30 Ağustos 2014 Cumartesi

30 Ağustos 1922 ZAFER BAYRAMI

30 Ağustos  1922 ZAFER BAYRAMI         

Abdullah Çağrı ELGÜN

Bu bayram: 26 Ağustos 1922 yılında başlayıp, 30 Ağustos'ta Dumlupınar'daMustafa Kemal'in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi'ni (Büyük Taarruz) anmak için kutlanan bayramdır.

Birinci Dünya Savaşında müttefikimiz Almanya’nın yenilmesi ile müttefiki Türkiye’nin de yenilmiş sayılmasıyla sonuçlanan, bu savaş sonucunda, Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşması ile yurdumuz muzaffer devletler tarafından parçalara ayrılarak tamamen elimizden alınıyor, topraklarımız düşmanlara veriliyordu. Böylece kaderimize razı olup bizim de bu yenilgiyi kabul etmemiz bekleniyordu. 

19 Mayıs 1919′da Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkmasıyla, lideri, büyük kurtarıcısı Mustafa Kemal ile kucaklaşan Anadolu, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı’nı başlattı. Amasya Genelgesi’nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı.
27 Aralık 1919′da Ankara’ya gelen Mustafa Kemal Mustafa, Ankara’da 23 Nisan 1920′de TBMM’yi kurdu. Ankara’da başlayan bu hareketle hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyor hem de Kurtuluş Savaşı’nın merkezi Ankara olarak belirliyordu.  

Atatürk ve silah arkadaşları, TBMM’ de yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini anlattı ve bir çıkış yolu aradı.
“MİSAK-I MİLLÎ SINIRLARI İÇİNDE VATAN BİR BÜTÜNDÜR PARÇALANAMAZ.” görüşünden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi. İlk başarı, Doğu’da Ermeni çetelerine karşı verilen mücadeledeki kazançtı.  Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü Savaşları’ndaki başarılar bunu takip etti.
Kazanılan bu savaşlarla Yunanlılara büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal Atatürk, ordularına: “HATTI MÜDAFAA YOKTUR, SATHI MÜDAFAA VARDIR; BU SATIH, BÜTÜN VATANDIR. VATANIN HER KARIŞ TOPRAĞI VATANDAŞIN KANIYLA ISLANMADIKÇA, VATAN TOPRAKLARI TERK OLUNAMAZ.” emrini verdi.
Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesiyle, Türk milleti 1699 Kar Lofça Antlaşmasından beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş oldu.  Savaş sonrasında TBMM tarafından, Mustafa Kemal’e “Gazi” unvanı ve “Mareşal” rütbesi verildi.
Sakarya Savaşı’ndan sonra, tarih Türklerin lehine döndü. Mustafa Kemal ve arkadaşları, büyük bir taarruzla düşmanı tamamen yok etme kararı aldı.
1922 yılı Ağustosuna kadar, her türdeki hazırlıklar yapılarak ordu taarruza hazır duruma getirildi. Gazi Mustafa Kemal’in başkomutanlığını yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922′de düşmana saldırdı. Düşmanlar tarafından: “Bir ayda geçilemez” denilen tel örgüler kazıklar ve kuyular, bir saat içinde paramparça edilip, aşılarak düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos’ta düşman, Türk askerlerinin  çemberi içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Bu esirler arasında YUNAN BAŞKOMUTANI TRİKOPİS   de vardı.
Bu savaş, Mustafa Kemal Mustafa Kemal Atatürk’ün başkomutanlığında yapıldığı için “BAŞKOMUTANLIK  MEYDAN MUHAREBESİ” olarak adlandırıldı.
Büyük Taarruz‘un başarıyla sonuçlanmasından sonra düşman, İzmir’e kadar takip edildi. Atatürk: “İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ’dir ileri” emrini vererek düşmanı denize döktü.
9 Eylül 1922′de İzmir’in de kurtarılmasıyla yurdumuz, düşmanlardan tamamen temizlenmiş oldu. Hain düşmanın, hayasızca sürdürdüğü bu haksız ve alçakça işgale  “Dur!..” dedi.
“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.
Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”

diyen Türk halkı ve Mehmetçikler, her bir karış toprakta 24-25 kişi şehit vererek toprağı kanı ile sulayıp bu topraklar için can vererek, bu topraklara kefensiz sarılıp yatarak, ecdatlarına layık olmayı başarmış; yurdumuzu düşmanlardan söküp atmıştır.   

Bu savaşla Türk’ün esarete boyun eğmeyeceğini bir defa daha dünyaya ispat ediyordu…  

Türk’ün gücünü, dünyaya haykıran bu büyük zaferi, her yıl, 30 Ağustos günlerinde, “ZAFER BAYRAMI”  bayram yaparak kutluyoruz.

Kurtuluş Savaşı’na katılarak hayatlarını kaybetmiş aziz şehitlerimizin manevi huzurunda bir defa daha eğiliyor ruhları şad olsun diyor; ve büyük Türk Milletinin “30 Ağustos Zafer Bayramı”  yürekten kutluyorum.  

KAYNAKLAR

5)                 http://www.forumlordu.org/guzel-soz-ve-yazi/23250-30-agustos-zafer-bayrami-sozleri.html

6)                 http://nedirhakkindabilgiler.kadinlaricin.net/makaleler/30-agustos-zafer-bayrami-nedir.htm

17 Ağustos 2014 Pazar

ESKİYE RAĞBET OLSA

ESKİYE RAĞBET OLSA
Abdullah Çağrı ELGÜN


Bizdeki alışılagelmişlikler, dedelerimizin, ebelerimizin; babamızın, annemizin bize öğrettiklerinin, kendilerince iyi, güzel, kutsal bildiklerinin bizler için de iyi güzel ve kutsal olacağı genel kanaati vardır. Bu veya bunlar terk edilirse büyünün bozulacağı, bir uğursuzluğa uğranılacağı anlayışı yaygındır. Bu durum, bu teknolojik çağda bile değerinden fazla bir şey kaybetmeden halkımızın zihninde devam edegelmelktedir. Bu sebeple, herhangibir konuda bir şeyin nasıl yapılırsa doğru olacağı, bilinse bile, yanlış bir türlü bırakılamaz, yanlış bir türlü aşılamaz. Bu sözümüze delil aranacak olursa, Aynştayn’ın: “Şartlanmışlıkları değiştirmek atomu parçalamaktan zordur.” sözünü gösterebiliriz.

Gerçekte de öyle değil mi?.. Osmanlıdan Türkiye’ye geçişte yaşanan inkılâplar: Kalpaktan, Fese; Festen Şapkaya, Alfabeden çağdaş medeniyete geçişlerde yaşanan hadiseler; bugüne gelinceye kadar yaşanan hadiseler, çekişme tartışma ve kavgalar, bizi hep hezimete götürmüş, zaman kaybettirmiştir.

Bir ata sözümüz: “Eskiye rağbet olsa, bit pazarına nur yağardı.”der. Akif de: “Eski eski olduğu için değil; kötü ise atılmalı, yeni de yeni olduğu için değil; iyi olursa alınmalıdır.” demektedir.
Eskiye rağbet olsa, bit pazarına nur yağardı.”
Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası…”

Yeniliklere karşı set olmak, aşılmaz dağlar gibi onların önüne geçmek gibi alışkanlıklarımızı terk edeceğiz. Eski eski olduğu için değil; ama kötü ise artık çağının dışında, kullanım dışı kalmışsa, atılmalı; eski iyi, güzel güncelliğini koruyorsa, kalmalıdır.
Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası.” diyen Yunus gibi zamanları aşan, çağlara hitabeden zamana damgasını vuran ve her daim yeni olan, yeni doğan yeniliklerle boy gösteren ne varsa yanında olmak, arkasında durmak, eşya ise kullanmak gerekli ve elzemdir.
Yeni de yeniliğinden dolayı değil; iyi ise güzel ise, kullanılabilir ise alıp baş tacı etmeli, gereği ne ise yapmalı, ondan en verimli ölçüde yararlanma yoluna gidilmelidir.
Eskiye rağbet olsa, bit pazarına nur yağardı.”
Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası…”


Bu devirde dahi köyde, ilçede, şehirde dedesinin, ninesin, babasının kullandığı peşkirin daha iyi olduğunu, kullandığı aşkarın, sabundan üstünlüğünü, yarayı sarmak için kullanılan sargının, gazlı bezden üstünlüğünü, kullanılan kocakarı ilacının bir iğneden bir antibiyotikten daha büyük tesirler yaratacağını kendinden emin edalarda savunan; ve bu konuda inatlaşan, onlarca insanlar karşılaşmak mümkündür.

Değişim ve dönüşüm, kabul etsek de etmesek de kendini zaman içerisinde bize benimsetir; fakat kabul ettiğimizde de zaman bizim için hayli geçmiş olacaktır… Bu öyle bir şeydir ki, barakada yaşayan bir insan gecekonduyu, gecekonduda yaşayan apartman dairesini, apartman dairesinde yaşayan residansı, villayı, köşkü hep özleyecektir. Buralarda yaşamanın keyif ve lezzetini tadan huzurunu gören insanları gecekonduya mahkum etmek, barakaya, tekrar göndermek,, bulunduğu nimetlerden alı koyup ilkel yaşama razı edip sen de bununla kanaat et” demek için ya çok büyük bir düşman olmak ya da insalıktan nasiplenmemiş olmak gerekir...

Herkese, her kesime bir yeniyi kabul ettirmek, kabullendirmek kolay olmamıştır. Halkımızın alışagelmişleri, bizdeki alışılagelmişlikler için söylenen: “Şartlanmışlıkları değiştirmek atomu parçalamaktan zordur.” sözü bize hep onları hatırlatıp durur.

Ataların sözü ile:
Eskiye rağbet olsa, bit pazarına nur yağardı.”
Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası…”  Çarşamba, 06 Ağustos 2014, Ankara