17 Ağustos 2014 Pazar

ESKİYE RAĞBET OLSA

ESKİYE RAĞBET OLSA
Abdullah Çağrı ELGÜN


Bizdeki alışılagelmişlikler, dedelerimizin, ebelerimizin; babamızın, annemizin bize öğrettiklerinin, kendilerince iyi, güzel, kutsal bildiklerinin bizler için de iyi güzel ve kutsal olacağı genel kanaati vardır. Bu veya bunlar terk edilirse büyünün bozulacağı, bir uğursuzluğa uğranılacağı anlayışı yaygındır. Bu durum, bu teknolojik çağda bile değerinden fazla bir şey kaybetmeden halkımızın zihninde devam edegelmelktedir. Bu sebeple, herhangibir konuda bir şeyin nasıl yapılırsa doğru olacağı, bilinse bile, yanlış bir türlü bırakılamaz, yanlış bir türlü aşılamaz. Bu sözümüze delil aranacak olursa, Aynştayn’ın: “Şartlanmışlıkları değiştirmek atomu parçalamaktan zordur.” sözünü gösterebiliriz.

Gerçekte de öyle değil mi?.. Osmanlıdan Türkiye’ye geçişte yaşanan inkılâplar: Kalpaktan, Fese; Festen Şapkaya, Alfabeden çağdaş medeniyete geçişlerde yaşanan hadiseler; bugüne gelinceye kadar yaşanan hadiseler, çekişme tartışma ve kavgalar, bizi hep hezimete götürmüş, zaman kaybettirmiştir.

Bir ata sözümüz: “Eskiye rağbet olsa, bit pazarına nur yağardı.”der. Akif de: “Eski eski olduğu için değil; kötü ise atılmalı, yeni de yeni olduğu için değil; iyi olursa alınmalıdır.” demektedir.
Eskiye rağbet olsa, bit pazarına nur yağardı.”
Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası…”

Yeniliklere karşı set olmak, aşılmaz dağlar gibi onların önüne geçmek gibi alışkanlıklarımızı terk edeceğiz. Eski eski olduğu için değil; ama kötü ise artık çağının dışında, kullanım dışı kalmışsa, atılmalı; eski iyi, güzel güncelliğini koruyorsa, kalmalıdır.
Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası.” diyen Yunus gibi zamanları aşan, çağlara hitabeden zamana damgasını vuran ve her daim yeni olan, yeni doğan yeniliklerle boy gösteren ne varsa yanında olmak, arkasında durmak, eşya ise kullanmak gerekli ve elzemdir.
Yeni de yeniliğinden dolayı değil; iyi ise güzel ise, kullanılabilir ise alıp baş tacı etmeli, gereği ne ise yapmalı, ondan en verimli ölçüde yararlanma yoluna gidilmelidir.
Eskiye rağbet olsa, bit pazarına nur yağardı.”
Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası…”


Bu devirde dahi köyde, ilçede, şehirde dedesinin, ninesin, babasının kullandığı peşkirin daha iyi olduğunu, kullandığı aşkarın, sabundan üstünlüğünü, yarayı sarmak için kullanılan sargının, gazlı bezden üstünlüğünü, kullanılan kocakarı ilacının bir iğneden bir antibiyotikten daha büyük tesirler yaratacağını kendinden emin edalarda savunan; ve bu konuda inatlaşan, onlarca insanlar karşılaşmak mümkündür.

Değişim ve dönüşüm, kabul etsek de etmesek de kendini zaman içerisinde bize benimsetir; fakat kabul ettiğimizde de zaman bizim için hayli geçmiş olacaktır… Bu öyle bir şeydir ki, barakada yaşayan bir insan gecekonduyu, gecekonduda yaşayan apartman dairesini, apartman dairesinde yaşayan residansı, villayı, köşkü hep özleyecektir. Buralarda yaşamanın keyif ve lezzetini tadan huzurunu gören insanları gecekonduya mahkum etmek, barakaya, tekrar göndermek,, bulunduğu nimetlerden alı koyup ilkel yaşama razı edip sen de bununla kanaat et” demek için ya çok büyük bir düşman olmak ya da insalıktan nasiplenmemiş olmak gerekir...

Herkese, her kesime bir yeniyi kabul ettirmek, kabullendirmek kolay olmamıştır. Halkımızın alışagelmişleri, bizdeki alışılagelmişlikler için söylenen: “Şartlanmışlıkları değiştirmek atomu parçalamaktan zordur.” sözü bize hep onları hatırlatıp durur.

Ataların sözü ile:
Eskiye rağbet olsa, bit pazarına nur yağardı.”
Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası…”  Çarşamba, 06 Ağustos 2014, Ankara