacak, bir mesele haline getirme beyhude gayretlerdir. Yanlışa yanlışla yaklaşmak, hata üstüne hata yapmak, iki ileri bir geri adımlarla yürümek Müslüman işi değildir. “Müslüman aynı yanlışı iki  defa yapmaz!..”
      Ülkeyi yönetenlerin on dört yıllık iktidarında birçok “İYİ” dediğimiz şeyleri başarırken(Baş örtüsü kıskacında ezilmiş ve mağdur edilmiş bir kesime, hakkını teslim etme, ordudan inançları sebebi ile atılmış kişilere itibarını ve haklarını iade etme, paradan sıfırları atma, İMF’ye borç ödeme, Oto yol, Köprü, Hava Meydanı, Tünel, Park, AVM, devasa projelerle, yeni yaşam ve dinlenme alanları üretme) … Bir yandan da ucube TOKİ binaları ve insanların dört duvara hapsedilerek genetik ve psikolojik yapılarının bozulması, ülke vatandaşlarının bir kısmına  (bal kaymak) sahiplenilirken bir başka uzvun parçalarının hem mağdur edilmesi(Polis Akademileri, Polis Okulları, Sağlık Eğitim Enstitüleri kapatılarak, buralarda görev yapan mensuplarının, ailelerinin ve onların yakınlarının, on yıldır hem maddî hem de manevî mağduriyetlerine sebep vermiş olduklarını görme ve bunları düzeltme zahmetine katlanmamaktadırlar…  
        Devlete ait ve fakat en verimli olarak çalışan bir çok kurumu da satarak onların özel teşebbüse devri, ülke içinde hoşnutsuzluk yaratmıştır. (Türkiye Elektrik Kurumu, PTT, Türk Telekom, Enerji Santralleri, Bor, Uranyum …ve bir çok maden yatakları.)
      Hemen her Bakanlıktaki personellerin tamamına yakın bürokratlarını (Araştırmacı, Müşavir, Uzman kadrolarla iş ve görev vermeyerek geriye çekmiş, bakanlıklardaki diğerlerine de iş vermeyerek geri planda, etkili; fakat yetkisiz bürokrat, durumuna düşürmüş, emniyette kurunun yanında yaş da yakılarak tamamen emekli etmiş, bunlar ve bunlara bağlı aile eş dost ve çevresini de manevî işkenceye maruz bırakmıştır.) tamamen dışlamıştır. Bu durum, iktidarın son beş yılında izlediği en yanlış yol ve yöntemler ile evlatlarını kucaklayan, birleştiren değil, bölen, ayrıştıran ve de iteleyen politikalarla içteki dengeleri bozmuştur … Bunlara bağlı aileler, yakın dost, akrabalar ve arkadaş gruplarının ve dahi halkın, yüzde elliden fazlasının GÜVENİNİ KAYBETMİŞTİR… İçerideki bu dengeleri yerine oturtmadan (iç huzur kurulmadan) dışarıda güven bulmak mümkün olmayacaktır…
KAYGI, KORKU ve GELECEK ENDİŞESİ
      Suruç Katliamı ile başlayıp Ankara, Hatay, İstanbul ve benzeri yerlerde, on yedi kez patlatılan Araç ve Canlı Bombalar, ülke turizmini, ekonomisini kalbinden vurmuş, huzurlu halkını kaygılı, korkulu, güvensiz ve gelecek endişesine sevk etmiştir.
     Elli altı(56) ülke ile kaldırılan vizeden sonra:  Rusya, İsrail, Mısır, Libya, Suriye’ye yürünen köprüler dinamitlenmiş, dostluk bağları kopmuş, ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa ile de görünen ve görünmeyen anlaşmazlıklar, dış ve içteki şer odaklarını birleştirmiştir. Sınırlarımız bitişiğinde kurulmak istenen Bağımsız Kürdistan Projeleri ile çizilen haritalar, Türkiye’nin kendi sınırları içine hapsedilmek istenmesi, Büyük Orta Doğu Projesi(BOP) ve Bunun Eş Başkanlığını Türkiye’nin üstlenmesi ve bu konu, bangır bangır seslendirilirken, ülke ve komşular için devletçe izlenen yanlış politikalar dibe vurmuş, ülkeyi yönetenler halk içindeki güveni yitirmişlerdir…
Buna bağlı olarak turizm ve ihracattaki:  %34,7'lik düşüşün tam 12,1 puanının ya da 1/3'ünü hafif aşkın bölümünün, Rusya kaynaklı olduğunu tespit ediyoruz. Rus ziyaretçi sayısında Mayıs ayı içinde yıllık %91,8 oranında bir azalma yaşamıştır.  Bu durum, tepetaklak yuvarlandıkça, süratini artıran ve neredeyse, sıfırı tüketecek bir görüntüdür. *Öte yandan, bu dönemde Rusya'yı, 5,2 yüzde puanlık olumsuz katkıyla Almanya,  onu da sırasıyla 2,4 ve 2,1 eksi puanlarla İngiltere ve Hollanda'nın izlediğini görüyoruz. Yine de bir yandan, güvenlik garantisi gibi bir şartın da gevelendiğine şahit oluyoruz ki, bu da bizi, temel meselemize geri döndürüyor.
(http://www.yenisafak.com/yazarlar/hayrettinkaraman/islamda-din-adami-yoktur-2-2030116)”
        İngilizler tek kurşun sıkmadan, bizim Akdeniz kıyılarımız olan Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Mısır, Suriye, Lübnan, İsrail, Cebel-i Tarık, Yunanistan, İtalya, Slovenya, Malta, Bosna Hersek, Hırvatistan, Karadağ, Arnavutluk ve hatta Kıbrıs Adasına Hindistan Ticaret Yollarını güvende tutmak maksadı ile bizim müsaademiz ve iznimiz ile asker çıkarmışlardı.(https://www.msxlabs.org/forum/soru-cevap/274042-akdenize-kiyisi-olan-ulkeler-hangileridir.html)
      Savaş sonrasında da asla çıkıp gitmeyerek Osmanlı Türk İmparatorluğunu param parça etmişlerdi. Şimdi de aynı senaryoyu Türkiye’ye dayatıyorlar. Ülkeyi Cehenneme çevirerek dışarıdaki ve içerdeki taşeronları ile terörü kullanıp, Türkiye’yi durdurma peşindedirler… Bizim, şimdi yeni müttefikler bulmak yeni dostlar edinmek ve kendimize düşman ettiklerimiz ile barışmak gibi bir mecburiyetimiz vardır. Hem insanlar için hem de devletler için ebedî düşmanlıklar olmadığı gibi ebedî dostluklar da yoktur. Yeri geldiğinde en samimi arkadaşlarımızı bir çırpıda terk etmek, en azılı düşmanlarımızla da dost olmak kıvraklığını ve zekasını göstermek zorundayız. Önce iç barış sonra dış barış, aksi halde yalnızlaşarak düşmanların Türkiye için hazırlanmış olduğu kafese zincirlenip kalabiliriz…
      Bu Projeyi çizenlerin maksadı Türkiye’yi parça parça, lime lime lime, küçük küçük bölmekti. Şimdilik başaramadılar… Bu projeye önünü görmeden balıklamasına atlayanlar, projeyi yapanların maksadını görerek ve bilerek mi bu projenin sorumluluklarını üzerine almışlardı?!. Eş Başkanlığını üstlenmişlerdi?.. Coğrafyamızın küçücük devletçikler, delik deşik edilmiş yapılar, binalar,  mahalleler;  dinamitlenmiş, bombalarla patlatılmış köprüler, santraller… Mayın döşenmiş arazi ve yollar, kurulacak küçük devletçikler arasında, yıllar yılı sürüp gidecek çatışma, kin nefret ve koparılmış kol ve bacaklarla hiç bitmeyen savaşlar… Kan, göz yaşı, açlık, sefalet ve hastalıkla boğuşmak zorunda kalacağımızı hiç fark edemediler mi?..
    FİLİSTİN ve ISRAİL MESELESİ
      Bütün dinlerin, ortak olarak kutsal saydığı Kudüs için ne Araplar ne Hıristiyanlar ne de diğer Müslümanlar’ın, Türkler kadar duyarlı olmadıklarını yıllardır şahitlik etmekteyiz… Filistin'in işgal edildiği Birinci Dünya Savaşı'ndan bu yana, İslâm Dünyası acılar içinde kıvranıyor… İsrail devletinin akıttığı kanlar,
yaşanan sürgünler, işgal edilen topraklar, betondan sur çekilerek ayrıştırılan Kudüs ve gözyaşı döken Müslümanlar…(“KUDÜS İLK KIBLE”, Bütün dinlerin en kutsal mabedi ve toprakları, Abdullah Çağrı ELGÜN”)Üç din tarafından da kutsal topraklar olarak bilinen, Kudüs'ün problemi  Yahudiler, Müslümanlar ve de  Hıristiyanlar’ın  ORTAK MESELESİDİR. Bu kutsal mekanlar, İsrail tarafından işgal altındadır. Bu problem Hıristiyanların Araplar’ın ve dahi Müslümanların başını öne eğdirtmiş boyunlarını büktürmüştür… Hep birlikte ve tez elden halledilmesi elzem ve bir mecburiyettir. Bunu da yine Türkiye halledecektir; çünkü Türkiyesiz Ortadoğu’da hiçbir plan ve proje yürütülmesi mümkün değildir…

ÜLKEMİZDEKİ TERÖR ÖRGÜTLERİ ve DEVLETLER
      El Kaide, IŞİD veya DAEŞ, DHKP-C, PKK ya da YPG…vb. terör örgütlerini mütemadiyen Türkiye'ye karşı saldırtan  İngiltere, ABD, Almanya, İsrail, Fransa ve Rusya işbirliği ve ona bağlı olarak çalışan istihbarat servisleridir. Bu devletlerin birlikte hareketleri, koalisyonları gizli ve açıktan, ülke içinde yakalanan teröristlerin ellerindeki silahlardan, teröristlerin uyruğu ve nerelerde yetiştirildiklerinden, sorgulamalar esnasındaki ifadelerden, yakalandıklarında üzerlerinde çıkan belgelerlerden  anlaşılmaktadır… Bu devletlerin ve kullandıkları maşalar ve taşeronları, Türkiye’nin en zayıf olduğu anlarda, birden bire ortaya çıkmakta ve birden bire bir araya toplanıp güç birliği yapmaktadırlar…
      Son terör olayında; Atatürk Hava Alanı’na canlı bomba olarak üzerimizde patlayan örgüt maşaları:  İŞİD, DAEŞ ise bunun planlayanları da İngiltere, ABD/CIA, gerilerinde de İsrail, Rusya ve Almanya vardır…   
  İstanbul, Atatürk Havaalanı'ndaki terör saldırısını gerçekleştiren DAEŞ elbiseli üç canlı bombadan birisinin Dağıstan asıllı, Rusya vatandaşı olduğu belirlendi. Diğerleri ise Kırgız ve Özbek vatandaşı… Duruma bakın ki bütün bunlar kardeş ülkelerden kandırılıp, satın alınan kiralık katiller… Bu kisveye bürünmeleri İŞİD mensubu gibi olması, falan filan ülke vatandaşı olması, bir aldatmaca olup, arkadaki asıl sahiplerini gizleyebilmek içindir.
   Amerika, IŞİD bayrağını sallayan terör örgütünü, Ankara'nın Suriye ve Irak politikasını değiştirebilmek maksatlı kullanıyor!
       Türkiye’nin Ortadoğu’nun bütün topraklarında yaşayan (sadece Mısır’da 1,5 milyon Türk insanı yaşıyor.) millettaşlarımız, ırkdaşımız, dindaşımız ve kardeşlerimiz var… İngiltere, ABD, Rusya, İsrail, Almanya, Fransa’nın burada kimi ve ne işi var? Ne kaybetti ne arıyor?!..
SEVİNDİRİCİ GÖSTERİLER      
       Dünyada vicdanı olan her kim varsa, terörü lanetliyor. Orada hayatını kaybedenler gibi bu terörün bir gün gelip kendilerinin veya yakınlarının hayatlarını da buradakiler gibi alıp götürebileceğini görüyor ve biliyor. Bunun için de tepkisini ortaya koyarak, Türkiye’nin yanında olduğunu gösteren nümayişler, eylemler ve gösteriler yapıyorlar; çünkü bu yapılanlara  başka dinden başka ülkeden de olsa gönülleri, vicdanları el vermiyor!.. 
        Komşu ve bazı dış ülkeler de İstanbul, Atatürk Havalimanı'ndaki saldırıda hayatını kaybedenler için Türkiye'ye yanındayım, seninleyim,
diyen gösteriler yapıyorlar.
          Devlet başkanlarından taziye mesajları geliyor, terörü lanetliyorlar…
Berlin'in “Brandenburg Kapısı” Türk bayrağı renklerinde ışıklandırılıyor.
Almanya, Amsterdam'daki Kraliyet Sarayı'ndan Türk bayrağı yansıtılıyor.
Bosna Hersek’teki Tarihî Mostar Köprüsü kırmızı beyaza bürünüyor.
       Fransa’nın Parlementerleri, bir dakikalık saygı duruşunda bulunuyorlar. Eyfel Kulesi kırmızı beyaz renklerle donatılıyor. Gürcistan, Avusturalya, Mexico City’de dikkat çeken yerlere, Türk bayrakları asılıyor. Demek ki onlarda bir gün sıranın kendilerine gelebileceğini gördü!.
        Bugün Türkiye’nin kalkanı olan bütün mevzileri ele geçirmek için saldırıldığı bu dönemde, çağdaş politikaları devreye sokup, etrafındaki “KUŞATMAYI” bir huruç hareketiyle, yarmak, İsrail ve Rusya’dan sonra, Mısır hatta Suriye (Eset) ile de anlaşma yoluna giderek, içine itildiği atalet ve anafordan, bir huruç hareketiyle kurtulmak isteyerek, geleceğine koşuyor
   KAYNAK:
1)http://odatv.com/operasyonlarin-amaci-dolmabahceyi-pkkya-kabul-ettirmek-1401161200.html”
2)http://www.yenisafak.com/yazarlar/hayrettinkaraman/islamda-din-adami-yoktur-2-2030116
3)http://www.yenisafak.com/yazarlar/yusufkaplan/ingilizlerin-iki-asirlik-oyunlarinin-merkezinde-neden-turkiye-var-2030124
4)http://www.yenisafak.com/yazarlar/yusufkaplan/ingilizlerin-iki-asirlik-oyunlarinin-merkezinde-neden-turkiye-var-2030124)
5)https://www.msxlabs.org/forum/soru-cevap/274042-akdenize-kiyisi-olan-ulkeler-hangileridir.html