31 Temmuz 2014 Perşembe

CİN ADAMLAR, Abdullah Çağrı ELGÜN

CİN ADAMLAR
                         Abdullah Çağrı ELGÜN
Ülkelerin ayakta, dimdik, diri ve canlı kalması, işinin üstadı, uzman, erbap, usta,  Cin adamların varlığı, çokluğu ve zenginliği ile mümkün olur.

Her seviyedeki ülkelerin durumuna bir bakın:   
Sanayide böyledir.
Ekonomide böyledir.   
Siyasette böyledir…
Eğitimde böyledir…
Bu şartlardaki eğitimin yetiştirdiği, sanatkâr, sanatçı, yazar, şair, eleştirmen, senarist,  polis, subay, hemşire, doktor öğretmen, öğretim görevlisi, avukat, savcı, hakim, ekonomist, tüccar, siyasetçi…vb. her meslek her gruptan yetişenler için durum değişmez…

Ülkelerini, çağlar ötesine, ufuklar ötesine taşıyan uzman, erbap, usta, Cin adamların varlığıdır… 
Ülkelere, devletlere çağlar atlatan, bu Cin adamlardır…

Devletlerin varlığı, ülkelerin varlığı, sürekliliği sanayide, ekonomide, eğitimde hamle yapabilme, çağların ötesine, ufukların ötesine taşınmak, bu meydanlarda söz söyleyip söz dinletmek, işinin üstadı, uzman, erbap, usta, Cin adamların varlığı, sayısının çokluğu, zenginliği ile mümkün olacaktır…

Bu türdeki süper insanlar için ve her türdeki eğitimlerde, unvanlara geçmede, makam ve mevki atlamalarda “ÖNLİSANS, LİSANS, YÜKSEK LİSANS, DOKTORA, DOÇENTLİK, PROFESSÖRLÜK” gibi unvanlarda  sınırlama, kısıtlama, zaman kaybı, tamamen kalkacaktır…

 Zaman unsuruna bağlı, kısıtlamalar ve engellemeler kalktığından, ZEKÂ, KABİLİYET, YETENEK, BİLGİLER, ÇALIŞMA SAHASINDA GÖSTERİLEN PERFORMANS, alan üzerinde yapılmış çalışmalar ÖLÇÜ OLARAK ALINACAĞINDAN SÜRESİ GELMEDEN, SÜRESİ DOLMADAN DA BİR ÜST ÜNVANLARA GEÇMEK” (Uzman, Doktor, Doçent, Profesör; şef, müdür yardımcısı, müdür, daire başkanı, genel Müdür yardımdıcı, genel müdür, müsteşar yardımcısı, müsteşar) olabilmek, “çırak, kalfa, usta, usta öğretici” olabilmenin yolu her zaman ve her şartta açık tutularak, ilgili kişinin talebi, gösterilen başarı; veya komisyon üyelerinin tavsiyesi…vb. ile hemen, anında oluşturulacak bir komisyon ile unvanlar kazandırılmış, mesleğe geçiş sağlanmış, gerçekleştirilmiş, ilgili diploma verilmiş  olacaktır.

Bilgili, süper zeki, üstün zekalı, hamleci, girişimci, atak, çalışkan kişilerin ve gençlerin önü her zaman açık olacaktır.
İki, üç hatta daha fazla fakülte okuyabilme, fakültelerin bölümlerine kaydolma, aynı anda bir çok okulda, dalda okuma fırsatı “devam mecburiyeti olmaksızın”, sınav verme gibi ...vb. eğitimleri aynı anda yapabilecek, hiçbir süreyi, yılı ve sınav tarihlerini beklemeksizin; ve yaş sınırı olmaksızın  “mesleğin özelliğine bağlı olarak yazılı, sözlü, uygulamalı,” sınavlardan birine veya birkaçına tabi tutularak, sınav vererek unvanlara yükselme, yeni meslek, meslekler edinebilme imkanının önü her zaman açık olacak.  ve eğitimin ve yükselmenin önündeki bütün sınırlamalar, engeller kaldırılacaktır.
Bahsedilen konularla ilgili yazılı talimatlar ve maddeler, yorumlar ve kanaatler yok ise ilgili KOMİSYON İNSİYATİF KULLANMADA TAMAMEN SERBEST OLACAKTIR.

Bir fabrikada işçi, kamuda memur, öğretmen, öğretim görevlisi, astsubay, subay, polis, …vb. tüm mesleklerde yükselme yukarıdaki şartlar çerçevesine:
(5) beş yıl sonra Bölüm Şefi(aktif veya değil);
(10) on yıl sonra, Müdür Yardımcısı(aktif veya değil),
(15) on beş yıl sonunda Müdür(aktif veya değil); 
(17) on yedi yıl sonunda Daire Başkanı(aktif veya değil),
(19) on dokuz yıl sonra Genel Müdür Yardımcısı(aktif veya değil),
(21) yirmi bir yıl sonra Genel Müdür(aktif veya değil),
(23) yirmi üç yıl sonra Müsteşar Yardımcısı,
(25) yirmi beş yıl sonrası Müsteşar olarak makam ve mevki kazanacaktır.
Birçok şefler, birçok müdür yardımcıları, müdürler, daire başkanları, genel müdür yardımcıları, genel müdürler, müsteşar yardımcıları ve müsteşarlar arasından en kıdemlisi en çalışkanı en zekâlısı en kabiliyetlisi en performanslısı en kariyerlisi, en liyakatlisi her kim ise yine Yönetici Şefleri, şefler seçerek kendilerinin başına Yönetici Şef olarak, Yönetici Müdürleri müdürler, Yönetici Genel Müdür Yardımcılarını genel müdür yardımcıları; Yönetici Genel Müdürleri genel müdürler; Yönetici Müsteşar Yardımcılarını, müsteşar yardımcıları, Yönetici Müsteşarı, müsteşarlar kendi aralarında belirtilen kıstaslar içinde seçeceğinden huzursuzluk, haksızlık, adaletsizlik de olmayacaktır.

Burada makam sahipleri için, aktif yöneticilik görevinde olup olmaması o kadar önemli olmayacaktır; çünkü her biri kendi içinde bir kıymet ve değer ifade edecek ve Aktif yöneticilik görevi, bu makam ve mevkilerde süresi dolarak; veya hizmetteki üstün performans, kariyer, liyakat ve diğer yetenek ile hak etmiş, deneyimli, bilgili, aktif, inisiyatif sahibi kişilerin elinde olacak ve ancak onlar seçilebilecektir.

Fabrikada, Kurum içinde, Bakanlıklarda bir şef, bir müdür yardımcısı,  müdür, daire başkanı, genel müdür yardımcısı, genel müdür, müsteşar yardımcısı, müsteşar eksildi mi, yerine içlerinden en aktif, en liyakatli, en kariyerli, en performanslı birisi Yönetici Şef, Müdür, Genel Müdür, Müsteşar olacağından aktif olarak göreve geçecek ve hiçbir aksama hiçbir hizmet geri kalmayacaktır.

Buraya hangi genel müdürü atayalım, hangi müsteşarı nereden getirelim gibi aranmalar olmayacak; liyakatsiz, bilgisiz ve adam kayırma ile kimse oralara gelemeyecek ve her yönetici, yine yönetilen ve yöneticiler arasından çıkacak; ve zaten bu unvanda olan ve bu yöneticilik makamına hazır olan kişilerden biri, çuk diye oturarak eksiklik kapatılmış olacaktır…

Böylece ülkede uzman, erbap, usta, cin adamların sayısı da çoğalmış, olacaktır.
Ülkelerine, devletlerine hamleler yaptıran, merdiven atlatan bu Cin adamlardır…

Ülkeleri, çağlar ötesine, ufuklar ötesine yine bu uzman, erbap, usta, Cin adamlar taşıyacaktır… 

İşte, ülkelerin ayakta, dimdik, diri ve canlı kalması, işinin üstadı, uzman, erbap, usta,  Cin adamların varlığı, çokluğu ve zenginliği ile mümkün olacaktır…

25 Temmuz 2014 Cuma

Çopur'ları Kim Kurtaracak?


ÇOPUR’LARI KİM KURTARACAK?
Abdullah Çağrı ELGÜN

Çopur Ahmet İlçede yaşayan aklı ile arası arasında biraz mesafeleri olan; fakat kimseye zararı dokunmayan samimi, açık sözlü, doğru mu doğru, dürüst mü dürüst, yeni yetişmekte olan bir delikanlıdır.

Çocukluk yıllarında geçirdiği çiçek hastalığından kalma yüzünde biraz çiller oluşmuştur. Bu yüzden adı “Çopur Ahmet” olarak anılır; fakat yakışıklılıkta kimseden geri kalmaz. İlçenin hem maskodu hem de yardıma ihtiyacı duyanların üç beş kuruş parayla işlerini yaptırdığı, hatta bazı kişilerden de asla para pul istemeyen, zaman zaman ayakkabı boyacılığı da yapan, yardımsever çalışkan bir delikanlıdır.

İlçede kimi kimsesi kalmadığından gariptir. Herkes onu sever; fakat aynı zamanda acırlardı da… Zaman zaman iş gördüğü yerlerde : “ Seni artık evlendirelim Çopur…” diye, yarı samimi yarı ciddi ve gırgırına sözler olurdu. Çopur, bütün bunlara ses çıkarmaz, güler, hoş görür, boynunu bükerdi.

Halbuki Çopur’un içinden neler geçer, hangi fırtınalar eserdi.

Ne hayaller ufkunu süsler; ama kimselere diyemezdi.

Samimi, candan yardımsever, dürüst, açık sözlü; fakat garipti Çopur…

İlçeye, bir gün bir savcı tayin olup geldi. Çopur onunla Ayakkabısını boyarken tanıştı. Savcı ona uzun uzun durumunu sordu. Ne yaptığını, nasıl olduğunu, tahsilini, kimi kimsesi olup olmadığını derken Çopur’la savcı akraba oldular, kanki oldular, samimi iki dost oldular. Gidip gelmeler ayakkabı boyamaları, sohbetler, derken birbirleriyle kaynaştılar.

Mübaşirlik için iki kişilik kadro açıldı Adliyede… Savcı: “Çopur, gel müracaatını yap da seni oraya alalım.” dedi. Çopur biraz düşündü, kafasını kaşıdı, ikiciklendi… “Beni oralara alırlar mı Savcım” dedi. Savcı: “Sen müracaatını yap.” dedi. Çopur bir sağa bir sola başını salladı. Bu işin olacağından şüpheliydi. Buna rağmen ertesi gün gidip müracaatını yaptı.

İlçeden üç kişi, bu işe girmek için müracaatta bulunmuştu. Bunlardan biri de Çopur Ahmet’ti. Çopur Ahmet, ortaokul mezunuydu. Zeki bir delikanlıydı; fakat kimi kimsesi olmaması, garipliği, biraz da akıl savrukluğu belki de onun ilçenin maskotu olmasını sağlıyordu ve gırgır geçilmesine sebep oluyordu.

Çopur samimi, Çopur candan, Çopur Garip, Çopur çalışkandı.

Çopur’u perişan eden yoksulluğu, kimsesizliği, belki de sığınacak bir limanının, dayanacak bir arkasının olmamasıydı.

Hemen herkes onu tanır, işini ona güvenerek yaptırırdı: “Çopur yarın bize uğra da birkaç iş var halledelim”; “Çopurrr! Gel hele gel! Şu torbaları bir kaldır.” , “Çopur şu hayvan pisliğini oradan temizlersen sana 100TL.”, “Çopur, yarın sabah bir işin yok değil mi? Erken saatlerde gel de bizim yoncaları birlikte yığdırayım…vb.”



Derken Çopur memur oldu. Sabahları adliyede odaları temizler, görülecek davaların listelerini yapar, askıya asar, görüşme anında da onları duruşmaya çağırırdı.

Hatta: Davalarının ne zaman olacağı, sıranın kendilerine ne zaman geleceği, görüşmenin biraz ileriye alınıp alınamayacağı, Çopur: “Ne olur öğleye bırakma beni. Gör şu işimi.” Gibi istekler Çopur’u aranan, istenen, muhtaç olunan, vazgeçilmez, adam haline getirmişti…

Çopur saygıdeğer oldu. Kimse gır gır geçmeğe kalkışmadı.

Çopur kendine geldi. Çopur adeta akıllandı birden bire…

Ç:opur çevreden hem saygı gördü hem de iyi bir memur oldu.


Savcının işi rast gelsin, Çopur’u kimsesizlikten de kurtardı. Çopur evlendi çoluk çocuğa karıştı. Çopur’un çocukları oldu. Savcılar gitti savcılar geldi. Çopur adam gibi adam olarak hayatını sürdürdü. Derken Çopur, oradan emekli oldu. Çopur hâlâ sağ salim sağlıklı bir vatandaş. Üç çocuğu da üniversite bitirmiş saygın bir devlet görevlisi…

O savcı olmasaydı o savcı, Çopur öyle kalakalacaktı garip, kimsesiz; ve yoksul… Çopur’u kurtaran o savcı oldu…

Memleketteki Çopur’ları kim kurtaracak?..

Hangi devlet adamı bu Çopur’ların elinden tutacak? Delirmeden, akıl sağlıklarını tam yitirmeden, sokaklarda gır gır geçilmesine meydan vermeden Çopur’ları sokaklardan kim kurtaracak?

Evler, sokaklar, Çopur’larla dolup, Çopur’lar çoğalmadan, Çopurlar’ın ellerinden tutalım. Çopurlar’ı kurtaralım. Çopur’lar sağlam kalırsa memleket de sağlam kalır.

Çopur’lar dengesini kaybederse, memleket de kaybeder. Çopur’lar kurtulursa, memleket de kurtulur…

Hangi kanun hangi yönetmenlik hangi yeni, işleyen bir proje, plan hangi program, Çopur’ları sağlıklı kılacak?..

Çopur’ları sokaklardan kim kurtaracak?   Perşembe, 25 Temmuz 2014,Ankara



17 Temmuz 2014 Perşembe

ANKARA MEŞGUL

    ANKARA MEŞGUL
                       Abdullah Çağrı ELGÜN

 Ankara sürekli Merkezden uzaklaşıyor. Ankara kaçıyor. Kaçmak Ankara için daha kolay geliyor. Gidilen yerlerde de istenilen modernizmi, istenilen mimariyi, istenilen estetiği, çağdaşlığı görmek mümkün olmuyor.
Şehirleşme berbat, yapılan binalar ucube, estetikten, mimariden uzak, yoksun, yol ve kaldırımlar öyle. Engelliler için yapılmış sarı şeritleri kimseler görmesin, duymasın buralarda yürünmesin diye yapılıyor zannedersiniz, tam bir rezalet… Kimi yerde çapraz  kimi yerde dairesel; fakat hiç birisi de tam olarak yapışmamış tutkalları etrafa hoyratça taşırılmış, özensiz ustalık tezgâhında törpülenmiş ellerde engelliler için yapılan; fakat engelliye de en büyük engel teşkil eden şeritler…
Ankara başka işlerle meşgul…

Üst üste binmiş binalar, gecekondu tipinde yükseklikler. Yeterli okul, yeterli park yeterli sosyal tesisler: dinlenme yerleri, ibadethaneler, kütüphaneler, bay ve bayanların rahatsız edilmeden oturup, yatıp, uzanıp dinlenebileceği ölçüde dinlenme salonları, çocuk altı değiştirme ve emzirme yerleri, bedava genel tuvaletler, bedava genel banyolar, bedava yapılan amme hizmetleri(?!), oyun ve eğlence alanları, spor merkezleri, yüzme havuzları, içinde ördek ve kazların yüzüştüğü, kuğuların ve kumruların etrafta seviştiği tabii göletlerini görmek hayal oluyor…
Ankara’nın kafası karışık…


Yolara ve mahalle aralarına dikilen ağaçlar ne işe yarıyor, diye kendi kendime hep soruyorum. Asla yeterli ve tutarlı bir cevap bulamıyorum.
Buralara bu ne idiğü belirsiz ağaçlar yerine, bol dut veren bodur dutlar, kokulu ve meyveli iğdeler, armutlar, şeftaliler, cevizler, vişne ve kirazlar, her çeşidinden elma ağaçları,  bol miktarda alıç, palıt, fındık, badem, akasya ağaçları, ıhlamur ağaçları bahçelerimizi şenlendiremez mi?
Ankara merkezden kaçarken de vuruluyor, hırpalanıyor, tırpanlanıyor, rantlanıyor; fakat halk aradığı hizmeti bulamıyor, göremiyor.
Ankara tutunamıyor Ankara tutturamıyor …


Ankara, koca bir imparatorluğun gölgesinde kurulmuş büyük Türkiye’nin en gözde şehri…
Ankara, geleceğin ufkunda yeni güneşlerin doğacağı dünyanın işaret ettiği lider başkent…
Ankara, İslâm Mistizmi’ni, duyuş, düşünüz ve felsefesini dünyaya duyuran, yayan ve uygulayacak olan geleceği büyük başkent.
Ankara, Türklüğün ve İslâm’ın meşalesini gönüllerde yeniden alevlendirerek, büyük bir heyecan, azim ve kararlılıkla, uzak diyarlardaki kardeşlerin de hayallerini süsleyen şehir…
Ankara, kendisine bakanların heyecanlarını diri ve canlı tutarak besleyen, bütün düşünen zekâların burada odaklandığı, ticaretin buradan, ekonominin buradan, siyasetin buradan işaretlendiği sevimli, özenilen, özlenilen, herkesin her kesimin, koştur koştur geldiği, görülesi başkent…
Ankara, Bütünün Bütününün başkenti…  Bu sebeple Ankara’nın kafası zinde, zihni uyanık, uzuvları hareketli, vücudu sıhhatli olmalı, sıhhatli kalmalıdır; çünkü  “SAĞLAM KAFA SAĞLAM VUCUTTA BULUNUR. M:K ATATÜRK.”
Ankara, yanı başındaki gelişmelere, oluşumlara, durumlara ve hareketlere gözlerini yumarak, ağzını ayırarak, seyrederek bakamaz. 
Ankara’nın kafası meşgul…


Ankara, ufak tefek yapılan ağaçlandırmaları park zannediyor… Ufak tefek yapılan parkları orman, ufal tefek yapılan ormanları balta girmiş Amazonlar’ın Yağmur Ormanları olarak görüyor.  
Ankara geriniyor, esniyor, kıvışlıyor, ama spora ve yarışa geç kalıyor.


Hamamönü’ndeki Dişçilik Fakültesi binası Hamamönü’ndeki Karacabey Camiinin açığa çıkarılması için kaldırılması elzemdir. Naim Süleymanoğlu Parkı devamı, Geçim Sokak, Birlik Mahallesi; ve o bölgedeki tüm sokaklar Pazaryeri, Stadyum Zekai Tahir Burak Doğumevi Hastahânesi, Ulucanlar Cezaevi ve çevresi Hamamönü’nde olduğu gibi ucube binalar kaldırılarak tamamen parka dönüştürlmelidir. Böylece Ankara burada bir nefes alabilir.
Ankara’nın gözleri uykulu Ankara üşengen Ankara dalgın…


Kurtuluş Parkı ve Naim Süleymanoğlu Parkı, Hacetepe Parkı Hamamönü, Ulucanlar Cezaevi  ile birleştirilebilir, Hastahânelerin etrafı tamamen boşaltılarak, parklar, meyveli bahçeler  ile donatılmalıdır. Bu hastahâneler hem dinlenmek için hem nefes alabilmek için etrafları tamamen boşaltılarak açılabilir ise  Ankara azıcık, nefes alabilir…
Ankara boğucu, Ankara bön, Ankara nefessiz …


Hacettepe Üniversitesi içinde bulunan Hacı Seyyit Camii ve Karacabey camii de bu şekilde açığa çıkarak Hamamönü koleksiyonuna dahil olmuş olacaktır.
Hamamönü’nde Karacabey Camii ve Türbesi yakınında, dişçilik fakültesi  ve alt garajın üstünde bulunan taksi durağı  ve kaldırımdan yüksek duvarlar  estetiği bozuyor, görüntüyü kirletiyor.  Durak buradan kaldırılıp tarihî güzellikler ortaya çıkarılarak, Karacabey Camii ve oğlu Ahmet Çelebi’nin Türbesi ortaya çıkarılacaktır.
Ankara’nın kafası meşgul…

Ankara’nın eli işte, gözü oynaşta… Perşembe, 17 Temmuz 2014 

14 Temmuz 2014 Pazartesi

BAKMAK ve GÖRMEK



BAKMAK ve GÖRMEK
 Abdullah Çağrı ELGÜN


Ankara Türkiye’nin başkenti. Bu ne demek? Bu aynı zamanda Ankara bir Avrupa Başkenti demek!..
Peki öyle mi?
Elbette hayır!
Yollara bakın, levhalara bakın, mekanların kurulduğu yerlere bakın, çoğunda bizi biz eden bir kültür, bize ait bir iz, bir tapu, bir mühür göremezsiniz…
Ankara Bakıyor…
Ankara Görmüyor!... 


Mithatpaşa  Caddesi üzerine kurulmuş öyle ucube köprüler var ki hiç kimse oradan geçmez… Sadece yolunu şaşırıp bir iki yabancı: “Dur, burada trafik yoğun, şu ucube neymiş oraya bakayım!” derse belki oradan geçer…
Çalakalem çizilmiş projeler, çalakalem verilmiş emekler; ve üzerlerinden hiç kimsenin geçmediği, geçmek istemediği, ucube köprüler…
Ankara’ya gelen yabancılar değil; fakat Ankara’nın yerlileri de çoğu kez Ankara merkezinde yer ve yönünü bulamaz.  Hangi sokağa girse birkaç kişiye yolu sorması gerekir. Tabii bilen çıkarsa… Ankara merkezinde iyi donatılmış bir levhalandırmaya rastlayamazsınız.
Örneğin: Kızılay Merkezden çıkıp İzmir Caddesi, Menekşe Sokak, Sümer Sokak, Fevziçakmak Sokak neresi? On kişiye sor, doğru cevap alamazsınız. Doğru cevabı, ancak taksicilerin de tecrübelileri size tarif edebilir; çünkü burada bir levhalandırma yoktur. Varsa da ya uydur gaydır levhalardır ya da bunlar sokakların en kuytu yerlerine görülmemesi için gizlenmiş olduğundan, onlara hemen rastlamanız mümkün olmaz. 

Ankara Bakıyor…
Ankara Görmüyor!...

Yüksel Caddesinden Meşrutiyet’e açılan birkaç kalabalık sokaklarda dahi (Karanfil, Selânik, İnkılap, Bayındır…vb)  levha aramanız hayal olur. Ankara’ya il dışı ve ülke dışından gelen, yerli yabancı misafir ve turistler, levhalara bakarak yolarını bulmak isteseler de beyhude yorulurlar..
Yollara bakın, levhalara bakın, mekanların kurulduğu yerlere bakın, çoğunda bizi biz eden bir kültür, bize ait bir iz, bir tapu, bir mühür göremezsiniz… 

Ankara Bakıyor…
Ankara Görmüyor!...

Mithatpaşa Caddesinden Sakaya, Tuna Caddesi, Süleyman Sırrı Caddesi; sonra diğer taraftan:  Kumrular, Şehit Adem Yavuz Caddesi, Menekşe,  Sümer, Fevziçakmak Sokakları, …vb. kaldırımları ve parke taşlarını bakmak ve görmek gerek…

Ankara Bakıyor…
Ankara Görmüyor!...

Mezar taşları gibi kaldırıma dikilmiş, yolun güzelliğini ve estetiğini bozan bu anıt taşlar insanları incitiyor, göz zevkini bozuyor. Buralarda sağlı sollu park etmiş yayaların geçmesine asla izin vermeyen arabalar yetmiyormuş gibi bir de bu taşlar… Anlamak mümkün değil…
Arabaların geçit vermemesi neticesinde biraz dikkat eksikliği ile toslayacağınız bu sağlı sollu dizilmiş kabir taşları mutlak bir yerleriniz sakatlar, kırar veya orada hastahânelik olursunuz… Tam anlamı ile ucube… Arabaların yaya kaldırımlarını işgali yetmiyormuş gibi bir de yaya kaldırımlarına sağlı sollu dizilmiş bu taşlara takılmaz mısınız?

Yollara bakın, levhalara bakın, mekanların kurulduğu yerlere bakın, çoğunda bizi biz eden bir kültür, bize ait bir iz, bir tapu, bir mühür göremezsiniz…
Ankara Bakıyor…
Ankara Görmüyor!...

Her ülkede hizmet, halkın ayağına giderken bizim ülkede, hizmetin ayağına halk gönderiliyor. “Hizmet, Aha orda!  Git al!”  deniyor. Tabii orada da alabilirseniz…
Sakarya caddesi üzerinde bir heykel. Hemen her gün buraları mekan edinmiş gençler görürsünüz. Bunların Kimisi gitar çalar, kimisi flüt, kimisi değişik hareketler halinde eli yüzü boyalı bir heykel gibi çıktığı heykele kendini uydurmuş, müzik eşliğinde hareketler gösterir. Önünde sergiye para atmasını beklerler. Bunlar içinde yabancılar da farklı gösterilerde bulunarak etraflarına bir grup halkı toplamayı başarıp CD, kaset, broşür türünden bir şeyler satarlar.
Buralarda, coşkulu klarnet, çomak, darbuka eşliğinde köçek de oynatılır. Aynı görüntüler Yüksel Caddesi, Tunalı ve Kuğulu da rastlamak olağandır.   Giderek yaygınlaşan ve bu görüntülere daha büyük meydanlar, daha kapsamlı gösteriler için örnek teşkil edecek bizi biz yapan unsurlar sergilenemez mi?

Yollara bakın, levhalara bakın, mekanların kurulduğu yerlere, eski ve yeni binalara bakın, çoğunda bizi biz eden bir kültür, bize ait bir iz, bir tapu, bir mühür,  göremezsiniz…
Ankara Bakıyor…
Ankara Görmüyor!...14 Temmuz 2014, Pazartesi, Ankara





11 Temmuz 2014 Cuma

ANKARA NE YAPIYOR? Abdullah Çağrı ELGÜN

       ANKARA NE YAPIYOR?        
       Abdullah Çağrı ELGÜN
             Perşembe, 9.Temmuz 2014   

Ankara nereye bakıyor?

İslâm’ı en iyi şekilde yaşadığı düşünülen büyük bir ülkenin başkenti Ankara… Ankara aynı zamanda köklü bir devlet geleneğin, devlet düzeninin iftihar ve gururla yad edeceğimiz onlarca imparatorluk kurmuş, büyük bir imparatorluk mirasının üzerine oturmuş bir başkent…
Ankara bu tecrübe ve deneyimden ne kadar faydalanıyor, gelenek, görenek değer yargıları ve güzel hasletlerinin hangilerini uygulayabiliyor?
Eskiden yolda görülen bir kaba taşı, gelen geçen bir yolcunun ayağına değip onu sakatlamasın, rahatsız etmesin diye her kim görse alıp, uygun bir yere kor veya oradan alır, uzaklaştırırdı. Geleneklerimiz ile ilgili olarak bir çok hasletlerimiz alışkanlıklarımız ve değerlerimiz vardı:
Sadaka Taşları, Yitik Taşları, Askıda Ekmek, Diş Kirası, İmeceleşme, Bağışlar, Sadaka, Fitre, Zekat, Borçluların Borçlarını Kapamak İçin Çalışan İnsanlar, Açları Doyurma, Yoksulu Giydirme, Yolları Düzeltme, Yollara Tükürenlerin Tükürüklerinin Üzerlerine Kireç Döken Devlet Görevlileri, Akşam Karanlığına Yakın Kapalı Kaplar İçerisinde Yoksula ve Hastaya Yemek Taşıyan Hayırseverler, Sokak köpeklerini, kedileri ve diğer yabani hayvanları hem besleyen hem de onlara ev bark yapan hastalandıklarında tedavi eden(Guraba i Laklakan,  Hastahânesi) İnsanlar, hatırladıklarımdan sadece bir kaçıdır…
Sekiz yıldır Anklara’da yaşıyorum. Ondan önce de tahsilimi Ankara’da yaptım. Tahsil yıllarım ve ondan sonraki iş hayatımdan iki yılım da Ankara’da geçti… O günden bugüne gelen yöneticiler değişti, imkanlar ve teknoloji değişti Ankara’da Merkezinde fazla bir değişiklik yok!..

Ankara nereye bakıyor?
Ankara ne yapıyor?!..

Merkez çöküyor…  Kızılay,  Selanik Caddesi, Mithatpaşa, Sakarya, Ataç,  Adakale, Sağlık, Halk ,Tuna Caddesi; Millî Müdaafa, İzmir Caddesi, Sümer Sokak, Fevziçakmak Sokak, Necatibey, Strazburg …vb. Merkezdeki her yer ve sokaklar berbat… Caddeler, kaldırımlar üzerine konan ucube gibi yerleştirilmiş duba, baca veya mantar gibi başı kubbeli heykelcikler. Kaldırımlarda yayaların geçmesine kesinlikle izin vermeyen gereksiz ve usulsüz park etmiş arabalar.
Buralarda, taksi veya ile iş yerine veya konutuna getireceğin eşyayı boşaltmak, çıkartmak veya indirmek için çoğu işyerleri ve konutlar girişine arabaların gelip yanaşabileceği hiçbir boşluk bırakılmadan dubalarla kapatılan kaldırımlar…
Bu nasıl bir şehir planlamacılığı, bu nasıl bir mimarî ve nasıl bir cadde ve kaldırım düzenlemesi?.. Bir yıl olmadan yerinden kavlayan parke taşları ve güya engellilerin işini kolaylaştırmak için yapıştırılmış; fakat yırtılmış ve kavlamış sarı oluklu bantlar. Bir yağmur yağdığında akan sulardan göllenen eğimsiz yol; ve kaldırımlardaki parke taşları oynadığında üzerinize fışkıran elbiselerinizi tamamen kirleten pis sular; ve  çukurlaşmış kaldırım ve çukurlaşmış, yamalı yollar.

Ankara nereye bakıyor?
Ankara ne yapıyor?!..

Vatandaşın tuvaleti geldiğinde rahatlıkla boşalabileceği, rahatlayacağı bir tane, bedava mekan yok!.. Affedersiniz wc için bile marketlerdeki gibi döner turnikeler yapılmış, parayı atmadan oralardan geçmen mümkün değil. Neredeyse her tarafı denizler ve nehirlerle çevrili İslâm ülkesinde cenabet olduğunda, bedava yıkanıp duşunu alabileceğin, hiçbir mekana rastlamadım. Kızılcıhamam, Beypazarı gibi yeraltından çıkan menbag suları sadece ranta bağlanmış Allah’ın birer nimet olarak sunduğu bu değerler halka para ile satılıyor…

Bunlar, KIZILAY, TANDOĞAN, ULUS, HACIBAYRAM, CEBECİ, KUĞULU PARK gibi önemli merkezlerde kurulan büyük oluklu çeşmelerde, halka bedava sunulamaz mı?..   
                                                                                                                                                                     
Bedava tuvaletler, bedava yıkanma yerleri, su, maden suları, limonatalar veya şerbetler,  hamamlar, dinlenme ve çocuk emzirme yerleri, dışarıdan gelen hasta ve yakınlarının birkaç gün ücretsiz dinlenip yemek yeyip kalacağı konuk evleri, Osmanlıda olduğu gibi bekar evleri Türkiye’nin başkentinde mümkün olmayacak mı?!.  Bankalara olduğu gibi  bu ve benzeri yerlere vatandaş soydurulmağa, kazıklatılmağa devam mı edilecek?

Ankara nereye bakıyor?
Ankara ne yapıyor?!..

 Hamamönüne giden yolda İtfaiye ve Trafik Denetleme Merkezinde yıllardır oynayan, kırılmış ve üzerinde yürümek için cambaz olunması gereken parke taşları asla değişmiyor… Yaklaşık her vilayetimizden gelen öğrencileri barındıran, otuza yakın yurdun bulunduğu bu bölgede bulunan Naim Süleymanoğlu Parkı, Fidanlık Maallesi Muhtarının bulunduğu park, Kurtuluş parkı karşısındaki yol üzerindeki Hacetepe Parkı  Ramazan ayı ve vatandaşın defalarca şikayetlerine rağmen sarhoşlar, tinerciler ve ipsiz sapsızların yatağı olmaktan çıkarılamadı…

Hacettepe’nin altında Kurtuluş Parkı karşısındaki yeşil ağaçlık alanla Sakarya Caddesi Merdiven İnişi Halk Sokak, Çok Katlı Otopark Girişi eşcinseller gay gey…bilmem necilerden ve Hacettepe dahil Köprü altı ve Sıhhıye Bölgesi bunca gençlerin güzergahında uygunsuz masör kartları ve tonlarca uygunsuz pozlarla donatılmış renkli kartlar yerleri kirletmeğe devam ediyor…

Ankara nereye bakıyor?
Ankara ne yapıyor?!..