17 Temmuz 2014 Perşembe

ANKARA MEŞGUL

    ANKARA MEŞGUL
                       Abdullah Çağrı ELGÜN

 Ankara sürekli Merkezden uzaklaşıyor. Ankara kaçıyor. Kaçmak Ankara için daha kolay geliyor. Gidilen yerlerde de istenilen modernizmi, istenilen mimariyi, istenilen estetiği, çağdaşlığı görmek mümkün olmuyor.
Şehirleşme berbat, yapılan binalar ucube, estetikten, mimariden uzak, yoksun, yol ve kaldırımlar öyle. Engelliler için yapılmış sarı şeritleri kimseler görmesin, duymasın buralarda yürünmesin diye yapılıyor zannedersiniz, tam bir rezalet… Kimi yerde çapraz  kimi yerde dairesel; fakat hiç birisi de tam olarak yapışmamış tutkalları etrafa hoyratça taşırılmış, özensiz ustalık tezgâhında törpülenmiş ellerde engelliler için yapılan; fakat engelliye de en büyük engel teşkil eden şeritler…
Ankara başka işlerle meşgul…

Üst üste binmiş binalar, gecekondu tipinde yükseklikler. Yeterli okul, yeterli park yeterli sosyal tesisler: dinlenme yerleri, ibadethaneler, kütüphaneler, bay ve bayanların rahatsız edilmeden oturup, yatıp, uzanıp dinlenebileceği ölçüde dinlenme salonları, çocuk altı değiştirme ve emzirme yerleri, bedava genel tuvaletler, bedava genel banyolar, bedava yapılan amme hizmetleri(?!), oyun ve eğlence alanları, spor merkezleri, yüzme havuzları, içinde ördek ve kazların yüzüştüğü, kuğuların ve kumruların etrafta seviştiği tabii göletlerini görmek hayal oluyor…
Ankara’nın kafası karışık…


Yolara ve mahalle aralarına dikilen ağaçlar ne işe yarıyor, diye kendi kendime hep soruyorum. Asla yeterli ve tutarlı bir cevap bulamıyorum.
Buralara bu ne idiğü belirsiz ağaçlar yerine, bol dut veren bodur dutlar, kokulu ve meyveli iğdeler, armutlar, şeftaliler, cevizler, vişne ve kirazlar, her çeşidinden elma ağaçları,  bol miktarda alıç, palıt, fındık, badem, akasya ağaçları, ıhlamur ağaçları bahçelerimizi şenlendiremez mi?
Ankara merkezden kaçarken de vuruluyor, hırpalanıyor, tırpanlanıyor, rantlanıyor; fakat halk aradığı hizmeti bulamıyor, göremiyor.
Ankara tutunamıyor Ankara tutturamıyor …


Ankara, koca bir imparatorluğun gölgesinde kurulmuş büyük Türkiye’nin en gözde şehri…
Ankara, geleceğin ufkunda yeni güneşlerin doğacağı dünyanın işaret ettiği lider başkent…
Ankara, İslâm Mistizmi’ni, duyuş, düşünüz ve felsefesini dünyaya duyuran, yayan ve uygulayacak olan geleceği büyük başkent.
Ankara, Türklüğün ve İslâm’ın meşalesini gönüllerde yeniden alevlendirerek, büyük bir heyecan, azim ve kararlılıkla, uzak diyarlardaki kardeşlerin de hayallerini süsleyen şehir…
Ankara, kendisine bakanların heyecanlarını diri ve canlı tutarak besleyen, bütün düşünen zekâların burada odaklandığı, ticaretin buradan, ekonominin buradan, siyasetin buradan işaretlendiği sevimli, özenilen, özlenilen, herkesin her kesimin, koştur koştur geldiği, görülesi başkent…
Ankara, Bütünün Bütününün başkenti…  Bu sebeple Ankara’nın kafası zinde, zihni uyanık, uzuvları hareketli, vücudu sıhhatli olmalı, sıhhatli kalmalıdır; çünkü  “SAĞLAM KAFA SAĞLAM VUCUTTA BULUNUR. M:K ATATÜRK.”
Ankara, yanı başındaki gelişmelere, oluşumlara, durumlara ve hareketlere gözlerini yumarak, ağzını ayırarak, seyrederek bakamaz. 
Ankara’nın kafası meşgul…


Ankara, ufak tefek yapılan ağaçlandırmaları park zannediyor… Ufak tefek yapılan parkları orman, ufal tefek yapılan ormanları balta girmiş Amazonlar’ın Yağmur Ormanları olarak görüyor.  
Ankara geriniyor, esniyor, kıvışlıyor, ama spora ve yarışa geç kalıyor.


Hamamönü’ndeki Dişçilik Fakültesi binası Hamamönü’ndeki Karacabey Camiinin açığa çıkarılması için kaldırılması elzemdir. Naim Süleymanoğlu Parkı devamı, Geçim Sokak, Birlik Mahallesi; ve o bölgedeki tüm sokaklar Pazaryeri, Stadyum Zekai Tahir Burak Doğumevi Hastahânesi, Ulucanlar Cezaevi ve çevresi Hamamönü’nde olduğu gibi ucube binalar kaldırılarak tamamen parka dönüştürlmelidir. Böylece Ankara burada bir nefes alabilir.
Ankara’nın gözleri uykulu Ankara üşengen Ankara dalgın…


Kurtuluş Parkı ve Naim Süleymanoğlu Parkı, Hacetepe Parkı Hamamönü, Ulucanlar Cezaevi  ile birleştirilebilir, Hastahânelerin etrafı tamamen boşaltılarak, parklar, meyveli bahçeler  ile donatılmalıdır. Bu hastahâneler hem dinlenmek için hem nefes alabilmek için etrafları tamamen boşaltılarak açılabilir ise  Ankara azıcık, nefes alabilir…
Ankara boğucu, Ankara bön, Ankara nefessiz …


Hacettepe Üniversitesi içinde bulunan Hacı Seyyit Camii ve Karacabey camii de bu şekilde açığa çıkarak Hamamönü koleksiyonuna dahil olmuş olacaktır.
Hamamönü’nde Karacabey Camii ve Türbesi yakınında, dişçilik fakültesi  ve alt garajın üstünde bulunan taksi durağı  ve kaldırımdan yüksek duvarlar  estetiği bozuyor, görüntüyü kirletiyor.  Durak buradan kaldırılıp tarihî güzellikler ortaya çıkarılarak, Karacabey Camii ve oğlu Ahmet Çelebi’nin Türbesi ortaya çıkarılacaktır.
Ankara’nın kafası meşgul…

Ankara’nın eli işte, gözü oynaşta… Perşembe, 17 Temmuz 2014