13 Mart 2014 Perşembe

KİTAPLARIN TANITIMLARI

KİTAPLARIN TANITIMI (Abdullah Çağrı ELGÜN) 1) AKKIŞLA ve YÖRESİ AĞIZLARI ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN KAYSERİ BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ KÜLTÜR YAYINLARINO: 45 ISBN: 975-8046-45-4 SAYFA SAYISI: 232 EBATI: 18X24 BASKI: KAYSERİ,2005 FİYATI: 15.YTL ADRES: MUSTAFA KEMAL PAŞA BULVARI no: 15 KOCASİNAN/KAYSERİ TEL.0352 222 89 60 İSTEME ADRESİ: Abdullah Çağrı ELGÜN 0532 233 14 13 Bu kitapta, KAYSERİ/Akkışla İlçesi ve yöredeki töreye, inanca dair yaşayış biçimleri, ilçe köyleri ve Türkmenlerinin hayat tarzı, söylediği türkü, mâni, ninni, bilmeceler, bulmacalar, deyimler, atasözleri, halk hikâyeleri, anlattıkları fıkralar, tekerlemeler, yöre kaynakları tek tek derlenerek hazırlandı. Bu kitap etnoğrafya ve halk bilimi çalışması yapanlara büyük bir kaynak teşkil edecektir. İçanadolu, Türkmen köy ve ilçelerinin ahvâlini öğrenmek isteyen araştırmacılarla, her türde tez çalışması yapanlar (lisan, yüksek lisans, doktora) ile halk bilimi çalışmalarına önemli bir kaynaklık etmektedir. 2) EŞEKLİ KÜTÜPHANE (TÜRKİYE’NİN İLK KÖY KÜTÜPHANESİ) ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN BİZİM GENÇLİK YAYINLARI NO: 67 KAYSERİ ISBN: 975-7344-67-2 SAYFA SAYISI: 294 EBATI: 18X24 BASKI: KAYSERİ Ocak, 2005 FİYATI: 15.YTL İSTEME ADRESİ: BİZİM GENÇLİK YAYINLARI NO: 67 KAYSERİ VEYA Abdullah Çağrı ELGÜN 0532 233 14 13 Cumhuriyet sonrası,Türkiye’nin ilk köy kütüphanesinin nerede kurulduğu, kitap kampanyaları, kütüphanenin kurulması esnasında verilen mücadele anlatılıyor. Bu kitap çerçevesinde Türk geleneklerinden imece, birlik ve beraberlikteki fazilet ve kalkınmanın temelinin atıldığı köyde geçen hadiseler ve örnek bir öğretmenin Türkiye’nin ilk köy kütüphanenin açılışını yapmak için gelen protokolü ağırlayabilmek için çocuğunun ölümünü bile hiçe sayarak protokolü ağırlamakta gösterdiği fedakâr ve acı dolu mücadelenin bir kısa özeti anlatılmaktadır. 3) DURAN KARAKUŞ’UN ŞİİRLERİ (YADELLER) (ŞİİR) ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN KİTAP EBATI: 9X18 ISBN: 975-8352-17-2 SAYFA SAYISI: 42 BASKI: KAYSERİ,2001 EBATI: 9X18 FİYATI: 7.5.YTL BASKI ve DİZGİ: LAÇİN LMT.TİŞ Talas Cd. Üzüm Ap Kat.1.No:2 KAYSERİ 2001 İsteme Adresi: Laçin Baskı Dağıtım 0352 222 19 40 veya Abdullah Çağrı ELGÜN 0532 233 14 13 Almanya’ya Köy Kalkınma Kooperatifleri aracılığı ile giden Türk köyündeki sade bir vatandaşın ailesine duyduğu özlemler, gurbet acıları, Almanya insanlarının Türkler’e gösterdikleri saygı, sevgi, muhabbet ve sonrası bu kitapta dile getiriliyor. Gurbet işçilerinin dramını, özlemini ve vatan hasretliklerini öğrenmek isteyenler bu kitabı mutlaka okumalı. 4) ÇAĞDAŞ KAZAK ŞAİRLERİ ANTOLOJİSİ (ŞİİR) ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN ISBN: 975-8352-30-X SAYFA SAYISI: 282 EBATI: 18X24 BASKI: KAYSERİ,2005 FİYATI: 20.YTL BASKI ve DİZGİ: LAÇİN LMT.TİŞ Talas Cd. Üzüm Ap Kat.1.No:2 KAYSERİ 2001 Tel: 0352 222 19 40 veya Abdullah Çağrı ELGÜN 0532 233 14 13 İSTEME ADRESİ: LAÇİN LMT.TİŞ Talas Cd. Üzüm Ap Kat.1.No:2 KAYSERİ 2001 Tel: 0352 222 19 40 veya Abdullah Çağrı ELGÜN 0532 233 14 13 Bu kitap çağdaş Kazak şairlerinin hayatlarını, yazdıkları şiirleri ve esaret yıllarındaki fikir hayatını öğrenmek isteyenlerin başucu kitabıdır. Orta Asya Türk Cumhuriyetlerindeki müşterek fikirleri aktarması bakımından önemli bir eserdir. Bu kaynak Şiir Antolojisi, Kazak Edebiyatının çeşitli dönemlerini de yansıtıyor. Dönemin fikir hayatı ile birlikte Kazak şairlerinin Rus emperyalizmine karşı verdikleri mücadeleyi de aktarmaktadır. 5) ŞİİRLERLE HEMŞİRE (ŞİİR) ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN ISBN: 975-7649-24-4 BASKI ve DİZGİ: BİZİM BÜRO BASIMEVİ SELANİK CAD.8/11-12 TEL:0312 433 36 36 KIZILAY/ ANKARA,1991 SAYFA: 218 BASKI: ANKARA,1991 EBATI: 9X18 FİYATI: 10.YTL İSTEME ADRESİ: KÜLTÜR BASIN YAYIN BİRLİĞİ PK.1048 34437 SİRKECİ/İSTANBUL veya Abdullah Çağrı ELGÜN 0532 233 14 13 ŞİİRLERLE HEMŞİRE (ŞİİR) Tamamen sağlık camiasını anlatan, ebe, hemşire ve sağlık tekniksyenlerinin durumlarını şiirleştiren bir kitaptır. Bu kitapta hemşire ve ebelerin dertleri, hisleri ve hayatları coşkun duygularla ve şiirle dile getirilmektedir. Duygu yüklü bu kitabı okumak tamamen bir ayrıcalıktır. 6) DÜŞTEN ÖTEYE (ŞİİR) ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN İSBN: 975-7649-25-2 SAYFA SAYISI: 164 EBATI: 9X18 BASKI: ANKARA,1983 FİYATI: 10.YTL BASKI : ASLIMLAR MATBAASI KURTULUŞ/ANKARA Tel: 0312 331 87 52 ANKARA 1983 İSTEME ADRESİ: Abdullah Çağrı ELGÜN 0532 233 14 13 DÜŞTEN ÖTEYE (ŞİİR) Üç bölümde düzenlenen bu kitapta, devrin sosyal olaylarının anlatıldığı günümüz şiirlerini “MEMLEKET ŞİİRLERİ”, duyguların coşkun bir sel havasında, alev alev aşkı anlatıldığı “AŞK ŞİİRLERİ”ni Tasavvuf ve ötesini yansıtan “DÜŞTEN ÖTEYE” şiirlerini bulacaksınız. Sevgi, aşk sözlerinden nasiplenmek isteyenlere bu kitap aspirin gibi gelecektir. 7) EDEBÎ SÖZ SANATLARI ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN ISBN: 975-8352-07-5 SAYFA SAYISI: 278 EBATI: 18X24 BASKI: KAYSERİ,2000 FİYATI: 15.YTL BASKI ve DİZGİ: LAÇİN LMT.TİŞ Talas Cd. Üzüm Ap Kat.1.No:2 TEL: 0352 222 19 40 İSTEME ADRESİ:LAÇİN BASKI DAĞITIM 0352 222 19 40 veya Abdullah Çağrı ELGÜN 0532 233 14 13 Türk edebiyatındaki edebî sanatlardan büyük bir bölümünü, örneklerle dile getiren, sahasında yazılmış tek kitaptır. Edebî sanatlar bu kitapta çeşitli örneklerle verilmiştir. Bu kitapta her seviyedeki okuyucu Türk sanatçıları tarafından meydana getirilen edebî söz sanatlarını yakından görüp tanıma fırsatı elde edecektir. Bu kitapla Türk Edebiyatındaki zor gibi görünen edebî sanatlar her okuyucu tarafından kolaylıkla anlaşılacaktır. Bu kitabı alanlar, edebî sanatları tamamen öğrenecek ve başkaca bir kitaba ihtiyaç duymayacaklardır. 8) TÜRK DİLİ ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN ISBN: 975-569-055-7 SAYFA SAYISI: 258 EBATI: 18X24 BASKI: KAYSERİ,1999 FİYATI: 15.YTL BASKI ve DİZGİ: GEÇİT YAYINLARI İSTASYON CD.FAZLIOĞLU İŞ MERKEZİ BODRUM KAT NO: 123 KAYSERİ İSTEME ADRESİ: GEÇİT YAYINLARI veya ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN 0532 233 14 13 Dil nedir, Türk dilinin dünya dilleri arasındaki yeri, Türkçenin ekleri ve uygulaması, cümle ve unsurları, anlatım ve cümle bozuklukları; isimler, sıfatlar, zamirler, zarflar ve edatlar zengin örneklerle anlatılmaktadır. Bu kitap üniversitelerimizin tüm fakülte ve yüksek okullarında okutulmakta olan Türk Dili Dersleri Müfredat Programları çerçevesinde hazırlanmıştır. Kitap sadece öğrenciler için değil, ders kitabı, kaynak kitap değil, dilekçe, resmî yazılar, karar yazma, rapor yazma, tutanak tutma; yazı türlerinden makâle, eleştiri, deneme, sohbet,, fıkra, hikâye yazmak isteyen genç heveslilere de bir başucu kitabı niteliğindedir. 9) TÜRK DİLİ ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN ISBN: 975-8352-21-0 SAYFA SAYISI: 302 EBATI: 18X24 BASKI: KAYSERİ,2001 FİYATI: 15.YTL BASKI ve DİZGİ: LAÇİN LMT.TİŞ TALAS CD. ÜZÜM AP KAT.1.NO:2 KAYSERİ İSTEME ADRESİ: LAÇİN BASKI DAĞITIM 0352 222 19 40 VEYA ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN 0532 233 14 13 Bu kitap üniversitelerimizin tüm fakülte ve yüksek okullarında okutulmakta olan Türk Dili Dersleri Müfredat Programları çerçevesinde hazırlanmıştır. Kitap sadece öğrenciler için değil, ders kitabı, kaynak kitap değil, dilekçe, resmî yazılar, karar yazma, rapor yazma, tutanak tutma; yazı türlerinden makâle, eleştiri, deneme, sohbet,, fıkra, hikâye yazmak isteyen genç heveslilere de bir başucu kitabı olacaktır. 10) BELGELERLE ERMENİ GÜNLÜĞÜ ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN ISBN: 975- 8352-20-2 SAYFA SAYISI: 2 EBATI: 9X18 BASKI: KAYSERİ,2001 FİYATI: 15.YTL BASKI VE DİZGİ: LAÇİN LMT.TİŞ TALAS CD. ÜZÜM AP KAT.1.NO:2 KAYSERİ İSTEME ADRESİ: LAÇİN BASKI DAĞITIM 0352 222 19 40 VEYA ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN 0532 233 14 13 Ermeni meselesi, Ermeni toplumunun değil; ama Osmanlı İmparatorluğunda menfatleri çarpışan iki büyük devlet, İngiltere ve Rusya’nın “ÇIKAR DAVASI” olarak meydana getirilmiştir. Bu kitap Ermeni sorununu belgelerle ortaya koyan bir kitaptır. Milleti Sadıka ünvanını kazanmış devletin en önemli mevkilerinde görev alan Ermenilerin Türk kardeşine neden düşman edilişi bu kitapta açıklanmaktadır. 11) AHMET’İN AKKIŞLASI ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN ISBN: 975- 7344-68-0 SAYFA SAYISI: 69 EBATI: 9X18 BASKI: KAYSERİ,2005 FİYATI: 10.YTL BASKI VE DİZGİ: LAÇİN LMT.TİŞ TALAS CD. ÜZÜM AP KAT.1.NO:2 KAYSERİ İSTEME ADRESİ: LAÇİN BASKI DAĞITIM 0352 222 19 40 VEYA ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN 0532 233 14 13 AHMET’İN AKKIŞLASI Bu kitapta, KAYSERİ/Akkışla İlçesini ve yöredeki töreye, inanca dair yaşayış biçimlerinin bir kesimini anlatmaktadır. Yöre Türkmenlerinin hayat tarzı, yaşayış biçimindeki katı tutum, disiplin aile bağları, mala, mülke verilen değer, komşuluk ilişkileri yardımlaşma, ,inanç ve geleneklerin halk üzerindeki tesiri ve baskısı anlatılmaktadır. Asırlardan beri süre gelen kanunlardan da keskin gelenek, görenek ve değer yargılarının uygulanmasındaki katı tutum ve meseleleri çözmedeki birliktelik, işbirliği okunmağa değer özellikler sergilemektedir. 12) KÜLTÜR İSTİLASI ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN ISBN: 975-7649-22-8 SAYFA SAYISI: 136 EBATI: 9X18 BASKI: İSTANBUL,1991 FİYATI: 12.5.YTL BASKI ve DİZGİ: KÜLTÜR YAYIN BASIN BİRLİĞİ PK.1048 SİRKECİ/İSTANBUL İsteme Adresi: KÜLTÜR YAYIN BASIN BİRLİĞİ PK.1048 SİRKECİ/ İSTANBUL Tel: 0212 528 39 53 veya Abdullah Çağrı ELGÜN 0532 233 14 13 11.yy.dan buyana başlayan ve devam edegelen Hıristiyan Misyonerliğinin, Müslüman Türkler üzerinde oynadığı oyunlar ve yürüttüğü düşmanlıklar. Yunanistan’daki Müslüman Türkler ve Bulgaristan dahil, Balkanlar’daki Müslümanların kaderleri hemen hemen aynıdır. II. Mahmut Rus Carı’na İhanet mektubunu yakaladığı için Patrik’i Orta Kapı denen yerde asmıştı. İstanbul Fener Patriği’nin bu kapısı hâlâ kapalıdır. Ne zaman İstanbul Rumlar’ın olacaktır, işte o zaman kapı açılacaktır. Asılan Patrik’e eş değerde bir âlim ve üstad İslâm Türkü’nü aynı kapı önünde asıp sallandırmadıkça bu kapı açılmayacaktır. 13) KUDÜS İLK KIBLE ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN ISBN: 975-7649-20-1 SAYFA SAYISI: 152 EBATI: 9X18 BASKI: İSTANBUL,1991 FİYATI: 12.5.YTL BASKI VE DİZGİ: KÜLTÜR YAYIN BASIN BİRLİĞİ PK.1048 SİRKECİ/İSTANBUL İSTEME ADRESİ: KÜLTÜR YAYIN BASIN BİRLİĞİ PK.1048 SİRKECİ/İSTANBUL 0212 528 39 53 VEYA ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN 0532 233 14 13 Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlığın kutsî en güzel yeri. Bunun için düzenlenen sekiz Haçlı Seferi ve Müşriklerin, Hıristiyanların bu kutsal yere yaptığı tecavüzler… Müslüman Türk’ün yeniden imarı ve koruma altına alması, Ağlama Duvarı, Yahudilerin bu yöre üzerinde oynadığı oyunlar ve Filistinlilerin bugünkü durumu bu kitapta anlatılmaktadır. 14) TÜRK EDEBİYATINDA SÖZ SANATLARI VE İML NOKTALAMA ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN İSBN: 975-7649-20-0 SAYFA SAYISI: 166 EBATI: 9X18 BASKI: İSTANBUL,1988 FİYATI: 10.YTL BASKI VE DİZGİ: SERVET YAYIN DAĞITIM HAMAM SK.NO: 11 CAĞALOĞLU/İSTANBUL İSTEME ADRESİ: KÜLTÜR SERVET YAYIN DAĞITIM HAMAM SK.NO: 11 CAĞALOĞLU/ İSTANBUL TEL: 0212 520 18 98-512 70 60 veya ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN CEP: 0532 233 14 13 Türk edebiyatındaki söz sanatlarından zengin örnekler vererek edebî söz sanatlarını kavratmak.Yazı dili ve Türkçe kaideleri uygulayarak millî birliğin temel unsurlarından biri olan dil birliğini benimsetmek, Türkçenin asırlarca her türlü yabancı tesirlere rağmen varlığını korumasındaki kuvveti, akıcılığı ve güzelliği bu kitapta bulacaksınız. 16) ÖZEL ÖĞRETİM YÖNTEMLERİ I ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN ISBN: 975- 8352-29-6 SAYFA SAYISI: 362 EBATI:18X24 BASKI VE DİZGİ: LAÇİN LMT.TİŞ TALAS CD. ÜZÜM AP KAT.1.NO:2 BASKI: KAYSERİ, 2002 FİYATI: 17.5.YTL İSTEME ADRESİ: LAÇİN BASKI DAĞITIM 0352 222 19 40 VEYA ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN 0532 233 14 13 Bu kitap ile özel öğretim yöntemlerinin nasıl kullanılacağı, öğrenmeye ilişkin ilkeleri, eğitim çalışmalarının planlanmasını, öğretim yöntem ve stratejilerinin uygulanmasını ve kullanılmasını, görmeye ve işitmeye dayalı araçların kullanılmasını ve öğrenmeyi amaçlayan özel tecrübeler kazandıracaktır. Özel Öğretim Yöntemleri, kurumların özel amaçlarının gerçekleştirilmesinde fayda temini esas alındığından kitap, bu konularla içli dışlı olacak öğrenci ve öğretmenlere yararlı bir eserdir. 17) ÖZEL ÖĞRETİM YÖNTEMLERİ II ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN ISBN: 975- 8352-32-6 SAYFA SAYISI: 312 EBATI:18X24 BASKI: KAYSERİ, 2002 FİYATI: 15.YTL BASKI VE DİZGİ: LAÇİN LMT.TİŞ TALAS CD. ÜZÜM AP KAT.1.NO:2 KAYSERİ İSTEME ADRESİ: LAÇİN BASKI DAĞITIM 0352 222 19 40 VEYA ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN 0532 233 14 13 Testler,test planları ve puanları, yazılı ve sözlü yoklamalar ile özellikleri, ölçme ve değerlendirme teknik araç ve gereçlerini içine almaktadır. Özellikle öğretmenlik programı öğrencileri için geliştirilmiştir. Asıl amaç, Özel Öğretim Yöntemlerini ana hatları ile tanıtmak, öğrencilerde(Aday Öğretmenler) belirli öğrenmelerle, bilgi ve becerileri, davranışa dönüştürmektir. 18) ÇANAKKALE (OYUN) ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN ISBN: 975- 7649-22-9 SAYFA SAYISI: 46 EBATI: 9X18 BASKI: KAYSERİ 2001 FİYATI: 10.YTL BASKI VE DİZGİ: LAÇİN LMT.TİŞ TALAS CD. ÜZÜM AP KAT.1.NO:2 KAYSERİ İSTEME ADRESİ: LAÇİN BASKI DAĞITIM 0352 222 19 40 VEYA ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN 0532 233 14 13 Elinizdeki bu kitap, Çanakkale Destanını anlatan üç perdelik piyes kitabıdır. Çanakkale Şehitlerini Anma Haftası çerçevesinde ihtiyaç duyulan bu kitap, tarihi gerçeklerden yararlanarak hazırlanmıştır. Bu kitapta adları geçen kahramanların kimileri gerçek, kimilerinin adları da gerçek dışıdır.

11 Mart 2014 Salı

AKKIŞLA İLÇESİ- ( 1288/1872 Vergi Kayıtları ) Aslında olduğu gibi Osmanlıca yazılı Vergi Kayıtları Defterinden aşağıya aynen alıyorum. (HAZIRLAYAN: Abdullah Çağrı ELGÜN) Topak Oğlu Hasan Kethüda. Solak Oğlu Hüseyin. (Geniş aile)... Hıdır Oğlu Ali. Elmalı Oğlu Kara Mehmet. Sarı Hüseyin Oğlu Muslu. Tercan Oğlu Mahmut.(geniş aile) Ince Halil Oğlu Ömer. Sırık Oğlu Mehmet. Madak Oğlu Ahmet. Boz bıyık Oğlu Ahmet.(geniş aile) Nazlı Ağa Oğlu Satılmış. Ayvaz Oğlu Yetim Ali. Durmuş Oğlu Ilyas Ağa.(geniş aile) Tevatür Oğlu Abdurrahman. Nazlı Han Oğlu Ibrahim. Hamü Oğlu Mehmet. (geniş aile) Ismail Oğlu Hasan Ali Ağa. Hamza Oğlu Mustafa. El Baki Oğlu Ahmet.(geniş aile) Isa Oğlu Ali. Isa Oğlu Hasan.(geniş.) Ayrı Oğlu Himmet. Avşar Oğlu Mustafa. Himmet Oğlu Himmet. Habip Oğlu Ali. Mürsel Oğlu Hacı Murat. Emir Ağa Oğlu Abdullah. Halil Ibrahim Oğlu Ömer. Uğurlu Oğlu Mehmet. Altın Oğlu Hasan. Bayram Ali Ağa. Karanın Oğlu Mustafa. Isa Kethüda Oğlu Mustafa. Kara Bekir Oğlu Mustafa KETHÜDA Abdül Kadir Oğlu Abbas. Arap Oğlu Hasan. (geniş) Ince Kız Oğlu Ibrahim.(geniş) Tağuz Oğlu Süleyman. Sakallı Süleyman. Mehmet Oğlu Süleyman. Asaf Oğlu Süleyman. Sırık? Oğlu Mehmet.(geniş) Hayran Oğlu Ali Köse Mehmet Oğlu Mustafa. Süleyman Oğlu Hacı Ahmet. Boz Bıyık Oğlu Bekir.(geniş) Merdan Oğlu Hacı Ahmet. Uzun Ağa Oğlu Mehmet Emin Oğlu Ömer. Diller Ali. Gizir Ismail. Deveci Ismail. Kara Oğlu Molla Murat. Ferhat Oğlu Mehmet. Uğurlu Oğlu Ismail Efendi. Uğurlu Oğlu Mustafa (Geniş) Abdülhamit Oğlu Abbas. Kır Ahmet Oğlu Şeyh Mustafa Efendi. Kaleli baş Oğlu Yusuf. Kara Oğlu Hacı Arap(geniş aile) Solak Oğlu Mustafa.(geniş) Abbas KETHÜDA Oğlu Mustafa. Kethüda: Farsça bir kelime olup, Türkçe anlamı Bey veya Yeniçeri Ocağında, Yeniçeri Ağası’ndan sonra gelen en yüksek makamdaki Subay; üçüncü anlamı Zengin kimse ve devlet adamlarının buyruğunda çalışan kimse, Kâhya anlamlarını taşır. Karanın Oğlu Mustafa. Kara Bekir Oğlu Mustafa KETHÜDA Arap Oğlu Hasan. (geniş) Sırık? Oğlu Mehmet.(geniş) Kara Oğlu Molla Murat. Kara Oğlu Hacı Arap(geniş aile) Mektep =Banisi (yapıcısı) Köy halkı. Cami = Banisi Köy halkı. Misafir Hane =Hacı Ali Ağa. Seten =Köy halkının. Hane =111 Değirmen = 4 adet. Ekilebilir arazi =5925 Dönüm.(Tarlalık alan) Oda =Uzun Ağa Oğlu Mehmet. Oda =Uğurlu Oğlu Mehmet Efendi. Oda =Topal Hasan. (Bu odalar evlerden ayrı olarak müstakil yapılar olup misafir ağırlamada kullanılmaktadırlar) Yer Adları: Köy Önü Mezar Üstü Mevkii. Gesi Doğan Mevkii. Mor Akan Ardıç? Çatal Tepe. Balacık Mevkii. Osman Oluğu Deli Ali Çayırı. Mühüklü Öz Çukur Ardıç. Yurtlu Mevkii. Çatal Tepe Mevkii. Gesi Boğan Mevkii. Tuzlu Yurt Mevkii. Kurt Pınarı Mevkii. Kafir Harmanı Mevkii. Ak Yol Mevkii. Cebel Mevkii. Sarı Ağıl Mevkii. Hürsüm Boz Mevkii. Göl Yeri Mevkii. Ala Çam Boğazı Mevkii. Satılmış Oğlu Ağılı Mevkii. Kafir Hanı Mevkii. Acı Pınar Mevkii. Yor Başı Mevkii. Bucak Mevkii Honas Pınarı Honas Pınarı Kafir Harmanı Kuzey Dere. Yerli Çalık Mevkii. Acılı Boğazı. Gani Şeyh Yolu. Maşat Mevkii. Soğur Arkacı

AKKIŞLA ve YÖRESİ ETNOĞRAFYASI KAYSERİ YÖRESİNİN ETNİK YAPISI ve TARİHÇESİ

AKKIŞLA ve YÖRESİ ETNOĞRAFYASI KAYSERİ YÖRESİNİN ETNİK YAPISI ve TARİHÇESİ 
ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN
Bu bölümde konumuzun da dışında kalan, Kayseri ve yöresinin tarihinden söz etmeyeceğiz; çünkü bugüne kadar yapılan ciddî tarih araştırmaları, yörenin tarihi ile ilgili birçok gerçeği gün ışığına çıkarmıştır. Bununla birlikte bölgenin etnik yapısını ortaya koyabilmek için çeşitli kaynaklardan da bazı özet aktarmalar yapmayı, konunun anlaşılıp, açıklığa kavuşması açısından gerekli gördük. XI. yy. sonlarına doğru Türkler, Anadolu’ya akınlarını yoğunlaştırırlar. 1071 Malazgirt Meydan Savaşı ile Anadolu’nun kapıları Türkler’e açılmıştır. 1085 tarihlerinde Melik Danişmend Gazi; Kayseri, Sivas, Tokat, Amasya yörelerini içine alan Danişmendli Beyliğini kurmuştur.1 Danişmendli Beyliği, Oğuzlar’ın BOZOK BOYU’ndandır. Bunlar: Kayseri, Malatya, Sivas, Tokat, Amasya, Niksar, Çorum bütün Yeşilırmak ve Kızılırmak Havzaları sınırları içerisindeydi. Bozoklar: Kayı, Bayat, Alkaevli, Karaevli, Yazır, Düğer, Dodurga, Yaparlı, Avşar, Kınık, Beğdili, Kargın Boyları’ndan meydana geliyordu.2 1897’deki I. Haçlı Seferinde Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan ile Danişmendli Beyi Emir, Gazi Gümüştekin işbirliği yaparak Haçlılar’a karşı koymaya çalıştılarsa da pek başarılı olamadılar. Kayseri Haçllar’ın eline geçti. 3 Selçuklular da BOZOKLAR gibi yirmi dört (24) Oğuz boyundan biri olan KINIK boyuna mensuptular. 4 Haçlılar’ın kısa süren daglası geçtikten sonra Danişmendliler, Malatya’yı da aldılar. Melik Gazi Gümüştekin ölünce yerine oğlu Melik Murat Muhammet geçti. 1142’de M.M. Muhammet’in ölümü üzerine de oğlu Zunnun başa geçti. Zunnun’la amcası arasında çıkan taht kavgalarından sonra Kayseri’de Zunnun, Sivas’ta Yağı Basan, Malatya’da Aynüdevle hüküm sürmeye başladılar. 1156’da ölen I. Mesut’un yerine, İzzettin Kılıç Arslan geçti. Danişment ülkesini (BOZOKLAR) 1174’te kendi ülkesine kattı. Böylece Sivas, Kayseri, Niksar gibi önemli şehirleri ele geçirdi. 5 Malatya emiri Aynüdevle’nin ölümüyle yerine geçen oğlu Zulkarneyn, Danişmentlilerin güçsüzlüğünden yararlanmak istedi; ancak, I. Mesut, önce Yağıbasan’a boyun eğdirip, Malatya üzerine yürüyerek Zülkarneyn’i de buyruğuna aldı. Kayseri Emiri Selçuklunun (KINIKLAR) egemenliğini daha önceden tanıdığından Danişmentlilerin (BOZOKLAR) bütün toprakları KINIKLAR’a bağlanmış oldu. 1174 yıllarında Kayseri Kınık Başbuğlarından II. Kılıç Arslan tarafından idare ediliyordu. Bu dönem ortaçağ döneminin en parlak dönemidir. II. Kılıç Arslan ölmeden önce memleketi on iki (12) bazı kaynaklara göre on bir (11) oğlu arasında paylaştırdı. Bu bölüştürme de, her vilâyeti bir oğluna verince Nurettin Sultan şah’a da Kayseri düştü. Sivas, Aksaray Meliki olan Kudbeddin, kardeşi Nurettin Mahmut Sultan Şah’ı kandırarak bir davet sonunda onu öldürür. Kayserililer önce buna karşı çıkarlarsa da Kayseri Kudbettin’in eline geçer. 6 Rüknüddün Süleyman Şah, kardeş kavgasına son verip Konya’da bütünlüğü sağladı. Ölümüyle oğlu III. Kılıç Arslan tahta çıktı; ancak devlet büyükleri I. Gıyâsettin Keyhüsrev’i başa getirdiler (1205). I. Gıyasettin Keyhüsrev devleti içte ve dışta itibar sahibi kıldı. Kayseri’de Gıyasiyye, şifahiyye ve Çifteler Medreseleri O’nun eserleridir. I. Sultan Gıyasettin’in yerine oğlu Keykavus oturmuş, Keykavus’un kısa süren saltanatı sonrası yerine kardeşi I. Alaaddin Keykubat geçmiştir (1220 – 1273). On yedi (17) yıllık saltanatı döneminde Anadolu Selçukluları (KINIKLAR) en güçlü dönemlerini yaşamışlardır. Ölümüyle yerine oğlu II. Gıyasettin Keyhüsrev getirilmiştir. Bu hükümdar Moğollar’la ilgili babasının politikasını uygulamadığından Moğollar’ın istilâsına uğradı. Erzurum, Baycu Noyan tarafından kuşatılarak yağmalandı. 1243 tarihinde Selçuklu ordusuyla, Moğol ordusu Kösedağ’da karşılaşarak Selçuklu ordusu yenildi. Kayıların yenilmesiyle Sivas kısmen, Kayseri’de tamamen yağmalanarak Moğol hakimiyetine girdi (1243-1308). 7 II. Gyyasettin Keyhüsrev’in ölümü ile yerine büyük oğlu II. İzzettin Keykavus geçtiyse de kardeşi IV. Kılıç Arslan Kayseri’de Sultanlığını ilan etti. İki kardeşin orduları Develi yakınlarında karşılaşarak Kılıç Arslan yenildi ve Amasya’da hapsedildi. 1253’da Baydu Noyan’ın II. Anadolu seferi sırasynda II. İzzettin Keykavus, tahtı bırakıp kaçınca Moğollar IV. Kılıç Arslan’ı tahta çıkardılar. 1257 – 1265 bu dönemde Selçuklu Veziri Muineddin Süleyman Pervâne, İlhanlılardan sağladığı destekle 1265’te Kılıç Arslan’ı öldürtür. Yerine çocuk yaştaki III. Gıyasettin Keyhüsrev geçer. Bu dönemde de devlet yönetiminde tek söz sahibi kişi olarak kaldı. 8 Muineddin Pervane ve Karamanoğlu Mehmet Bey(AVŞAR BOYU), Mısır Sultanı El Melik, El Zahir Baybars, İlhanlı ordularını ve Moğollar’dan bir orduyu yenerek büyük başarı kazanıp, halkın sempatisini topluyor. Selçuklu devletinin ileri gelenleri, Baybars’ın Kayseri’de kalmasını istiyorlar. 5 – 10 gün Kayseri’de kalan ve adına Kayseri’de hutbe okutulan Baybars yeniden Mısır’a dönüyor. Bu olaydan sonra İlhanlı Hükümdarı Abaka Han, Kayseri ve Erzurum arasındaki bütün yerleri tahrip eder. Bu ara Selçuklu tahtına IV. Rüknettin Kılıç Arslan oğlu III. Gıyasettin Keyhüsrev geçer. Kayseri’deki Hacı Kılıç Camii’de bu dönem eseridir. Kayseri’nin idaresi daha sonra II. Mesut’un eline geçmiştir. Bu dönemde İlhanlıların baskısı ve aldıkları aşırı vergilerden sıkılan Türkmen Boyları, yer yer ayaklanıyorlardı. Sonunda ik yüz kırk üç yıl(243) ayakta kalan Anadolu Selçuklu Devleti 1318’de ortadan kalkmıştır.9 Moğollar’ın istilâsı ile Selçuklular’a tabi olan oymaklar, istiklâllerini ilân etmişlerse de Ilhanlıların egemenliğini kabul etmekten kurtulamamışlardır. Anadolu’ya tayin edilen Moğol Valileri’nden Timurtaş, Kayseri’de oturdu. Timurtaş’tan sonra 1337’de Moğol Valilerinden Eretna bağımsızlığını ilan ederek yarım asra yakın 1335 – 1381 hüküm sürmüştür. Bu zamanda başkent Sivas iken, sonradan Kayseri’ye nakledilmiştir. Bu dönemde de Türkmenler birkaç kez isyan etmişlerse de başarılı olamamışlardır. 10 Eretna devletinden sonra önemli olarak Kadı Burhanettin Ahmet’in devletini görüyordu. Eretna devletinden kalan bütün topraklara sahip olan Kadı Burhanettin Oğuzlar’ın SALUR boyuna mensuptur. 11 On sekiz (18) yıl süren bu saltanattan sonra 1398 Kadı Burhanettin bir savaşta esir alınarak öldürüldü. Karamanoğulları döneminde, 1400’de Kadı Burhaneddin’den sonra Osmanlılara bağlanan GÖÇELE TATARLARI ile işbirliği yapan Timur, Osmanlıları büyük bir yenilgiye uğratır. 1040 yıllarında Kayseri’yi Karamanlılar dan (AVŞAR BOYUNDANDIR) alıp Dulkadirlilere vermiştir. 12 1508’de Kayseri’ye Şah İsmail saldırır; ancak Yavuz Sultan Selim Han Çaldıran Zaferi dönüşünde, Dulkadiroğulları (BAYAT BOYU) soyundan Ali Bey’i, Kayseri ve Bozok’a atadı. Hadım Sinan Paşa komutasında bir ordu göndererek, savaşa hazırlanan Alaü’d Devle’yi öldürttü. Böylece Dulkadiroğulları Beyliği de ortadan kalktı. Kayseri bundan sonra kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmış oldu 13 (1508) XIV. yy. sonlarına doğru patlak veren Celâli İsyanları’nda bir çok kez tahrip ve talan edilen Kayseri, büyük kıtlık ve yoksullukla karşı karşıya kalmıştır. Sonuç olarak bütün bu bilgilerden de anlaşıldığı gibi Kayseri, Malatya, Sivas, Tokat, Amasya, Niksar, Çorum, bütün Yeşilırmak ve Kızılırmak Havzaları BOZOKLAR (DANİŞMENTLİ BEYLİĞİ, 1085) tarafından yurt edinilmiştir. Kayseri ve yöresine yerleşmiş olan Oğuzlar’ın yimidört (24) boyuna mensup, birçok oymak, aşiret ve cemaatler görülür. Bu tabirlerden OYMAK: Bir milletin ayrıldığı bölümlerden her biri. AŞİRET: Arapça bir kelime olup dar anlamda küçük cemaat olarak nitelendirilmekle birlikte; genel olarak göçebe veya yarı göçebe bir hayat yaşayan topluluk anlamına gelir. CEMAAT: Bir araya toplanmış bir reise bağlı olanlara denmektedir. OĞUZ Türkler’i BOZOK ve ÜÇOK adı adında iki büyük kısma ayrılmışlardı. BOZOKLAR, Oğuzhan’ın üç büyük oğluna (GÜNHAN, AYHAN, YILDIZHAN) üç kola ki toplam olarak altı kola ayrılıyorlardı. Her kol dört boya bölünüyordu. Böylelikle Oğuz Türkleri (24) yirmi dört boya ayrılmıştı. Oğuz’un üç büyük oğlu GÜLHAN, AYHAN, YILDIZHAN’ın çocuklarından üreyen ve BOZOKLAR’a bağlı olan on iki(12) boyun adlar şöyledir: KAYILAR, BAYATLAR, ALKAEVLİLER, KARAEVLİLER, YAZIRLAR(Yazgırlar), DODURGALAR, DÖĞERLER, YIPARLILAR, AVŞARLAR(Afşarlar), BEYDİLİLER, KARKINLAR, ÇARUĞLAR (Bazı kaynaklarda KINIKLAR) Oğuzhan’ın üç küçük oğlundan; GÖKHAN, DAĞHAN, DENİZHAN’ın çocuklarından çoğalan oniki(12) boyda ÜÇOKLAR’a bağlı olup, adları şunlardır: BAYINDIRLAR, ÇAVULDURLAR, ÇEPNİLER, PEÇENEKLER, SALURLAR (Salgurlar), ALAYUNDLULAR, EYMÜRLER, YÜREĞİRLER (Üreğirler), İĞDİRLER (İğdirler) BÜKDÜZLER, YIVALAR, KINIKLAR’dan teşekkül etmişti.14 Oğuzhan’ın bu (24) yirmi dört torunundan Kayseri’ye yerleşenler de şunlardır: Köyün Yeni Adı Köyün Eski Adı Boy - Oymak İlçesi 1. Yazır - Yazır Merkez 2. Germin Germir Germir Erkilet 3. Küçükbürüngüz - Büğdüz ” 4. Gömeç - Gömeç ” 5. Doruklu - Doruklu ” 6. Karahöyük Karaevli Karaevli ” 7. Salur - Salur ” 8. Yüreğil - Yüreğil Hacılar 9. Beğdeğirmeni - Beydili ” 10. Düğer - Döğer Himmetdede 11. Elmalı - Sarıdanüşmentli Sarıdanüşmentli 12. Yuvalı - Yuvalı ” 13. Yazılı Vançiçek Yazır Talas 14. Yazyurdu Moracak Yazır ” 15. Büyükbüründüz - Büğdüz Bünyan 16. Doğerli Ermin Eymür, Döğer 17. Emirören Emirviran Eymür ” 18. Girinci - Girinci Akkışla 19. Kızık - Karaevli Develi 20. Karahöyük - Karaevli İncesu 21. Akören Akviran Alkaevli Pınarbaşı 22. Büyüksöbetçimen Afşar Avşar Sarız 23. Çavdar - Çavdar ” 24. Kırkkurak - Alayutlu ” 25. Avşarsöğütlü - Avşar Pınarbaşı 26. Alayirli Alayinli Alayunt Tomarza 27. Ağcaşar - Ağcaşar Yahyalı 28. Karaören Karaviran Karaevli Tomarza 29. Cuna (Conali) Kuzugüdenli Cunalı Akkışla 30. Gömürgen İbeli İlbeyli ” 31. Kululu Kululu Bayındır ” Yukarıda da açıkça görüldüğü gibi Kayseri’nin ilçe, bucak ve köylerindeki Resmî kayıtlara göre Oğuz’un (24) yirmi dört boyunun bir bölümünün yer adları, halen kendi boy isimleri ile anılmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun defalarca yaptığı İSKAN POLİTİKASI, konar iç göçerleri yerleşik hayata geçirme çabaları kesin bir sonuç vermemiştir. Bu durum çoğu defa devletle boy, aşiret ve cemaatlerin arasını açmış, aşiretler arasında kanlı savaşlar meydana gelirken, yerlerinde kalmak isteyenler de sık sık Suriye, Irak, Horasan, Azerbaycan bölgelerine kaçmışlar, devletin tepkileri azaldıkça eski yerlerine yeniden dönmüşlerdir; ancak devlet bu yerleştirme politikasından vazgeçmemiştir. Bu iskânlarda Kayseri ilçe, bucak ve köylerine yerleştirilen boy, oymak, aşiret ve cemaatlerin sayısı iki yüz seksen dörttür (284). Yerleştirilen bu topluluklar için mâhâl adı olarak KAYSERİYYE SANCAĞI notu yer almaktadır. Bunlardan iki yüz atmış iki (262) aşiret için Kayseriyye Sancağı gibi geniş bir isim gösterilmiş, yirmi iki (22) oymağın ismi verilmiştir. 15 İsmi verilen aşiretler şunlardır: 1. KAYSERİ AKKIŞLA'YA YERLEŞENLER : Conalı, Kuzugüdenli, Salur, Bayat, Beydili, Bayındırlı, Yuvalı, Akin, Yüreğil, İlbeyli, Karalar, Deliler, Koyunabdal. Çaruğlar, Çavuldur, Alayunt. 2. KAYSERİ BÜNYAN'A YERLEŞENLER : Avşar, Vevziroğlu, Elbaşlı, Tekeli, Alaaddinli, Başladık, Üreğir. 3. KAYSERİ DEVELİ’YE YERLEŞENLER : Hacılar, İmamkulu, Pehlivanlı, Cuşlu, Ağarlı, Piroğlu, Develi, İsahacılı, Memduhlu, Yahşihacılı, Hocahacılı, Hacılar, Boynuinceli, Bektaşoğulları, Avşar, Civanşir, Kuşcu, Ceridî, Salur, Kızık. 4. FELAHİYE'YE YERLEŞENLER: Avşar, Avşar Kalesi, Bektaş, Okçu, Şehyar Salur, Döğer, Çapanlı, Yazıçepni, Dündar, Eymür, Karkın. 5. KAYSERİ İNCESU’YA YERLEŞENLER : İnal Murat Aşiretleri, Ali Bölüğü, Avşar Kuşçu, İvazhacılı, Recepli Avşarı, Sofu Cemaati, Çobansalur, Cumalıoğlu, Süleyman Kethüda, Halil Bahadır, Sarı Kürklü, Omuzu Güçlü, Karataşlı, Bezircili. 6. KAYSERİ TOMARZA'YA YERLEŞENLER : Cingözlü, Hacıpaşalı, İmamkulu, Kocanalı, Persekler, Kabaklı, Akin 7. KAYSERİ SARIOĞLAN'A YERLEŞENLER : Avşar, Avşar Kalesi, Şehyar Salur, Okçu, Tatılı, Bektaş, Karaözü, Beydilli, Döğer, Çapanlı, Dündar, Eymür, Karkın. 8. KAYSERİ YEŞİLHİSAR'A YERLEŞENLER : Hazırcaoğlu, Yazıbayat, Hadırlı, Bayındır, Salurlu, Musahacılı, 9. KAYSERİ YAHYALI’YA YERLEŞENLER : Hacılar, Hızırhacılı, Kocahacılı, Musahacılı, Yahyalı, Kuzugüden, Bozca, Mihmadlu, Karaevli, Recepli Avşarı. 10. KAYSERİ TALAS’A YERLEŞENLER : Pehlivanlı, Ardıç, Salur. 11.KAYSERİ ZAMANTI BÖLGESİ’NE YERLEŞENLER : Akçaali, Beceli, Afşar, Beğdili, Beğli, Salmanlı, Keçeli, Sarısindili, Selmanlı, Pehlivanlı. 12. KAYSERİ HARMANCIK MEVKİİ’NE YERLEŞENLER: (Kayseriyye Kürbünde) Beceli, Bektaşlı, Karnık, Şambayadı, Pehlivanlı. 13. ÖZVATAN'A(ÇUKUR) YERLEŞENLER : Avşar, Avşar Kalesi,Döğer, Dürdar, Eymür, Karkın. 14. SARIZ'A YERLEŞENLER : Büyük Avşar, Herekçioğlu, Karaşeyhli, Kocanalı, Muhazimoğlu, Şahmetlioğlu, Teşkeşlioğlu, Türkmenliler, Badıllı, Çavdır. 15.ERKİLET'E YERLEŞENLER : Tekelioğlu, Yazırlıoğlu, Dündaroğlu. Görüldüğü gibi KAYSERİ SANCAĞI’nda yer alan boy, oymak ve aşiretler ve aldıkları yer isimleri şunlardır: KAYSERİ: YAZIR – ÇEVRİL – BÜYÜKBÜRÜNDÜZ (BÜĞDÜZ) – KÜÇÜKBÜRÜNDÜZ(BÜĞDÜZ) – GÖMEÇ – SALUR – YÜREĞİL – KÖSELER – HACIVAZ – DEVECİYAN – İSAUŞAĞI – DANİŞMENT - KÜRTLER – DÜGER – YUVALI – YAYILI – GEZİ – KARAKÜRDLÜ – BOYACIKAPISI – GİRİNCİ – ULAŞ – CUNA – KIZIK – BOZATLI – BOSTANCI ÇELEBİ – HASBEGLİ – BEKTAŞ – HASİNLİ – KARAKOYUNLU – KUZUGÜDEN – CONALI – HÜSEYYNLİ – EMİRUŞAĞI – KARAHACILI – AFŞAR – ÇAVDAR – ULUĞTÜRK – HASTÜRK – TÜRKOĞLU – KÜRTOĞLU – KARALAR – BABAŞOĞLU – KUŞÇULU “RUMYAN – SÜLEYMANLI -ARKIYAN” CUROĞULLARI – DOĞANLI – ÇİFTLİK(UVA-OVA ÇİFTLİĞİ) – KÖTÜKÖY (Güzelce, Tomarza, Akkışla) KAVLAKLAR(Pınarbaşı, Pazarören, Akkışla/Kululu); HAYTALAR (Akkışla/Kululu; Karaözü) – BADALUŞAĞI – BUDARAN, (Bunlar Akhunlar’dandırlar, Akkışla)–EYMÜR(EYİM) – BEYDEĞİRMENİ (BEYDİLİ) – KUZUGÜDENLİ(Akkışla, Yahyalı)– ERKİLET – KINIK – BAYINDIR(Akkışla/Kululu; Yeşilhisar) – KARGIN – KULULU[(KURULU), Akkışla,Tomarza,] – DELİLER – KUŞÇULAR(Aynı Adla Bu Bölgede Beş Köy Var.) – ŞIKBARAK – AVŞARPOTUKLU – AVŞARSÖĞÜTLÜ – ÇEPNİ – ERGÜNÇUK (YAZIR) – CÜCELER – AVŞAROĞULLARI – ŞEREMETLER – TİLKİCİLER – TÜLEKLER(KARAÖZÜ'nde de Böyle Bir Sülale Mevcuttur.), AKİN[Karabekirli(Dulkadirli Beyliği'ne Mensup) ; Bünyan/Ekinciler; Akkışla; Yahyalı; Tomarza]-KARALAR (Akkışla, Karaözü, Ardahan (Beykent), İncesu/Karataş; Ankara(Bir Köy İsmi), Kahramanmaraş(İki, Köy İsmi) Bu isim ile anılmaktadır. Bu Aşiretten "Cenupta Türkmen Oymakları" Adlı Eserinde Bahseden Ali Rıza YALMAN, Sayfa 127 KARALAR Aşiretinin ADANA: Çimenli, Terliksiz, Halvacı, Oymaklı, Yüzbaşı(Yozbaşı), Kamışlı ve Sakallıağça Köylerinde Yaşadığından Bahseder. Mehmet ERÖZ De Atma Boyu'ndan Bahsederken: KARALAR Oymağını Sekizinci Boy Olarak Gösterir. Hilmi GÖKTÜRK:"ANADOLU'nun DAĞINDA, OVASINDA, TÜRK MÜHRÜ" Adlı Eseri Cilt.I.Sayfa 92-93'de KARALAR'dan Bahsederek: "Türkmenler‘de Bir Oymak da KARALI İsmini Taşır ve Divan'da Hakâniye Hanlarına KARA İsimlerinin Verildiğini de Görmekteyiz." Demektedir. Toplam dörtyüz yetmişbir (471) köyü bulunan Kayseri’nin yüz atmış yedi (167) sinin adı değiştirilmiştir. Bununla birlikte üçyüz dört (304) köyün isminin de aynen muhafaza edildiği şüphelidir. Akkışla İlçesi’ne Genel Bir Bakış YENİ İL KADILIĞI AKKIŞLA İLÇESİ’NE YERLEŞEN BOY, OYMAK,AŞİRETLER DE ŞUNLARDIR: 1. Kuzugüdenli (Kuzugözüli, Kuzugüdüğü, Yahyalı, Felahiye) 2. Cuna(Conali: Ankara’da iki, Kütahya’da bir, köy var.) 3. Kara(Kıyı Beyleri. Adana ve yöresinde Ramazanoğlu Beyliği'ni kuran oymaktır.) 4. Ulaş 5. Kürdoğlu (Konar göçer Türkmen) 6. Kürtmemet (Konar göçer Türkmen) 7. Develer (Dev Ali? Develi?) 8. Karamet (Kara Ahmetler?) 9. Karabâ (Kara Bey) 10. Tavatıroğlu 11. Avşaroğulları 12. Curoğulları 13. Elifoğulları 14. İmmanioğulları 15. Solakoğulları 16. Uğurluoğulları (Mukayyed- Kararlar) 17. Tülekler 18. Boynuinceli (İncaaz) 19. Çin Karalar (Çinkâre) 20. Tilkiciler 21. Kirizler 22. Gelengiler 23. İşkiler (İçkiler!?, İskitler!?, İçte Bulunanlar.) 24. Muslular 25. Karthasanlar 26. Kıroğlanlar 27. Cıbaklar 28. Gadıoğulları 29. Fakılar 30. Bozbıyıkoğulları 31. Amir (Eymür?) 32. Cüceler 33. Topuzlar 34. Madaklar 35. Çeritli (Celiller?) 36. Arapoğulları 37. Mürseloğulları 38. Haccolaklar 39. Alöler 40. Keleseler 41. Elifâler 42. Haşimler YENİ İL KADILIĞI AKKIŞLA/KULULU: BAYINDIRLAR (Malatya’da da bu isimle iki köy vardır) Battallar – Kavlaklar – Bayındırlar, Beyazıtlar – Celiloğulları – Haşimler – Uva (Yıva olabilir?) – Kurtfakılar – Cinahmetoğulları – Pehlivanlıoğulları. GÖMÜRGEN(İLBEYLİ): Hacımüdürler, Hacıabidinler, Şekerler, Karayılanlar, Karaömerler, Çalıklar, Bulaşıklar, Çincikler, Avanoğulları, İlbeyli GANİŞEYH: Avane (Avanoğulları) Bu isimde Artvin ve Kahramanmaraş’ta beş köy var. (Avcılar?) 16 KÖTÜKÖY: Deliler (Deller) KOYUNABDAL: Koyunabdal Türkmenleri (Akhunlar’dandır)17 UĞURLUUŞAĞI: Mukayyetler (Uğurlu Oğulları), Karalar. KAYSERİYYE SANCAĞI/KUZUGÜDENLİ, AKKIŞLA İLİÇESİ'NİN TARİHÇESİ Yerleşim tarihi 1197 (1393)’dir. Bu durum ilçenin 807 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu gösteriyor. Yörenin ilk ismi CUNA (CUN ALİ, CONALI, CUNALI) olup bu isim OĞUZHAN’ın, BOZAKLAR’ın Günhan kolunun BAYAT BOYU OYMAĞI olarak gösterilmiştir. 18 BAYAT: Devlet ve nimet sahibi anlamına gelmiş olup, Zülkadiroğulları (Dulkadirli) ve Akkoyunlular devletlerini bu boy kurmuştur. 19 I. Çelebi Mehmet Samsun’dan dönerken, Çorum havalisindeki birçok TATAR OYMAĞI’nı (40.000 Kara Tatar), Rumeli, Filibe yöresine iskân ettirmiştir. 20 XV. y.y. da Kara Tatarlar’ı yerine yerleşen BOZOK TÜRKMENLERİ (Dulkadirli, Halep Türkmenleri), 1398’de Kadı Burhaneddin’in öldürülmesiyle (Karaman, Kırşehir, Kayseri) bölgelerine yerleştirildiler. 21 İlçeye yerleşiminde 1393 tarihi olduğu dikkate alınırsa, buraya ilk yerleşenlerin BAYAT BOYU’ndan CUNA (CUNALI, CONALI) OYMAĞI olduğu anlaşılır. İkinci isim olarak KUZUGÜDENLİ'nin kullanılmış olduğu görülür; ancak, YENİ İL MINTIKASI, Linlep, Cullap Deresi Mevkii, Amik Ovası ile Adana Sancağı’ndan gelen KUZUGÜDENLİ OYMAĞI (KUZUGÜDENLİ KETHUDA) bu yöreye daha sonra gelenler arasındadır. Bu oymak da Oğuz’un ÜÇOKLAR KOLU’nun ÜREGİR (YÜREĞİR) BOYU’na mensuptur. Bu boy RAMAZANOĞULLARI DEVLETİ’ni çıkaran boydur. Sembolü üçkuş olup YÜREĞİR: Her zaman iyilik eden, bağışlayan demektir. KUZUGÜDENLİ ismi de KUZUGÜDENLİ KETHUDALIĞI’na izafeten verilmiş olduğunu düşündürüyor. “YENİ İL ve TÜRKMANI HALEP’TEKİ AŞİRETLERE GÖNDERİLEN DEFTERDE: LEVAZIM ve HAZIRLIKLARINI YAPARAK 50’şer GURUŞ ile TÜRKMAN ve ERKAD ASAYİLERİNDEN HUMAYUN’A MEMUR OLAN, SÜVARİ ASKER ile BİNEFSİHİM GELMELERİ FERMAN OLUNAN BOY BEGLERİ Ve KEDHUDALARI Ve YERLEŞENLERİN ALELEL SANNİ DEFTERİDİR. 2. Sene 1101” Sadece Türkmen Boy Beyleri ve iş erlerinin isimleri yazılı olan defterde yer belirtilerek: “ADANA SANCAĞI’NDA YÜREĞİR KAZASINDA SAKİN KUZUGÜZÜLÜ” olarak geçmektedir. 22 CEMAATI: Pehlivanoğlu PEHLİVANOĞLU Pehlivanoğlu İSMAİL BEĞ Pehlivanoğlu BATTAL BEĞ HACI MUSA BEĞ Hasan Beğ Oğlu Ali Beğ Oğlu MEHMET BEĞ MIRZA BEĞ KUZUGÜDENLİ KEDHUDA Şeklinde kayıtlı bulunmaktadır. 23 AKKIŞŞLA İLÇESİ- ( 1288-1872 Vergi Kayıtları ) Aslında olduğu gibi Osmanlıca yazılı Vergi Kayıtları Defterinden aşağıya aynen alıyorum. Topak Oğlu Hasan Kethüda. Solak Oğlu Hüseyin. (Geniş aile)... Hıdır Oğlu Ali. Elmalı Oğlu Kara Mehmet. Sarı Hüseyin Oğlu Muslu. Tercan Oğlu Mahmut (Geniş aile) Ince Halil Oğlu Ömer. Sırık Oğlu Mehmet. Madak Oğlu Ahmet. Boz bıyık Oğlu Ahmet. (Geniş aile) Nazlı Ağa Oğlu Satılmış. Ayvaz Oğlu Yetim Ali. Durmuş Oğlu Ilyas Ağa.(Geniş aile) Tevatür Oğlu Abdurrahman. Nazlı Han Oğlu Ibrahim. Hamü Oğlu Mehmet. (Geniş aile) Ismail Oğlu Hasan Ali Ağa. Hamza Oğlu Mustafa. El Baki Oğlu Ahmet. (Geniş aile) Isa Oğlu Ali. Isa Oğlu Hasan.(Geniş aile) Ayrı Oğlu Himmet. Avşar Oğlu Mustafa. Himmet Oğlu Himmet. Habip Oğlu Ali. Mürsel Oğlu Hacı Murat. Emir Ağa Oğlu Abdullah. Halil Ibrahim Oğlu Ömer. Uğurlu Oğlu Mehmet. Altın Oğlu Hasan. Bayram Ali Ağa. Karanın Oğlu Mustafa. Isa Kethüda Oğlu Mustafa. Kara Bekir Oğlu Mustafa Kethüda. Abdül Kadir Oğlu Abbas. Arap Oğlu Hasan. (Geniş aile) Ince Kız Oğlu Ibrahim. (Geniş aile) Tağuz Oğlu Süleyman. Sakallı Süleyman. Mehmet Oğlu Süleyman. Asaf Oğlu Süleyman. Sırık? Oğlu Mehmet. (Geniş aile) Hayran Oğlu Ali Köse Mehmet Oğlu Mustafa. Süleyman Oğlu Hacı Ahmet. Boz Bıyık Oğlu Bekir.(Geniş aile) Merdan Oğlu Hacı Ahmet. Uzun Ağa Oğlu Mehmet Emin Oğlu Ömer. Diller Ali. Gizir Ismail. Deveci Ismail. Kara Oğlu Molla Murat. Ferhat Oğlu Mehmet. Uğurlu Oğlu Ismail Efendi. Uğurlu Oğlu Mustafa (Geniş aile) Abdülhamit Oğlu Abbas. Kır Ahmet Oğlu Şeyh Mustafa Efendi. Kaleli baş Oğlu Yusuf. Kara Oğlu Hacı Arap (Geniş aile) Solak Oğlu Mustafa (Geniş aile) Abbas Kethüda Oğlu Mustafa. Kethüda: Farsça bir kelime olup, Türkçe anlamı Bey’dir. İkinci anlamı Yeniçeri Ocağında, Yeniçeri Ağası’ndan sonra gelen en yüksek makamdaki Subaydır. Üçüncü anlamı ise, zengin kimse ve devlet adamlarının buyruğunda çalışan kimse, Kâhya anlamlarını taşır. Mektep Banisi (yapıcısı) Köy halkı. Cami Banisi Köy halkı. Misafir Hane Hacı Ali Ağa. Seten Köy halkının. Hane 111 Değirmen 4 adet. Ekilebilir arazi 5925 Dönüm. (Tarlalık alan) Oda Uzun Ağa Oğlu Mehmet. Oda Uğurlu Oğlu Mehmet Efendi. Oda Topal Hasan. (Bu odalar evlerden ayrı olarak müstakil yapılar olup misafir ağırlamada kullanılmaktadırlar) Kullanılan Yer Adları: Köy Önü Mezar Üstü Mevkii. Gesi Doğan Mevkii. Mor Akan Ardıç? Çatal Tepe. Balacık Mevkii. Osman Oluğu Deli Ali Çayırı. Mühüklü Öz Çukur Ardıç. Yurtlu Mevkii. Çatal Tepe Mevkii. Gesi Boğan Mevkii. Tuzlu Yurt Mevkii. Kurt Pınarı Mevkii. Kafir Harmanı Mevkii. Ak Yol Mevkii. Cebel Mevkii. Sarı Ağıl Mevkii. Hürsüm Boz Mevkii. Göl Yeri Mevkii. Ala Çam Boğazı Mevkii. Satılmış Oğlu Ağılı Mevkii. Kafir Hanı Mevkii. Acı Pınar Mevkii. Yor Başı Mevkii. Bucak Mevkii Honas Pınarı Honas Pınarı Kafir Harmanı YENİ İL KADILIĞI AKKIŞLA/KULULU: BAYINDIRLAR (Malatya’da da bu isimle iki köy vardır) Battallar – Kavlaklar – Bayındırlar, Beyazıtlar – Celiloğulları – Haşimler – Uva (Yıva olabilir?) – Kurtfakılar – Cinahmetoğulları – Pehlivanlıoğulları. GÖMÜRGEN(İLBEYLİ): Hacımüdürler, Hacıabidinler, Şekerler, Karayılanlar, Karaömerler, Çalıklar, Bulaşıklar, Çincikler, Avanoğulları, İlbeyli GANİŞEYH: Avane (Avanoğulları) Bu isimde Artvin ve Kahramanmaraş’ta beş köy var. (Avcılar?) 16 KÖTÜKÖY: Deliler (Deller) KOYUNABDAL: Koyunabdal Türkmenleri (Akhunlar’dandır)17 UĞURLUUŞAĞI: Mukayyetler (Uğurlu Oğulları), Karalar, (Akkışla, Karaözü, Ardahan (Beykent), İncesu/Karataş Ankara(Bir köy ismi), Kahramanmaraş(İki, Köy ismi) Bu isimle anılmaktadır. Bu aşiretten "Cenupta Türkmen Oymakları" adlı eserinde bahseden Ali Rıza YALMAN, sayfa 127 KARALAR aşiretinin ADANA: Çimenli, Terliksiz, Halvacı, Oymaklı, Yüzbaşı(Yozbaşı), Kamışlı ve Sakallıağça köylerinde yaşadığından bahseder. Mehmet ERÖZ'de Atma Boyu'ndan bahsederken: KARALAR oymağını sekizinci boy olarak gösterir. Hilmi GÖKTÜRK:"ANADOLU'nun DAĞINDA, OVASINDA, TÜRK MÜHRÜ" adlı eseri Cilt.I.sayfa 92-93'de KARALAR'dan bahsederek: "Türkmenler de bir oymak da KARALI ismini taşır; ve Divan'da Hakâniye Hanlarına, KARA isimlerinin verildiğini de görmekteyiz." demektedir. Yazın yaylaklara, kışın da kışlaklara çekilerek kışı orada geçiren TÜRKMEN CEMAATİ sonraki yıllarda KIŞLAK adı ile anılmağa başlanıyor. KIŞLAK: Kışın geçirildiği yer anlamındadır. Halk Ücepur (Yücepur) denilen kayalara, soğuğun şiddetinden, yağmur ve sellerden korunabilecek kuytu yerler olarak sığınır. Ev ve barınak yapar. Ücepur denilen yer, yağmurların yağarak, kayaların tozunu üzerinden almasıyla aklaşır, bembeyaz olur. Burasını, yüksek yaylalara (Üsküdar, Pamucak, Göğderesi, Uçağıl, Bügelek Tepesi, Kapaklı, Aridağ’ın Dibi) gidip dönenler, bembeyaz haliyle daha güzel bulurlar. KIŞLAK’ın başına “AK” kelimesini de koyarak, burasını AKKIŞLAK şeklinde söylemeğe başlarlar. Bu dördüncü isim AKKIŞLAK, “K” harfinin düşmesiyle AKKIŞLA bugüne kadar değişmeden kalabilen son ismidir. Bugüne kadar yörede: Cumhuriyet Bayramı Töreni’nden Görüntüler CUNA (CUNALI, CONALI) KUZUGÜDENLI KIŞLAK AK KIŞLAK AKKIŞLA İsimleri kullanılmıştır. Folklörük zenginlikleriyle ünlü bir bölgemiz olan AKKIŞLA, evvelce ADANA SANCAĞI, YENİ İL MINTIKASI’na, ŞARKIŞLA İLÇESİ’ne dahil olarak SİVAS’a; PINARBAŞI (AZİZİYE)’na dahil olarak SİVAS’a; SARIMSAKLI, HAMİDİYE (BÜNYAN) vasytasyıla da KAYSERİ’ye dahil iken, 1987’de ilçelik durumuna geçirilmesiyle doğrudan KAYSERİ’ye bağlanıştır. KAMUS EL ÂLÂM’da: “SİVAS VİLÂYET ve SANCAĞI’nın AZİZİYE KAZASI’nda BİR NAHİYEDİR.” şeklinde söz edilmektedir. 24 Eski dönemde, bölge tamamen sazlık ve ormanlıktı. Yöre halkı eski geleneklere bağlı olarak Oğuzlar (TÜRKMENLER)’a has ağız özellikleriyle dikkatleri çeker. Bunlar yaylaklara çıkış, kışlaklara dönüş şeklinde konar göçer bir hayatı benimsemiş görülürler. Yaylalarda çadır biçiminde konaklanma ve barınma yerleri bulunmaktadır. Yöre halkı, buralara yukarıda da bahsedildiği gibi ve bölgedeki dil, folklör, isim ve bölgelere göre; Suriye, Belve, Cullap Deresi Mevkii, Halep (Suriye Havalisi), Adana, Misis, Kozan, Amik Ovası, Karataş, Tuzla, İncirlik, Hatay ve Merkezi Maraş olmak üzere Afşin, Göksun; Erzurum Horasan bölgelerinden gelerek yerleşmişlerdir. Bölge, Danişment devri Melik Gazi ve kardeşi Şeyh Gani (GANİŞEYH) Türbesi’nin çevresindedir. İlk yerleşim ACISU yatağı, KESDOĞAN’ın suladğı değirmenler bölgesi, İRECEP’in GÖLÜ (TERCEN’in GÖLÜ) ve bu iki suyun birleşim bölgesi ve ayağıdır KAYSERİYYE SANCAĞI AKKIŞLA İLÇESİ PREHİSTORİK DEVİR: Sulak bölgede, çevrenin ERCİYES lavları ile dolu olan görünümü ve buralarda çok sayıda bulunan oyma kaya mezarları MÖ. XI. y.y.’a aittir. 25 Geç Hitit devirlerine ait mermer mezar taşları, sütunlar (Uğurlu Mahallesi, Kululu, Gömürgen Kavşağı, Ganişeyh), muhteşem bir tümülüs (Kululu) III. Hattuşili dönemine ait olup yeni yeni kazılmaktadır. 26 Yöre, antik devir Geç Hitit dönemi ile Roma, Bizans Çağı’na kadar zengin bir kültüre kaynaklık etmektedir. Mağaraların yanında bulunan gizli kaya mezarları, lahit içindedirler; Pontus kırallarının yaşama biçimini belgelemektedir. Yükseklerdeki barınma yerleri dışındaki toprak altında kalan yerleşim yerleri, antik kentler (Gavurharmanı, Berçin, Pamucak, Üsküdar, Kapaklı Yaylaları, Büğelek Tepesi, Kızlarini, Uva, Gömürgen Tümseği, İrecebin Gölü (Tercen), Avanoğlu Kalesi, Göğdere, Değirmenler Bölgesi) hakkındaki bilgilerimiz kıttır. 27-28 Yöre halkının yerlilerinin anlattıklarına göre: Ganişeyh Türbesi’ne giden yol ve Uğurlu Köyü (Uğurlu Mahallesi) girişindeki bir yığma tepede (bugün hâlâ duruyor), hazine arayıcıları tarafından, bilinmeyen harflerden oluşan, sayfaları som altın pilakalardan meydana gettirilmiş ikibin (2.000) sayfalık bir KLASÖR’ün bulunduğu anlatılır. Gömürgen yolu üzerinde ise yeraltı şehrinin varlığı, arkeoloğlar tarafından henüz bilinmemektedir. Bugün, tepelerin üzerindeki yüzeyin dik yamaçlarında bulunan GİZLİ KAYA MEZARLARI’nın zaman zaman, yerli halk ve yabancı hazine arayıcıları tarafından kazılarak açığa çıkartıldığı görülmektedir. Bölge havalisinde (Merkez Akkışla, Kululu, Akin, Gömürgen, Uğurluuşağı, Avanoğlu) oluşan üçgende yer altı mağaralarının oluşturduğu ve barınak olarak kullanıldığı bilinen geçitler, yerleşme yerleri bulunmaktadır. Bu agarta mağaraları Ihlara Vadisi (Kapadokya) ile bağlantılı olup sığınılan yerlerdir. Berçin Yaylası’nda bulunan ve Kızlarini olarak adlandırılan OYMA KAYA EVİ, oturtma taşkapı girişli, yer altı kilisesi ev şehrinin var sayıldığı kısım, bugün hâlâ gün ışığına çıkartılamamıştır. Üstelik yöre gençleri ve çobanlarınca da aşağılara kadar inilen merdiven kısmı atılan taşarla tamamen kapatılmış durumdadır. Bu kısmın daha aşağılarda TİLKİCİLER’in İNİ adı ile bilinen yeraltı mağaralarına kadar uzandığı ve irtibat halinde olduğu kabul edilmektedir. Buraların Bizans (Kostantin) devrinde de önemli bir yer olduğu bulunan tarihi parçalardan anlaşılmaktadır. Türkler XI. yy. da buralara kadar gelerek, en eski yerleşme yerlerini YAYLA KÜLTÜRÜ olarak kurmuşlardı. Yöreye ilk gelindiğinde her yer balta girmemiş ormanlarla kaplıydı.Sular, geçit vermeyen sazlıklar, yabani kuşların ve kelaynakların ve diğer kuş türlerinin yüzlerce çeşidi burada yaşamaktaydı. Develerin ve atların geçebilmesi için balta ve benzeri aletlerle kesilerek yolların açılmağa çalışıldığı yörenin en yaşlılarından Mevkiş KURTPINAR, Kara Kahya ( Karakâ) ‘nın HASAN harılarında nakletmekteydi.29 Ihlara vadisinin bir bölümü ışık ülkesi, ağartanın devamının burada olduğu düşünülmektedir. Develerin ve atların geçebilmesi için balta vb. aletlerle kesilerek yolların açılmağa çalışıldığı yörenin en yaşlılarından MEVKİŞ KURTPINAR, KARA KAHYA’NIN HASAN hatıralarında nakletmekteydi. 29 IHLARA VADISI’nın bir bölümü ışık ülkesi, agartanın devamının burada olduğu KAYSERİ, AKKIŞLA İLÇESİNİN COĞRAFÎ YAPISI Doğusunda bulunan Hınzır’ı dağı ve Karatepe en yüksek noktasıdır. Kuzeybatısında, Sarıoğlan; batısında, Koyunabdal ve Çerkez Söğütlü; güneyinde, Pınarbaşı, Malak; Doğusunda da Küçüktuzhisar ve Sivas ile çevrili bulunmaktaydı. Bunlardan başka; Bozdağı, Büğelek Tepesi, Berçin Yaylası ikinci yükseltileri arasında yer alır. Eskiden (yöre yaşlılarının anlattıklarına göre) burası, sulak, sazlık ve girilemeyen gür ormanlıklarla tatlı su kaynakları, sazlıklarla kaplıydı. Çevrenin BERÇİN, ÜSKÜDAR, BÜYÜK PAMUCAK, ORTA PAMUCAK, KÜÇÜK PAMUCAK, OVA, KEÇİHAKKI, SULTANYURDU, TOZLUYUR gibi düzlükleri YÖRE TÜRKMENLERİ’nin YAYLAK (yayla) bölgesi olarak bilinir. İlçe, iki suyun (KESDOĞAN, ACISU) birleştiği vadide kurulmuş olup, emsalsiz kaynak ve şelâleler yöreyi kucaklar. İlçenin güneyinde saniyede 900 – 1000 litre su akıtan KESDOĞAN ŞELALESİ ile Avanoğlu’ndan gelen ACISU isimli iki büyük suyu dikkate değer özellikleri arasındadır. Bunun yanında ufak çaplı suları da bulunmaktadır. Akkışla çevresi, bütünüyle Prehistorik ve Hitit yerleşme yerleriyle iç içedir. Çevre avcılık cenneti olarak vasıflandırılır. Yaylaklar da bu çevrededir. Yaylaklarda YURT’lar ve ALAÇIK’lar içinde kalınır Yurtlar ve alaçıkların öbek öbek bulunduğu yerlere OBA veya HALAKA adı verilir. Türkiye’nin en lezzetli et, süt, yoğurt kaymak, peynir ve yağları burada bulunur. Türkmen göçebe ürünleri ve el dokumaları birbirlerini tamamlayan görülmeğe değer güzellikleridir. TÜRBE Ganişeyh Türbesi şelâle yanında bulunur. Burası tabiat güzellikleri ve tarih ile iç içedir. Ganişeyh, Melik Gazi’nin kardeşi olup inası oradadır. XI. y.y.’a kadar inen tarihi Avanoğlu ile bağlantılıdır. İçindeki iki sütun, ikibin (2.000) yıllıktır. Toprak altında kalanı antik Akkışla MÖ 500 yıllarına aittir. 30 UĞURLU MAHALLESİ KALINTILARI Bu bölgedeki birkaç tümülüs, yer altı geçitleri gibi buluntular hemen yol kenarında görülebilir; ancak oyma kaya mezarları hâlâ (kaçak olarak kazılıp, ortaya çıkarılanlar hariç) gizliliğini korumağa devam etmektedir. Bölge Rum Pontus Kıralları Devri izlerini taşımaktadır. 1950’lere kadar, Rum-Ermeni-Türkmen gruplarının birlikte barındığı bölgede bugün Rum ve Ermeniler buradan İstanbul veya İzmir'e taşınmışlardır. Bölgenin birkaç tümülüsü altında, kıral veya devrin ünlü şahsiyetlerini barındıran mezarların bulunduğu izlenimi vermektedir. 31 Hazine avcıları tarafından, zaman zaman yapılan izinsiz kazıların, birçok OYMA KAYA MEZARLARI’nı açığa çıkarmış olduğu görülmektedir. Gömürgen'e (İlbeyli) doğru giderken, yol üzerinde yeni keşfedilen yeraltı şehri arkeoloğların araştırmalarını beklerken, hazine avcılarının da iştahını kabartmaktadır. Kışın karlar yağdıktan ve bahara doğru erimeğe yüz tuttuğu günlerde oyma kaya mezarlarının içlerinin boş olmasından dolayı karlarının normal yerlere göre daha çabuk eridiği görülür. Böylece, mezarları tespit eden hazine arayıcıları, geceleri gelerek bu mezarları kazdıklarından yöre halkı sitayişle söz etmektedirler. Bölge halkının yerleşim alanı, Rum Pontus Kırallığı yerleşim alanı dışında, kayalıkların yamaçlarına doğrudur. Bununla beraber yerini yeni yapılanmalar, bu tümülüslere doğru kaymaktadır. BİTKİ ÖRTÜSÜ ve İKLİM Kayseri'nin bu yöresinin; en çok ekilen tahılı buğday, arpa yulaf, mercimek, nohut, fasulye, ayçiçeği, kabak, salatalık, pürçüklü (havuç), yerelması, patates, pancar, domates, mısır (darı), ekilen ürünler arasındadır. Bunlardan fasulye, ayçiçeği, patates, soğan, sarımsak, pancar kâr etmek amacıyla da ekilir. Meyve olarak elmanın her çeşidine bol miktarda rastlanır. Bunların bir kısmı da meyve suyu fabrikaların satılır. Bunlardan başka ceviz, dut, palıt, kayısı, kara erik sarı erik, armut, ayva, şeftalinin yetiştirildiği de görülmektedir. Akkışla ve yöresi yeşillik bir bölge olmakla birlikte, bol meyve ağaçları ile kuşatılmış bir koruluk görünümündedir. Bu yeşil görünüm büyük bir bölümünü meyve ağaçları oluşturmaktadır. Bunların yanında karakavak, selvi kavak, söğüt, karaçal, iğde, selvi söğüt, salkım söğüt, karamık, girebolu, alıç, mamuk, itburnu vb. ağaçlar bulunur. Karasal iklimin hüküm sürdüğü yörede kışlar, soğuk ve yağışlı yazlar sıcak ve kurak geçer. Son dönemlerde bu durumun biraz daha değişebilmekte olduğu da söylenebilir. Yaz ve kış aylarındaki sıcaklık farkları 370 kg/m’dir. İlçeden Zeynep Hanım ve Eşi YERYÜZÜ ZENGİNLiKLERİ ve AKARSULARI Kayseri'nin bu yöresi; kömür, altın, civa, mermer, alçıtaşı yataklarını barındırır. Dünyanın en güzel yeşil, siyah ve sarı mermeri buradadır. Diğer maden cevheri ürünleri kârlılık bakımından incelenmektedir. Çevre dünya maden devrinde işletilmiş pek çok ilginç ocaklarla doludur. Bunların geçmişleri taa tarihten evvelki devirelere kadar inmektedir. Büyük alçıtaşı stokları yeni çıkmaktadır. Kesdoğan, Acısu yörenin en önemli suyu olup, Akkışla içinde birleşmektedir. Acısu, Zincirdağı’ndan doğarak Akkışla’da birleştikten sonra, Sarıoğlan Havzasını sulayarak Kızılırmak’a dökülür. Akkışla sınırları içerisinde Kötüköy – Karabekirli Havzası içerisinde KESDOĞAN ve ACISU, sularının birleşmesinden oluşan AKKIŞLA BARAJI inşaasına başlanmış olup, Çiftlik ve Sarıoğlan havzalarını sulayacaktır. Akkışla İlçesi içerisinde bugün, suyu tamamen çekilmiş bin beşyüz (1.500 m) metrekare büyüklüğünde İrecep’in Gölü (Tercen) yokolmuş durumdadır. Karabekirli (Akin) Tuz Gölü ise 1.500 m büyüklüğünde olup, içinde fazla miktarda sodyumklor bulundurur. Akkışla Yaylalarından Bir Görünüm TABİİ GÜZELLİKLERİ Kayseri İli'nin bu yöresi tabii güzellikleri barındıran en çarpıcı yerlerden biridir. KESDOĞAN ve ACISU güzergahı piknik yapmak, balık yakalamak, avcılık etmek ve dinlenmek için vazgeçilmez yerlerdendir. Keklik, tavşan, bıldırcın, karabatak, suculuğu, yaban ördeği, sığırcık, kurt, tilki avlanılabilecek hayvanlardan birkaçıdır. Bunlardan; doğan, atmaca, şahin, kelçerkez, akbaba, leylek ise nesli azalmağa başlayan yabanilerdendir. Dağlarda; çakal, ayı, yabani domuz ve keçi olduğu da yöre avcıları tarafından söylenmekte ise de son zamanlarda giderek azalmaktadır. İnsanın üzerine üzerine geliyormuşçasına duran Ücepur’u, Avanoğlu Kalesi, Kızlarini, Tilkiciler’in İni gibi agarta mağaraları ve Tabal, III. Geç Hitit Tarhuttina Kırallığı devriyle Kululu Kalesi, Hitit ve Bizans, Rum Pontus Kırallarından kalma gizli, Oyma Kaya Mezarları, Ganişeyh Türbesi ve şelâlesinin sularının, gümüş lavı gibi, pırıl pırıl aktığı gizemli yerler, görülmeğe değer tabii güzelliklerinden bazılarıdır. GEÇİM KAYNAKLARI Yörenin geçim kaynakları olarak çiftçilik ve tahıl ekimi baş yeri almaktadır. Bunlardan başka Almanya’da bulunan işçiler de yöre ekonomisine büyük destek ve katkı sağlamaktadır. Bununla birlikte son yıllarda ekilen ayçiçeği, pancar, fasulye, nohut da ekonomiye katkıda bulunanlar arasındadır. Nüfus başına düşen arazinin yetersiz olması, köyden şehre göçü mecburî kılmaktadır. Bugün yeni yetişen gençliğin büyük bir bölümü hayatını şehirde sürdürmektedir. KAYSERİ, AKKIŞLA’YA BAĞLI KÖYLER (Eskiden Teşkilatlı NAHİYE iken Bağlı Köyler) 1. Koyunabdâl 2. Kululu 3. Karabekirli (Akin) 4. Kötüköy (Gümüşsu, Nurvana) 5. Keklikoğlu 6. Kırıklı 7. Kömürören 8. Kiliseköy 9. Kayaaltı 10. Karaerkek 11. Büyükkozaklı 12. Küçükkozaklı 13. Karagöl 14. Karaağal 15. Aşağı Kozaklı 16. Ganişeyh (Avanoğlu) 17. Alevkışla 18. Cevizcik 19. Çiçekoğlu 20. Dereköy 21. Deller 22. Düzencik 23. Tuzhisar 24. Uçağıl 25. Yukarı Kozaklı 26. Yeniköy (Hınzırı) 27. Girinci 28. Gömürgen (İbeli) 29. Hacıyusuf 30. Mudarasan 31. Muratbeyli (Arıcıoğlu) 32. Uzunçayır (Manavuz) 33. Örtlek 34. Ortaköy 35. Sıyırmalı 36. Sarıkaya 37. Seydinali 38. Sarıçiçek 39. Sofumahmut (Hacılı) (Küçükhanifili) 40. Uğurluuşağı 41. Zek 42. Zerezek 43. Karadayı 44. Ebulhayır İlçeye Bugün Bağlı Bulunan Köyler: Köy Adı: Nüfusu: İlçeye Uzaklığı: 1. Alevkışla (Kötüköy) 305 5 km. 2. Ganişeyh (Avanoğlu) 670 6 km. 3. Girinci 545 15 km. 4. Gömürgen (İbeli, İlbeyli) 1500 8 km. 5. Gümüşsu (Nurvana, Kötüköy) 260 8 km. 6. Kululu 1180 5 km. 7. Uzunçayır 300 10 km. 8. Akkışla 7000 - KAYSERİ, KANİŞ KURUM (DEMİR DEVRİNDE KULULU, KÜLTEPE ve CİVARI) Bu yörede bulunan tarih ve kültür Prof.Tahsin Özgüç'e göre: H. Th. Bossert, Kululu’da bulunmuş olan kitabelerden ilkinin sahibinin Ruwas (Ruvas -Tabal ülkesinin büyük Kıralı Tuwatis’in vazali); ikincisinin de Panunas olduğunu tesbit etmiştir. Kululu’nun üçüncü prensi de A-la?-li-s’dir. Panunas ve A-la?-li-s’in Tabal ülkesinin büyük kırallarından hangisinin vazali olduğu bilinmiyor. Büyük kıral Wasusarmas, Tuwatis’in oğludur. A-la?-li-s’in bu iki kıralla münasebeti hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Yalnız, A-la?-li-s yazıtındaki başı (ben”-im”) ve ensesi üstündeki saç topuzunun, sakalının şekli, yukarıda incelediğimiz, tanrı başlarının üslûbundan farklı ve onlardan daha eskidir. Kanımca bu baş, en geç, M.Ö. 8 inci yüzyılın son çeyreğine ve hatta biraz daha eskiye tarihlenebilir. III. Shalmaneser Tabal seferinde söz eder. Kayseri Ovası, bu kırallığın çok önemli bir bölgesini teşkil etmiş olmalıdır. Bu görüşümüzü, hiyeroglifli kitabelerin, heykellerin, kabartmalı taşların çoğunun bu bölgede bulunmuş olması doğrulamaktadır. Doğudan, güneydoğudan, yani Gürün (Eski Til-garimmu) üstünde, Elbistan Ovasından, Sivas yönünden gelebilecek akınlara karşı Kayseri Ovası'nı en iyi müdafaa edebilecek durumda olan Kululu Kalesi, Tabal ülkesinin stratejik bir merkezidir. Kayseri, Sultanhan ve Kayseri, Kültepe ona en yakın olan iki Tabal ülkesi şehridir. Kayseri, Kültepe’deki Geç-Hitit sarayının II. Sargon’un Tabal’a yaptığı seferden önce yakıldığını gösteren ipuçları vardır.Kayseri, Kültepe kabartmalarının, Kululu’dakilere bakınca, daha eski bir tarihe ait olmaları da bizi desteklemektedir. Kayseri, Kululu, en geç tahrip olunmuş, çok dayanmış, kudretli Assur kırallarını çok uğraştırmış merkezlerden biri olmalıdır. Tabal tarihinin çeşitli safhalarını, muhtelif şehirlerdeki kalıntılara, yapı katlarına göre incelemek, bunları Assur kaynaklarının ve hiyeroglifli anıtların yardımı ile değerlendirmek lazımdır. Bugüne kadar araştırmalar bu şekilde yürütülmemiştir. Her disiplin konuya kendi sınırı içinde ayrı bir katkıda bulundu. Tabal ülkesi ile ilgili problemlerin çözümlenmesinde bu ülkede yapılacak sistemli kazıların büyük payı olacaktır. Kurşun Levhalar Kululu köylülerinden Mustafa Yıldız tarlasında bulduğu kurşun levhaları, Müzenin satın alması için, 1967 baharında Müzenin eski asistanlarından Sargon Erdem eliyle Kayeri’ye göndermiştir. Kurşun levhalar, kurulan bir heyetin takdir ettiği 1000 lira karşılığında, Müzeye mal edilmiştir. Kurşun levhaların bulunduğu yer, kesin olarak bilinmiyor. Mustafa Yıldız bunları Kululu-Akkışla İlçesi yolu kenarındaki tarlada bulduğunu söylemiştir; ancak, bu tarlada yaptığımız araştırmalar bu ifadeyi doğrulamamıştır. Kanımca, kurşun levhalar, Mustafa Yıldız’a ait olan, 2,8,11 numaralı tarlalardan birinde ve en kuvvetli ihtimalle 2 numaralıda bulunmuş olmalıdır. M. Yıldız’ın ifadesine göre, kurşun levhalar dar olanları içeride, en genişi dışta olmak üzere, iç-içe sarılmış-tek rulo halinde bulunmuştur. Bu bakımdan, Assur’da Anu-Adad mabetinde bulunanlardan farklıdır. Bilindiği gibi, orada her kurşun levha ayrı bir rulo halinde bulunmuş; yalnız, f + g kurşun levhaları, bir araya, tek rulo halinde sarılmıştır. M. Yıldız'ın bulduğu levhalar, açıldıkları zaman içteki kurşun levhaların düzenli bir şekilde açılmadığından düz bir satıh haline getirilememiş, yer yer çatlamalarına, kopmalarına mani olunamamıştır. Kurşun levhalar yumuşaktır; kolayca bükülmektedir. Bunun için, Assur’dakilerde olduğu gibi, bunlar da yazılırken sert bir madde üstüne konularak, madeni bir kalemle yazılmış olmalıdır. Yumuşak kurşun üzerinde hatalar düzeltmede, kullanılmış işi bitmiş levhanın yazılarını silmek ve üstüne yenilerini yazmak, daima, mümkün olmuştur. Assur’da 1905 yılında bulunmuş olan yedi kurun levhanın Berlin’de (Vorderasiatisches Museum)’da laboratuvarda kontrol altına alınmış olmalarına rağmen, dayanmadıkları, kül haline geldikleri malumdur. Bu durumu göz önünde tutan heyetimiz, kurşun levhaların, koruma ve kontrol etme imkanları daha iyi olan, Ankara Arkeolojik Müzesine getirilmesini teklif etti. Bu teklifimizi olumlu karşılayan Eski Eserler ve Müzeler Umum Müdürlüğü, bunların ; Ankara’ya naklini sağladı. Tek rulo halinde kurşun levhaların, önce dıştaki en geniş olanı açılmış ve uçlarından kesilerek, koparılarak tüfekleri için saçma yapılmıştır. Bunun için, en geniş en uzun olduğu anlaşılan kurşun levhadan elimize küçük bir parça kalmıştır: 1. Parça’nın uzunluğu 7.8 cm., genişliği, 6.2 cm. dir. Her iki yüzünde de üçer satırlık birer kitabe var. Bu parçanın fotoğrafını burada yayınlamıyoruz. Aşağıdaki levhalarla ilgili verilen bilgilerde görüleceği gibi, bunda, Kişilere verilmiş koyunlardan söz edilmektedir. 1 inci kurşun levha (Lev. L, 1 aŞb): Elimizdeki levhalardan en geniş ve en uzun olanı. Uzunluğu 37 cm., genişliği 5.2 cm., kalınlığı 1.2 mm. kırılmış ve dört parçaya ayrılmış. Yer yer çatlamış, üst ve alt kenarındaki işaretlerden bazıları kopmuş. üç satırlı. Ön yüzde, birinci satırın sağ başından başlayan metin sola doğru, ikinci satırda soldan sağa, üçüncü satırda sağdan sola ve satırın sonuna kadar devam etmektedir. (Lev, L, 1 a) Metin, arka yüzde dörtüncü satırda soldan sağa, beşinci de sağdan sola, altıncı da soldan sağa devam ile son satırın ucuna yakın kısmında sona ermektedir. (Lev. L, 1 b) Beşinci satırın sağ başındaki işaretler çok siliktir. Satırın ondan sonraki kısmında ise işaretleri görmek mümkün değildir. İkinci kurşun levha (Lev, LI, 1 aŞb; B,2): En iyi korunmuş olanlardan biri. Uzunluğu 16 cm. genişliği 4.2 cm., kalınlığı 1.6 mm. Bu levha kırılmış ve iki parçaya ayrılmış. Uzun parça iki yerinden çatlak. iki satırlı. Önyüzde birinci satırın sağ başından başlayan metin sola doğru, ikinci satırda soldan sağa (satırın sonuna kadar) devam etmektedir. (Lev. LI, 1 a; B,2) Metin, arka yüzde üçüncü satırda sağdan sola, dörtüncü satırda soldan sağa devam ile satırın ucuna iki santimetre kala sona ermektedir. (Lev. LI, 1 b) Bu levhanın işaretleri iyi korunmuştur. Yalnız, ikinci satırın sol başında küçük bir kısmı ve aynı satırın ortasında, yarım ay şeklinde, düzenli bir kertik meydana gelmiştir. 3 üncü kurşun levha (Lev. LII, 1 aŞb): Uzunluğu: 21 cm., genişliği: 3.8 cm., kalınlığı: 1.4 mm. Kırılmış ve dört parçaya ayrılmış. Önyüzde, sağdan başlayan birinci satırın (başlangıçtan itibaren) işaretleri silinmiş, okunamaz bir hal almış. Yalnız, bu işaretler satırın sonuna doğru okunabilmektedir. (Lev. LII, 1 a) Soldan başlayan ikinci satırın baş kısmında işaretler sezilebilmekte ise de, sağa doğru hiçbir işaret görülememektedir; hepsi silinmiştir. Arka yüzde sağdan başlayan üçüncü satırın büyük bir kısmında işaretler, tamamen silinmiş olmasına rağmen, satırın sonuna doğru olanlar çok iyi korunmuştur. Ayrıca, satırın sol kenarındaki işaretler de silinmiştir. dördüncü satırın soldan sağa devam eden işaretleri de tamamen silinmiştir. Metin, bu satırın ortasında sona ermiştir. (Lev. LII, 1 b) İkinci parça’nın uzunluğu 6 cm., genişliği 4 cm., kalınlığı 1 mm. dir. Saçma yapmak için çok kesildiğinden, bu kadarı korunabilmiştir. Metin iki satır halindedir. Önyüzdeki birinci ve ikinci satırların işaretleri siliktir. (Lev. XLVII, 1) Bunun için çok zorlukla okunabilmektedir. Arka yüzde üçüncü satırın işaretleri iyi korunmuştur. (Lev. XLVIII, 1) 4 üncü de yazı yoktur. M. Yıldız kurşun rulonun bulunduğu anda uzunluğunun, aşağı yukarı iki metreyi bulduğunu ifade etti. Elimizdekilerin uzunluğunun 87.8 cm. olduğu düşünülürse, M. Yıldız’ın mübalağa etmediği anlaşılır. Bu, Kululu levhalarının Assur’dakilerden daha uzun olduğunu göstermektedir. Yalnız, Assur levhaları daha sağlam durumda ele geçmiştir. Kurşun levhalardan, av tüfeklerine saçma yapmak üzere, M. Yıldız’ın akrabaları da istifade etmiştir. Bunun için, M. Yıldız kurşun levha parçalarından bazılarının, hâlâ, komşularının elinde kamış olabileceğini söylemektedir. Piero Merigg otuzbeş, ve Th. H. Bossert, F. Steinherr yirmi sene önce, Assur kurşun levhaları üstündeki incelemelerinin sonuçlarını yayınlamışlardır. Şimdi, Kayseri/Akkışla, Kululu buluntuları bunların ışığında daha iyi incelenibilcektir. Hiyeroglifli kurşun levhaların Anadolu’da, ilk defa, bulunduğu yazılmıştır. Halbuki, Boğazköy’de, Büyükkale’de otuzdört sene önce onüçüncü veya ondörtüncü yüzyıla ait, tek rulo halinde ve yalnız bir yüzü yazılı bir kurşun levha bulunmuştur. Rapora göre levha Assur’da (veya şimdi Kululu’da) bulunanlara bakınca daha dardır. İşaretler de iyi korunmamıştır. K. Bittel’in daha o zaman da ifade ettiği gibi, Bükükkale levhasının en büyük önemi, kurşun üzerine yazmanın Hitit İmparatorluk çağında da bilindiğinin isbat edilmiş olmasındandır. ……………….. Porf.Dr.Tahsin ÖZGÜÇ-Akkışla-Kululu Kalesi Kazı Notları ve Belleten Sayfaları. AKKIŞLA YÖRESİ OYUNLARI (DERLEMELER) HÖL OYUNU Bu oyun en az üç kişinin bir araya gelmesiyle kurulur. Oyun en işe aşağı bir eğimde oynanır. Oyunun oynanacağı yere yuvarlak KARAMIK ağacının kökünden yapılmış, ağaçtan bir top konur. Bu ağaçtan topun adına HÖL denir. Höl toprağın yüzeyinde hafif oyulmuş yuvasına yerleştirilir. Ebe seçimi için önceden kararlaştırılmış belli bir mesafedeki çizgiden sopalar fırlatılır. Bu yapılan işleme DÜŞME denir. Düşme esnasında fırlatılan sopalardan en arkada kalan sopa sahibi EBE olur. Ebe holün koruyucusudur. Sopasını holün üzerine koyarak, belirlenen mesafeden atan oyuncuların hölü çıkarmasına mani olur. Höl bu düşme esnasında bir oyuncu tarafından çıkarılırsa ebe hölü eski yuvasına getirmek için yerinden ayrılır. Bu duruma HÖL KOVALAMA veya GÜTME adı verilir. Sırasıyla atılan sopalar hölü yerinden çıkaramamışsa, sahipleri tarafından getirilerek hölün arkasına gelecek şekilde dizilirler. Höl yerinden bir oyuncu tarafından çykarılmış ise, değneğini koyan oyuncular ebe hölü eliyle yerine getirmek için yerinden ayrılınca değnek sahipleri de değneklerini hemen alırlar. Bu arada henüz düşmeimiş veya sopasını hölün arkasından almış olan oyuncular, hölü daha uzağa fırlatmak için höle vururlar. Eğer ebe hölü eline alabilmişse yeniden yalağına koyarak oyuna devam eder. Ebenin ebelikten kurtulabilmesi için, oyunculardan birine sopası ile dokunabilmesi gerekir. Hölün yerinden hiçbir oyuncu tarafından çıkarılamamış ve sopaların ebede rehin kalması halinde, oyuncular ebenin etrafını sararlar. Ebeyi sıkıştırarak sopalarını almak isterler. Ebenin sopaları vermemesi halinde oyunculara EBE ÇİLLENDİ der. Bu sözden sonra oyuna yeniden başlanır. Kaynak:Sabri ELGÜN 1925 Hanım ELGÜN 1933 Hamet ELGÜN 1933 Ayşe ELGÜN 1938 KAYSERİ/Akkışla KÖY GÖÇTÜ OYUNU Bu oyun da höl oyununa benzer; ancak her oyuncunun kendi yalağı olduğu gibi, ortada bir de ebe yalağı olur. Oyuncular kendi yalaklarına sopalarını bırakırlar, başına dikilirler. Bu oyun kızlı erkekli karma da oynanabilir. Oyun beş yada yedi kişiden kurulur. Oyuncular kendi yalaklarında değnekleriyle beklerken, bu arada KÖYGÖÇTÜ’yü çıkarmada çalışırlar. Oyuncuların kendi yalaklarını sahiplenmemesi halinde, yalağı boş kalan oyuncunun yalağına ebe sopasını koyarsa, sopası boşta kalan oyuncu ebe olur. Bütün oyuncular KÖYGÖÇTÜ diye bağırırlar.Başa dönülerek yeni oyuna başlanır. Kaynak:Sabri ELGÜN 1925 Hanım ELGÜN 1933 Hamet ELGÜN 1933 Ayşe ELGÜN 1938 KAYSERİ/Akkışla EŞAMİZ TAZELENDİ Sayma ya da kura yoluyla oyunculardan biri ebe seçilir. Bu oyunda oyuncu sayısı sınırlı değildir. Oyuncu ne kadar çok olursa o kadar zevk alınır. Seçilen ebe ellerini diz kapaklarına gelecek şekilde koyarak eğilir, yere paralel durur. Diğer oyuncular da bu ebenin üzerinden atlarlar. Birinci atlayışta bütün oyuncular: BİR, BİRDUR BİR İKİ, İKİ FINDIK GIR ÜÇ, ÜÇ GÖT VUR DÖRT, DAHA SERT VUR BEŞ, EL ETEK DEĞMEZ, derler. Bu oyunda, beşe kadar olan sözleri kim yanlış söylerse veya eteğini (elbisesini) kıçını ebenin sırtına kim değdirirse, o oyuncu ebe olur ve oyun yeniden başar. Kaynak:Sabri ELGÜN 1925 Hanım ELGÜN 1933 Hamet ELGÜN 1933 Ayşe ELGÜN 1938 KAYSERİ/Akkışla TUTUCUM ALDIM VARIYOM Oyuncular iki guruba ayrılarak saf alırlar. Rakip gruplardaki oyunculardan biri (kendine güvenen cesur), kendi grubundan CİNTE sinden ayrılarak, rakibin çintesine yaklaşır ve tükürür. Tahrik edilen rakip oyunculardan cesaret sahibi herhangi biri çintesi dışına çıkarak kendilerine yaklaşmış olan rakip oyuncuya kovalamağa başlar. Rakip oyuncu kendi çintesine varmadan yakalanırsa ,yakalayan tarafından esir edilir. Oyun bu şekilde devam eder. Sonuçta esir tarafı fazla olun grup oyunun galibi olur. Kaynak: Süleyman ELGÜN 1927 Fadime ELGÜN 1930 Aynur ELGÜN 1931 Feride ELGÜN 1929 KAYSERİ/Akkışla GUŞUM GUŞUM OYUNU Oyuncular halka oluştururlar. Bir ebe seçilir. “Bir elma, iki elma, al elma, mor elma...” diyerek sayım yapılır. MOR ELMA hangi oyuncuya tesadüf ederse, o ebe seçilmiş olur. Ebenin eline verilmek üzere bir yağlık (eşarp) kıvrılarak ucu bağlanır ve jop oluşturulur. Ebe aklından bir kuş tutar. Bunu da oyuncuların bulmasını ister. “Bir guşum var. mendiliyle benzetme yapar, misâl gösterir: Kanadı var şu kadar, gözü var boncuk kadar, götü var nohut kadar diyerek tarif eder.Oyunculara, bilen var mı? Diye sorar. Cevap veren bilen olursa turayı, bilen oyuncuya vererek diğer oyunculara, bilemiyenlere vurdurur. Oyun böyle devam eder. Tarif edilen guşu bilen ebe olur, sopadan da kurtulur. Kaynak: Süleyman ELGÜN 1927 Mehmet ELGÜN 1929 Feride ELGÜN 1929 KAYSERİ/Akkışla VIZ VIZ OYUNU Bu oyunda da oyuncu sayısı sınırlı değildir. Oyuncuların çokluğu oyunu neşeli kılar. Oyunculardan her biri, çömelmiş bir vaziyette daire şeklinde otururlar. İçlerinden seçtikleri birine bir mendil verirler. Mendili alan oyuncu mendili arkasında saklayarak “YAĞ SATARIM, BAL SATARIM, USTAM ÖLDÜ BEN SATARIM” tekerlemesini söyleyerek oyuncuların arkasından tur atar. Bu turlardan birinde elindeki mendili birinin arkasına bırakır. Arkasına mendil bırakılan oyuncu, mendilin kendisinin arkasında olduğunun farkına varıp yerinden kalkmazsa ebeden sırtına yumruk yer. Eğer hemen fark ederse mendili arkasından alarak o da ebeyi kovalar. Ebe koşarak arkasına mendil bıraktığı oyuncunun yerine oturana kadar bu durumdan kurtulmamış sayılır. Yine, yeniden ebe olan oyuncu aynı tekerlemeyi söyleyerek oyuncuların arkasında dolaşmasına devam eder.Oyun oyunculardan ebenin mendil bırakması, mendili kapanın kovalaması şeklinde devam eder .Oyunda oyuncular iyice azaldığı veya oyundan sıkılındığı zaman oyun bırakılır. Kaynak: Aliefedi ALTINOLUK 1920 Cennet ALTINOLUK 1332 KAYSERİ/Akkışla BEZİRGANBAŞI Bu oyunda da oyuncuların çokluğu önemlidir. İki kişinin ebeliğinde oynanır. İki ebe kendi aralarında kendilerine iki isim bulurlar. Diğer oyuncular ebelerin işaretiyle sekerek tünele gelirler. Arka arkaya dizilen bu oyunculara KERVAN adı verilir. İlk gelen oyuncu “AÇ KAPIYI BEZİRGANBAŞI BEN GELDİM” der. Ebeler de açacağız ne vereceksin derler .İlk gelen oyunu da arkamdaki senin olsun der. Buna tekrar sorarlar: ELMA MI İSTERSİN, ARMUT MU? Söylenen isme göre o ebelerden birinin arkasına geçilir. Aynı işlem oyuncular bitene kadar devam eder. Daha sonra ebe olan şahıslar ortaya bir çizgi çizerler. Her iki tarafın oyuncuları da ebelerinin bellerinden yakalayarak, birbirlerini çekmeğe başlarlar.Ellerini birbirlerinden tutan ebelerden hangisi diğerini, belirtilen çizgiden kendi tarafına geçirirse galip o ebenin grubu olur. Oyun bu şekilde devam eder. Yalnız daha güçlü bir ebe diğerinin yerini alabilir. Kaynak: Aliefedi ALTINOLUK 1920 Cennet ALTINOLUK 1332 KAYSERİ/Akkışla ÇELMELİ TOP Bu oyun bez parçalarından dikilmiş, çeşitli büyüklüklerdeki toplarla oynanır. Top, içi bezlerle iyice sıkıştırılarak dikilir ve sertleştirilir. Oyun iki grup tarafından oynanır. Birinci grup içeride ÇİNTE denilen yerde bulunurken, diğer grup da ÇİNTE dışında çelinen topları yakalamak için bekler. Her grupta eşit sayıda oyuncu bulunur. Birinci grup beş ise ikinci gruptaki oyuncu sayısı da beş olmak durumundadır. Çinte içinde olmak bir ayrıcalık olduğu için, bu durum kura ile tesbit edilir. Kazanan taraf çintenin içine geçer. Çintenin içinde kalan gruba, dışarıdaki grup oyuncularından topu elinde bulunduran oyuncu, çinte içinde topu çelecek olanın kaldırdığı elinin avucunun içine gelebilecek şekilde atar. Bu atılan topu çinte içindeki oyuncu kuvvetine göre uzağa fırlatmak ister. Top ne kadar giderse, uzağa fırlatılabilirse o kadar iyidir.Çelinen top uzaklara veya yakınlarda bir yere düşebileceği gibi rakip oyunculardan biri tarafından da yakalanabilir. Top rakip oyunculardan biri tarafından yakalanması durumunda, çintedeki topu çelen oyuncu topu tutan rakip tarafından vurulma korkusu ile uzak çinteleri dolaşmayabilir; ancak ANA ÇİNTE’de kalamaz. Çinteden mutlaka çıkmak zorundadır. Ana çinteden çıkamayan oyuncu vurulursa oyundan çıkar ve safdışı kalır. Eğer top çok uzaklara çelinmiş ise oyuncu, topu karşı gurubundan gidip getirmesine kadar belirlenen çinteleri dolaşarak kendi çintesine vurulma korkusu olmadan gelebilir. Bu durum oyunun akışı için çok önemlidir. Oyuncuların bütünü çelip hiçbirinin vurulmadan çintelerine dönmesi halinde bu grup çinte içinde kalmayı bu defa da başarmış kabuledilir. Oyunculardan birkaçının vurulması ve sonradan bu vurulan oyuncuların sağaltılması, yani çinteye yeniden döndürülmesi şeklinde devam edilir; ancak bütün oyuncular safdışı kalırsa ve çintedeki oyuncu da hiç kimseyi sağaltamazsa çintedekiler dışarı çıkar, rakip oyuncular içeri girer. Bu defa da rakiplerin topu çelmesiyle oyuna devam edilir.Oyun içindekilerin dışarı, dışarıdakilerin içeri geçme heyecanı ile devam eder. Kaynak: K. Mehmet KARADUMAN 1335 Hacca(Hatice) KARADUMAN 1930 KAYSERİ/Akkışla ÇİVİ OYUNU Bu oyun için öncelikle ıslak, alt tarafı gevşek bir zemin seçilir. Kerme dökülmüş yer bu oyun için müsait yerlerdendir. Oyun için atmış seksen santimetre arası ağaçlar kesilerek uç kısımları sivriltilir. Bu çivilerden her oyuncuda belirli bir miktar bulunur. Oyunun oynanacağı bir zemine elli ölçeklik bir kazanın oturabileceği bir daire çizilir. Beş altı kişiden kurulan oyunda ilk düşecek (çivisini yere saplayacak) kişi, kura veya sayımla tesbit edilir. Çiviler sırası ile düşülürken, dairenin dışına çıkan çivinin sahipleri çivilerini yeniden atabilirler. Daire dışında da olsa çivi dikili kalmışsa, o çivi geçerli sayılır ev sahibi tarafından yeniden atılamaz. Eğer oyuncular tarafından atılan çivilerden daire içinde zemine saplanmayan, yıkılı kalan çivi, kaybedilmiş sayılır; çünkü, ondan sonra dairenin içine atacak başka bir oyuncu, yerde yatan çivilerden herhangi birini çıkarabilir. Çıkarılan çiviler çıkaran tarafından kazanılmış olur. Çivilerden herhangi birini kazanmak için, daire içindeki dikili bulunan veya yatık duran çivilerden birini daire çizgisinin dışına çıkarmak yeterlidir. Bu iş ise yatan çivilerde daha kolaydır. Oyunun galibi en çok çivi kazanan kişidir. Kaynak: K. Mehmet KARADUMAN 1335 -Hacca(Hatice) KARADUMAN 1930 KAYSERİ/Akkışla SÖBE (SAKLANBAÇ) Söbe, saklanbaç da denilen bu oyun yörenin en eski oyunları arasında yer alır. Bu oyunda oyuncu sayısı sınırlı olmamakla birlikte yedi sekiz kişiden kurulur. Sayım yolu ile bir ebe belirlenir. Ebe, çintedekiler yeniden gözlerini elleriyle kapatarak saymağa başlar. Kararlaştırılan sayıya ulaşınca, saymayı bırakarak “ARKAMA, ÖNÜME, SAĞIMA, SOLUMA SAKLANAN SÖBE” tekerlemesini söyledikten sonra gözlerini de açar. Böylece yakınlarına saklanmış olan diğer oyunculardan bazılarının, ebe gözlerini açar açmaz çinteye elini değdirerek “SÖBE” demelerini engellemiş olur. Ebe saklanan oyuncuları görerek, söbelemek için çinteden ayrıldığında, diğer oyunculardan herhangi biri, çinteye gelerek elini çinteye değdirip “SÖBE” diye bağırır, ebeye sesini duyurursa ikinci oyunda ebe olmaktan kurtulmuş olur. Ebenin söbelediği oyuncu ise o oyunda ebe olmak zorundadır.Eğer söbelenen oyuncu birden fazla ise aralarında kura çekilir veya sayım yapılır. Oyuna bu şekilde devam edilir. Kaynak: Sabri ELGÜN 1925 -Hanım ELGÜN 1933-Feride ELGÜN 1929 KAYSERİ/Akkışla KÖREBE Bu oyunda da bir ebe, sayım yoluyla seçilerek gözleri bağlanır. Büyük bir daire çizilerek, ebe bu dairenin içine getirilir. Diğer oyuncular dairenin dışında ve ebeye yakalanmadan ebenin sırtına elleriyle vururlar. Böylece KÖREBEyi kızdırırlar. Kızan KÖREBE dışarıdaki oyuncuları kendi çizgisinden dışarıya çıkmadan yakalamağa çalışır. Dairesinden dışarı çıkarsa diğer oyuncular tarafından kendisine bu durum hatırlatılarak daire içerisine girmesi sağlanır. Ebenin, dışarıdaki oyunculardan birinin yakalaması ile KÖREBELİK yakalanan oyuncuya geçer. Bu defa da bu oyuncunun gözleri bağlanarak KÖREBE yapılır. Böylece oyun devam eder. Kaynak: Sabri ELGÜN 1925- Hanım ELGÜN 1933-Feride ELGÜN 1929 KAYSERİ/Akkışla EBE GELDİ Sayım yoluyla oyunculardan biri ebe seçilir. Bu oyun iki grup arasında oynanan bir oyundur. Her iki grup için seçilen ebeler, kendi gruplarını yönetirler. Bu oyun biraz da ecik becik oyununu andırır.Kura ile göz yumacak grup belirlendikten sonra, bu grup çintede çizilen bir dairenin içerisine girer. Çintenin içinde kalan grubun ebesi kollarını gererek çinte içindeki eşlerini koruma altına alır. Yani onların sırtlarına gelecek şekilde ellerini uzatır. Kararlaştırılan bir rakama kadar sayımdan sonra gözler açılır. Çintede kalan oyuncuların sadece ebesi saklanan grubu bulmakla görevlidir. Ebenin dışındaki oyuncu çinte adı verilen çizgiden dışarı adım atamaz. Ebenin çintesinden karşı grup oyuncularını bulmak için ayrılmasından sonra saklanmış olan diğer grubun oyuncularından biri veya hepsi gelerek (gözükmeden), çintedeki oyunculara vurmağa başlarlar. Çintesinde sopa yiyen oyuncular EBEGELDİ diye bağırarak, ebenin oyuncuları aramasını bırakıp, çintesine dönmesini sağlarlar. Bu arada, ebenin gelmesinden veya kendilerini görmesinden çekinen karşı grup oyuncular kaçarak yeniden saklanırlar. Ebe tekrar bunları aramaya çıkınca tekrar dönerek oyunculara sopa atabilirler. Bu işi çintedeki grubun ebesine görünmeden yapmak zorundadırlar. Aksi halde ebe, onlardan birini görür ve tanırsa saklanan grubun bütün oyuncuları çinteye toplanır. Eğer ebe, gördüğü oyunculardan birinin ismini karıştırır, yanlış söylerse saklanan grup ÇANAK ÇÖMLEK PATLADI diye bağırarak çinteye toplanırlar ve yeniden saklanma hakkını elde ederler. Yani oyuna yeniden başlarlar. Bu durumda ebelik yapan grup ebeliği yeniden üstlenir ve yedikleri sopa da yanlarına kalır. Bu durum grup ebesinin beceriksizliğini gösterir ki ebeyi değiştirmek gerekebilir.Ebenin oyunculardan birini tanıyarak adını söylemesi durumunda çinteye toplanan, saklanan grup oyuncuları bu defa da çintedeki oyunculara ebelerinin koruyuculuğunda sopa atmağa çalışırlar. Ebenin koruyuculuk yapamadığı yerlere öyle yumruklar atılır ki bu oyunda bazan tartışmalar çıkar. Canı acıyan çintedeki oyuncular ebelerinin koltuğuna girmek için birbirlerini iterler.Çintedeki oyuncuların bu durumdan kurtulabilmesi ebelerinin maharetine bağlıdır. Çintedeki ebe, karşı grup oyuncularından birine vurabilir veya yakalayabilirse oyun biter ve ebelik öbür saklanan gruba geçer. Karşı grup da birinci grup gibi gözlerini yumarak oyuna devam edilir. Kaynak: Elif(Gökız) ERYILMAZ 1927 Fadime ERYILMAZ 1925 Ahmet EROĞLU 1312 Melek EROĞLU 1318 KAYSERİ/Akkışla GARELÖV OYUNU Bu oyun üç beş veya daha fazla oyuncu ile oynanır. Oyuncuların her biri kendine göre dokuz taş ayarlarlar Her oyuncu oynadığı yere kendi yalağını(küçük çukur) açar. Dokuz taştan birini eline alır ve YETİK denen büyük çukura taşını atar. Ortada taş çoğalır. Oyun sırası kendine kadar gelen oyuncu: Üç Üç Daha Burçak Sultan Gariyi Alak Gaçak Tekerlemesini söyler. Daha sonra da, tekerlemenin bittiği yerde: İKİ KAYASI BEL BERÇEK diyerek kimin kayasına (çukuru) rast gelmişse onun iki taşını alarak kaçırır. Sıra öbür oyuncuya gelir. Bu oyuncu da diğer oyuncuların yaptığı gibi, tekerlemeyi söyler. Tekerleme kimin çukurunda biterse, o çukurdaki birikmiş taşları alarak kaçırır. Oyun sonunda kayası en çok olan kazanır Kimin kayası hiç kalmamışsa on kararlaştırılan ceza verilir. Kaynak: Elif(Gökız) ERYILMAZ 1927 Fadime ERYILMAZ 1925 Ahmet EROĞLU 1312 Melek EROĞLU 1318 KAYSERİ/Akkışla GIRDIM GIRDIM Oyun beş altı kişiden oluşan grupla kurulur. Oyuncuların ellerinde bir on veya bir yirmi santimetre uzunluğunda sopalar bulunur. Oyuncular, ellerindeki sopaları belli bir aralıkla birbirlerine paralel olacak şekilde dizerler. Sayım sonucu ilk çıkan oyuncu ebe olur. Oyunu başlatır. Bu oyuncu tek ayağı üzerinde sekerek sopaların arasından geçip kendi sopasını alarak yine aynı şekilde diğer sopalara değmeden: Girdim Girdim Değneğimi Alip Çiktim Diyerek sopaların arasından zıplayarak çıkar. Diğer oyuncular da bu şekilde yaparak oyunu tamamlarlar. Bu arada geçerken sopalardan birine değen veya onları birbirlerine karıştıran, üstüne basan olursa bu oyunculara önceden belirlenen ceza uygulanır. Oyun cezanın bitiminde yeniden, aynı şekilde başlar. Kaynak: Süleyman DUMAN 1912 Esma(Esik) DUMAN 1916 KAYSERİ/Akkışla YÜZÜK OYUNU Bu oyun yedi fincanla oynanır. Oyuncular iki gruba ayrılırlar. Birinci grup yüzüğü saklar. Diğer gruba yüzüğü tepsi içerisinde getirir. Bekleyen gruptan, fincanların altındaki yüzüğü bulmasını ister. Yüzüğü arayan gruba iki fincan kaldırma hakkı verilir. Kaldıran fincanların altında yüzük çıkarsa oyun hakkı karşı gruba geçer. Yüzüğü bulamazsa fincanları kaldırmaya devam eder. Geriye üç fincan kalınca, bu fincanlardan ikisini çalar. Yine de bulamazsa, oyunu kaybetmiş sayılır.Fincanı ilk kez saklayan taraf, fincanı saklama hakkını yeniden elde etmiş olur. Bir puan kazanır. Böylece oyuna devam edilir .On iki puana ulaşan grup Destegül adı verilen altısı kapalı, biri açık ve boş olmak üzere yedi fincanı tekrar getirir. Altısı kapalı olan fincanların altında yüzük saklıdır. Bir defaya mahsus olmak üzere karşı gruba bir fincan kaldırma hakkı tanınır. Buna Çalma da denir. Tek çalışta fincanı bulursa, sayılarının üstünlüğüne rağmen fincanı bulan grup oyunu kazanmış kabul edilir. Diğer gruba kararlaştırılan ceza verilir.Eğer fincanın altında saklı olan yüzüğü bir çalışta bulamazsa, oyunda sayı üstünlüğü olan grup oyunu kazanır. Karşı gruba ceza verileceği gibi ceza yerine grubun arzusu da yerine getirilebilir. Bu arada yenen grup yenilen gruba bir soru sorar:Yolunda Yolda Misin? Der. Bu soru ile grubun sözünde durup durmadığı kontrol edilmek istenir. Yolunda Yoldayim derse iş tatlılıkla biter. Eğer karşı grup Ormanda Balta Misin? Diyerek karşılık verirse, sözümüzü yerine getirmiyoruz demektir ki netice nizahla (kavgayla) biter. Kaynak: Süleyman DUMAN 1912 Esma(Esik) DUMAN 1916 KAYSERİ/Akkışla AYAKBASMAÇ Oyun iki gruptan teşekkül eder. Bir daire çizilir. Beş altı kişiden oluşan gruplardan biri kura sonucu dairenin içerisine girer. Bu grubun içinde bir de ebe bulunur. Grubun içindeki diğer oyuncular çömelerek, dairenin içinde otururlar. Grubun ebesi ayakta durarak eşlerini korumağa çalışır. Dışarıdaki oyunculardan her biri ebeye yakalanmadan daire içindeki oyunculara vurmağa çalışırlar. İçerdeki grubun ebesi, dışarıdakilerden herhangi bir oyuncunun ayağına basabilirse oyun sona erer. Bu durumda dışarıda bulunan grup oyuncuları içeri, içerideki oyuncular da dışarı çıkarlar. Oyun böyle devam ederken, içeride bulunan ebenin sırtına dışarıdan bir oyunu atlayarak binebilirse, o oyuncu ebeliği sona erer. Yerine bir başka oyuncu ebeliği üstlenir. Bu durum karşı gruptan bir oyuncunun diğer oyunculardan birinin ayağına basmasıyla sona erer. Kaynak:Mustafa GÜNER 1925 Mehmet GÜNER 1337 Yeter GÜNER 1927 KAYSERİ/Akkışla Duran KARAKUŞ ve Çavuş ÖZTÜRK Ailesi LELECİK OYUNU Bu oyun grupsuz oynanır. Her oyuncunun elinde; 1.20 – 1.30 cm. lik değnekler bulunur. Belli bir çizgiden bütün oyuncular değneklerini fırlatırlar. Değneği en arkada kalan oyuncu oyunu kaybeder. Diğerlerinin sopalarını toplama görevi bu şahsa verilir. Bu şahıs nefesini tutarak:Lelecik Leblebicik Gurucuk Gurbağacik Diyerek, sopaları toplayıp dönüp gelebilirse ve bunu da grup oyuncuları kabul ederse, bu oyuncu gruba katılır ve oyun yeniden başlar. Eğer bu oyuncu, nefesini tutarak bir nefeste sopaları toplayıp gelemezse bu oyuncuya ceza verilir. Bu oyununun çekeceği ceza için büyük bir çukur açılır. Cezalı oyuncu çukura diz kapaklarına kadar gömülür. Gömme yapılırken diğer oyuncular da oyuncunun kolay kolay çıkmaması için, toprak atılırken iyice çığnarlar. Oyuncu, bu zor durumdan bazan tek başına çıkar. Kendi başına çıkamazsa bir müddet sonra diğer oyuncular tarafından çıkartılır. Kaynak:Mustafa GÜNER 1925 Mehmet GÜNER 1337 Yeter GÜNER 1927 KAYSERİ/Akkışla KAYA OYUNU (KÜRTKALESİ, KALE OYUNU) Üç adet büyük ve sivri taş bulunur. Bu taşlar arka arkaya ve biri yıkıldığında, diğerini de devirebilecek şekilde zemine oturtulur. AYALAMA denilen taşlarla belirlenen çizgiden düşülür. Ayalamalarla belli bir mesafeden atarak kalelerden birini yıkan oyuncu üç puan (taş) kazanır. İkisini yıkan altı, üçünü yıkan da altı taş kazanmış olur. En çok puan alan oyuncu oyunu kazamış kabul edilir. Kaynak:Bekir ELGÜN 1918 Ayşe ELGÜN 1920 Abdurahman ELGÜN 1930 KAYSERİ/Akkışla Gani TOSUN, Büyük Oğlunun Evlilik Töreninde TURA OYUNU Bir grup oyunudur. Bir ebe seçilerek yüzük ve palaska ebenin eline verilir. Yüzük ve palaskayı elinde bulunduran ebe gelerek oyuncuların ortasında durur. Diğer oyuncular da bir daire veya yarım ay şeklinde bağdaş kurarak otururlar. Ebe, yüzük elinde olduğu halde bütün oyunculara veriyormuşçasına dolaşır. Bu dolaşma esnasında yüzüğü de oturan oyunculardan birinin eline gizlice bırakır. Ebe, başa dönerek, yeniden oyuncuları dolaşır ve YÜZÜK KİMDE? Diyerek sorar. O oyuncu cevap vermeden önce palaska ile oyuncunun eline bir defa vurur. Vuruş çok şiddetli olur. Bunun şiddetli olmasının sebebi, oyuncunun dikkatli davranarak yerinde bir cevap vermesi içindir. Bu soru ile yüzüğün kimde bulunduğunu bilirse, ebe oyunu ya bir defa daha vurur ve palaska ile yüzük kendisine teslim edilerek ebe olur. Bilemezse, yani Ahmet’te veya Hasan’da derse söylediği isme gidilir ve ebe elini açar palaska ile bir defa vurur. Bu şekilde yüzük bulununcaya kadar oyuna devam edilir. Söylenen son isim de kendisine sorulan soru ile anlar ki ebe yüzüğü kimseye bırakmamış, yüzük kendisinde kalmıştır. Son oyuncu bu duruma ebeye yönelerek ÜSTÜN BAŞIN DÖKÜLSÜN der. Yüzüğün ebede oluğu anlaşılır. Oyun sona erer. Kaynak: Elif(Gökız) ERYILMAZ 1927 Fadime ERYILMAZ 1925 Ahmet EROĞLU 1312 Melek EROĞLU 1318 Gazi GÜLER 1945 Kezban GÜLER 1945 KAYSERİ/Akkışla KAYIŞ OYUNU (PALASKA) Palaskalarla oynanan bir oyundur. Bu oyuna herkes alınmaz. Dayanıklılık ve cesaret gerektiren bir oyundur. Yörede en çok sevilen oyunlardan bir tanesi de budur.Bu oyun için, büyükçe bir daire çizilir. Sayımla veya kura ile bir ebe tesbiti yapılır. Tesbit edilen bu ebe dairenin içerisine girer. Bütün oyuncuların palaskaları, demir kısmı dairenin içinde kalacak şekilde ve yarısına yakın bölümü dairede olacak şekilde dizilirler. Ebe, dairenin içindeki palaskaları oyunculara kaptırmadan ve çizilen dairenin içinden çıkmadan ayağı (tepik) ile bir oyuncuya vurabilirse ebelikten kurtulabilir. Tepikle vurduğu oyuncu ebe olur. Vuramazsa ve palaskalardan birini veya bir kaçını dışarıdaki oyunculara kaptırırsa dışarıdan bir oyuncuyu tepikleyinceye kadar yani oyunculardan birine tepikle vuruncaya kadar, öyle palaskalar yer ki acısını asla unutamaz.Hatta palaskaların acısına dayanamayan ebelerle palaskayı vuranlar arasında zaman zaman kavgalar dahi görülür;ancak bu kavgalar uzun sürmez. Bu oyun kıyasıya bir mücadeleyi gerektirir. Ebelerin değişimi ile oyuna devam edilir. Kaynak: Elif(Gökız) ERYILMAZ 1927 Fadime ERYILMAZ 1925 Ahmet EROĞLU 1312 Melek EROĞLU 1318 Gazi GÜLER 1945 Kezban GÜLER 1945 KAYSERİ/Akkışla LEBBİK OYUNU (HÖSEM) Oyunun asıl kahramanları iki kişidir. Diğerleri ise seyircidir. Bu oyunu oynamak için her iki oyuncu da, kucaklarına birer yastık alırlar. Sedir üzerinde oynanan bu oyunda ortada da bir yastık bulunur . Ortadaki yastığın bir ucundan bir oyuncu, diğer bir ucundan da öbür oyuncu tutar.Her iki oyuncunun da gözleri bağlanır. Bu oyuncuların her ikisinin de ellerine de tura denen uçları bağlı bir sağlık bulunur. Oyun hakemin başla işaretiyle başlarlar. Oyunculardan biri hösem der, diğer oyuncu da lebbik diye karşılık verir. Her iki oyuncu da birbirlerini göremediği için çıkardığı sese yönelerek ellerinde ucu bağlı mendili, yağlığı sesin geldiği yere doğru savururlar. Cevap veren oyuncu kendini saklayamazsa turayı yer. Dışarıdaki seyirciler buna gülüşürler. Bu oyun kıvraklık ve büyük dikkat ister Hösem (Kösem) seslenişine Lebbik cevabıyla birlikte Turalar savrularak oynanır.Bu oyun, daha çok kışları oynanır ve rağbet bulur. Kaynak:Kezban TUTAL 1317 Abdullah KARAKOYUN 1925 Hasan ALATAŞ 1327 Mustafa AkPINAR 1320 KAYSERİ/Akkışla ATSIZ CIRIT OYUNU İki grup arasında oynanan bir oyundur. Gruplar beşer veya altışar kişilerden teşekkül edebilir. Her grup kendi önüne bir çizgi çizer. Buna kale çizgisi de denir. Grupların içinden seçilen başkanlar, sayım ya da kura ile hangi grubun, önce ciriti atacağını kararlaştırırlar. Başkanlar ellerindeki 1.20 – 1.30 cm. uzunluğunda değnekleri (GUTUR), ciriti, attığı rakibin ismini de söyleyerek tam orta noktaya geldiğinde ciriti fırlatırlar. Fırlatılan cirit değsin, değmesin fırlatan oyuncu geri dönerek, kendi grubuna doğru koşmağa başlar. Kendi çizgilerini geçmeden yakalanırsa rakipleri tarafından esir alınır. Oyun bu şekilde devam eder.Guturunu atan oyuncu rakipleri tarafından yakalanmazsa kendi grubuna ulaşır. Sonuçta, esir sayısı çok olan grup, oyunu kazanmış kabul edilir.Kaybeden taraf evvelden kararlaştırılmış olan cezaya çarptırılır. ATLI CIRIT Bu oyun atsız cirit oyunu gibidir. Sadece değişen oyuncuların bu oyunu at üzerinde yapmalarıdır. Kaynak:Kezban TUTAL 1317- Ali TUTAL 1314-Abdullah KARAKOYUN 1925 Hasan ALATAŞ 1327- Mustafa AkPINAR 1320-K.Mehmet KARADUMAN 1335 KAYSERİ/Akkışla SİNSİN OYUNU Düğünlerde ve bayramlarda genellikle akşam başlayıp, gece geç saatlere kadar devam eden bir oyundur. Bu iş için gündüzden yaş söğüt dalları kesilerek üst üste yığılır. Bu öyle bir hal alır ki tepesini alttan görmek mümkün olmaz. Bu yaş söğüt dallarından oluşturan yığın üst tarafından tutuşturulur. Etrafına büyükçe bir daire çizilir. Bu dairenin etrafını da oyuncular ve seyirciler sararlar. Yaş olan bu çubukların yanarken çıkardığı seslerin ahengine kapılan Türkmen gençlerinden kendine güvenen biri sekerek dairenin içine girip oyunu başlatır. Ellerini vurarak ve sekerek ateş yığınının etrafında dolaşmağa başlar. Diğer bir oyuncu, bu gezinen, seken oyuncuyu çemberden çıkarmak için koşarak varır. Yakalayabilirse sırtına bir iki yumruk sallar. Yumrukları yiyen oyuncularla oyun kızışırr. Bazan da dairenin etrafında sekerek dolaşan oyuncu, başka birinin yumruğuna hedef olmamak için oyun sahasının, çizginin dışına hemen kendini atar. Bugün bu oyun yörede kağnı mazısının üstüne konan içi külle doldurulmuş ve karıştırılmş bir ateşin yakılmasıyla oynanmaktadır. Sinsin oyunu yörenin en eski oyunlarından olup etkinliğini hâlâ muhafaza etmektedir. Kaynak:Kezban TUTAL 1317 Ali TUTAL 1314 Abdullah KARAKOYUN 1925 Hasan ALATAŞ 1327 Mustafa AkPINAR 1320 K.Mehmet KARADUMAN 1335 KAYSERİ/Akkışla ÇEKTİRMEÇ OYUNU İki grup halinde oynanan bir oyundur. Bu gruplar düğünlerde, kız ve erkek tarafından gelen oyunculardan oluşur. Bu arada iki hakem seçilir. Bir yazmanın ucu topuz yapılarak bağlanır. Bağlanan yağlığın her iki ucundan da gruplar tutarlar. Seçilen hakemler aynı zamanda oyuncudurlar. Bunlardan A grubunun hakemi B, B grubunun hakemi de A grubuna geçerler.Her iki ucundun tutan yağlık çekiştirilir. Karşı taraf kapmaya bu taraf da vermemeye çalışır. Belirlenen çizgiyi geçenler olursa kendi hakemleri tarafından tura ile vurularak çizgiyi geçtiği hatırlatılır .Geri çekilmeleri sağlanır .Çizgiyi buna rağmen aşmış olan oyuncular bulunduğu grubu terk ederek karşı gruba geçerler ve o grubun oyuncusu olurlar. Karşı taraftan geçen oyuncularla kuvvetlenerek yağlığı çeken taraf oyunu kazanır. Oyun sonunda daha önce belirlenen ödül veya ceza uygulanır. Kaynak:Kezban TUTAL 1317 Ali TUTAL 1314 Abdullah KARAKOYUN 1925 Hasan ALATAŞ 1327 Mustafa AkPINAR 1320 K.Mehmet KARADUMAN 1335 KAYSERİ/Akkışla AŞIK OYUNU Bu oyun genellikle kış günlerinde vakit geçirmek için oynanan bir oyundur. Karlardan temizlenen belirli bir bölgenin iki tarafına oyuncu ve seyirciler dizilirler. Bu oyun hem eşli, gruplar halinde hem de ferdî tek tek oynanabilmektedir; ancak AŞIĞI olmayanlar bu grupta yer alamazlar. AŞIK: Kesilen koyun ve keçilerin arka bacak kemiklerinin bilekle birleştiği bölümlerdeki oynak merkezlerini birbirlerine bağlayan bölgede oluşan kemiktir.Bu birleşmeyi meydana getiren kemiğe AŞIK KEMİĞİ denir. Hayvanların bacak kemiklerinden çıkarılan aşıklar bir altın gibi kıymetlidir. Aşık kaçar tane düşülecekse (dizilecekse), o kadarı, oynayan oyuncular tarafından yere dizilir. Dizilme işleminin tamamlanmasından sonra, belirlenen çizgiden demir veya taş TURUÇLARla düşme yapılır. Düşme esnasında aşığın, oradakilerin ayak ölçüsü ile üç ayak dışarı çıkarabilenler aşıkları (çıkardıkları) kazanmış kabul edilirler. O mesafeyi geçemediği kanaatine varılırsa, hemen ölçüm yapılır. Ölçüm sonunda, mesafeyi geçemeyen aşıklar eski yerlerine dikilirler. Turuç atım esnasında aşıkların yerleri bozulursa, oradaki oyuncular tarafından eksi durumlarına getirilirler. Düşme işinin tamamlanıp aşıkların da düzeltilmesiyle en yakın mesafeye atmış olan kişi turuçunu bulunduğu yerden alarak hakkını kullanır. Turuç atma esnasında aşıkları istenilen uzaklığa çıkarabilen oyuncular o aşıkları kazanmış olur. Bu esnada yerde hiç aşık kalmayabileceği gibi yerdekilerin bir kısmı ütülmüş veya hiç ütülmemiş de olabilir. Böyle durumlarda oyuncular aralığa, yere tekrar aşık atmak dikerek, ilave yapmak, isteyenler çıkarsa, isteğe genellikle uyulur.Böyle bir durumda yerde ilk oyundan daha fazla aşık olduğundan bu düşüşler daha bir başka heyecan taşır ; çünkü yerdeki aşıkların tamamını kazanma hevesi oyuncuları sabırsızlandırır. Yere düşülen aşıkların dizilmesinden sonra tekrar başa dönülerek düşme yapılır. En yakına düşen turuç sahibi atışını kullanarak oyuna devam edilir. Kaynak: Bekir ELGÜN 1918 Ayşe ELGÜN 1920 Abdurahman ELGÜN 1930 Sabri ELGÜN 1925 KAYSERİ/Akkışla GAF, GÜZEL, PEYNİR Oyunda oyunu idare eden bir grup başı bulunur. Oyuncu sayısı sınırlı olmamakla birlikte, oyun beş altı kişiden teşekkül eder. Oyuncular tarafından üç değişik nebat (ağaç, taş, kağıt)’a isim olarak GAF-GÜZEL-PEYNİR denir. Bunlardan hangisine gaf, hangisine güzel, hangisine peynir denileceği oyuncular tarafından tesbit edilir. Ayrıca bu isimler ve nebatlar oyuncuların her biri tarafından iyice tanınır.Sayım veya kura ile bir ebe tesbiti yapılır. Grubun başı bir kütüğün, bir taşın, bir tümseğin üstüne oturur. Tesbit edilen ebe de sırtı, yere paralel gelecek şekilde, başı da grup başkanının dizleri arasında olacak şekilde, ellerini başkanın dizlerine dayayarak durur.Grup başkanı ebeye, ellerindeki nebatları göstererek isimlerini tekrar hatırlatır. Bu durum, ebenin sırtına binen oyuncularla birlikte iken bir itirazı olursa, bu itirazı önlemek içindir .Oyunculardan ilk sırada olan gelerek ebenin sırtına biner. Grup başkanı ebeye, arkasında saklayıp, yalnız birini avucunda getirerek ensesinde tutuğu nebatın adını sorar. Bu sorma nebatların üçünün de ismini söyleyerek olur (Gaf-Güzel-Peynir?)Gaf derse, gaf değil, peynirdi, bak bilemedin. Bir daha saklıyorum der. Oyunculardan biri sırtında olduğu halde ebeye grup başkanı ikinci kez sorar: Gaf-Güzel-Peynir? Der. Bu kez de bilemezse saklama işi aynı şekilde devam eder. Bilinceye kadar sırtından oyuncu inmez. Eğer oyunun oynanma şekli de, başka türlü türlü kararlaştırılmışsa bu defa, ebe, sorulan sorulardan birini tahmin edemezse, sırtına binmiş olan oyuncu, ebenin sırtından iner. Bu defa diğer oyunculardan biri gelerek ebenin sırtına biner. Ebeye aynı sorular tekrar edilir. Ebe bunları tahmin edemezse, sırtındaki oyuncu iner, bir diğeri biner. Ebe, Gaf-Güzel-Peynir ? sorularını bilirse sırtındaki oyuncu yatar, ebe olur. Eski ebe de ebelikten kurtulur. Oyuna bu şekilde yatanların(ebeler) değişmesi ve alttakilerin, üstte binme hakkı kazanmaları şeklinde devam eder. Kaynak: Halil KIZILASLAN 1335 Ayşe KIZILASLAN 1340 DÖNE BOZDOĞAN 1924 KAYSERİ/Akkışla UÇTU UÇTU Genellikle küçük yaştaki çocukların oynadığı bir oyundur. Bu oyunun yöneticileri genellikle büyüklerdir. Daire şeklinde dizilen oyuncular parmaklarını yere koyarak ebenin söylediği “Uçtu Uçtu Uçtu” tekerlemesini tekrar ederler. Ama ebe uçmayan bir canlı söylediğinde, parmağını yerden kaldıran olursa o oyuncu, oturduğu yerde sırtüstü yatırılarak oyuncuların elleri sırtına konur. Yatan oyuncuya, oyunu idare edenin başkanlığına “El Elin Üstünde Kimin Eli Var?” diyerek sorulur. Yatan oyuncu en üsteki eli bilemezse bütün oyuncular birlikte yavaşça “Kaldir Kaldir Vur” diyerek hep birlikte yatanın sırtına vururlar. Bu durum yatan oyuncunun en üstteki eli bilinceye kadar devam eder. En üsteki el bilinince, oyun yeniden eski durumuna dönülür. Grup başkanı Uçtu Uçtu Uçtu diyerek yanıltmalı bir şey söylerse (At Uçtu) Aa!.. At Uçar mi? Denilerek bu oyuncuyu yatırırlar. Herkes elini yatan oyuncunun sırtına koyar. El Elin Üstünde Kimin Eli Var? Diye sorularak oyuna devam edilir. Kaynak:Hacca KARADUMAN 1930 Hamet ELGÜN 1933 Ayşe ELGÜN 1938 KAYSERİ/Akkışla MENDİL KAPMACA(YAĞSATARIM, BAL SATARIM) Oyuncu sayısı sınırsızdır. Oyuncular bir daire oluşturacak şekilde yere bağdaş kurarak otururlar. Bir ebe seçilerek elini bir mendil verilir. Bu mendili alan ebe oyuncuların arkasından dolaşarak, oturanların birisinin arkasına mendili bırakır. Mendili bırakıp dolaşmasına devam eder. Arkasına mendil bırakılan oyuncu mendilden habersiz olursa, mendili bırakıp tekrar gelen ebe tarafından sırtına vurularak dövülür. Arkasında mendil bulunan oyuncu mendili kaparak koşmaya başlar. Yerine de ebe oturur.Oyun bu şekilde, birinin mendil bırakması, diğerinin de mendili kapmasıyla devam eder. Kaynak:Hacca KARADUMAN 1930 Hamet ELGÜN 1933 Ayşe ELGÜN 1938 KAYSERİ/Akkışla ÇANAK ÇÖMLEK Oyun, beş altı kişilik grupla oynanır. Oyuna başlamadan önce yedi adet çanak kırığı, parçası bulunur. Bunlar üst üste gelecek şekilde yığılır. Yığılan çanak parçalarını yıkabilecek büyüklükte bir top bulunur. Bu top kaşağı ile sıyrılmış inek, öküz, at ve benzerlerinin kıllarından yapılır. Bir ebe tesbit edilerek çanakların başına bırakılır. Belirtilen mesafeden top fırlatılır. Topu fırlatan oyuncu çanaklardan bir kısmını devirebilirse bütün oyuncular kaçışırlar. Ebe topu yakalamak için uzaklaşınca, bütün oyuncular gelerek çanakları yeniden dizerek eski durumuna getirirler. Ebe topu yakalayıp dönünceye kadar çanaklar diğer oyuncular tarafından dizilemezse, ebeyi sıkıştırırlar. Ebe gözünün kestirdiği birine topunu fırlatır. Oyuncuyu vurabilirse vurulan oyuncu ebe olur. Eski ebe de oyuncuların arasına karışır. Eğer topu attığı oyuncuyu vuramazsa, bu ebe için çok kötü bir durumdur; çünkü, attığı topu yerinden getirinceye kadar çanaklar dizilmiş olur ki bu ikinci oyunda yeniden ebe olarak kalmak demektir. Oyun bu şekilde tekrarlarla devam edilir. Kaynak: Halil KIZILASLAN 1335 Ayşe KIZILAZLAN 1340 DÖNE BOZDOĞAN 1924 KAYSERİ/Akkışla Süleyman ELGÜN, Muharrem TOSUN bir düğün çeyizi uğurlamasında ÇELİK OYUNU Bu grup iki grup ile oynanır. Oyuna başlamadan önce 1.10, 1.20 cm. uzunluğundaki sopalar hazırlanır. Her oyuncunun sopası ayrıdır. İki düz taş alınarak yanyana getirilir. Yanyana getirilen taşların üzerine 13-14 cm. uzunluk ve oklava kalınlığında bir ağaç konur. Buna ÇELİK adı verilir. Bu arada yedek çeliklerde bir yere bırakılır. Çelik çelecek grup kura ile tesbit edildikten sonra oyunu başlanır.Oyuna başlamadan önce, çeliğin havada yakalanması, vurulması yerde tutulması ...vb ile ilgili oyunun kuralları açıklanır. Daha sonra oyuna başlayan gruptan biri çeliği iki taşın arasına kor. Elindeki sopa ile taşların üstüne koydğu çeliği sopası ile havaya kaldırarak ona vurup uzaklara doğru fırlatır. Çeliği dengeli bir şekilde havaya kaldıramayanlar olduğu gibi sopa ile ona vuramayan; çelemeyenler de olabilir. Çok iyi çelen oyunculardan kurtulmak için çeliğin başta açıklanan kuralları uygulanır. Örneğin; Çeliğin başından hiç ayrılmayan devamlı çok iyi çelebilen oyuncunun da uyması gereken kurallar vardır. Hiç fiyaskoda bulunmayan çok güzel çelen iyi bir oyuncuya, üçüncü atıştan itibaren çelme işlemini zorlaştırıcı kurallar uygulanır.Bacak arasından sokarak, çeliği kaldırıp çelmesi, dördüncü atışta sırtını dönerek çelmesinin beklenmesi gibi. Oyuncuların hepsinin fiyasko yapıp son oyuncu da çeliği iyi çelememesi sonucu birinci grup oyunu bırakarak dışarı çıkar. Diğer oyuncular içeri girerler. Eğer bütün oyuncular fiyaskoyla neticelenip son oyuncu iyi çelerse bütün oyuncuları sağaltabilir. Yani, yanan oyuncular oyuna yeniden dahil edilirler.Oyun esnasında çelik dışarıdaki oyuncular tarafından elle tutulabilirse, çinte içindeki bütün oyuncular ölmüş sayılacağından çintedekiler dışarı, dışarıdakiler de içeri girerler .Oyun bu şekilde sürdürülür.Çelik oyunu da sert ve tehlikeli oyunlardandır. Kaynak: Bayram Ali KARADUMAN 1925 Murat YURDUSEV 1328 İsmail ALTUN 1320 Hasan ALATAŞ 1327 BATTI BALIK OYUNU Bu oyunda TURA adı altında bir yağlık bağlanır. Bu bir mendil de olabilir. Sekiz-on kişilik bir grup ayakları, karşılarındakinin ayaklarına değecek şekilde otururlar. Ortada dolaşmak ve batan balığı bulmak için bir ebe tayin edilir. (BATTI BALIK) daire şeklinde oturan grup tarafından saklanır. Ebe dairenin içinde dolaşmağa başlar. şüphelendiği kimseyi hemen arar. Bu arada hemen bütün oyuncular BATTI BALIK BENDE diyerek ebeyi şaşırtırlar. Battı balık oturan oyuncuların bacaklarının arasında durmadan dolaşır. Renk vermeyen kişiler turayı bir müddet bacaklarının arasında bekletebilir. Ebe şüphelendiği kişide BATTI BALIĞI bulursa, elinde battı balık bulunan oyuncu ebe olur. Ebe de kalkan oyununun yerine oturarak oyuna devam edilir. Oyun da bu şekilde devam eder. Kaynak: Bayram Ali KARADUMAN 1925 Murat YURDUSEV 1328 İsmail ALTUN 1320 Hasan ALATAŞ 1327 ÜÇTAŞ OYUNU Düz bir taşın veya tahtanın üzerine, dikdörtgen veya kare çizilir. Bu dikdörtgen de eşit bir şekilde dört kısma ayrılır. Kısaca bu şekil ayrı ayrı dikdörtgenlerden veya karelerden oluşan dört şekil olur.Oyun iki kişi ile oynanır. Birinci şahısın taşlarının ikincisinin taşları ile karışmaması için onun taşlarınn renginin daha farklı olması gerekir. Eğer oyuncu yoksa, yerine üç tane kısa çöp konur. Her taş çizgilerin kesiştiği noktaya taşlarını konmağa başlar. Bu konma esnasında kim, aynı çizgi üzerindeki kesişme noktalarında üç taşını aynı hizaya getirebilirse taşları DÜZÜLÜ olur. Taşlarını düzmüş olan oyuncu, oyunu kazanır. Sağdan: Kelhacı’nın Kezban (TUTAL1317), Danacı’nın İsmail (ALTUN 1320), Hapçavuşlar’ın Mustafa (AKPINAR 1320), Yazar A.Ç.(ELGÜN 1954), Haşim’in Hasan (ALATAŞ 1327), Bu oyun, dokuz ve on iki taşlarla da oynanabilir. Bu durumda çizgilerin de değişmesi gerekir. Bunun için iç içe üç kare çizilir. Çizilen bu karelerin kenar çizgilerinin ortasından birer çizgi geçirilir. Daha sonra da köşeleri birleştirilir. Böylece şekil, oynanmağa hazır hale getirilir. Aynı çizgi üzerinde üç taşın dizilmesi ile karşı oyuncunun, bir taşı alınır. Bu durum rakibin üç taşı kalıncaya kadar devam eder. Rakibin üç taşı kalınca oyun daha büyük bir dikkatle oynanır; çünkü rakip bu üç taş ile istediği yere atlayabilir (uçabilir). Sonuçta iki taşı kalan oyuncu, bu oyunda yenilmiş kabul edilir. Kaynak:Gani TOSUN 1923 Sabri ELGÜN 1925 Ahmet ELGÜN 1318 KAYSERİ/Akkışla CÜŞBİNDİRİM OYUNU En az üç kişi ile iki grup haline oynanan bir oyundur. Her iki grubun da maharetli bir dayanağı, başkanı bulunur Bu kişiye YASTIK adı verilir. Oyuncular kura ile binilecek grubu tesbit ederler. Yastıklar grubun kendi içlerinde en yakınlarından teşekkül eder. Yatan gruptan ilk oyuncu yastığın karnına kafasını dayayarak, elleriyle de diz kapağının arka boşluğundan yakalar. Diğer oyuncular da yatan oyuncunun paçasının arasından kafasını sokarak, yere paralel bir şekilde durarak belinden sıkıca kavrar.Diğer oyuncularda bu takip ederler.Bir tiren katarı oluştururlar. İkinci grup başkanı ilk atlayan kişidir. Bu şahsın maharet göstererek en öndeki oyuncunun ensesine doğru atlaması lazımdır ki diğer atlayacak oyuncular dışarıda kalmasınlar. Eğer ayakta olan oyunculardan biri atlayamaz veya yere değerse oyun kaybedilmiş sayılır. Bu defa da ayaktakiler yatarlar. Oyun bu şeklide devam eder. Oyunun başında belirtilen kuraldışı atlamalar oyunun kaybedilmesine sebep olur. Bazan da oyuncular bir kişinin üzerine o kadar yüklenirler ki alttaki oyuncu yükü çekemez. Bu durumda oyunculardan üstte olanlar yere düşerler. Oyun diğer gruba geçer Kaynak:Gani TOSUN 1923 Sabri ELGÜN 1925 Ahmet ELGÜN 1318 KAYSERİ/Akkışla COTU MU MANTI MI? Oyuncular kendi aralarında bir grup oluştururlar. Aralarından birini sayım yoluyla ebe seçerler. Zeminin yüzeyine hafif bir çukur kazılır. Ebe sopasını yerdeki çintesine koyar. Diğer oyuncular da kararlaştırılan çizgiden sırası ile sopalarını atarlar. Bu olaya DÜŞME adı verilir. Fırlatılan, düşülen sopalarla çintede bulunan ve CONTU adı ile anılan sopa, çıkarılmağa çalışılır. Atan oyunculardan hiçbiri contuyu çıkaramazsa, yeniden sıraya girilecek düşmeye bağlanır. Bu düşme esnasında, sopasını ebenin contu adı verilen değneğine çok yakın bir mesafede bırakan oyuncunun sopası rehin alınır. Bu tesbit ölçüm yoluyla yapılır. Bu göz kararıyla yapılmazsa bir adımla ölçülebilir. Belirlenen mesafenin dışındaki sopa, sahibi tarafından alınarak tekrar sıraya girer. Belirlenen mesafenin içinde kalan sopaları, ebe alarak kendi contusununu yanına koyar. Bazan bu şekilde, burada oyuncuların çoğunun sopası birikebilir. Bu durumda yeniden düşen oyuculardan biri bu değneklerden birini veya contuyu çıkarabilir. Eğer contuyu çıkarırsa ebe, yerinden ayrılarak contuyu yerine getirmek ister. Bu arada sopa sahipleri de bütün değnekleri oradan kaçırırlar. Böylece yeniden oyunun başına dönülür. Bütün değnekler çintenin içinde, Contunun yanında toplanırsa, habersizce gelip oyunculardan biri ebeyi iter. Ebenin sopaların yanından uzaklaşmasıyla sopaların bir kısmı kaçırılabilir. Ebe çintesinden, contunun başından ayrılamaz. Ayrılırsa contusu uzaklara fırlatılabilir. Bu esnada oyunculardan birine ebe sopasıyla dürtebilir,ebenin sopası ile dokunduğu şahıs ebe olur. Oyun bu şekilde sürdürülür. Kaynak:Gani TOSUN 1923 Sabri ELGÜN 1925 Ahmet ELGÜN 131 KAYSERİ/Akkışla TAPA OYUNU Tapa, kayısı çekirdeği ile oynanan bir oyundur. Bu oyun için küçük bir çukur kazılır. Oyunu oynayacak şahıslar çukura ikişer üçer çekirdek düzerler. Bu oyun genellikle üç dört kişi ile oynanır. Her oyuncunun elinde TAPA denilen normal çekirdeğin biraz büyüğü bulunur. Oyuncular bu tapaları ile içeri bıraktıkları çekirdeklerini çıkarmağa çalışırlar. Bu işlem oyundan düşme sırasına göredir.Çok çekirdek çıkaran oyuncu bu oyunu kazanmış olur. Çekirdeği hiç kalmayan oyuncu diğerlerinden ödünç çekirdek alarak bu oyuna devam edebilirler; ancak devamlı ütülen bir oyuncuya da kimse çekirdek vermez. Oyun genellikle kış aylarında vakit geçirmek için oynanır. Tapa oyununda yenilen şahsa kararlaştırılan ceza uygulanır. Kaynak:Gani TOSUN 1923 Sabri ELGÜN 1925 Ahmet ELGÜN 1318 Süleyman ELGÜN 1927 Feride ELGÜN 1927 Hamet ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla GABBAN GAYA OYUNU Bu oyun, on iki taş ile eşli veya eşsiz bir şekilde oynanıyor. Bu oyuna ilk başlayacak kişi sayım yoluyla tesbit edilir. “fatma has, altin tas, tahtaya basma, ayağima bas, tahta cürük mih tutmaz. veya bir elma, iki alma, üç alma... on alma mor alma” şeklinde sayım yapılır. Çıkan kimse, oyunda önceliği alır. Avuç içine alınan taşlar iyice ayarlandıktan sonra havaya atılarak elin üzerine kondurulur. Bu taşlardan bir kısmı yere düşebilir. Bu, o kadar önemli değildir .El üstüne kondurulan taşları düşürmeden avuçlarının içine getirilebilirse, oyuncu o taşları kazanmış kabul edilir. Kalan diğer taşları da kapma hakkını elde eder. Onu da kapabilirse oyunu kazanır. Kapamazsa oyun sıradaki diğer oyuncuya geçer. Oyun bu şekilde kapma işini en iyi becerenin kazanmasıyla sonuçlanır. En çok kaya kapan oyunu kazanır. En çok taş kapmış olan oyuncu oyunu kazanmış sayıldığından, yenilenlere ceza verme hakkına sahiptir. Oyunda hiç kaya kapamamış kimselere ceza pay edilir.Bu ceza su taşıtmak, çay yaptırmak, bir yerden bir yere kadar koşturmak,türkü söyletmek,fıkra anlattırmak veya oyun içinde el yüzeyini çimdiklemek şeklinde olur. Kaynak:Gani TOSUN 1923 Sabri ELGÜN 1925 Ahmet ELGÜN 1318 Süleyman ELGÜN 1927 Feride ELGÜN 1927 Hamet ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla BEŞTAŞ OYUNU Beş adet taşla, eşli veya eşsiz bir şekilde oynanan bir oyundur. Her taşın renginin de ayrı olmasına dikkat edilir. Kura yoluyla ilk kapacak oyuncunun tesbitiyle oyuna başlanır. Oyuncu eline beş adet taşı alarak yere dağınık gelebilecek şekilde atar. Bunlardan, birbirlerine en yakın olanlardan birini alır. Bu kapma esnasında elin diğer kapma esnasına elin diğer taşlara değmesini önlemek içindir. Aldığı taşı havaya atarak, yerden aldığı taşla beraber yine havada yakalar. Yani eline iki taş gelmiş olur. Yerden aldığı taşla havada tuttuğu taşlardan birini ki bu yerdeki taştır. Yan tarafına koyar. Buna Birleme denir. Beş taşın beşi de bu şekilde kapılıncaya kadar işleme devam edilir. Bu kapma işlemimin bitiminden sonra ikinci oyuna geçilir. Birinci oyunda olduğu gibi taşlar yeniden atılır. Bu atışta oyunu biraz ayarlama yapar.İki taşlardan dördü ikişer ikişer yanyana gelebilsin. Bu defa oynayan oyuncu taşlardan birbirlerine en uzak mesafedekini alır. Eline aldığı taşı havaya atarak, yerdeki ikişerli taş gruplarından birini alır. Daha sonra da diğerini kapar. Kapamazsa, oyuncunun ikişerli oyunda kaldığı kabul edilerek, fırsat diğer oyuncuya verilir. Gani TOSUN, Aile Efradıyla Birlikte (Akkışla) Kaparsa üçleme adı verilen diğer, sıradaki oyuna geçilir. Taşlarını yine ayarlayarak atan oyuncu, taşlardan birini alarak havaya atar. Bunlardan sadece birini bir defada, diğer üçünü de ikinci defada kapmak zorundadır. Bunu da kapan oyuncu Yaşlama adı verilen diğer oyuna geçer. Yaşlamada bir taş havaya atılarak dört taş avuç içinde olmak üzere atılan taş tutulur; ancak bu tutma esnasynda işaret parmağı ile de zemin parmakla yalanıyormuşçasına silinir. Arkasından Koma adı verilen oyuna geçilir. Bir taş havaya atılıp, avuçtaki diğer dört taş yere bırakılır. Yeniden atılan taş ile yere bırakılan taşlar havadaki ile birlikte kapılır. Bunu bitiren oyuncu diğer oyuna geçme hakkı kazanır. Bu oyunun adı Köprü dür. Köprüde oyuncu, işaret parmağını orta parmağına sararak, baş parmağı ve orta parmağı yere gelecek şekilde bir köprü kurar Kurulan bu köprüden beş taşı alıp elini bileğinin arkasından (altından) sokarak ön tarafa doğru atar. Oyunculardan biri bu taşın üzerine işaret parmağını koyarak o taşı seçtiğini belirtir. Bu taşın en karmaşık bir yerde olmasına dikkat edilir. Seçilen taşın haricinde bir taşı alarak havaya atar. Diğer taşları da buradaki köprüden diğer taşlara dokundurmadan ve havaya atıp tuttuğu taşı da düşürmeden geçirir. En son taş rakibin seçtiği taştır. Bu taşı oynayanın birde elindeki taşı havaya atarak,yerdekini alıp havadakini tututarak, atıp tutma ile taşı köprüden geçirmesi gerekir. Geçiremezse diğer oyunlarda olduğu gibi oyun, diğer oyunculara geçer ve sırasını bekler. Köprü oyununu bitiren oyuncu Kapma adıyla anılan oyuna geçer. Beş taş avucun içine alınarak ayarlanır. Bu taşlar aynı maharetle el üzerine döndürülerek aynı maharetle de kapılır. Bütün bu oyunları sırasıyla bitiren oyunu kazanır. Rakiplerin ellerine sırası ile ve rasgele taşları dizerek kapmasını ister. Oyunculardan her birinin bu taşları kapması pek mümkün olmaz. El üzerine dizilen taşlara, önem durumuna göre kazanan oyuncu (Çakmak-Tokmak-Yağlama-Cizzik-Cimcizzik) adlarını verir. İsmi belirlenmiş bu taşlardan hangisi düşerse, düşürdüğü taş adeti ve taşın isimlerine göre işlem uygulanır. Bu oyun bir bakıma kazanamayanlara yapılan işkencedir. Bu eziyet taşları kapan oyuncunun, taşları elinden düşürmesi ile son bulur. Sıra diğer oyuncuya yapılacak oyuna gelir. Aynı oyun düşürülen taşın adına has oyunla rakibe yapılır. Bu arada yenilen tarafın oyuncuları verilen eziyetten dolayı mızıkçılık edebilirler. Tokmak, cızzık ve cımcızzıktan canı acıyan oyuncular arasında tartışma hazırdır. Bu oyunun bitiminde, yeniden oyun kurulur. Kaynak:Gülizar ÖZCAN 1935 Hacca KARADUMAN 1930 KAYSERİ/Akkışla EBE BENİ KURDA VERME OYUNU: Bu oyun çocuk oyunudur. İki ebe arkalarına on, on beşer çocuk dizer, karşılarına biri çıkar, buna kurt derler. Kurt, bu iki sürüye saldırır ve en sondaki çocuğu koparmağa çalışır; ebe savunur. Eğer kurdu elle tutarsa bu kurt ölür, yerine başkası kurt olur.Oyun devam ederken çocuklar hep bir ağızdan “ebe beni kurda verme” diye bağırırlar. Yöre çocukları bu oyunu pek zevkle oynarlar. Ebenin bir ismi de “başçıl”dır. Kaynak:Gülizar ÖZCAN 1935 Salih ÖZCAN 1930 KAYSERİ/Akkışla KATIR KAZIĞI OYUNU: Toprağa büyükçe bir daire çizilir; dairenin merkezine bir kazık çakılır; kazığa dairenin yarı çapı boyunca bir ip bağlanır. Başçıl eline ipi alır ve bir elinde de tura ile kendisine doğru saldırıp tokat vurmak isteyenleri kovalar. Başçıl bu arada dairenin dışına çıkamaz. Zaten ip ve daire de bunun içindir.Turayı oyundakilerden biri yerse derhal kazığın başına geçer; oyun böyle devam eder. Kaynak:Gülizar ÖZCAN 1935 Ayşe ELGÜN 1938 KAYSERİ/Akkışla ARASI KESTİM OYUNU: Bu oyunda arkadaş seçmek en önemli iştir. Oyun, yirmi otuz kişi ile iki grup olarak oynanır. Arkadaş nasıl seçilir? Oyunu idare edecek başçıllar karşı karşıya geçerler ve ayak saymağa başlarlar. Birbirlerine doğru ilerlerken başçılardan ilk ayak basanı “bastım”, diğeri “kestim” der; yüksek sesle “bastım, kestim, bastım, kestim...” diyerek birbirlerine yaklaşırlar; tam karşı karşıya gelirler. Ayağı üstte kalan başçıl, orada hazır bulunan oyunculardan beğendiğini seçer. Bu tabii olarak oyunu en iyi oynayan bir arkadaş olmalıdır. Bundan sonra, ayağı altta kalan başçıllar tarafından oyuncular seçilir. O sırada ebe bağırır ve ara kestim oyunu başlar:Arkadaş seçmek için ikinci bir usul: Ebenin biri bağırır: (1976), Hacca Gitmek Üzere Hazırlanan HAC YOLCULARI “Bana gelen ballıca, iki eli kanlıca" oyuncular isteklerine göre iki ebeye ayrılırlar; fakat bu seçim adetli olmadığı için yöredekiler, daima yukarıdaki usulle arkadaş seçerler. Oyun şöyle oynanır: Bir dairenin merkezine bir aba konur. Grubun biri, abanın koruyucusu, diğeri; yakalayıcısyı sayılır. Koruyucular daireden içine sokulup abayı almaya çalışanlara yumrukla karşılık verirler ve dışarıdan biri vurulursa oyundan çıkar; fakat dışarıdan biri vurulmadan daireden çıkarılısa ve böylelikle oyuncusu yorulan taraf oyunu kaybeder. Bu oyun, yöredekilerin büyük küçük hepsi tarafından oynanmakta ve çok sevilmektedir. Kaynak:Gülizar ÖZCAN 1935 Salih ÖZCAN 1930 Hamet ELGÜN 1933 Ayşe ELGÜN 1938 KAYSERİ/Akkışla KARACÖR OYUNU: Bu oyun çok garip ve pek eski bir Türk kukla oyunundur. Bir adam yüzüne bir örtü geçirerek arkası üstü yatar, bir eline kukla, diğer eline başka bir kukla bağlar. Dizine de büyücek bir çömçe gelin (büyük bir bebek) bağladıktan sonra halkın karşısında, ellerinde bağlı olan; biri erkek, diğeri kız kıyafetli bebekleri karşılıklı oynatmağa başlar. Bebekler oynar ve birbirlerine sarılmağa çalışırlarken, ansızın oyun oynatanın dizine bağlı olan büyük çömçe, bu sevişmeye engel olmak için aralarına girer ve iki küçük bebek hemen yerlerinde pusarlar, çömçe geri dönünce, tekrar oynamağa başlarlar. Böylelikle bu oyun yarım saat kadar heyecanla ve çeşitli hayâller yaşatarak seyredilen bir oyundur. İki kişinin arasını bozmağa çalışan üçüncü adamlara da “karaçor, kara cadı” denir. Kaynak:Gülizar ÖZCAN 1935 Hanım ELGÜN 1933 Aynur ELGÜN 1930 KAYSERİ/Akkışla DEĞNEK OYUNU: Herkes çift olarak birer eş sahibi olduktan sonra, ellerine kısa bir değnek alır. Yalnız içlerinden bir tanesi uzun bir değnekle meydana gelir ve saflara saldırır; küçük değnekliler elerindeki değnekleri kalkan gibi kullanarak kendilerini savunurlar. Bu oyunda kollar türlü hareketler yapar ve sonunda kendini koruyamayan yenilmiş sayılara koynundan çıkarılır. Uzun sopalının ismine başçıl yani (ebe) derler. Kaynak:Hacca KARADUMAN 1930 Hamet ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla Mehmet BOZDOĞAN’in Düğünü İçin Sabri ELGÜN’ün Evinin Bahçesinde Toplanmış Akkışlalılar ZİNCİR KIRMA OYUNU: Birbirlerinin dengi iki grup kendi başçıllarının arkalarına, abalarından tutunmak suretiyle zincir gibi bağlanırlar. Urgan çekişme oyununda olduğu gibi iki grup da sıra ile, bu zincirlerlerden adam koparmağa çalışır; hangi taraf fazla adam koparırsa oyunu o grup kazanmış olur. ARAP OYUNU: Arap oyunu temsille ilgili bir oyundur. Bu oyun düğünlerde heyecanla seyredilir. Delikanlılardan bir kısmı Arap kıyafetine girer, diğer bir kısmı da Türk kıyafetinde bulunur. Davul alabildiğine çalar. Araplar ateşin çevresinde oynar. Kaynak:Hacca KARADUMAN 1930 Hanım ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla AKKIŞLA’DA SÖYLENEN TEKERLEMELER TEKERLEME Tekerleme: Yuvarlama, yuvarlak, tekerlek bir şeyi hareket ettirmek mânâsını taşır. Meddah(hikâye anlatıcısı) Masalcı, Karagöz Oynatıcısı, hoşsohbet kişi; güldürü ustası, sahneye çıkıp maksadını anlatmaya başlamadan önce kendisini seyredenlerin dikkatlerini bir noktada birleştirmeyi arzu eder. Bunun için anlatacağı halk edebiyatı türlerinden önce, bir tekerleme okur. Bu tekerleme, sinema, tiyatro, piyes...vb seyirlik halk eğlencelerinin başladığını anlatan bir bakıma gong sesidir. Bu hareket anlatıcıyı, seyreden halkın bütün dikkatlerini tekerlemeyi söyleyen kişinin doğrudan doğruya, birebir, yüzyüze muhatabıdır. Tekerlemeyi söyleyen kişi söz sanatlarının hemen hepsinden yararlanarak sözlerini ilgi, yakınlık, uzaklık, uyumlu uzumsuzluk veya birbirlerine zıt kavramları mecazlı, secili, belli bir kafiye ve redif düzeni içerisinde sıralar. Birbirbiri ardısıra zekâ, kâbiliyet, bilgi ve tecrübesi ölçüsünde ustalıkla sıralayıp yuvarlar.Seyredenler bu ilgiç İlksöz Ve Odaklamanin arkasından asıl konuya girmiş olur.Aslında konu bu tekerlemenin içinde bir ipucudur.Yani sözün nereye varacağı, sohbetin konusunun ne olacağı bu tekerleme ile sezdirilir, geleceğe ışık yakılır. Sözünün başında: “Diri Viri, Vittiri Zittiri”, ”Tencere Tava Herbiri Bir Hava” diyen bir tekerlemecinin birincide: Boş anlamsız; inanılması zor, havadan sudan şeylerden bahsedeceği; ikincisinde ise: Anlatanın ev hayatının âhenk içinde gitmediği, aksaklık ve pürüzlerin olduğu sezilir. Buradan tekerlemenin konusunun nereye geleceği sezdirilir.Tekerlemelerin kaynağı akıl ve mantık kurallarının dışında, hayâl mahsulü, bir kısım gerçek veya tamamıyla uyduruma söz, hadise, vaka ve maceralardır. Tekerlemeler konuları bakımından MASAL ve Oyun Tekerlemesi olarak isimlendirilirler. En zengin tekerlemeler masalların girişi olarak dinleyenlere aktarılan tekerlemelerdir. Bununla birlikte Masalin Ortasinda, Masalin Sonunda da tekerlemelere rastlanır. Yöre özelliklerine göre değişik adlarla anılan bu tekerlemelere: Döşeme(Doğu Anadolu); Sayiştirma (Güney Anadolu) da denmektedir. Bunlardan başka çocukların günlük hayatta oynadıkları oyun öncesinde içlerinden birini ebe olarak belirlemek veya dışarı çıkarmak için söyledikleri EBE Çikarma(sayışma) tekerlemeleri vardır : Bir iki Kurnaz tilki Fındık fıstık Kadife yastık Al çık -bal çık Sen- bu- o- yun –dan – çık” sözleriyle, üç ve daha fazla mısradan oluşan manzume parçaları, mizahî, fikrî, tasavvufî konularda serbest tarzda söylenmiş manzum parçalar da TEKERLEME olarak adlandırılmaktadır. “Tekerlemeler” söz kelime ve ses benzerliğinden yararlanılarak söylenen kısa hoş cümleciklerdir. Tekerlemeler, söz cambazlığı ve hayâl mahsulü oldukları için yarı mânâlı ve mânâsız olabilirler.Özellikle masalların başlarında, çocuk oyunlarının aralarında, birbirlerine benzer kelimelereden oluşturulurlar.1 “Tekerleme söyleyicisi, vezin, kafiye, aliterasyon ve secîden faydalanılarak, hisleri, fikirleri, hayâlleri zıtlığa, abartmaya, güldürmeye, tuhaflık ve şaşırtmaya dayalı birtakım söz kalıpları içinide, ardarda, bazan kapalı bazan açık bir şekilde ustalıkla sıralar ve yuvarlarlar…2 “ “…Tekerlemelerin kaynağını, aklın kanunları dışında, hayâlî, uydurma söz ve vakalarla, gerçek mâcerâlar teşkil eder.3” Tekerlemelerin çeşitleri şöyle sıralanabilir: 1.Oyun Tekerlemeleri: Genellikle çocuk oyunlar arasında yer almaktadır. Oyun kurulurken veya oyunu idare edecek kişi seçilirken tekerlemeler söylenir. Tekerlemenin son kelimesinin isabet ettiği şahıs ebe veya oyun idarecisi olur… 2.Masal Tekerlemeleri: Masalcı anlatacaklarına başlamadan önce, akla, mantığa sığmayan karmakarışık, birbirlerine çapraz, şaşırtıcı, ilgi çekici giriş cümleleri ile hadiseyi anlatmaya çalışır. Bunlar, vezin ve kafiyeye uyarak, şiir veya nesir karışımı olarak söylenir… 3. Söylenmesi İnsanlara Zor Gelen Tekerlemeler: “Eller bazlamalandı da biz bazlamalanamadık” gibi.Çocuk oyunları, çocuğun değişik şartlarda oyun ihtiyacını karşılamak için çeşitlilik arzeder. Sokakta, meydanda, oyunun seyrine uygun mahallerde, kapalı ve açık yerlerde, ev içinde, oturarak veya hareket halinde oynanabilirler. Gündüzde, gecede, değişik mevsimlerde; dışarıda içeride, çocukların oynayabileceği bir oyun mutlaka vardır.Oyunlarda ebe seçmede kullanılanların dışında, evde oynanmak mecburiyetinin hasıl olduğu zamanlarda çocukların oyun ihtiyacını büyük ölçüde tekerlemeler veya tekerlemelere dayalı oyunlar teşkil eder. Oyunlar bir çocuk için yemek, içmek kadar büyük bir ihtiyaçtır. Çocuk çocukluğunu, oyunlarla yaşar, şahsiyetinin teşekkülünde en önemli yeri de oyunlar teşkil eder. Çocuğun enerjisini, haşarılıktan uzak ve zararsız halde kullanılması, oyunla mümkündür. Bugün apartman dairesine hapsedilmiş, televizyon karşısına mıhlanmış olarak oynayamayan çocukların sarf edemedikleri enerji ve karşılanamayan ihtiyacı, patlayabilecek bir mermi gibi çocuğun içinde kalır. Onu pısırık veya uysal bir ruh haline sokabilir.Oyun, çocuğun bedeni, rûhî, zihnî kabiliyetlerini geliştirir .Onun düşündürür, muhakeme kabiliyetini artırır. Çareler bulmayı, zamanında tedbirler almayı, zamanın değerini, ânî hadiseler karşısında apışıp kalmamayı, soğukkanlı olmayı, hazırcevaplılığı ve dikkatini bir noktaya odaklamayı, her an tetikte olmayı, kendi kendine yetmeyi, başkalarını idare etmeyi, toplulukla âhenk içinde olmayı, birlik beraberliğin önemini ve faydalarını, geçim ehli olmayı, grupla ve toplu hareketin yararlarını, psikolojik harbi, kazanmanın zevki yanında yenilgiyi de olağan kabul eder. Sabretmeyi, ümitsizliğe, bedbinliğe düşmemeyi, vazife mesuliyetini, kaide ve kurallara uymayı, disiplinli olmayı öğretir. Oyun oynayan çocuk televizyon karşısındaki çocuk gibi sadece alıcı değildir. Türkçe’yi sadece dinlemez, tasarruf eder. Zihnini, muhakemesini kuvvetlendirir. Bilhassa tekerlemelerle, nefis bir konuşma yeteneği kazanır. Hayâl gücü kuvvetlenir. Âhenkli ve nükteli söze aşinalık kazanır, ezber kabiliyeti gelişir. Akkışla tekerlemeleri günlük hayatın çetrefilli, karmaşık hengamesi içerisinde Akkışla insanının bilgi, birikim ve tecrübesiyle sağlamlaşmış kıvrak ve cin düşünüşünün bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Akkışla tekerlemeleri, Akkışla halkının zekâsının, dehasının, zihnî aktivitelerinin nasıl işleyiş gösterdiğine, hafızalarının tutarlılığına, muhteşemliğine, zayıf ve güçlü oluşlarına dair geçmişten günümüze bizi aydınlatan önemli halk verimleridirler. Akkışlalı hayatı şen, neşe içinde dolu dizgin yaşamak isterken, ruhunu neşelendirmek, zihnî faaliyetini artırmak ve kafasını işletmek ister.Akkışla tekerlemeleri; insan zekâsının, dahiyane düşünüşünün ve Akkışla halkının bilge, kıvrak, zeki, duyuş, düşünüş buluş, kavrayış ve muhakemesinden doğmuştur. Bu tekerlemeleri yörede yaşayan insanların ürettiklerinin yanında herkesçe malûm ve bilinen tekerlemelerden de katkılar ve eklemeler yamış olduklarını söylemekte de yarar vardır.Akkışla tekerlemeleri, Akkışla halkının fikrî kabiliyeti, zekâ düzeyi, olayları algılamaktaki yeteneği, aklî muhakemesi ve aklını nasıl kullandığını gösteren yazılı ve sözlü belgelerdir. Bu oyunlar: ZEKÂ, BİLGİ, BECERİ, KABİLİYET, MUHAKEME, DENEY, TECRÜBE, SAĞLAMLIK, DAYANIKLILIK, ACI Ve ISTIRABLARA Mukavemet, Direnç gerektiren hızlı, sert ve enerjik; hayat tarzlarının ve yaşama biçimlerinin ve sözlü kültürlerinin bir parçasıdır. Çocuk oyunlarındaki tekerlemeleri birkaç kısımda incelemek mümkündür: 1. Ebeyi seçmek için kullanılan tekerlemeler. 2.Oyun içinde bir çeşni olarak bulunan tekerlemeler. 3.Oyunun esasını teşkil eden tekerlemeler. 4.Çocukları bir oyun gibi meşgul edecek tekerlemeler. 5.Çocukların söyleşmek veya sataşmak için kullandıkları tekerlemeler. 6.Çocukların etkilenediği hadiselerle söylenen tekerlemeler. 1. Ebeyi seçmekte kullanılan tekerlemelerin her bir kelimesi veya hecesi ağızdan çıkarken, sayım yapanın etrafında toplanmış olan çocuklara parmakla dokunarak söylenir. Tekerlemenin son hecesinde parmakla dokunulan çocuk çıkar. Ebe olur veya ebe olmaktan kurtulur: a.Bir iki üç Ebelik güç b.Ya bun da Ya şun da Ke çe kü lah Ba şın da… c. Bir parmağım İki parmağım Üç, üçten geçtim Dört parmağım, Beş… ç.Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi; Bunu sana kim dedi; Diyen dedi. On yedi. d.Oo! Mo; Ka, Ra, Do. Si, Ne. Si, Ne. Si Ne. Do… e.İskender Eski Minder. Yüzünü, Dönder, Halep’e Gönder… f. Ak, Dana. Kara, Dana. Şükür, Bizi, Yaradana… g. İğne battı, Canımı yaktı, Tombul kuş, Arabaya koş, Arabanın tekeri, İstanbul’un şekeri. Hap hup altıntop Bundan başka oyun yok ğ.Çarşıdan bir top bez aldım Saydım saydım yiğirmi Keloğlan’ın zinciri, Top top çıkar inciri. Tarçına hooo! Karanfile hooo!.. h.Ahmet bizim nemiz olur? Tebârekten temiz olur. Sen dur; sen çık… ı.Yemenimi yudumudu Gül dalına kodumudu Sen alırken gördümüdü Çarşıda pekmez, Çiğerimi kesmez Arap kızı, şarak kızı, Hiç Allah’tan korkmaz. 2.Oyun içinde söylenen, oyunda ağırlık teşkil etmeyen tekerlemelere, çocuk oyunlarının dışında geçenler de vardır: a. “Hamama Kızdı” oyununda, iki veya üç kişinin başlarını bir araya getirip, ayakta sarılarak meydana getirdikleri piramidin üstüne atlayıp çıkan, çocuğun orada kalma müddetini tayin eden bir tekerleme: Kara, Tavuk. Karnı, Yarık. Beş, Getir. Onbeş, Getir. Yirmi, Getir. Yirmibeş, Getir. … Elli, Getir. Ellibeş, Getir. Ben, Gidiyorum. Eş, Getir. b.“Uzun Urgan” oyununda söylenen tekerleme: Uzun, Urgan. Lebbek, Çoban. Sürülerin, Hangi, Dağda, Yayılır? -Ali Dağında… -Ne yer? -Ne sı…r? ……. c.”Bezirganbaşı” oyunundaki tekerlemeler: -Aç kapıyı Bezirganbaşı bezirganbaşı… -Kapı hakkı, Ne verirsin ne verirsin? -Arkamdaki yadiğâr olsun… ç.İp atlarken, her kelimesi bir sıçrayışta söylenen tekerleme: Makas, Makas, Makas… Ali, Baba. Noktaya, Bas… d.Zıplatarak top oynarken söylenen tekerlemeler: Bir, İki, Üç, Buçuk… Dört, Beş, Altı, Buçuk… Yedi, Sekiz, Dokuz, Buçuk… On, Buçuk… e.Evcilik oynayan çocuklardan erkeklerin satıcılık yapmaları halinde söyledikleri tekerleme: Can eriği, Erik… Satılmazsa, Yerik… Elbet, Sahibine, Birşey, Derik… Yağ, Satarım. Bal, Satarım. Ustam, Ölmüş, Ben, Satarım. 3.Oyunun esasını teşkil eden tekerlemelere örnek olarak “Aç Kilit” oyununun sözlerini gösterebiliriz. Oyuna iştirak edenler, ellerini yumruk yaparak üst üste koyarlar. Ebe en üsteki yumruktan başlamak üzere, parmağını sokarak “Aç Kilit” diyerek yumruğun açılmasını ister. Yumruklar bu taleple en alttakine varıncaya kadar açılır. En alttaki ile tekerleme başlar: -Aç kilit -Açmam kilit. -Anahtarın nerede? -Suya düştü -Su nerede? -İnek içti -İnek nerede? -Dağa kaçtı. -Dağ nerede? -Yandı bitti kül oldu. -Kapınızın önünden bir tavşan geçti mi? -Geçti -Tuttunuz mu? -Tuttuk -Kestiniz mi? -Kestik -Pişirdiniz mi? -Pişirdik -Yediniz mi? -Yedik -Bana pay koydunuz mu? -Koyduk. -Hangi dolapta saklı? -Çıtçıtı dolapta. -Kaç bakta vursam açılır? -Beş(on, yirmi…) -Bir… İki… Üç… Dört… Beş… açılmayan yumruk yurukla darbelenir. Son darbe ile son yumruk da açılır. Bakılır ki içinde bir şey yok. Başlanır sakal bıyık yolunarak hayıflanmaya: -Vay sakalım vay bıyığım… -Vay sakalım vay bıyığım… -Vay sakalım vay bıyığım… b.Ev içinde oynanan oyunların başında “Elim elim epelek” gelir. Çocuklar bir daire yaparak otururlar. Herkes bir elini öne uzatarak, yere koyar. Ebe tekerleme ile sayar. Her hece ve kelimede birinin eline parmağı ile dokunur. Tekerleme bittiğinde parmağın isabet ettiği el kiminse o oyundan çıkar: Elim elim epenek Elden çıkan topalak Topalağın yavrusu Bitbidenin karısı Â dem, bû dem Sil bunu süpür bunu. Çek bunu çıkar bunu… Bu oyunun sözlerinin bir başka söylenişi: Elim elim el bastı Sivri sivri gül bastı Horoz öttü Tavuk tepti Bülbül kızı Selam etti Sen dur Sen çık… c.Birler: Birbirini yerler. İkiler: Miskin kediler. Üçler: İnci gibi dişler. Dörtler: Gözleri pötler. Beşler: Makine gibi işler. Altılar: Altınımı çaldılar. Yediler: Yemeğimi yetiler. Sekizler: Seke seke gittiler. Dokuzlar: Doktor olup çıktılar. Onlar: Kırmızı donlar(Balonlar). 4.Çocukları bir oyun kadar meşgûl edecek tekerlemeler, bilen biri tarafından masal söylüyor gibi anlatılır. Bazısı masal girişinde de söylenebilir ve herhalde diğer tekerlemelere nazaran daha uzundur: a. Karga karga “gak!” dedi Çık şu dala bak dedi Karga fındık getirmiş Bicik(dana) burnunu batırmış Bu kimin biciği? Ali Bey’in biciği Ali Bey’in nesi var? Göğe çıkan atı var. İnci dizen kızı var. Çektim incisini üzdüm Oturdum birem birem düzdüm. Düzdüğümü görmüşler, Beye haber salmışlar. Beyden haber gelince Pırttım deliğe kaçtım. Delikte bir yumak buldum. Tat’ta verdim Tat bana bir at verdi. Bindim gittim Karasu’ya Karasu’da kanlar akar, İki bülbül bana bakar. Çektim birini vurdum. Bana kanlı dediler. Getir kanını içeyim. Akkkışla’ya göçeyim. Akkışla’nın kilidi, Gece gelen kimidi? Emmim oğlu Musacık, Kolu, budu kısacık Aş verdim yemedi. Oklava vurdum kaçamadı. Domaldı sı…..madı… b. Bir varmış bir yokmuş, Allah’ın kulu çokmuş, Çok demesi çok günahmış. Evvel zaman içinde Kalbur saman içinde Develer tellal iken, Pireler berber iken Ben ninemin beşiğini Tıngır mıngır sallar iken Ninem düştü beşikten Ben hopladım eşikten Dolapta koptu patırtı Yoğurt üstüme atıldı Annem kaptı maşayı Babam kaptı meşeyi Dolandırdılar bana dört köşeyi, Oradan dışarı çıktım. Yollara düştüm Az gittim, uz gittim Dere tepe düz gittim. Bir de dönüp arkama baktım ki Çuvaldızın enince Bir iğnenin boyunca Bir yol gitmişim. Yolda bir beş para buldum Harcadım harcadım bitmedi Komşulara ziyafet çektim yine bitmedi. Bir çakı ile karpuz aldım Karpuzu keseyim derken çakım içine kaçtı. Ben de arkasından daldım. Karşıma bir kervancı çıktı Sordum: -Ne arıyorsun? -Sarı eşeğimi arıyorum. Dedi. -Sen ne arıyorsun? Diye sordu. -Ben de çakımı arıyorum. Kervancı bana: Ben koca eşeği kırk gündür arıyorum, Bulamıyorum da, Sen küçücük çakıyı nasıl bulacaksın? Dedi. Kervancıdan ayrılıp yollara düştüm. Camileri cebime koydum darıdır diye. Minareleri belime soktum borudur diye. Yolda bir eşek gördüm, Yanına vardım bu eşek sarıdır diye. Kaçtım gittim Üç adam gördüm: Biri kör, Biri topal, Biri çıplak. Kör dedi ki: Durun! O birileri dediler: Ne var? Bitmemiş çalının dibinde bir tavşan yatıyor, vurun. Topal gitti koşa koşa getirdi. Çıplak aldı koynuna koydu. Tavşanı dibi delik tencerede pişirdiler. Yediler yediler doymadılar. Ben bunaldım sıkıldım. Karpuzun içinden çıktım. Anamın dizine, Babamın eşiğine geldim. Bizim yalanımız dolanımız bu kadar. Armudu taşlayalım, Dibinde kışlayalım. Müsaade ederseniz Masala başlayalım… 5.a.Çocukların söyleşme, sataşma tekerlemeleri: Dana dana das dana Danalar girmiş bostana Danayı bıçaklarım, Kızını kucaklarım. b.Dana dana das dana Danalar girmiş bostana Kov bostancı danayı Yemesin lahanayı. c.Ökçeli mas Kadifeli fes, İtim sana barışmam Ümüdini kes c.Leğençede su durur, İtim mendil yudurur Nişanlısı gelince, Köşelerde kudurur. ç.Ahmet met met, Kuyruğu çet çet Bir sıçan tutmuş, Yalamadan yutmuş. d.Mustafa Mıstık, Çükünü kestik, Duvara astık, Oğlanlar bakıştı, Kızlar kapıştı. e.Ooo ooo Ömer Belinde kemer Taş atar, tavşan tutar. Kâbe’ye gider, Kâbe’nin kapısı kilitli, Ömer’in başa bitli. f.İtim itim şak şak İstiyor barışmak Barışmassan küserim Selmımı keserim. g.Fatma fatıra Binmiş katıra İçti tütünü Salladı kıçını ğ.Ahmet hasta, Çorbası tasta Püskülü mavi İnadına kavî h.Alnı kemençe burnu biz Kulakları çuvaldız Al yanak, buğday beniz, Benim alacağım kız ı.Mehmet Mehmet met atar, Tarlalarda kıç atar Kıç atmaktan yorulur Otursa çuvaldız batar i.Ayağımın altı pekmez Yala yala bitmez j.Kadiriyye kandilliye Kalk gidelim Çandırlıya Çandırlıda yemek pişer, Kadiriye içine düşer k. Kara kız kaytan kız İt pisliği şeytan kız 6.Çocukları etkileyen hadiseler karşısında söylenen tekerlemeler: a.Söğüt dalından, kabuğunu kavlatarak yapılan, kaval gibi düdüğe “düllüm düdük” denir. Dalın kabuğunu kavlatabilmek için çakının sapı ile dal hafif hafif darbelenir. Bu sırada şu tekerleme söylenir: Düllüm düdük Anan ölmüş baban ölmüş, Yorgan döşek sana kalmış Çıkarsan severim, Çıkmazsan, Böyle böyle döverim. b.Bir iki günlük hilâl halinde ay görüldüğünde çocuklar koro halinde: Ay gördüm Allah Âmentü billâh, Günahlarım çok Affeder, Allah diyerek tekrarlarlar.Geceleri ayın dolunay veya ona yakın halinde bol ışığından neşelenen çocuğun tekerlemesi: Aydede evin nerede? İki taşın arasında Bal getir, kaymak getir Ben yiyim sen bak Senin adın tombak c.Soğuk ve kapalı havalarda, güneşin kendilerini ısıtmasını isteyen çocuklar, hep bir ağızdan güneşi çağırırlar: Gün gel gün gel, Al atına bin gel Eline bir kaşık yağ al, Duvarlara süre süre gel… ç.Yağmur tekerlemeleri de sık sık söylenenlerdendir. Bunlardan üçünü belirtelim: Yağ yağ yağmur, Teknede hamur, Tarlada çamur, Ver Allah’ım ver Sellice yağmur Yağmur yağar biber biber Benim babam köye gider Gitme baba ben gideyim. Sulu sulu yağmur Tarlada çamur Teknede hamur, Ver Allah’ım ver Sellice yağmur. Yağmur yağar Seller akar Arap kızı Camdan bakar d.Çocukların getirdikleri yemekleri karıştırıp, birlikte yedikleri, ortak meşguliyete “Dazdaz” denir. Bu iş kırda oluyor, hava güzel ve çocukların keyfi de yerinde ise koro halinde seslenirler: Bir baba hindi Heyyy Allah! Olsa da şimdi, Heyyy Allah! Pilavda zerde Heyyy Allah! Kaşık da nerde? Heyyy Allah! Heyyy Allah! Heyyy Allah! e.Muhatabının “Hayır” lı itirazlarından usanan çocuk, bir tekerleme ile arkadaşını protesto eder. Hayır hayır hayır!… Tut paçasından ayır. f.Akkışla’da mandaya, “camus”dan bozma olarak “camız” denir. İri ve fil yavrusu cüssesi ve boznuzları ile dikkate değer hayvandır.Çocuklar gördüklerinde hep birden bağrışırlar: Hoo deli camız!.. Bir gelin almış, Almadan ölmüş, Hacı baba gelmiş, Mezara gömmüş. g. Sokakta akşama kadar oynayan çocuklar, evi bırakıp da evlerine gitmek istemezler. Vakit geciktiği için de ebeveynlerinden korkarlar. Bu korku ile içlerinden biri: “Ayağımın altında davul, Evine gitmeyen herkes gavur”, dedi mi bir eli kanda olsa da; bütün çocuklar oyunu bırakıp evlerine dağılırlar. ğ. Çocuk toplantılarında gürültü fazla olur. Sessiz olunması gereken zamanlarda, umumiyetle ebe olmak üzere, içlerinden biri aşağıdaki tekerlemeyi söylediğinde çıt çıkmaz olur: Kaleden bir avrat düşmüş Kıçına başına kurt düşmüş, Konuşan onu yesin. Konuşmayan bal baklava yesin… Elim elim epenek Elden çıktı kepenek Kepeneğin yarısı Bitli beyin karısı Dedem yoğurt getirdi Püsük burnun batırdı Püsük burnun kesile Minareden asıla Tandır içi çok sıcak Üstünde demir ocak Demir ocak kilitli Ömer’in başı bitli Epenek epenek, Elden çıkan kepenek Kepeneğin ne sucu Süleyman’ın papucu İndim deve boyuna Sürdüm Halep yoluna Halep yolu can bazar İçinde ayı gezer Ayı beni korkuttu Kulağımı sarkıttı Salla sulla çek şunu Kaynak:Selvi Koçak 1965 KAYSERİ/Merkez Bir zamanlardan köylerden bir köyde Ben diyeyim Bakır köyde, siz diyesinez Demir köyde Köyler taşınıyor şehirlere, şehirler bulanıyor zehirlere Kaynak : Elif KARAYEMİŞ 1936 KAYSERİ/Merkez Herkes yemek bekliyor, tencere boş tava boş Çocuklar misket arıyor, yumurtasız yuva boş Ekilmemiş tarladan hasadı bekleyen çok Dokuz çocuk sofrada sekizi aç, biri tok Biz geçelim masala, kısmetten ötesi yok. Kaynak : Elif KARAYEMİŞ 1936 KAYSERİ/Merkez Elim, elim öpenek Elden çıkan topanak Topanağın yavrusu Bitbilenin karısı Alçık, balçık Sen şu aradan çık Mavili boncuk Kaynak Şükran Mazlum 1952 KAYSERİ/Merkez Bir varmış, bir yokmuş Allah'ın deli kulu çokmuş Bizden daha delisi yokmuş Çok demesi pek günahmış Azdan çoktan Hoppala hoptan Düğmeleri turptan Kaynak : Yaşa MAZLUM 1947 KAYSERİ/Merkez Develer dellal iken, pireler berber iken Ben anamın beşiğini, tıngır mıngır sallerken Biden babam geldi, aldı eline maşayı Bize verdi şişeyi demediği şey bırakmadı Kaynak : Rahmi MAZLUM 1983 KAYSERİ/Merkez Bir berber bir berbere, Gel bire berber , Beraber, bir berber Dükkanı açalım demiş. Şinasi bu senin son şansın Hakkı'nın Hakkı'da hakkı varmış. Hakkı Hakkı’nın hakkını vermeyince, Hakkı Hakkı’nın hakkından gelmiş. Dal sarkar kartal kalkar. Kartal kalkar, dal sarkar O pikap, bu pikap, şu pikap Hep pikapın üstü kap, Ne kap aman Yarabbi Sanki zıp zıp altın top Kaynak : Zekiye BURUL Yaş:60 KAYSERİ/Merkez Şu yoğurdu samırsaklasak da mı saklasak? Samırsaklamasaktak da mı saklasak? İndim kuyu dibine Sildim süpürdüm, Silkindim çıktım Yünü diktim kıla kattım Kılı diktim, yüne kattım Lokumu yiddim balı yuttum Kaynak : Zekiye Burul Yaş: 60 KAYSERİ/Merkez Tellerden müezzin olmaz Minareyi yıkar sesinen Hizmetçiden hanım olmaz Gurnayı kırar taşınan Kaynak : Zekiye Burul Yaş:60 KAYSERİ/Merkez Eveleme Develeme Devekuşu Kovalama Eskiyi, Kamber, Miskiyi, Çember Alis iki Bülbül Çıkan adam Sümbül. Kaynak: Gülfem ELGÜN 1995 KAYSERİ/Merkez Dama açıktım Çalı kestim Bir alaca Yılan gördüm Yılan bizim Nemiz olur? Ağzı yüzü Temiz olur Al çık Bal çık Gel araya Sen çık Kaynak : Nurçin Eser 1996 KAYSERİ/Merkez İğne iğne Ucuz iğne Bal bal iğne Sadağacı Sadır götür, Hod ağacı Hodur götür Al dene *** Ul dene Naneye Bakış Çemberi Kaynak : Nurçin Eser 1996 KAYSERİ/Merkez Çok söz hatasız olmaz Yalan söz günahsız olmaz Yerinde durmayı, Deminde susmayı Akledelim En iyisi biz bu masalı Duyduğumuz gibi nakledelim Kaynak : Nursel GÜNEŞ Yaş : 16 KAYSERİ/Merkez Birem birem İkem ikem Kamçı boylu, Kara diken Bir mut, İki mut Üç mut Dört mut Beş mut Altı mut Yedi mut Sekiz mut Dokuz mut On mut Cumbut Kaynak: Kutay ELGÜN 1987 KAYSERİ/Merkez Herkes yemek bekliyor Tencere boş tava boş Kuşlar misket arıyor Yumurtasız yuva boş Ekilmemiş tarlada hasadı Bekleyen çok Dokuz çoçuk sofrada Sekizi aç, biri tok Biz geçelim masala, Kısmetten ötesi yok Kaynak : Alper Eser 1994 KAYSERİ/Merkez *** Kim osurdu? İt osurdu Elekçinin Bit osurdu Yorgan aldı Yola çıktı Dan dedi Dun dedi Gümbelek Pıs, tıs Kaynak : Alper Eser 1994 KAYSERİ/Merkez Bir varmış bir yokmuş Allah'ın deli kulu çokmuş Bizden daha delisi yokmuş Çok demesi pek günahmış Azdan çoktan Hobbala hoptan Düğmeleri turptan Kaynak : Umay Gülfem ELGÜN 1995 KAYSERİ/Merkez Bir topum var lastikten Lastik değil çelikten Ne yırtılır ne patlar Vurdukça zıplar atlar Atar oynarım hop hop Ne güzeldir lastik top Kaynak : Alper Eser 1994 KAYSERİ/Merkez Bir varmış bir yokmuş Evel zaman içinde Kalbur saman içinde Deve dellal iken Pire hamal iken Ben annemin beşiğini Tıngır mıngır sallar iken Annem düştü beşikten Babam düştü eşikten Biri kaptı maşayı Biri kaptı meşeyi Dadandım dört köşeyi Nasılsa bir delikten atladım dışarı Düştüm yola Var varanın, sür sürenin Baykuşu çoktur viranenin Az gittim uz gittim Dere tepe düz gittim Çayır çemin geçerek Lale sümbül biçerek Altı ay bir güz gittim Bir de arkama baktım ki Ne görsem iyi?!. Arpa boyu yol gitmişim Neyse efendime söyleyeyim İyi dinleyin bunu Maval değil masaldır bu. Kaynak : Alper ESER 1994 KAYSERİ/Merkez Naldır naç Kundura biç Kırk üç Kırk dört Kırk beş Kırk altı Kırk yedi Kırk sekiz Kırk dokuz Elli Pahası Belli Bir mut, İki mut, Üç mut Dört mut Beş mut Altı mut Yedi mut Sekiz mut Dokuz mut On mut Cumbut Kaynak : Altar ELGÜN 1973 KAYSERİ/Akkışla Bir varmış bir yokmuş Evvel zaman içinde Kalbur saman içinde Cinler cirit oynar iken Eski hamam içinde Develer tellal Pireler berber iken Ben annemin beşiğini Tıngır mıngır sallar iken Anam düştü beşikten Babam geçti eşikten Anam kaptı maşayı Babam tuttu meşeyi Dolandırdılar beni Dört bucak bir köşeyi Az gittik uz gittik Bir de dönüp baktık ki Bi iğnenin boyunca Çuvaldızın enince Yol gitmişiz Gide gide İstanbul şehrine vardım Yeni Cami’nin Duvarlarına yaslandım Yalıdır diye Kubbelerini cebime attım Darıdır diye Minarelerini belime soktum Borudur diye Beni tımarhaneye attılar Delidir diye Padişahtan emir geldi Bırakın o, onun Eski huyudur diye Fermanı aldım yollara düştüm Yolda bir boyalı eşek gördüm Yanına vardım Sordum, meğer Kayserili Ondan Pastırma yaparmış At eşek ayırt etmez satarmış Eşekle anlaşamadık tabi Sarıdır diye Eşek bana bir tekme vurdu Geri dur diye O tekmeyi yiyince Ah anam deyince... Soluğu evde aldım. Kaynak : Sabri ELGÜN 1925 KAYSERİ/Akkışla O Mo Diğ Ne U Cu İğ Ne Fil Fillice Kuş Dillice Laka Luka Pirinç Almanyada Çalışan İşçilerimiz Turunç Kaynak : Turan KRAKUŞ 1986 KAYSERİ/Akkışla Çarşı büyük para yok Gezin Mehmed Ağa gezin Mangal büyük ateş yok Kızın Mehmed Ağa kızın Yorgan güccük boy uzun Büzül Mehmed Ağa büzül Tuz iyi şey yağa yarar Amma bala yaramaz Kaynak : Turan KRAKUŞ 1986 KAYSERİ/Akkışla Şemsi Paşa pasajında Ağzı büzüşesiceler Kaynak : Turan KRAKUŞ 1986 KAYSERİ/Akkışla Farfara, Fatma, fırında fareyi görünce. Elindeki feneri fırlattıp feryadı bastı *** Al şu taka tukaları Taka tukacıya götür Taka tukacı taka tukayı Taka tukalamam derse Taka tukaları taka tukalatırmadan Alda gel. *** Sayışma beni, üttüm seni, kovanı koydum dağa, eş gerek bağa. Kaynak : Turan KARAKUŞ 1986 KAYSERİ/Akkışla Baba bir hırsız tuttum; al getir; gelmiyor; bırak gitsin; gitmiyor; bırak gel; bırakmıyor Bir market bir markete Bire market gel beraber Bir market açalım Eğer market market gibi çalışmazsa Bu marketi bırakıp Başka yere gaçalım demiş Kaynak: İsmet DUMAN Yaş:14 KAYSERİ/Akkışla Ebe ebe gel bize Uzaktan vur elimize Eğer vuramazsan ebesin ebe! Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi Bunu sana kim dedi? Diyen dedi, onyedi Yağlı böreği kim yedi? Kaynak: İsmet DUMAN Yaş:14 KAYSERİ/Akkışla Emiş, Memiş, kavga etmiş Mahkemeye gitmişler Mahkemede mahkelemişler mi? Mahkemeleşmemişler mi? Kaynak: Süleyman DUMAN Yaş:16 KAYSERİ/Akkışla O da yalan Bu da yalan Fili yuttu bir yılan Gel biraz da Sen oyalan Kaynak: Süleyman DUMAN Yaş:16 KAYSERİ/Akkışla Gökten üç elma düştü Biri ham Biri çürük Biri de sağlamdı Onu da ben yedim Kaynak: Süleyman DUMAN Yaş:16 KAYSERİ/Akkışla Değirmene girdi köpek, hem kepek yedi köpek, hem kötek yedi köpek. Kaynak: Süleyman DUMAN Yaş:16 KAYSERİ/Akkışla İğne miğne, ucu tiğne; fillice kuş, dillice laka luka; oruç, turunç, pirinç,bu yaptığımın hepsi şaka... Kaynak : Alper ESER 1994 KAYSERİ/Merkez İğne iğne Ucuz iğne, Bal bal iğne Bakış iğne Sadağacı Sadır götür Hod ağacı Hodur götür, Al dene, Ul dene, Naneye, Bakış Çemberi, Çürük Kaynak: Pınar ULUYURT Yaş:16 KAYSERİ/Akkışla/Kululu Yağ yağ yağmur Tarlada çamur Ver Allah’ım ver Sicim gibi yağmur Sellice Çamur Ne vakit geldin Yazın geldim Yazalım çizelim Bir tahtaya dizilelim Kaynak: Süleyman DUMAN Yaş:16 KAYSERİ/Akkışla Ifarda bardak içinde zambak Ben kokayayım sen bak Ali bak Ali Baba'ya Kon gamaya Konamazsan gir komaya Kaynak: Fatma Çimen Yaş : 16 KAYSERİ/Merkez Bir elmayı Alladım Pulladım Asiye’ye Yolladım Asiye’nin İti Kapkaradır Biti Asiye’ye Söyleyin Çektirmesin Eziyeti Kaynak: Fatma Çimen Yaş: 16 KAYSERİ/Merkez Elim Elim Epenek Elden Çıktı Kepenek Kepeneğin Yarısı Yumurtanın Sarısı Bit Bitinin Karısı Elma Verdim Çiğnedi Kıçına Vurdum Oynadı Kaynak: Gülfem ELGÜN Yaş: 7 KAYSERİ/Merkez Şu odayı badanalasak ta mı otursak? Badanalamasakta mı otursak? Kaynak: Çimen Atak Yaş: 13 KAYSERİ/Merkez Karşıdaki ekinler, ekmeklenmiş mi? Ekmeklenmemiş mi? *** Leylek Leylek Lekirdek Hani Bana Çekirdek? Çekirdeğin Yarısı Yumurtanın Sarısı Bit Bitinin Karısı Elma Verdim Almadı Sakız Verdim Çiğnedi Kıçına Vurdum Oynadı Kaynak: Yeşim Selvi Yaş:11 KAYSERİ/Merkez Kırk kartal Kırkının da kanadı kırık kartal Kırkı kalkar, kırkı yatar Kaynak : Osman Kaya KAYSERİ/Merkez Ali Bey hasta Çorbası tasta Mendili ipek İnatçı köpek Kaynak: Yeşim Selvi Yaş:11 KAYSERİ/Merkez Bir iki Kurnaz tilki Fındık fıstık Kadifeden yastık Alçık balçık Bu oyundan Sen çık Kaynak: Osman Seçkin :11 KAYSERİ/Merkez Ali BabanınAtları KişirKişirKişniyor ArpaSamanİstiyor ArpaSamanYokmuş KilimcideÇokmuş KilimciKilim Dokur İçindeBülbül Okur. OBülbülBenimOlsa İki KardeşimOlsa BiriAyBiriYıldız HopÇikolataÇikolata Sabah Yedim Salata KızSeninBabanKe-Ra-Ta… Kaynak: Ali Yeşil Yaş: 11 KAYSERİ/Akkışla Testim kırıldı Suyum döküldü Annem duyarsa Babam döverse Hak, mık, çık Kaynak: Ali Yeşil Yaş:11 KAYSERİ/Akkışla Çıt pıt Mavi boncuk Arap kızı Sen çık Kaynak: Ali Atın Yaş: 12 KAYSERİ/Akkışla Bir kaz aldım ben karıdan Boynu da uzun borudan Kırk abdâl kanın kurudan Kık gün oldu kaynatırım kaynamaz Kaynak: Ali Atın Yaş: 12 KAYSERİ/Akkışla Bir elinde değnek Sırtında yırtık göynek Hangimizi bilirsen Sana yeni bir göynek Kaynak: Ahmet Kara Yaş: 12 KAYSERİ/Akkışla/Uğurluuşağı Ebe ebe hasası Elindedir tasası Ha bildi ha bilecek Bize düşer tasası Kaynak : Alper ESER 1994 KAYSERİ/Merkez Şu yoğurdu Sarımsaklasakta mı saklasak? Sarımsaklamasakta mı saklasak? Kaynak: Ahmet Kara Yaş:12 KAYSERİ/Akkışla/Uğurluuşağı Kediler köpekler ile savaşır Miçik, mucuk, sucuk deyi Çarşı çarşı dolaşır Azcık uzcuk sucuk deyi Kaynak: Ülkü Kara Yaş: 10 KAYSERİ/Akkışla/Uğurluuşağı Bir Gelinim Var Alladım Pulladım Kara Kediye Yolladım Kara Kedi Miyav Dedi Annem Bana Bul Dedi İstanbul’da Bir Kuş Var Kanadında Gümüş Var… Kaynak: Ülkü Kara Yaş: 10 KAYSERİ/Akkışla/Uğurluuşağı Adem madene gitti. Madende badem yedi Madem, Adem maden’e gitti Madende badem yedi de Neden bize söylemedi? Çatal dağda topal çoban Çatal yapar çatal satar Çatal dağda topal çoban Neden çatal yapar çatal satar? Siz hâlâ Avusturalyalılaştıramadıklarımızdan mısınız? Kaynak : Damla Gazioğlu 1982 KAYSERİ/Merkez Elim elim epenek Elden çıkan kepenek Kepeneğin yarısı Bit bitinin karısı Bindim deve boynuna Sürdüm Akkışla yoluna Evvel zaman içinde Kalbur saman içinde Cinler cirit oynamış Eski hamam içinde Hamamcının tası kırık Köyde bir tazı gezer Boynunun halkası kırık Kaynak : Turan KRAKUŞ 1986 KAYSERİ/Akkışla Minarede bir kuş var Kanadında gümüş var Eniştemin cebinde Türlü türlü yemiş var Kaynak: Mehmet Yörük Yaş: 10 KAYSERİ/Akkışla/Mânâvuz Şakir’in şükürün İhtiyarın Bekir’in Alacağım varsa getirin Vereceğim varsa helâli hoş olsun Kaynak : Ersegün ESER 1987 KAYSERİ/Merkez Pisi pisi mav dedi Bir kaşıkçık yağ dedi Yağ olmazsa , bal olsun Benim yavrum sağ olsun Kaynak : Gülay Çolak 1953 KAYSERİ/Merkez İğnem düştü yakamdan Kıral geliyor arkamdan Gelme kıral gelme Annem bakıyor Balkondan Kaynak: Şefika Tekatlı 1975 KAYSERİ/Merkez Çıktım erik dalına Baktım tiren yoluna Üç gemi geliyor Biri ağa, biri Paşa Ortasında Kemal Paşa Kaynak : Murat Tekatlı 1984 KAYSERİ/Merkez Hacı nine kına döver Ben bilirim kimi sever Altın paşa çardakta Gümüş yüzük parmakta Kaynak : Yaşar Karaca 1961 KAYSERİ/Merkez Türkü söyler döneriz Bil bakalım biz kimiz Elindeki değnekle Göster bizi körebe Kaynak : Mustafa ATİK 1942 KAYSERİ/Merkez Üşüdün üşüdüm Daldan elma düşürdüm Elmayı yediler Bana cüce dediler Cücelikten çıktım Evime gittim Annem pilav pişirmiş Tokum diyemem Tuzsuz olmuş yiyemem Buz dolabında ne var? Elma, armut, kiraz Buraya gelir misin biraz Bizim Ali hasta Çorbası tasta Kim demiş ona usta? Kaynak: Mustafa ATİK 1942 KAYSERİ/Merkez Ayı beni korkuttu Kulağını sarkıttı Elma verdim yemedi Sakız verdim çiğnedi Hap hup kırmızı top Kaynak : Onur ERİŞEN 1980 KAYSERİ/Merkez Akdeniz , Karadeniz, Marmara Türkiye’nin başkenti Ankara Ankara’da kadife Kızın adı Latife Oturmuş halı dokur Dibinde bülbül okur Ne bülbül, ne bülbül Şen olsun deli gönül Kaynak: Ayşe Selçuk Yaş: 10 KAYSERİ/Akkışla/Akin Bir tabak aşım olsa İki kardeşim olsa Biri oğan biri kız Biri ay, biri yıldız Bayrak yapsam başıma Toprağıma taşıma Kaynak : Hatice Aydemir Yaş: 17 KAYSERİ/MERKEZ Bir bakarım, bayram olur Bir bakarım, seyran olur Arap kızı bana hayran olur Kaynak: Şükrü Kilci Yaş: 16 KAYSERİ/Merkez Azdan çoktan, vardan yoktan Gece başka, gündüz başka Kaynak: Fadime KİLCİ Yaş: 16 KAYSERİ/Merkez Kırk karga kırkının da ayağı kırık karga. Kırk küp kırkının da kulpu kırık küp Kaynak: Ayşe Selçuk Yaş: 10 KAYSERİ/Akkışla Bir uçak durur gökyüzünde Uçupta gitmek acı Tanrı mı, dost mu, düşman mı? Ayırt etmek acı. Kaynak: Ayşe Selçuk Yaş: 10 KAYSERİ/Akkışla/Akin Mezarımı çarşının ortasına koysunlar Akça kadınlar İnce kadınlar Başucuma gelip ağasınlar Kaynak: Fatma Çelik Yaş: 9 KAYSERİ/Akkışla/Gömürgen Kumbara her gün en az para Yutuyor bu kumbara Bu gün yarın olacak Gene benim olacak Bütün biriken para Şeker evde doludur Bebek isen korkuludur Düşer kırılır birden Yok nerden vereyim ben Bir metelik boş yere Dur sayalım bir kere On iki ay olunca Bu yılbaşı dolunca Açılacak kumbaram Olacak dokuz liram Kaynak: Fatma Çelik Yaş: 9 KAYSERİ/Akkışla/Gömürgen Avradın baktığı öküz çift sürmez Herifin baktığı inek süt vermez Kaynak: Osman Çelik Yaş: 11 KAYSERİ/Akkışla/Gömürgen Yağmur yağıyor Seller akıyor Arap kızı camdan bakıyor Kaynak: Osman Çelik Yaş: 11 KAYSERİ/Akkışla/Gömürgen Yağ yağ yağmur Teknede hamur Tarlada çamur Ver Allah’ım ver Sen bize yağmur Kaynak : Fatma Öztürk Yaş: 23 KAYSERİ/Merkez Portakalı soydum baş ucuma koydum Ben bir yalan uydurdum Duma duma dum Kırmızı mum Kaynak : Özlem Kaya 1982 KAYSERİ/Merkez Çatalcalı topal çoban Çatal sapan yapar satar Çatalcalı topal çobanın Parası var da mı? Çatal yapar satar Çatalcalı topal çobanın Parası yok mu da Çatal sapan yapar satar Kaynak : Ayşe Kaan KAYSERİ/Merkez Boz tilki Dama çıktım, yıldız saydım On iki on iki hani bizim boz tilki? Kaynak : Ayşe Kaan Yaş: 23 KAYSERİ/Merkez O lili lili papatya dilli Kız senin adın kaç türlü? Kaynak : Ayşe Kaan Yaş: 23 KAYSERİ/Merkez Ooo oya Oya gitti maça Maç bileti kaça Kaynak : Ayşe Kaan Yaş:23 KAYSERİ/Merkez Arabam geliyor Düüt düüt ediyor Lastik patladı Şöför atladı İçindeki bayanın ödü patladı Kaynak : Fatma Öztürk Yaş: 23 KAYSERİ/Merkez -Oğlum geldin mi? -Geldi -Ne getirdi ? -İnci boncuk -Kime kime? -Sana, bana -Başka kime? -Kara kediye -Ağaca çıktı mı? -Ağaç nerede? -Balta kesti -Balta nerede? -Suya düştü -Su nerede? -İnek içti -İnek nerede? -Dağa kaçtı -Dağ nerede? -Yandı, Bitti, Kül ol du Kaynak : Melek Uzun Yaş: 12 KAYSERİ/Merkez Goca ceviz gocadıkça Işgın verir budadıkça Kaynak : Melek Uzun Yaş: 12 KAYSERİ/Merkez Şuraya bir camız basmış ki Nasıl da bir basış basmış Kaynak : Nafi Aykaç 1976 KAYSERİ/Merkez Bizim damda Başı boz, beş boz ördek var Bizim damdaki Başı boz, beş boz ördekten Üçü dişi, biri erkek, biri de bilinmiyor Bizim damdaki Başı boz, beş boz ördekten Biri ölmüş Geriye kalan ördeklerden üçü Başı boz, beş boz tilki tüyünden Yapılmış kürk almışlar Başı boz, beş boz ördeğin Aldıkları mantolar Yırtık olduğu için Başı boz, beş boz ördek Mantolarını bir birine dikmişler Kaynak : Melek Uzunyaş: 12 KAYSERİ/Merkez Eveleme develeme Devekuşu kovalama Halkada bülbül Çıkana da sümbül Sümbül kızı Ne zaman gelir Yazın gelir Yazılalım çizilelim Aynada boncuk Ufacık çocuk Biz sıraya dizilelim Kaynak : Melek Uzun Yaş: 12 KAYSERİ/Merkez Var varadan, sür süreden Amasa’dan Tire’den Geldi geçti buradan Anadolu Kastamolu Yalan desen o da dolu Hay hay dedim gahdı bi dilki Tüfengim olaydı vururdum belki Bit pazarında satılan kürkü Param olaydı alırdım belki Bir tavuğum var bir tek cüceli Gaç yıl oldu çaylak alıp gaçalı Bir goyunum var sırtı keçeli Akşam yatırdım yatahda Sedasın diynerdim otlahda Gapımızın önü ulu gavahda Lah lah eden goca leyleh ni’coldu? Kaynak: Muzaffer Aykaç Yaş: 45 Kayseri/Merkez Girinci'de çifte oluk Çağırdım yetmedi soluk Sana diyom güzel gelin Kulaklarım sağır moluh Kaynak : Havva Taş Yaş: 33 KAYSERİ/Koyunabdal Metel metel met iki Oğlan uşak on iki Metel başını bağamış Döne döne ağamış Kaynak : Melek Uzun Yaş: 12 KAYSERİ/Merkez Ene mene dosi Dosi çikolata Buz gibi limonata Limonata bitti Goca garı yitdi Arıya arıya İşim gücüm bitti Kaynak : Zeki Durmuş Yaş: 12 KAYSERİ/Merkez Ay dede Evin nerede Akkışla’da Akkışla’nın neresinde İki daşın arasında Nahıt gelir? Yazın gelir Yazılasın büzülesin İt gannına düzülesin Tangala mangala Tas tis pis Kaynak: Ayşe Selçuk Yaş: 10 KAYSERİ/Akkışla/Akin Portakalı soydum Baş ucuma koydum Ben bir yalan uydurdum Duma duma dum Kırmızı mum Dolapta bekmez Yala yala bitmez Ayşecik, Fatmacık Sen bu oyundan çık Kaynak : Zeki Durmuş Yaş: 12 KAYSERİ/Merkez -Huu huu komşu! -Sırtındaki ne? -Arpa -Kaça sattın ? -Kırka -Eve ne aldın ? -Hırka -Çocuğa ne aldın? -Halka -Annen ne yapar? -Pamuk atar -Baban ne yapar? -Yün dider -Adın ne ? -Hasan -Ha ben ha sen -Ha bana ha sana ELGÜN Ailesinin bir düğünü -Döndüm Baktım -Kel Hasan'a Kaynak: Ayşe Selçuk Yaş: 10 KAYSERİ/Akkışla/Akin Ene mene dosi Dosi safran bosi Anasının kuzusu Orta orta of Linge linge lof Soya soya sof Tiren gelir pof pof Kaynak: Ayşe Selçuk Yaş: 10 KAYSERİ/Akkışla/Akin Şu karşıdaki kuru kavak, karardın mı ey kara kuru kavak, sarardın mı ey kara kuru kavak? Kaynak : Adem KAYA 1976 KAYSERİ/Merkez Bir tarlaya kemeken ekmişler. İki, kürkü yırtık kel kör kirpi dadanmış. Biri, erkek kürklü yırtık kel kör kirpi, öteki dişi kürkü yırtık kel kör kirpi. Kürkü yırtık erkek, kel kör kirpinin yırtık kürkünü, kürkü yırtık dişi kel kör kirpinin yırtık kürküne, kürkü yırtık dişi kel kör kirpinin yırtık kürkünü, kürkü yırtık erkek kel kör kirpinin yırtık kürküne eklemişler. Kaynak : Adem KAYA 1976 KAYSERİ/Merkez Ocak kıvılcımlandıranlardan mısınız? Yoksa kapı kıcırdatıcılardan mısınız? Kaynak : Adem KAYA 1976 KAYSERİ/Merkez Kayseri’nin köyünde Komser Kâmil Kayseri’nin köylüsü Kemal’e Kemal Karakova Adliye kararıyla karakola koydu Kaynak : Adem KAYA 1976 KAYSERİ/Merkez Bol bol yiyen bel bel bakar Kaynak : Adem KAYA 1976 KAYSERİ/Merkez Sizin damda var Beş boz başlı boz ördek Bizim damda var Beş boz başlı boz ördek Sizin damdaki Beş boz başlı boz ördek Bizim damdaki Beş boz başlı boz ördeğe Sizde bizcileyin Beş boz başlı boz ördek misiniz demiş. Kaynak : Adem KAYA 1976 KAYSERİ/Merkez Minarenin kilidi Aşam gelen kim idi? Emmim oğu Musacık Eli kolu kısacık Çek ayağını topacık -Bir baltam var, kim alır? -Ben alırım -Kaça ? -Beşe -Vermem beleşe, Vururum taşa Kaynak : Zeki Akkoca Yaş: 12 KAYSERİ/Merkez Kızın adı Hediye Ekmek vermez kediye Kedi gider kadıya Kadının kapısı kitli Hediye’nin başı bitli KAYNAK : Zeki Akkoca Yaş: 12 KAYSERİ/Merkez Pireli peyniri, Perhizli pireler tepelerse Pireli peynirler Pır pır pervaz ederler Kaynak : Ahmet Akkoca Yas: 10 KAYSERİ/Merkez 10,20,30,40,50,60,70,80,90,100 Dere, tepe düz Ördek suda yüz Vak, vak vak Lambaları yak Bir göbek at Yatağına yat Kaynak : Ahmet Akkoca Yaş: 10 KAYSERİ/Merkez Ellem bellem Şimşir gallem Horuz öttü Tavuk tepti Bülbül kızına Selam gitti Ne zaman gitti? Yazın gitti Yazılası, büzülesi Kırk ipe dizilesi Tas , tus Var gel kus Kaynak : Mustafa DEMİRCİ 1950 KAYSERİ/Merkez Develer tellal, pireler berber, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken... babam düştü beşikten, ben hopladım eşikten... Koptu dolapta bir patırtı, yoğurt üstüme atıldı... Anam kaptı meşeyi, kova kova dolandırdılar dört köşeye Kaynak : Ersegün ESER 1987 KAYSERİ/Merkez Var varanın, sür sürenin Destursuz bağa girenin Sopa yemesi çokmuş... Çok demesi günahmış... Kaynak : Ersegün ESER 1987 KAYSERİ/Merkez Leylek leylek havada Yumurtası tavada Çağıralım et yesin Et yemedi ot yesin Gömlek diktim giymedi Uç dedim uçmadı Hay koca leylek hay Kuzu kuzu mee Haydi gidelim Ayşe teyzeme Kar yağıyor karga bağırıyor Anam çörek pişirmiş Seni çağırıyor Mustafa mısık Arabaya kıstık Üç mum yaktık Seyrine baktık Kaynak: Fatma Büyükkürkçü 1970 KAYSERİ/Merkez A telli durna Yeşilli durna Soğuk suda kanatları Büzülür büzülür Sıcak suda kanatları Açılır açılır Aslanım, kaplanım Kimi kapacaksan kap bakalım. Kaynak : Kezban Akkoca Yas: 9 KAYSERİ/Merkez Az gitmiş, uz gitmiş Dere tepe düz gitmiş Altı ay bir güz gitmiş Bir de arkasına bakmış Ne görsün gide gide Bir arpa boyu yol gitmiş Gitmiş gitmiş ya dağlardan atlı Ovalardan yaya yürüye yürüye Varmış bir çaya Çay değil umman, Bir ucu var, bir ucu yok Avuçladım suyunu Ne bileceksin huyucuğunu Hemen oracıkta oldum bir kelebek Her yanım değişti tek tek Süzüldüm gittim anama Yavaşca kondum yanağına Görünce beni bağırdı Nereden girdi içeri Ne lanet hayvan Camı açık bırakmış biri Ancak attım kendimi dışarı Kimin elinde ağ, kimi ister kanadımı Çiçek ağaç gökyüzü Derken karıştırdım Gece ile gündüzü Dönmek istedim eski halime Bir türlü dönemedim kendi halime Günlerce ağlandım sızlandım Gene o çay ağzına vardım İçince suyu döndüm eski halime Kurtuldum kelebek olmaktan Kaynak : Kezban Akkoca Yaş: 9 KAYSERİ/Merkez Karışık düzen Çok bizi üzen Kuvvetli ezen Paralı gezen Yabancı yazan Yalancı çizen Kaynıyor kazan İçinde yüzen Çalışmaz izan Parayı dizen Doydukça azan Seni gidi düzen Paslanmış tüzen Bitecek vizen Dağ patlar bazen Kaynak : Reyhan FIRAT 1981 KAYSERİ/Merkez Kelkitte keklikler Keşmike dadanmışlar Kelkitlilerde keşmikteki Kekliklerin etine dadanmışlar Keşmike dadanmasaydılar Kelkitliler de keşmikteki Kelkitlerin etine dadanmazdı Kaynak: Ahmet BÜYÜKKÜRKÇÜ 1969 KAYSERİ/Merkez Al çömre ver çemre Sarı ineği kim sağar? Cücem sağar Cücem beni okuttu Keten, göynek dokuttu Keten, göynek dizine Süphanallah gözüne Kaynak: Fatma BÜYÜKKÜRKÇÜ 1970 KAYSERİ/Merkez O bahçe başka bahçe Bu bahçe başka bahçe Şu bahçenin içinde Yer bul kendine Eşe Ay Eşe kız vay Eşe Seni satam beleşe Beleşe gitmek olmaz Verek seni keleşe Kaynak : Hanım ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla Farfara Fatma Fırında fareyi görünce Feneri atıp feryadı bastı Kaynak : Ahmet ÖNER 1958 KAYSERİ/Merkez Bir, iki ,üç; seçmesi güç Dört, beş, haydi kardeş Altı ile yedi Barış niye gelmedi Sekiz, dokuz, on kırmızı don Komşu damına kon Anya, Konya, Kumpanya Çıktın aramızdan ya Kaynak : Şeyda ÖNER 1990 KAYSERİ/Merkez Daldan dala atladım Sarı çiçek topladım Çiçekleri döküldü Dere aldı götürdü Dere boyu çalılık Derede olur balık Oltamı attım Balığı tuttum Balık suya dalamaz Ebe beni bulamaz Kaynak : Pelin Su YILDIRIM 1984 KAYSERİ/Merkez Herkes lahana almış lahalanmış Bizde lahana alalım lahanalalım Kaynak : Ülkem ÇAM 1982 KAYSERİ/Merkez Oğlanın adı Kamber Boğazına takarlar çenber Minareden uzun bumbar Yedim karnım doymadı Ne sakalım töm töm etti Ne bıyığım com com etti Hiç bana keyif gelmedi İki ce'ler me'ler Dört şıngır mıngır Yedim karnım doymadı Ana bacı kaldır sacı Altı mı altı bazlamacı Yedim karnım doymadı Harda hurda eşeği yedirdik kurda Atmış tarla firik buğda Yedim karnım doymadı Denizi çorba ettik Gemiyi kepçe ettik Bir gün de evden kaçtım. İki atla bir anahtar deliğindene geçtim. Gittim gittim. Bir de arkama baktım, telllallar bağırıyor:"Kırk kazan keşkekle, kırk kazan yoğurdu kim yiyecek." Diye…Evimizin önünde bir ağaç vardı Kırk kişi tuttum yontturdum Kırk kazan keşkekle Kırk kazan yoğurdu içine doldurdum Oturdum yedim. Dudaklarımın bile haberi olmadı.Karşıya baktım. Dere gibi hoşaflarTepe gibi pilavlar Kolum gibi dolmalar Budum gibi sarmalar Ye yemez misin?Hani de görmez misin? Karnım davula döndü. Ağzımın birşeylerden haberi yok… Birazını da eşeğe yükledim size getiriyordum. Dereden geçerken kurbağalar: "Vırak vırak!"deyince: Ben anladım:" Bırak bırak!" Diyorlar. Bıraktım orada dere ateşten eşeğimin de bacakları mumdanmış. Orada eriyip kayboluverdi. Kaynak: Halil KIZILASLAN 1335 KAYSERİ/Akkışla Bağ başında bir köyde Toprak damlı bir evde Evlat, ana, Bir inek bir danası Beraber yaşarlarmış Her işe koşarlarmış Ay aman vay amanla Gel zamanla git zamanla Küçük yerleri sürümüş Ve nihayet yürümüş Gitmiş odun dağına Gelmiş okul çağına Omuzunda bir yaba Demiş oğuluna baba: “Ey benim güzel balam Uğrunda yolda kalam Bak burası dağ başı İşin yoksa baş kaşı Gelir Hak’tan bir emir Sona erer bu ömür Aklım işi dererken Git bir seher eline Ve sahip ol diline Milim milim oku ilim İlimden doku kilim” Kaynak :Ertuğrul KAPUSUZOĞLU Yaş: 45 KAYSERİ/Merkez Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, cinler cirit oynarken, eski hamam kalma, kulpu kırık kenarı yok, şu ahım şahım fincan… O akşam ne cezveyi kıpırdatabildim, ne kahveyi köpürdetebildim. Akın hele şu ettiği yetmiyormuş gibi bir de karşıma çıkıp oh çekmez mi ya bizim güdük fare!..Kızmayın benim canım efendim, bu farenin derdinden bittim, tükendim.Benim gibi bir yalınkat adam değil kambur felek, kadife yelek bile dayanamaz buna. Bir gece değil beş gece değil, her gece bu kuyruğunu yay ediyor, unu bulguru pay ediyor; yağı kıymayı zay ediyor…Öyle ya, hani han, hani harman? Evimizin ardı tarladır, ekini kor, bizi zorlatır. Karanlıkta göz parlatır; ama gel gelelim, kaçak dövüşene metin, ne var ne yok teslim ettik bütün. Bacamızdan çıkmaz oldu tütün.Gayrı ya bu fare durur ya biz.Bu gece düşündüm taşındım, tatlı tatlı kaşındım.Baktım ki olur gibi olacak gibi, durur gibi duracak gibi değil.Ne yapıp yapıp yaptım.Yine telli pullu bir arzuhal yazdım kediye, dilediğim yerini bulursa kilerde nöbet bekleteceğim. Kaynak: Halil KIZILASLAN 1335 KAYSERİ/Akkışla Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken eski hamam içinde. Hamamcının tası yok; külhancının baltası yok. Bu yalanın ötesi yok. Hu, diyelim hu! Hu diyenin huyu kurusun. Dolmasın suyu kurusun. Hu diyelim hu! Hu demiyenin başı kel olsun.Hu hu hu! Ben kirleteyim, sen yu. Kaynak: Hasan ALATAŞ 1327 KAYSERİ/Akkışla Masal masal maliki Yolda saydım oniki Onikinin yarısı Tilki çakal karısı Masal masal martladı İki fare atladı Kurbağa kanatlandı Tos vurdu bardağa Çocuk çıktı çardağa Masal masal maliki Kuyruğu var on iki Kuyruğunda beni var Kulağında çanı var. Masal masal matadar Dil okur damak tadar. Kaynak: Hasan ALATAŞ 1327 KAYSERİ/Akkışla Yaranı safa Bekri Mustafa Kaynadı kafa Ak sakallı gök sakallı Mavi sakallı kızıl sakallı Yeni berber Elinden çıkmış taze bir kafa Ali dost Veli dost Tekkede kaldı bizim post Ben de kaldım bir oba ile Ben dikerim o sökülür Arasından şeker badem dökülür. Dinle hikâyeti, dilber elinden şikâyeti Güzelller elinden yâd, Çirkinler elinden dâd ile feryâd Güzeller dilber olur, çirkinler neler olur. Ey zengin ve fakirler Feleğin devranı böyle gelir böyle geçermiş Uzatmayalım metaneyi Patlatırlar kestaneyi Sözün azı uzu Köseye verme sakızı Yad elllere dokutmayın bezi Akşam gider para der, sabah gelir para der. Kaz kaz ile baz baz ile Aylaca tavuk çil horoz ile Annesi genç kız ile Anlaşırlar pek naz ile Kaşık oynar göz ile Aşık meydana gelir saz ile Meclis de dinler haz ile Armudu taşlayalım, dibinde kışlayalım. İzin verirseniz masala başlayalım. Kaynak: İsmail ALTUN 1320 KAYSERİ/Akkışla Astın, Ustun babam Kör Mustun, bir de ben, ava gittik. Dere tepe düz gittik Altı ay bir güz gittik. Akama baktım ki bir pabuç boyu yer gitmişiz. İğneyi diktim, bizi diktim. Üstüne çıkıp baktım. Kayseri'nin yazısında bir sinek. Astın sıktı vuramadı, Ustun sıktı vuramadı. Babam kör Mustun sıktı, azıcık çizdirdi. Ben daha yiğittim. Bir tüfeğe dokandıydım, devirdim kodum.Vardık sineğin yanına. Astın çaldı boğazlayamadı. Ustun çaldı boğazlayamadı. Babam Kör Mustun çaldı azıcık çizdirdi. Ben daha babayiğittim. Hemen bıçağı çalıverdim boğazladım. Bunu yüzdük.Atmış okka dış yağı çıktı, yetmiş okka iç yağı. Bir çift çizmem vardı, birine bu yağı sürttüm, birine yetmedi.Neyse orada yattık… Gece kalktıydım, çizmeler birbirleriyle dövüşüyorlar. Biri: yağlı yüzünü yiyor. Biri yavan yüzünü yiyor. Kalktım bunların suratına iki sille attım yine yattım.Sabah oldu baktım çizmeler yok. Oradan bunları aramaya gittim. İğneyi diktim bizi diktim, üstüne çıktım baktım. Küçük bir meydanda çizmeler çift sürüyorlar. Vardım sineğin derisini attım. Büyük bir meydan belirdi. Çifti elime aldım, sürdüm ektim. Bir ekin oldu ki yatsam sakalımda dinlesem topuğumda; ama adam yutuyor.Bunu nasıl biçeriz nasıl biçeriz? Derken öteden bir çakal geldi. Orağı bu çakala bir attım. Orağın sabı çakalın karnına girdi, ağzı kaldı dışarıda. Çakal kaçtı, orak biçti. Çakal kaçtı orak biçti. Ekinin hepsi biçildi. Bunu neyle toplarız neyle toplarız? Derken öteden bir kasırga koptu, ekin topladı. Harman etti.Bunu bizim ihtiyar çil horoza sürdürdüm., savurturdum. Atmış okka bir yanına,yetmiş okka bir yanına vurdum. Ben de çil horozun üstüne bindim sürdüm değirmene…Değirmene yaklaşınca susadım. Oradaki pınara indim.Pınardan ağzım ile içtim gözüm istedi. Gözüm ile içtim kulağım istedi. Edemedim kafamı kestim, pınarın içine attım. Oradan değirmene vardımDeğirmenci: Hani kafan dedi?Pınara attım dedim. Onu şimdi çakal yer dedi. Oradan kalktım pınara gittim. Baktıydım. çakal kulağımın uçundan tutmuş. Çakala bir yumruk attım.Yumruğum çakalın karnına girdi.İçini karıştırdım. Kusur kusur ediyor.Çektim çıkardım.Bir kağıt okudum: Bir yanı yalan bir yanı dolan. Kaynak: İsmail ALTUN 1320 KAYSERİ/Akkışla Aşağıdan birden: "-Tutun bire, vurun bire!" Diye bir patırdı koptu. "-Eyvah, beni tutmayalar !" dedim. İki kalktım bir hopladım, seksen ayak merdiveni birden atladım. Baktım beşyüz atlı asker. Nereye gidiyorsunuz? Dedim. Sıkbasan oğlu Hasan'ı aramaya dediler. Ben bundan birşey anlamadım bir daha sordum. Gene Sıkbasan oğlu Hasan'ı dediler. Neyse katıldım ben de onlara,vardık Edirne'ye Sıkbasanoğlu Hasan'ı tuttuk. Meğer o da pireymiş… Bildim pireye, vardım Tire'ye, Anam ve yeğenim, oradaki pireye… Pire gelir çatur çutur, Ev sahibi balta getir. Bak şu pirenin işine Halat bağladım dişine; At hamalı şaştı, sırık hamalı şaştı, Üsküdar'ın vapuru Beşiktaş'a yanaştı. Tuttum pirenin birisini, Kırdım ufağını irisini, Dadağa sattım gerisini… Gel gelmez misin, yol bilmez misin? Bu işlere sen gülmez misin? Tuttum pirenin irisini, Çadır yaptım derisini. Altmış adam altında sığınmadık mı? Tuttum pirenin eşini, Neler getirdi başıma: Osekizbin baytaya çektirdim leşini! Tuttum pirenin ağını, Çektim çıkardım yağını Doksan okka tartmadık mı? Tuttum pirenin beyini Sırtına kurduk düğünü Atmış batman bağırsak yığını Gidip pazar da satmadık mı? Pireye vurdum paylanı, Altından çektim kolanı Dinleyin ağalar benim koca yalanı. Pireye vurdum palanı Kırdı kaçtı kolanı, Sen de beğendin mi benim düzdüğüm yalanı?.. Kaynak: Mustafa AKPINAR 1320 KAYSERİ/Akkışla Evvel zamanda iken, kalbur samanda iken az iken uz iken. Deve tersi toz iken.Kara tavuk kömürcü, saksağan berber iken. At ekmekçi, köpek dülger iken. Deve bez satan, horoz tellal iken. Tavuk saatçi eşek tuzcu iken. Koyun kayyum, keçi müezzin iken. Tilki simsar, kedi çuhadar iken. Anam eşikte, babam beşikte iken. Anam ağlar anamı sallardım. Babam ağlar babamı sallardım.Derken babam düştü beşikten, ben hopladım eşikten.Anam kaptı maşayı, babam çekti şişeyi. Yüklendiler sırtıma meşeyi. Dolandırdılar bana dört köşeyi.Anam kaptı yarmayı, ben ocaktan dolmayı. Dolapta koptu patırdı. Yoğurt üstüne atıldı. Aklım kaçtı kurtuldu. Kaynak: Mustafa AKPINAR 1320 KAYSERİ/Akkışla Çıktım tavan arasına bir kırık sandık buldum.Açtım baktım içinde: Bir kırık altın. Almayacaktım; ama aldım sarıdır diye. Ordan gittim Kayseri'ye bir kase yoğurt aldım. Durudur diye. Dokuyüz doksan testi su kattım kuyudur diye.Kurşunlu Camii'nin minarelerini cebime soktum. Darıdır diye. Nacağı aldık kapalı çarşıya daldım korudur diye. Kızılırmak'a girdim kıyıdır diye.Ortasına bastım kuyudur diye.Hunat Camii'nin duvarına dayandım. Yalıdır diye. Erciyes dağına bir tekme vurdum "Geri dur!" diye.Üçlük beşlik verdiler beğenmedim iridir diye. Reşat altını verdiler almadım.Sarıdır diye. Beni aldılar tımarhaneye götürdüler delidir diye.İki adam geldi şahitlik etti Veli oğlu Velidir diye.Tımarhaneyi dürdüm katladım, sırtladım halıdır diye.Beş on sopa vurdular yeridir diye.Beni padişaha bildirdiler delidir diye. Padişahtan ferman çıktı: "Bırakın onu, eski huyudur diye."Fermanı aldım cadde boyu gidiyordum.Bir boz eşek gördüm peşine takıldım.Eşek bana bir tekme vurdu: " Geri dur!" Diye. Kaynak: Ahmet EROĞLU 1312 KAYSERİ/Akkışla Elim elim epenek Elden çıktı kepenek Kepeneğin yarısı Bitli beyin karısı At gider katır gider Dedem yoğurt getirdi Püsük burnun kesile Minareden asıla İçinde demir ocak Demir ocak kilitli Ömer’in başı bitli Epenek epenek, Elden çıkan kepenek Kepeneğin ne sucu Süleyman’ın papucu İndim deve boyuna Sürdüm Halep yoluna Halep yolu can bazar İçinde ayı gezer Ayı beni korkuttu Kulağımı sarkıttı Salla sulla çek şunu Kaynak : Alper ESER 1994 KAYSERİ/Merkez Herkes yemek bekliyor,tencere boş tava boş Koşlar misket arıyor, yumurtasız yuva boş Ekilmemiş tarladan hasadı bekleyen çok Dokuz çocuk sofrada sekizi aç, biri tok Biz geçelim masala, kısmetten ötesi yok. KAYSERİ/Merkez Al Allah elimi Zapdeyle deliyi Yola revan oluyorlar Nasıl gittiğini bilmez Depelerden yel gibi Derelerden sel gibi Gonarak göçerek Anam sütün içerek Kaynak : Elmas DEMİREL 1933 KAYSERİ/Merkez Bir varmış, bir yokmuş Allah'ın deli kulu çokmuş Bizden daha delisi yokmuş Çok demesi pek günahmış Yünü diktim kıla kattım Kılı diktim, yüne kattım Lokumu yiddim balı yuddum Kaynak: Osman Akçalı KAYSERİ/Merkez Tellerden müezzin olmaz Minareyi yıkar sesinen Hizmetçiden hanım olmaz Gurnayı kırar taşınan Kaynak: Sabri Elgün 1925 KAYSERİ/Akkışla Deh demeden yürüyen at Buyurmadan tutan evlât Bir de güzel oldu mu avrat Ölüm neyine, gir oyna; çık oyna Deh demeden yürümeyen at Buyurmadan tutmayan evlât Bir de çirkin oldu mu avrat Ölüm neyine, gir ağla; çık ağa Kaynak: Sabri Elgün 1925 KAYSERİ/Akkışla Şu köşe kış köşesi Şu köşe yaz köşesi Ortasında su şişesi Kaynak: Zeynep İdiz 1955 KAYSERİ/Akkışla Koştum eve vardım: "Baban doğdu." Dediler. Kucağıma bir yumurta verdiler. Yumurta elimden düştü. İçinden kocaman bir horoz çıktı, sokağa kaçtı. Kovalamaya başladım taş attım değemedi.Ceviz attım…Cevizden bir kocaman ağaç bitti.Üstündeki cevizleri düşüreyem diye taş attım, değmedi.Toprak attım ağacın başı tarla oldu.Kimi dedi: "Buğday ek." Kimi dedi:" Karpuz ek." Karpuz ektim öyle karpuz verdi ki tarla.Develer taşıyamadı.Karşıma bir adam çıktı:"Karpuzundan versene." Dedi.Bir karpuz verdim bir ordu yedi, yarısı arttı…Ben de bir karpuz keseydim dedim. Keserken çakım içine kaçıverdi.Elimi soktum alamadım gözümü soktum göremedim.Kendim girdim yedisene aradım, bulamadım.Yedisene gezdim dolaştım sonunuda karpuzun kapısına ulaştım. Vay anam karpuz, evin köyün yıkılası karpuz…Bir yanı sazlık samanlık, bir yanı tozluk dumanlık. Bir yanında demirciler demir döver, denk ile; bir yanında boyacılar boya yapar binbir çeşit renk ile.Bir yanında Türk devleti cenk eder top ile tüfek ile… Kaynak: Ahmet EROĞLU 1312 KAYSERİ/Akkışla Babamın dokuz arısı vardı: Sayar alırdı içeri sayar verirdi dışarı. Birgün baktım topal arı yok…Eve geldim, ahırdan çil horozu çektim. Boynuna kıldan başlığı vurdum üstüne bindim .Derelerden sel gibi, tepelerden yel gibi. Hamza Pehlivan gibi Gittim… Baktım bizim arıyı camız ile kağnıya koşmuşlar. Arının boynu yara olmuş. Dedim:" Bunu neden böyle yaptınız?" Dediler: "İncir yaprağını sür boynuna iyi olur." Gittim incir yaprağı aramaya. Kaynak: K.Mehmet KARADUMAN 1335 KAYSERİ/Akkışla For foradan, sür süreden Manisa'dan Tire'den, konaraktan göçerekten. Lâle sümbül biçerekten. Kahve sütün içerekten. Sulu yerde peynir ekmek, susuz yerde kavuun karpuz yiyerekten.Az gittim uz gittim. Dere tepe düz gittim. Altı ay bir güz gittim… Bir de arkama dönüp baktım ki, bir arpa boyu yol gitmişim. Kaynak: K.Mehmet KARADUMAN 1335 KAYSERİ/Akkışla Çıtır pıtır hanımın çıtı pıtı Kızının çıt kırıldım çoçuğu olmuş Çıtı pıtı hanım çıt kırıldım kızıyla Çıtır pıtır annesine öğünmüş Kaynak : Ümre ÇAM 1981 KAYSERİ/Merkez Kelkik’te keklikler Kesmik’e dadanmışlar. Kelkitliler de Kesmik'teki kekliklerin etine dadanmışlar. Kelkit’e keklikler dadanmıyaydı. Kelkitliler de Kesmik'teki kekliklerin etine dadanmazlardı. Bitmedik yavşan dibinde Doğmadık davşan Balağına rast geldik İsa, attı vuramadı Musa, attı vuramadı Ben atınca, tak dedi, vurdum Ve delik heybenin, gözüne koydum Bir değirmene geldik Oradan un öğüttük Davşanın etini pişirdik Baba susadım, dedim Git çark evinden iç dedi Çark evine elimi uzatınca Dilki deliğine girdi Çektim çıkardım, bir kağıt Okudum bir yanı palan Bir yanı kolan Bu dediklerimin hepsi yalan Kaynak : Mehmet KARADUMAN 1935 KAYSERİ/Akkışla İnekten emzirdin Hademeylen gezdirdin Oğlunda ne hakkın var Tapusunu üstüne yazdırdın Kaynak : Hanım ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla Cevizine koz Tamamlandı söz Kalkın gidin siz Yatacağız biz Kaynak : Hanım ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla Var varadan, sür süreden Amasya'dan çıktık Siladan girdik Üç arkadaştık severdik Ne olduysa ayrıldık Kaynak : Hanım ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla Ya şundadır ya bunda Keçek külak başında Şu tarlaya bir şirik kekere mekere ekmişler. Karşı tarlaya da bir şirik kekere mekere ekmişler. Bu tarlaya ekilen bir şirik kekere mekereye boz ala başlı pis porsuk dadanmış. Hadi bak buraya gir sıraya çakte görsünler. Bir liraya çek çekler çekilsin, bonolar imzalansın, yolcular yerlerine biletler ellerine, konforlu jet yataklı mersedes saati saatine kalkar vallahi, yolcusunu bekleyemez. Kaynak : Hanım ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla Dise varsam, dimese küssem ……. İyi insan ise, “kokmuş suya koy iç” ……. Öd ağacından kaşık olur Fasulye yimenin hakkı deel …… O mo kara do Zımba zımba beri do …… -Gızım seni Ömer’e vereyim mi? -İstemem babacım istemem -Onun adı Ömer. -Her gün beni döver -İstemem babacığım istemem -Gızım seni çobana vereyim mi? -İstemem babacığım istemem Onun adı çoban goyunları çohtur Sağdırır bana istemem -Gızım seni Engin’e vereyim mi? -İsterim babacım isterim. -Onun adı Engin -O da benim dengim, -İsterim babacığm isterim Kaynak : Hanım ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla Yağ satarım bal satarım. Ustam ölmüş ben satarım Ustam yükü ağırdır Satsam on beş liradır Zambah zumbah Dön arhana iyi bah Kaynak : Mehmet KARADUMAN 1935 KAYSERİ/Akkışla Sarı çiçi Çamaşır ipi Gızdırma beni Satarım seni Kaynak : Mehmet KARADUMAN 1935 KAYSERİ/Akkışla -Gomşu gomşu hu! -Hu! -Oğlun gızıma ne dimiş -Ne dimiş ? -Gel bu gece gaçalım dimiş? -Hii. Yedirdiğim ekmek, içirdiğim süt. Hepsi de haram olsun çek git. Kaynak : Mehmet KARADUMAN 1935 KAYSERİ/Akkışla Karşıdaki dağlar İçin için ağlar Annesi ölmüş Onun için ağlar Uçurtma kanatlı Kızlar elma yanaklı Erkekleri sorarsan Hepsi maymun suratlı Kaynak : Durmuş KARADUMAN 1963 KAYSERİ/Akkışla Evden çıktım Âbime vardım Âbim pilav pişirmiş İçine sıçan düşürmüş Bu sıçanı ne yapmalı Minareden atmalı Minarede bir kuş var Kanadında gümüş var Âbimin cebinde Türlü türlü yemiş var Kaynak : Durmuş KARADUMAN 1963 KAYSERİ/Akkışla Çık çıkalım çardağa Yem verelim ördeğe Çiyak mıyah demeden Ördek yemini yemeden Attım vrdum çektim çıkardım Fındır fıstık Kadife yastık Vallahi yenge Ben yapmadım Horoz yaptı Al çık bal çık Saydım sen çık Kaynak : Durmuş KARADUMAN 1963 KAYSERİ/Akkışla Ceviz adam Şap şap şap Kaşları keman Gıy gıy gıy Burnu uzun Lu lu lu Karnı davul Güm güm güm Kaynak : Durmuş KARADUMAN 1963 KAYSERİ/Akkışla Allah’tan başlayalım Şeytanı taşlayalım 1 can 2 can 3 can 4 can 5 can 6 can 7 can 8 can 9 can 10 can Hacivat benim amcam Karagöz benim dayım Kaynak : Durmuş KARADUMAN 1963 KAYSERİ/Akkışla İğne attım denize Geliyor yüze yüze Kız senin adın Pakize Saat geliyor sekize 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8 Kaynak : Ayşe KARADUMAN 1932 KAYSERİ/Akkışla Kayseri’nin kazasında kazancılar çarşısında, Kara Kâzım’ın kızını kaçırmışlar. Kayseri Kapalı Çarışı esnafının hepsinin kapısına Kapalı Çarşı'dan alınan asma kiliti vurmuşlar. Kapalı Çarşı esnafı bu kapalı çarşıdan alınan ve kendilerini kiltleyen kiliti yapan Kapalı Çarşı Esnafına Çok kızmışlar. Kızı kaçıranı bularak Kapalı Çarşı Esnafını Kapalı Çarşıya koymuşlar. Kaynak : Ayşe KARADUMAN 1932 KAYSERİ/Akkışla Kambur Kadriye kavanozu kırdı Kırdığını kırdığına katıp kaçtı Kaynak : Ayşe KARADUMAN 1932 KAYSERİ/Akkışla İdilik bidilik Saçlar başlar kıvırık Sen bu oyundan çıkınik Kaynak : Ayşe KARADUMAN 1932 KAYSERİ/Akkışla -Nereden geliyorsun? -Zirzop Kalesi’nden -Üstün neden yaş? -Denizden geçtim -Çok derin miydi? -Kıyısında dolaştım -Üstün başın neden beyaz ? -Değirmenden geçtim -Çok kalabalık mıydı? -Çarkından işittim -Akşam nerede idin ? -Bey konağında -Ne yedin? -Koç -Neresinden ? -Hiç -Nerede yattın ? -Minarede -Çok kaba mıydı? -Kup kuru yerde -Üstüne ne örttüler? -Perde -Sen uğrattın beni bu derde Kaynak : Ayşe KARADUMAN 1932 KAYSERİ/Akkışla Daldan dala atladım Kara çiçek topladım Çiçeklerim döküldü Dere aldı götürdü Dere boyu çalılık Derede olur balık Al çık bal çık Sen bu oyundan çık Kaynak : Ayşe ELGÜN 1938 KAYSERİ/Akkışla Şu dağarda bal kabak Açılır tabak tabak Ne oldum dememeli Sen işin sonuna bak Kaynak : Ayşe ELGÜN 1938 KAYSERİ/Akkışla Gıdı mıdı mahallesi Ahçı dükkanı Hor hor çeşmesi Aynacıklar Kemancıklar Düz bayır Bitli çayır Kaynak : Ayşe ELGÜN 1938 KAYSERİ/Akkışla Türkü mürkü Ninemin eski kürkü Bir çektim yırtıldı Ninem dikmekten kurtuldu Kar yağıyor karga bağırıyor Anam çörek pişirmiş beni çağırıyor Kaynak : Hamet ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla Tahta tahta ben var Uzun uzun şam var Kalk öküze yem ver Ben vermem sen ver Ablam babama küstü Cam elini kesti Amcam yoğurt getirdi Kedi burnunu batırdı Kedinin burnunu kestiler Minareye astılar Minarenin kilidi Akşam gelen cin miydi? Amcamın oğu Musacık Eli kolu kısacık Çekil buradan topacık Kaynak : Hamet ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla O piti piti Karamela sepeti Terazi lastik Jimnastik Biz size geldik bitlendik Hamama gittik temizlendik Dik dik dik temizlendik Kaynak : Hamet ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla He sesi hü sesi Ömer beyin kesesi Alyoz balyoz Seksen, doksan, yüz Kaynak : Hamet ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla Evelem, develem mevziyi Kuvalam, gambel, miskil Çengel is, tıs, tömbele tös Deve bindim tombul Soğa çoğu sopanın olu filfili çıktılı Kaynak : Hamet ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla Birem ikem konzem dökem Saram sakız tamamı otuz Kaynak : Hamet ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla Karga karga gak dedi. Çık şu dala bak dedi. Çıktım baktım o dala. Bu karga ne budala. Karga fındık getirdi. Fare yedi bitirdi. Onu tuttu bir kedi. Miyav dedi av dadi. Karga uçtu gitti, dere tepe düz gitti. Altı ay bir güz gitti. Müjde alfabe bitti. Kaynak : Hamet ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla Üşüdüm üşüdüm A benim canım üşüdüm Kürkünü giy kürkün giy A benim canım kürkünü giy Kürküm yok kürküm yok A benim canım kürküm yok Alsana, alsana A benim canım alsana Kaynak : Hamet ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla Karga karga gak dedi Çık şu dala bak dedi Hacinine kına döver Ben bilirim kimi sever Altın paşayı çardakta Gümüş yüzük parmakta Kaynak : Esik DUMAN 1924 KAYSERİ/Akkışla Çık çıkalım çorbağa yem verilim ördeğe Ördek yemini yemeden Gıyak mıyak demeden Ak kıdı, mık kıdı Çıkıtım çıkardım Kaynak : Esik DUMAN 1924 KAYSERİ/Akkışla Odun buldum kirpit yok Kirbit buldum odun yok Para buldum cüzdan yok At buldum meydan yok Meydan buldum at yok Kaynak : Esik DUMAN 1924 KAYSERİ/Akkışla Çocuktum ufacıktım Top oynadım acıktım Buldum yerde bir erik Kaptı bir ala geyik Kaçtı hemen ormânâ Bindim bir ak doğana Doğan yolu şaşırdı Kaf Dağı’ndan aşırdı Attı beni bir göle Gölden çıktım bir çöle Buldum çölde izini Koştum tuttum dizini dedi ki: Ey Türk Beyi! Tanıdın mı geyiği? Kimse beni bu devden Alamazken; ancak sen Kaya deldin dağ deldin Geldin beni kurtardın Ah ne imiş anladım Sevincimden ağladım Kaynak:Hanım ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla Leylek leylek havada Yumurtası tavada Gel bizim hayata Hayatımız yıkıldı Burnu bala dikildi Kaynak : Süleyman Duman 1918 KAYSERİ/Akkışla Eveleme geveleme Deve kuşu kovalama Kovalarsan yaralama Şekerleri yuvalama Sağdan girdi birisi Bu oyunun perisi Çorum’dan Van’dan Kedi düştü damdan Kaynak : Süleyman Duman 1918 KAYSERİ/Akkışla Hu hu hu başı Altın bilezik başı Senin baban bey ise Benimki de yüzbaşı Yüzbaşının atları Kıyır kıyır kişnerler Neyin için kişnerler Arpanın için kişnerler Arpayı nereden alalım? Deveciden alalım Devecide yokmuş Karıncada çokmuş Birini vursam yatırsam Elimi kana bulasam Elimi nerede yıkayım Akkışla’da yıkayım Kaynak : Süleyman Duman 1918 KAYSERİ/Akkışla O mo kadife Kızın adı Latife Kız oturmuş halı dokur İçinde bülbül okur O bülbül benim olsa İki kardeşim olsa Biri ay, biri yıldız Hop çikolata, piyasa Akşam yedik salata Kaynak : Süleyman Duman 1918 KAYSERİ/Akkışla O beti beti Karalama sepeti Çezgi çember Miçgi amber Çıkana sümbül Doğan aya bülbül Kaynak : Süleyman Duman 1918 KAYSERİ/Akkışla Eller ala dana aldı alalandı Bizde ala dana alalımda Alalanalım mı? Daldan dala atladım Sarı çiçek topladım Çiçeklerim döküldü Dere aldı götürdü Dere boyu çalılık Derede olur balık Oltamı attım Balığı tuttum Balık suya dalamaz Ebe beni bulamaz Kaynak : Kezban DUMAN 1949 KAYSERİ/Akkışla Düya âlem söylemiş, Yediler yemiş Tilkiler demiş; Parayla biter her iş. Dediler:"Abdal, Gitme burda kal." Bana bir kız aldılar, nikah etiler. Açtım bir duvak, Baktım kıza Sandımdı bir kabak. Adamdan azma, Dişleri benzerdi kazma Ensesi telli Kurbağaydı besbelli. Sağlamdır yapısı Sağlıkla oturası Eksik olmasın bu fakirin parası Elbette olurdu bir kaç çocuk anası… Kaynak: K.Mehmet KARADUMAN 1335 KAYSERİ/Akkışla Var varanın sür sürenin Çok baykuşu olur viranenin Destursuz bağa girenin, Hali yaman dediler… Enteşten menteşten Üç oğlan çıktı çirleşten(Meyve) İkisi sallak mallak Birinin gömleği yok çıplak. Çıplak oğlanın çebinde üç kuruş buldum.Aldım çarşıya gittim.Bir karpuz satıyorlar ki mazı(Meşenin mevvesi, selvi kozalağı) kadar.Kaldırılmaz, koltuğa sığmaz.Karpuzu aldım, keserken çaktım içine kaçıverdi. Çakımı çıkarayım derken, kendim içine kaçtım.Karpuzur içinde başım kaldırdım, o yana bu yana bakarken, bir adam bana bir tokat vurdu.Kafam koptu.Odun pazarına soğan, sarımsak satmaya gitti.Ben de arkasından koştum.Kafama yetiştim.Orada: "Kafamsın!""Kafan değilim." Diye orada epey bir patırdı ettik. Sürdük,sürüştürdük, mürüştürdük.Kadının kapısında buluştuk.Baktık ki kadı evinde yok.Karşıdaki mercimek ağacına çıkmış mercimek topluyor.Kafamla oraya gittim.Kadı ağacın tepesinden bize bağırdı. Sesini güç duyduk. Dedi ki: -Sizin davanız büyük dava…Kırk dabaka kağıt, kırk kuçak kamış kalem getirin!.. Sonra da kırk ayak merdiven bulun da ben buradan ineyim. Gittik kırk dabaka kağıtla geldik.Kırk kucak kamış kalem getirdik…Kırk ayaklı merdiven aramaya gittik.Nihayet onu da bulup getirdik. Mercimeğin ağacına dayadık.Kadı inerken merdiven bir kırıldı. Kadı öldü kafam da bana döndü. Kaynak: K.Mehmet KARADUMAN 1335 KAYSERİ/Akkışla Çıktım yola tozuyarak, elimde bir ağaç çeltiği kazıyarak.Dağıldım yollara yerdeki çakıl, kum gibi.Gittim bir memlekete postu attım. Oracıkta bilmem kaç zaman gece ve gündüz yattım.Bakkal olsam kaldramam kantarı. Kasap olsam sallayamam satırı. Berber olsam eşin dostun hatırı…Oldum bir hamamcı.Elimde beş kuruş sermaye var. O geldi yıkadım. Bu geldi yıkadım.Eş geldi yıkadım. Dost geldi yıkadım.Beş kuruş sermaye bitti.Eşe dosta rezil rüsva olmaktansa dönüp baba memleketine gideyim dedim.Çıktım yola…Etrafta düzülü binlerce Zala. Zalalara sordum bu yol bizim eve gider mi. Onlar dediler: Gider. Ben gidere inandım. Mehtabı gökte sandım.Vurdum yola.Az gittim uz gittim. Dere tepe düz gittim, gördüm bir tepede bir ışık yanar. Gökyüzü karışmış, bir alevgibi tutuşup yanar.Geldim tepenin başına.Baktım aşağısı bir düz ova. Ovanın ortasında bir saray, pırıl pırıl yanar.Gittim saraya baktım.Kırk ayak taş merdiven.Çıktım yukarı, büyük bir sofa. Sofanın köşesinde kırk siyah perde. Kırk siyah perdeyi açtım: Baktım bir hanım…Başında fesi, konuştukça açılırdı sesi. Güldükçe Başından çıkardı fesi. Bana bakar güler durur. Hanıma uzun uzun bakmışım.Gönlümü saçının teline takmışım.Bilinmez birlikte kaç zaman yakmışız. Kaynak: Cennet BAYKARA 1924 KAYSERİ/Akkışla/Gömürgen Kasabası Bindim çamlık tepesine çelik oynardım.Gördüm ki bir kız yatar.Pabucunu bir atar bir tutar. Kız dedi ki bana:"Baban dünyaya gelmiş"Oraya saldırdım, buraya saldırdım. Bir beşik buldum, verdim kıza, kızı yerden kaldırdım.Eve gittim.Babamı sarmışlar sarmalamışlar, otuz urgan, dokuz yorganla un çuvalı gibi bir halatla bağlamışlar. Evin münasip yerine dayaya koymuşlar.Annem dedi ki: "Kızım,babanı salla!" Ben de sallarken tıngır mıngır, kırk merdiven aşağı atladım.Annem gitti çeşmeye, babam gitti eşmeye.Ben gittim ağlayıp sızlayıp dertleşmeye. Elimde bir çuvaldız vardı, çuvalları diktim oturdum. Bizim sıçanın kasası var, Mor sümbüllü kesesi var. Her dükkanda hissesi var, Gidi kuzgun yörük sıçan… Eğri büğrü yolları var. Bizim evde beyleri var, Tasvir tabanca belinde, Dün akşam Kayseri yolunda, Bir kaç kişiyi öldürmüş Gidi kuzgun yörük sıçan Tavanda tıngır mıngır, Benzannettim halı dokur, Yanık sesle Kur'an okur. Gidi kuzgun yörük sıçan. Kaynak: Şevket BAYKARA 1916 KAYSERİ/Akkışla/Gömürgen Kasabası Nerden geliyorsun derviş? Nedir bu geliş? Var mıdır bir iş? Nerden geliyorsun Abdal? Sen burada kal. Alalım sana bir ebru hilâl. Zülüfler yaldız, benler yıldız, Devlet tacı başında, On üç ondört yaşında Elinde yüzük, bakmalara yazık. Öptüm ellerini çıktım yukarı Üç otuzunda bir koca karı. Burnunuda bir gözlük Sümüğü sarkar, görenler korkar. Koca karının kınası, Tez zamanda bunayası. Koca karının düzgünü İçinden dışına vurmuş kızgını Sağlıkla gelmeseydim, ben seni almasaydım. Yolunda böyle baka kalmasaydım. Kaynak: Şevket BAYKARA 1916 KAYSERİ/Akkışla/Gömürgen Kasabası "Bir gün ben nişanlımı görmeye gitiştim. Bana: "Nişanlın kaçıyor" dediler.Koştum girdim bir sokağa.Rastladım bir duvağa.Duvağı kaldırdım:Karşıma bir kazma başlı, çapa dişli karı koca çıktı.Öyle korktum öyle korktum ki gerisin geriye koşmaya başladım. Az gittim uz gittim, dere tepe düz gittim…Altı ay bir güz gitttim. Bir de baktım ki ne göreyim.Bir arpa boyu yol gitmişim. Kaynak: Cennet BAYKARA 1924 KAYSERİ/Akkışla/Gömürgen Kasabası Var varanın sür süreninn destursuz bağa girenin hali budur.Evvel zaman içinde kalbur saman içinde. Develer tellal iken pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken.Horoz şahin iken, serçe huma, karınca beylerin beyi iken… Hamamcının tası yok, külhancının baltası yok. Çarşıda bir adam gezer. Peştemalının ortası yok. Biz üç kardeştik. Birimiz kör, birimiz topal, birimiz çolak…Babam Allah rahmet eylesin, pek erken öldü.Bize yalnız üç duvarı sağlam, bir duvarı yıkık bir ev ve çakmaksız bir tüfek, dipsiz bir kazan bıraktı.Bir gün hep birlikte ava gittik. Kör kardeşimiz birden:"Bak, bitmemiş bir ağacın dibinde, doğmamış bir tavşan yatıyor!" diye bağırdı. Hep gözlerimizi oraya diktik. Çolak kardeş tüfeği kapıp, nişan aldı.Kör kardeş de ateş etti. Topal kardeş koşup tavşanı getirdi. Böylece bitmemiş ormanın dibinde, doğmamış tavşanı, çakmaksız tüfeğimiz, çolak elimiz, kör gözümüzle; vurup, topal bacağımızla koşup yakalayarak eve getirip yüzdük. Dipsiz kazana koyup altını ateşledik. Ağzımızın suyunu akıtarak tavşanın pişmesini bekledik. Çok yorulduğumuzdan, açıkmıştık. Beklemeye de sabrımız yoktu.Kazanın kapağını kaldırınca ne görelim?.. Tavşan ortadan kaybolmuş.Meğer tavşan kaçmış da üsteki kapağın haberi bile olmamış. Ellerimiz böğrümde kala kaldık.Hepimiz süt dökmüş kedi gibi kuyruğumuzu kıstırıp, süklüm büklüm yola koyulduk.Çare üstüne çare düşünüp çareler aradık.Sonunda bir çare düşünüp bulduk:"Şunun suyu ile yemenilerimizi boyayalım." Dedim. Hemen işe başladım; fakat su mu az geldi, yoksa ben mi çok sürdüm bilemem. Ne olduysa yemenimin birini yağlayınca, diğer yemenime yağ kalmadı.Sen misin beni yağsız bırakan deyip, öbür yemenim başını alıp gitti.Bana küstü. Derken ben de arkasından yola düştüm. Az gittim uz gittim, dere tepe düz gittim. Tam bir arpa boyu yol gitmişim ki yemenimin tekini çift süren bir ihtiyarın ayağında gördüm.Hey baba! Bu yemeni benimdir!.. Çiftçi yalvarırcasına yüzüme baktı:"Aman evlâdım" dedi, " bu yemeniyi benden al da, şu ekili tarla senin olsun…" diyerek, bir buğday tarlasnı gösterdi. Bir tek yemeniyle koca bir tarlanın bağışlanmasına pek memnun olarak, çiftçiye ben de yemeniyi bağışladığımı söyledim. Tarlanın bir köşesine gidip postu serip uyudum. Aradan günler, aylar geçti. Bizim buğday tarlası biçilmeye hazır oldu. Bir sabah erken kalkıp, yapayalnız bir koca tarlayı tek orakla nasıl biçeçeğimi düşünürken, birden karşıdan gözleriniden alev saçan bir kurt göründü. Bana doğru gelmeğe başladığını görünce, korkumdan elimdeki orağı sallayıp kurda doğru attım. Orağın sapı gidip, kurdun karnına gömüldü.Can acısından ne yapacağını şaşıran hayvan, tarlanın içinde dolanıp dönmeye başladı. Kurt kaçtı, orak biçti. Kurt kaçtı orak biçti.Ben de korkumdan bir ağaca çıkıp seyrettim. Bir saatte kalmadan koca tarla dümdüz oldu.Kurt da bırakıp gitti. Tarlanın biçildiğine ne kadar sevindim, bir görseniz.Sonra birden başakların yığın edilmesi aklıma geldi.Ben günlerce çalışsam bunu beceremezdim. Hele bir sabah olsun diye, yatmaya gittim. Gece bir fırtına çıktı, bir fırtına çıktı.Sanki yeri göğe karıştıracaktı. Korkumdan bir sütleğen otuna tutundum.Birden sabah oldu. Fırtına dindi.Yerimden kalkıp da ne göreyim?Bizim tarladaki buğday başakları, değme çiftçinin yapamayacağı, bir ustalıkla harman olmamış mı?..Eh dedim!...Bir yardımcı bulup, harmanımı döveyim; ama lafımı bitirmemiştim ki karşıdan azgın, kocaman bir ayı göründü harmanın yanından bana doğru geliyordu. Yerden bir taş alıp belki korkuturum diye fırlattım. Taşı atmamla, alevin çıkması bir oldu. Meğerse attığım taş çakmak ayının dişi ise çeliktenmiş. Çıkan alev de bizim harmandanmış. Üç gün üç gece harmandaki alevin sönmesini bekledim.Sönünce külleri karıştırmağa başladım. Yalnız yarısı yanıp gerisi sağlam kalmış.Aradım aradım bu yükü kaldırabilecek ne bir deve ne bir fil ne de bir at bulamadım.Bula bula belinden yaralı bir karıncacık bulabildim. Buğday tanesini karıncanın sırtına yükleyip, bizim meşhur eve götürdüm; fakat karıncanın sırtı yük taşımaktan fenalaşmıştı..Hayvancağızı böyle salıvermek günah olacaktı.ilaç aradım, taradım zar zor buldum. Ağaç pek yüksekti.Üstüne çıkmağa üşendim, taşlmaya başladım; fakat tek ceviz düşüremedim.attıklarım da geri yere düşmüyordu. Merak edip, ağaca çıktım.Bir de ne göreyim? Ağacın üzerinde kocaman bir tarla varmış. Ne âlâ.Buraya karpuz ekerim, deyip çekirdek getirdim.Karpuz ektim. Çok beklemeden, öyle büyük karpuzlar oldu ki bir tanesini fil dahi götüremez.Hele kesip tadına bakayım deyip, bıçağı sapladım.Bıçak gitti, elim gitti, kolum gitti,sonunda ben de gittim karpuzun içine… Yedi yıl aradım bulamadım.Evin köyün yıkılası karpuz. Bir yanında sazlık, samanlık, bir yanında tozluk dumanlık.Bir yanında demirciler demir döver denk ile… Bir yanında Türkiye cenk eder top ile tüfek ile… Bir at aldım bindim, dorudur diye, bir tekme vurdu,"Geri dur!" diye. Çifte minareleri belime doladım brudur diye…Bir baktım adamcağızın biri:"Bir deve kaybettim, bulan var mı?" diye bağırır durur.Adama yaklaştım: "Amca, ben de bir bıçak kaybettim görmedin mi?"Adam bu sözümün üzerine bir kızdı ki bana bir tokat sallamadan yanından kaçtım. Opeşimden hâlâ söyleniyordu.: "Ben koskoca deveeyi bulamıyorum da o benden bıçağı soruyor!"Meğerse burası başka bir dünya imiş. Korkumdan hemen geri döndüm; fakat orda bıraktığım çeket ve ayakkabım beni sorguya çektiler. Orası başka dünya olduğu için, karpuzlar okadar büyümüş okadar büyümüş; kolları okadar uzamış okadar uzamış kti bir tanesi de orada bulunan büyük bir ırmağa köprü olmuştu. Benim bu dalgınlığımdan kızmış olacaklar ki: "Kimsin, necisin, söylesene ey insanoğlu?.. diye bağıran çeketimle ayakkabıma kızdım: "Ey size ne oluyor be! Size ne oluyor?" diyerek karpuzları kökünden çekmeye başladım; fakat ne göreyim, köprüden geçen insanlar, hep nehre yuvarlanmamışlar mı? Tuhaf!.. Suya atladım, bir kaçını kurtarayım derken, beni koskoca bir balık yutmasın mı? "Aman!" diye ağlamaya başlamıştım ki birden gözlerimi açtım. Sıcak havanın etkisiyle uyuyukaldığım deniz kıyısından yuvarlanıp suya düşmemiş miyim? Bu sırada suya düşen kâğıt gözüme ilişti. Hemen açıp okudum: "Falan falan falan; söylediklerimin hepsi yalan…" Kaynak: Cennet BAYKARA 1924 KAYSERİ/Akkışla/Gömürgen Kasabası Eke teke Sen gül teke Çayır çimen nal mıh Gel kurtul çık Kaynak : Kezban DUMAN 1949 KAYSERİ/Akkışla Ebe ebe gel bize Uzaktan vur elimize Eğer vurmazsan bize Ebesin ebe 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7 Bunu sana kim dedi? Diyen dedi 17 Yağı böreği kim yedi? Kaynak : Kezban DUMAN 1949 KAYSERİ/Akkışla Allı kiraz Ballı kiraz Bana gel biraz Kiraz vakti geçti Gel beraber oynayalım Eşim seni seçti Kaynak : Kezban DUMAN 1949 KAYSERİ/Akkışla Vah vah babalık Ne kötü şu hastalık Yattın gittin yatağa Hasret kaldın sokağa Acı acı ilaçlar İğneler, tozlar, haplar Tuzsuz çorba iç bol bol Aman çabuk iyi ol Kaynak : Kezban DUMAN 1949 KAYSERİ/Akkışla Keçilerin inatçısı Suya düşer boğulur İnsanların inatçısı Kimbilir ne olur Karınca karınca Dükkana varınca Dükkandan üzüm alınca Ellere verince Ellere haram olsun Yengeme helâl olsun Kaynak : Kezban DUMAN 1949 KAYSERİ/Akkışla Yarım kilo etli Kapısı kilitli Üniversiteyi bitirmiş Anasını babasını yitirmiş Taksiyi getirmiş Gelini götürmüş Kaynak : Yusuf BOZDOĞAN Yaş: 54 KAYSERİ/Akkışla -Adın ne? -Muallâ -Yaşın kaç? -On sekiz -Eviniz nerede? -Köşe başında -Bizimki de yan başında -Sevdiğin yemek? -Ceviz içi -Bindiğin araba? -Üçyüz iki Kaynak : Yusuf BOZDOĞAN Yaş: 54 KAYSERİ/Akkışla Yataklar yün idi Gelinler bön idi Yataklar pamuk oldu Gelinler fındık oldu Erkekler kılıbık oldu Kaynak : Halil BOZDOĞAN Yaş: 56 KAYSERİ/Akkışla Kösem kösem Acından öldü desem Ağızları bulamaçlı kösem Dondu da öldü desem Ayakları köstekli kösem Kahraman Maraş Göllüce Kaynak : Yusuf BOZDOĞAN Yaş: 54 KAYSERİ/Akkışla Ocak başında kuyu Kuyunun içinde suyu Suyun içinde yılan Yılanın ağzında mercan Kaynak : Yusuf BOZDOĞAN Yaş: 54 KAYSERİ/Akkışla Bir karı ile bir koca Mırmır eder her gece -Karı der ki: -Hey koca -Acep İstanbul nice? -İstanbul bucak bucak -Çevresi mermer ocak -İçinde bir sandıcak -İçi dolu boncucak Kaynak : Halil BOZDOĞAN Yaş: 56 KAYSERİ/Akkışla Dağdan gelir takla makla Aman anne beni sakla Ne nohut ne bakla Kaynak : Yusuf BOZDOĞAN Yaş: 54 KAYSERİ/Akkışla Tavada kaygana pişmez Tasası sana düşmez Baklalar fasıl oldu Bu işler nasıl oldu Kaynak : Celil ALDEMİR Yaş: 54 KAYSERİ/Akkışla Damına dik söğüdü Kendine ver öğüdü Dere bağdan bağım yok Senin ile iddiam yok Kaynak : Celil ALDEMİR Yaş: 54 KAYSERİ/Akkışla Kabının kalayına bak İşinin kolayına bak Dağdan indi bir tırtır Yaprakları yedi kıtır kıtır Pir tırtır hain tırtır Niye yedin yaprakları kıtır kıtır Kaynak : Celil ALDEMİR Yaş: 54 KAYSERİ/Akkışla Dört takı takı İki bakı bakı Bir dinki dinki İki finki finki Kaynak : Celil ALDEMİR Yaş: 54 KAYSERİ/Akkışla Çam ağacını oyarlar, İçine tinton koyarlar Ağlama tinton ağlama Şimdi kulağını burarlar Kaynak: Umay Gülfem ELGÜN Yaş:8 KAYSERİ/Akkışla Kat ekmek Ondan pişer bir yemek Yemeği yedim Daha yok mu dedim, Annem beni haşladı Kar yağmağa başladı Gittim karda ağladım Boynuma atkı bağladım Altına kurdum bir dam Yaptım kardan bir adam Arkadaşlar toplandık Kar topu yapıp oynadık. Kaynak: Umay Gülfem ELGÜN Yaş:8 KAYSERİ/Akkışla Kaplu kaplu boğalar Kanatlanmış uçmaya Kertenkele dirilmiş Kırım suyun geçmeye Bir karınca devenin Tapmiş oğlunu ezmiş Bir budunu götürmüş Bir yan edip yemeye Kelebek ok yay almış Ava çıkmış dağlara Geyikleri ürkütmüş Dönüp ister kaçmağa Kaynak : Hamıs ÖRT Yaş: 34 KAYSERİ/Akkışla Asma yıkıldı Suyu sıkıldı Benim kara köpeğin Canı sıkıldı Kaynak : İbrahim ALATAŞ Yaş: 44 KAYSERİ/Akkışla Al dereden bul dereden Nine fakir, çember çürük Sana üfürük Bana tükürük Kaynak : Rabia DUMAN Yaş: 39 KAYSERİ/Merkez Dört derede dört deve Dört dereden Dört deveyi mi getirmeli? Dört deveden Dört dereyi mi getirmeli? Dört deveyi Dört dereye mi götürmeli? Kaynak : Hamıs ÖRT Yaş: 34 KAYSERİ/Akkışla Dam üstünde gelincik Yârim geldi incecik Yârim geldi gelecek Eğer yârim gelmezse Bu aşk hemen bitecek Kaynak : Hamıs ÖRT Yaş: 34 KAYSERİ/Akkışla Bağ başka bahçe başka (üç defa hızlı söylenecek) Şemsi Şinasi’nin şapkasını Şâpir şâpir şapırdattı. Şapka şap deyip denize uçtu. Kaynak : İbrahim ALATAŞ Yaş: 44 KAYSERİ/Akkışla A telli durna Yeşilli durna Soğuk suda kanatları Büzülür büzülür Sıcak suda kanatları Açılır açılır Aslanım kaplanım Kimi kapacaksan kap bakalım Kaynak : İbrahim ALATAŞ Yaş: 44 KAYSERİ/Akkışla Olmayan kendine nefsine hakim Bir gün olur lazım olur hakim Ben beni bildim bileli, Babam bana Bir kere evladım demedi Kaynak : İbrahim ALATAŞ Yaş: 44 KAYSERİ/Akkışla Kutu kutu pense Elmalar yense Arkadaşım Azize Arkasını dönse -Yerde ne var? -Yer boncuk -Gökte ne var? -Gök boncuk -Anneyin adı ne? -Ayşecik -Kaldır beni hobbacık Kaynak : İbrahim ALATAŞ Yaş: 44 KAYSERİ/Akkışla Havada uçar kırlangıç Kanadı kılıç kılıç Ahmet ile Ayşe’yi ayıran Kan kussun avuç avuç Tirenin penceresi İçinin çerçevesi Beni sevmeyen Bulaşık tenceresi Anan tut, baban şalgam Ne idiğim belli senin Disem varsam dimese küssem Kaynak : Zeynep ALATAŞ Yaş: 62 KAYSERİ/Akkışla Aç kapıyı bezirgan başı! Kapı hakkın ne verirsin? Arkamdaki yadigâr olsun! Top top kadife Kızın adı Hanife Kız oturmuş halı dokur Önünde bülbül okur Kaynak : Zeynep ALATAŞ Yaş: 62 KAYSERİ/Akkışla Hekâ hekmiş, çamura çökmüş Çektiydim kuyruğu kopmuş Ekincinin tarlasına Karamaz’ın kuyusuna Sellice bir yağmur Ver Allah’ım ver Kaynak : Hanifi KARACA Yaş: 34 KAYSERİ/Akkışla Sen kapı gıcırdatıcılarından mısın? Yoksa kıvılcım sıçratıcılarından mısın? Kaynak : Hanifi KARACA Yaş: 34 KAYSERİ/Akkışla Bir varmış bir yokmuş Evvel zaman içinde Kalbur saman içinde Deve tellal iken İki hamam içinde Hamamcının tası yok Külhancının baltası yok Koca karılar hamama gider Koltuğunda bohçası yok Kaynak : Kezban TUTAL 1317 KAYSERİ/Akkışla Hancılar handa Yetmiş iki zorba ile Bir manda yedik içtik Dişimizin dibi et görmedi Bereket versin Hacı Cambaza Bize at verdi, dut diye At bize tekme vurdu Geri dur diye Kaynak : Kezban TUTAL 1317 KAYSERİ/Akkışla Masalda söylenenin adı Söylemekle çıkar bunun tadı Her kim dinlemezse Hakkında gelsin Kambur Kadı Kaynak : Kezban TUTAL 1317 KAYSERİ/Akkışla Asmalarda olur üzüm Sen mi geldin iki gözüm İstemeye olsun yüzüm Vermez isen çıksın gözün Kaynak : Zeynep ALATAŞ Yaş: 62 KAYSERİ/Akkışla Ak kız kara kız Saçlarını tara kız Eğer baban vermezse Der bohçanı kaçak kız Kaynak : Bekir İNCEKIZ Yaş: 54 KAYSERİ/Akkışla Keşkekçinin keşkelenmemiş keşkek kepçesi Kaynak : Bekir İNCEKIZ Yaş: 54 KAYSERİ/Akkışla Daldan dala atladım Sarı çiçek topladım Çiçeklerim döküldü Dere aldı götürdü Dere de olur balık Oltayı attım Balığı tuttum Balık suya dalamaz Ebe beni bulamaz Kaynak : Duran İNCEKIZ Yaş: 50 KAYSERİ/Akkışla Gâvurun oğlu Boylu mu boylu Kürkünü giymiş Tüylümü tüylü Astığı astık Kestiği kestik Apışıp kalmış Mustafa Mıstık Kaynak : Zeynep ALATAŞ Yaş: 62 KAYSERİ/Akkışla Domuzun dölü Deli mi deli Curnal yazıyor Akşam üzeri Yazdığı yazdık Çizdiği çizdik Bir uzun âdem Kafası bızdık Kaynak : Abdullah AYDIN Yaş: 60 KAYSERİ/Akkışla Köpeğin piçi Avcı mı avcı Bir tüfek almış Burnumda ucu Attığı attık Tuttuğu tuttuk İki mum yaktık Seyrine baktık Kaynak : Abdullah AYDIN Yaş: 60 KAYSERİ/Akkışla O piti piti Karemala sepeti Terazi lastik, cimlastik Biz size gittik bitlendik Hamama gittik temizlendik Ooo ..... bitli, Ooo...... bitli Mustafa mıstık Arabaya kısdık Üç mum yaktık Seyrine baktık Kaynak : Hüsne TÜRKOĞLU KAYSERİ/Akkışla Babam yoğurt getirdi Bebek yedi bitirdi Minik seni tutarım Yanağını okşarım Kaynak : Hüsne TÜRKOĞLU Yaş: 56 KAYSERİ/Akkışla Evimizin kilidi Kapıya gelen kimdi Çok sevdiğim ninemdi Bastonu elindeydi Kardeşimin bir topu var Yumuşacık yuvarlak Bir de çekici var Bak vuruyor yavrucak Kaynak : Zeynep ALATAŞ Yaş: 62 KAYSERİ/Akkışla Borazanı var düt düt diye Öttürürde öttürür Bazen de e e yapıp Herkesi güldürür Kaynak : Zeynep ALATAŞ Yaş: 62 KAYSERİ/Akkışla Madımânâg ince darak Eve varak yaprak yiyek Hocaya varak şaplak yiyek İzleme dedim izledi Hep yolumu gözledi Taklidimi yaptı kızmadım Morelimi bozmadım Tıkır tıkır atar Bunu herkes satar Su içmeyi sevmez Tam zamanında çalar Kaynak : Feride ELGÜN Yaş: 72 KAYSERİ/Akkışla Gözlerindeki sözler, Sözlerindeki gözler Gözlerindeki sözleri Dudakların anlatmıyor Kaynak : Feride ELGÜN Yaş: 72 KAYSERİ/Akkışla Leylek leylek lekirdek Hani bana çekirdek Çekirdeğin içi yok Koca kızın saçı yok Kaynak : Feride ELGÜN Yaş: 72 KAYSERİ/Akkışla Çürük çürük cümene Cücük gitti imene Cümen başı çekilmiş Altın küpe takılmış Hop hop hop Gel sıyrılıp kop Tilki tuttuk Kapana da koyduk Ava gidiyoruz Çatlasa da patlasa da konuşmuyoruz Kaynak : Refik BOZDOĞAN Yaş: 55 KAYSERİ/Akkışla Kara tavuk Karını yarık Suya düştü Su bulanık Ekmek ettim Ardı yanık Gelsin gitsin Kara tavuk Kaynak : Refik BOZDOĞAN Yaş: 55 KAYSERİ/Akkışla Ooo eveleme develeme Deve kuşu kovalama Çengi çember Mis gibi amber Lep be a çocuk Sana dedim sencik Bana dedim bencik Çık ortaya çık Yalancı kancık Kaynak : Mustafa AKPINAR 1320 KAYSERİ/Akkışla Pireler berber iken Kimse tıraş olamazmış Taş ne kadar kaynasa Yine aş olmazmış Alında bıyık bitmez Çenede kaş olmazmış Kim demiş ki Seçilen pirinçte taş olmazmış Köstebek kanat taksa Yine de kuş olmazmış Gerçekleri görmeyen gözlerde Yaş olmazmış Çok söz ufak darıdır Az söz yiğit kârıdır Sözü kısa tutalım, Uzun söz hoş olmazmış... Dost olanı darıltır Kaynak : Mustafa AKPINAR 1320 KAYSERİ/Akkışla Ben ninemin beşiğini Tıngır mıngır sallar iken El dedemin kaşığını Her lokmada kollar iken Bir baktım ki Bahçeden içeriye dalmışlar Benim olan herşeyi Birer birer çalmışlar... Kuyudan kurbamı Önümdem çorbamı Sırtımdan urbamı almışlar Kalanları kurtarayım diyerek Saman ile doldurmuşum torbamı... Kaynak : Melek EROĞLU 1318 KAYSERİ/Akkışla Keşke sallamasaydım Ninemin beşiğini Düşman uyumaz Çalarlar evinin eşiğini... Yeşil olmalı, al olmalı Masallar masal olmalı... Her masalda bir ibret var Gerçeği misal olmalı Tiridine banmayalım masalların Çatal batıralım etine Neden onlar ersin muradına da Biz çıkalım kerevetine... Kaynak : Melek EROĞLU 1318 KAYSERİ/Akkışla Bir varmış bir yokmuş Kalebeği arı sokmuş... Davul gibi şişi vermiş Kelebeğin kanadı Yine de geçmemiş Arının inadı... Islık çalmış seheryeli Arı bala koşmuş ... Dal dallanmış Bal ballanmış... Yolcu almış heybesini yollanmış... Bir yol var gama gider Bir yol var Şam’a gider Karınca bu yürüyüşle Ancak akşama gider... Akşam olur, sabah olur, Aşık dilinde ah olur... Çok söz hata yaptırır Yalan sözler günah olur... Yerinde durmayı Deminde susmayı akledelim En iyisi biz bu masalı Bildiğimiz gibi nakledelim... Kaynak : K.Mehmet KARADUMAN 1335 KAYSERİ/Akkışla Etekleri pile pile Saçları lüle lüle Doktor bana ne dedi Beş yumurta ye, dedi Beş yumurta yemedim Ay karnım ay başım Ölüyorum arkadaşım Kaynak : Refik BOZDOĞAN Yaş: 55 KAYSERİ/Akkışla Bacadan bakan midine göz Biri kara biri boz Bindim bozun üstüne Sürdüm Halep yoluna Halep yolu Şam pazar İçinde ayı gezer Ayı beni korkuttu Kulağımı sarkıttı Salla şunu çek şunu Kaynak : Refik BOZDOĞAN Yaş: 55 KAYSERİ/Akkışla Dünyamız yuvarlaktır Fakat ay ondan parlaktır Em emelek süt içerek Göster bana bir renk Kaynak : Refik BOZDOĞAN Yaş: 55 KAYSERİ/Akkışla O yalan bu yalan Deveyi yuttu bir yılan Eşeğe binip de Deveyi kucağına alan Camızım heybeden düştü Buda mı yalan? Kaynak : Bayram ALİ KARADUMAN 1926 KAYSERİ/Akkışla Karıncaya vurdum palanı Kırk yerinden bağadım kolonu Evvel zaman içinde Ben öyle bir kabadayı idim ki Karıncaya biner, Deveyi kucağıma alırdım Tophane güllerini Leblebi diye yutar Minareleri boru diye Belime sokardım Kaynak : Bayram ALİ KARADUMAN 1926 KAYSERİ/Akkışla Bir tabak aşım olsa İki kardeşim olsa Biri oğan biri kız Bir ay biri yıldız Bayrak yapsam taşıma Toprağıma aşıma Develer tellal iken Horoz berber iken Devecinin tası yok Meydancının fesi yok Meydan da bir kadın gördüm Paştamalın ortası yok Sordum kadın adın ne? Eğildim baktım damına Yanı sazlık samanlık Bir yanı tozluk dumanlık Bir yanı da harman Bomboş yatıyor Kaynak : Refik BOZDOĞAN Yaş: 55 KAYSERİ/Akkışla Ellem bellem Şimşir gallem Horoz öttü Tavuk tepti Bülbül kızına Selam gitti Ne zaman gitti? Yazın gitti Yazılası büzülesi Gırk ipe dizilesi Tas tus var gel kus Kaynak : Refik BOZDOĞAN Yaş: 55 KAYSERİ/Akkışla Pireli peynirli perhizli Pireler tepelerse pireli Peynirli de pır pır Pervaz ederler Kaynak : Cennet KARAASLAN Yaş: 53 KAYSERİ/Akkışla Evvel zaman içinde Kalbur saman içinde Az iken uz iken Dere pisliği kaz iken Kara tavuk kömürcü saksağan Berber iken At ekmekçi, köpek dülger Horoz saatçi, eşek tuzcu Cinler cirit oynarken Anam eşikte babam beşikte iken Anam ağlar anamı sallardım Babam ağlar babamı sallardım Derken babam düştü beşikten Ben hopladım eşikten Anam kaptı maşayı Babam kaptı meşeyi Dolandım dört bir köşeyi Buldu bir fare deliği Attım kendimi içeri Az gittim uz gittim Bir altı ay bir güz gittim Bir de baktım ne göreyim Bir arpa boyu yol gitmişim En iyisi Bu fare deliğinden çıkayım dedim Çıktım bir de ne göreyim Anam kaptı yarmayı Dolapta koptu patırtı Yoğurt üstüme atıldı Aklım uçtu ben kurtuldum Kaynak : Bayram ALİ KARADUMAN 1926 KAYSERİ/Akkışla Patlıcan patlıcan Patlıcan senin kocan Biberler biberler Topkapıda inerler Elimi kestim, kan çıktı Kavunu kestim, bal çıktı Kız senin kocan kel çıktı Yok yok kayıkçı Aman çabuk kayıkçı Evde benim etim var Bir yaramaz kedim var Kedim eti yerse Anam beni döverse Vay başıma hay başıma Ebe ebe gümeci Ver elini cebeci Doktorların ilâcı ebe gümeci Kaynak : Cennet KARAASLAN Yaş: 53 KAYSERİ/Akkışla Biren biren Hiken hiken Ayva diken Saran sekiz Soran dokuz Kamçılı ballı Kara domuz Al çık balçık Sana dedim Sen çık Kaynak : Cennet KARAASLAN Yaş: 53 KAYSERİ/Akkışla Alaylar alaylar bizim alaylar Düğünde çekerler halaylar Buyurun içeri işte saraylar Güzellere kavuştuk Biz bu yerlerden uçtuk Kaynak : Hasan ALATAŞ 1927 KAYSERİ/Akkışla Ah poşullar poşullar Bu çeşmeler bu sular Yârim, zülfünü yumuş Miskle kokar bu sular Kaynak : Hasan ALATAŞ 1927 KAYSERİ/Akkışla Aaa o asma Baba basma Se se sümbül Menekşe gül Yemesi zül Kaynak : Hasan ALATAŞ 1927 KAYSERİ/Akkışla Horoz öttü Tavuk tepti Kadın kıza selam etti Al çık morcuk Sana dedim sen çık Kaynak : Hasan ALATAŞ 1927 KAYSERİ/Akkışla Has has hasatane Hasataneden sana ne Hastane olmuş hasta Çorbası bekler tasta Çorbayı içti kedi Annem sana ne dedi? Sıkı giyin kalma aç Kışın hastalıkltan kaç Kaynak : Hasan ALATAŞ 1927 KAYSERİ/Akkışla Bu tarlaya bi çinik kekire mekire ekilmiş. Diğer tarlaya da bi çinik kekire mekire ekilmiş. Bu tarlaya ekilen bi çinik kekire mekireye boz tüylü boz ala boz başlı boz pis porsuk dadanmış. Diğer tarlaya ekilen bi çinik kekire mekireye de boz tüylü boz ala boz başlı boz pis porsuk dadanmış. Bu tarlaya ekilen bi çinik kekire mekireye dadanan boz tüylü boz ala boz başlı boz pis porsuk. Diğer tarlaya ekilen bi çinik kekire mekireye dadanan boz tüylü boz ala boz başlı boz pis porsuğa demiş ki: -Sen ne zamandan beri bu tarlaya ekilen bi çinik kekire mekireye dadanan boz tüylü boz ala boz başlı boz pis porsuksun.? O da demişki : -Sen ne zamandan beri diğer tarlaya ekilen bi çinik kekire mekireye dadanan boz tüylü boz ala boz başlı boz pis porsuksan ben de o zamandan beri bu tarlaya ekilen bi çinik kekire mekireye dadanan boz tüylü boz ala başlı boz pis porsuğum. Demiş. Kaynak : Cennet KARAASLAN Yaş: 53 KAYSERİ/Akkışla Derviş, ne demiş ne dememiş Demiş demiş diyememiş Sana vermiş Bana vermemiş. Kaynak : Cennet KARAASLAN Yaş: 53 KAYSERİ/Akkışla Bir bacada gıdık eti Diğer bacada gudik eti Gıdiye gittim gıdiye yedim Gudiya gittim gudiye yedim Karnım doymadı Daha yok mu dedim? Kaynak : Cennet KARAASLAN Yaş: 53 KAYSERİ/Akkışla Oya'nın Oya'da oyası varmış Oya Oyadan oyasını almaya gelmiş Oya Oya'nın oyasını vermeyince Oya oyanın oyasını almış Kaynak : Cennet KARAASLAN Yaş: 53 KAYSERİ/Akkışla Kar yağıyor karga begiriyor Anam çörek bişirmiş seni çağırıyor Bir, iki, üç ebelik çok güç Sonra dört, beş, Haydi kardeş altıya geç Yediyle sekiz bilgide tekiz Dokuzla, on oyuna kon Herkes yemek bekliyor, Tencere boş tava boş Kuşlar misket arıyor Yumurtasız yava boş Ekilmemiş tarlada Hasadı bekleyen çok Dokuz çocuk sofrada Sekizi ana biri tek Biz geçelim masala Kısmetten ötesi yok Sen seni bil, sen seni Bilsen seni, bilsen seni Sen seni bilmezsen Patlatırlar enseni Kaynak : Cennet KARAASLAN Yaş: 53 KAYSERİ/Akkışla Aç çık, kaç çık Kara kedi mum mum Aşi maşi televizyon İnekli dağar minekli bağar İnek mi zannettin hey, Birine mi benzettin Kaynak : Cennet KARAASLAN Yaş: 53 KAYSERİ/Akkışla Nuri attı bir taş Bir cam gırdı bir taş Bu Nuri’yi ne yapmalı? Merdivenden atmalı Tıngır mıngır düşerken Arkasından gülmeli Kaynak : Cennet KARAASLAN Yaş: 53 KAYSERİ/Akkışla -Açıl kilidim açıl? -Açılmam -Kilit nerede? -Suya düştü -Su nerede? -İnek içti -İnek nerede? -Dağa kaçtı -Dağ nerede? -Yandı bitti kül oldu -Külünü ne yaptın? -Kınaya verdim -Kınayı ne yaptın? -Sakalıma çaldım -Oy köse sakalım -Vay köse sakalım Kayrak:Murat YURDUSEV 1328 KAYSERİ/Akkışla Bir varmış bir yokmuş Evvel zaman içinde Kalbur saman içinde Cinler cirit oynar iken Eski hamam içinde Develer tellal Pireler berber iken Ben annemin beşiğini Tıngır mıngır sallar iken Anam düştü beşikten Babam geçti eşikten Anam kaptı maşayı Babam tuttu meşeyi Dolandırdılar beni Dört bir köşeyi Az gittik uz gittik Dere tepe düz gittik. Birde dönüp baktık ki Bi iğneni boyunca Çuvaldızın enince Yol gitmişiz Gide gide İstanbul şehrine vardım Yeni Cami’nin Duvarlarına yaslandım Yalıdır diye Kubbelerini cebime attım Darıdır diye Minarelerini belime soktum Borudur diye Beni tımarhaneye attılar Delidir diye Padişahtan emir geldi Bırakın, o onun Eski huyudur diye Fermanı aldım yollara düştüm Yolda bir boyalı eşek gördüm Yanına vardım Sarıdır diye Eşek bana bir tekme vurdu Geri dur diye O tekmeyi yiyince Ah anam deyince... Aklım başıma geldi Önüme düşen Bana yol ve yer gösteren yeldi Bindim yele İndim göle Kurbağalara selam verip oturdum Arkamı taşa vurdum. Biraz acıdı Yerde garnım sancıdı Bir de baktım balıklar Gölde hoplayıp zıplıyorlar Misafir oldum Bol bol Havyarından yedim Bıraktım eyvallah deyip geldim. Kayrak: K. Mehmet KARADUMAN 1335 KAYSERİ/Akkışla Birem birem İkem ikem Kamçı boylu kara titken Ebem aldı Elma yedi Saren sekiz Varan dokuz Kurt ebiç Eli kara, yüzü kura Çek bire gözü kara Kaynak: Gani TOSUN 1925 KAYSERİ/Akkışla Tahta tahta tebeşir Anan baban kumaşır Kumaşırın adları Kikir kikir kikreşir Ne diye kikreşir Arpa diye kikreşir Arpayı nereden alalım Satıcıdan alalyım Satıcıda yokmuş Karıncada çokmuş Cıncı çık karaböcük Kaynak: Gani TOSUN 1925 KAYSERİ/Akkışla Çık çıkhanım çardağa Yem verelim ördeğe Ördek başını kaldırdı Ayvaları çaldırdı Ayvacı lefter Çık boynunu göster Yarin geldi çevreyi ister Kaynak: Gani TOSUN 1925 KAYSERİ/Akkışla Sıra hendekler Bu hendeği kim bekler Ergene yol vermiyor Şu sakallı köpekler Kaynak: Gani TOSUN 1925 KAYSERİ/Akkışla Ol hanım geldi, şol hanım geldi Balaban bakışlı, keklik sekişli Narin turuncu mısır pirinci Kızların genci öldüm bayıldım Güldüm ayıldım Eller alası berber aynası Bel tabancası, kulluk sopası Dere karpuzu, gül gül gülüstanda Aforoz hanım Kaynak: Gani TOSUN 1925 KAYSERİ/Akkışla Anam tut, babam şalgam Ne idiğin belli senin Tencere yuvarlanır Kapağını bulur Fışkı yuvarlanır topağını bulur Kaynak: Gani TOSUN 1925 KAYSERİ/Akkışla Kayseri’dir dedikleri Mantıdır yedikleri Çok hoşuma gidiyor Nörüyon lan dedikleri Hiç su olur akmaz mı? Ateş olur yakmaz mı? Tutalım sultan oldun Sultan kula bakmaz mı? İskender Eski minder Yüzünü dönder Helebe gönder Sevim GÜN’ün Evlenme Merasimi Kaynak: Gani TOSUN 1925 KAYSERİ/Akkışla Çarşıdan bir top bez aldım Saydım saydım yirmi Keloğanın zenciri Top top çıkar inciri Tacına hooo! Karanfil hooo!.... Kaynak: Gani TOSUN 1925 KAYSERİ/Akkışla Çamçalı gelin can ister Dünya alem un ister Un verenin kızı olsun Tuz verenin oğlu olsun Kaynak: Gani TOSUN 1925 KAYSERİ/Akkışla Kırk gün yağmur yağsın Elli gün çamur olsun Gobekli harman olsun Koca öküz kurban olsun Gökten uçan kıralın Yelesi kat kat olsun Kaynak: Gani TOSUN 1925 KAYSERİ/Akkışla Ebe ebe nesi var Yedi delikli taşı var Taşının içinde nesi var Sırma saçlı kızı var Kızının ne suçu var İki parmaklı eli var Sarı samanın sarı suyu Az gelir çok gider Güzel kızlara naz eyler O bunu hep böyle eyler Kendini paşa gibi seyreyler Halbuki havası boşa gider Kaynak: Sabri ELGÜN 1925 KAYSERİ/Akkışla Aldemir’lerden bir tören Damdan dama taş atar Kızlara çalım satar Çalımına tükürdüğüm Akşam mitilde yatar Kaynak: Ahmet KARAKUŞ 1930 KAYSERİ/Akkışla Beni beğenmeyen mestan Yüzü görülmez postan Al çömçe ver çömçe Sarı ineği kim sağar Cücem sağar Cücem beni okuttu Keten göynek dokuttu Keten göynek dizine Süpan Allah gözüne Kaynak: Ahmet KARAKUŞ 1930 KAYSERİ/Akkışla Karşıdan bir ay doğdu Işığı ışığını boğdu Anası beşikte iken Kızı oğan doğurdu Kaynak: Ahmet KARAKUŞ 1930 KAYSERİ/Akkışla Antarinin moruna Varmam köylü oğluna Altmış bilezik taksa Yine girmem koluna O yalan, bu yalan Fili yuttu bir yılan Eşeğe binip Deveyi kucağına alan Bu da mı yalan? O da yalan, bu da yalan Dünya çok geniş Var birazda sen oyalan Kaynak: Sabri ELGÜN 1925 KAYSERİ/Akkışla Tuttum pirenin birisini Yüzdüm çıkardım derisini Çadır kurdum yarısını Çarık diktim gerisini Yörük yörük yürüdü Dağa duman bürüdü Yörük bizim dostumuz Ağzı gümüş testimiz Gittim bir ülkeye Baktım köye köylüye Kamışlar kaval olmuş Ağaçlar dal dal olmuş Yapraklar sararmış Çiçekler kurumuş hayâl olmuş Dilim varmıyor söylemeye Her şey masal, martaval olmuş Kaynak: Sabri ELGÜN 1925 KAYSERİ/Akkışla Armudun sapı var Üzümün çöpü var Buldum bir para, Gittim pazara Gördüm bir sekili at Dedim “amca bu atı sat” Atın bir gözü kör, biri ağı Art bacağı çifte dağı Kaynak: Sabri ELGÜN 1925 KAYSERİ/Akkışla Kuru idim ıslandım Sel beni neyler? Bulut oldum uslandım Yel beni neyler? Emekçi söyler, yemekçi güler Kavanoz tipli dünyada Kimi ağar, kimi gönül eyler Kaynak: Sabri ELGÜN 1925 KAYSERİ/Akkışla Dört deryanın deresini Dört tezgâhın derbendine devrederler Dört deryadan dört dert Dört tezgâhtan dört dev çıkar Kaynak: Sabri ELGÜN 1925 KAYSERİ/Akkışla İnne iplik, yıldız kiprik, Sandığım safarayım Bülbülüm makarayım Çıksın gülüm... Bir elmayı aldım pulladım Adana’ya yolladım Adana’nın iti, Biti dibindeki tutu Atlıcı gelir takır, takır Biri ağam biri paşam Dağdan gelir taştan gelir Koyun gelir kuzu gelir Ahmet DENİZ, Süleyman ELGÜN, Mehmet KARAKUŞ Ayağında tozu gelir Loka luka pirinç, turunç Kaynak: Sabri ELGÜN 1925 KAYSERİ/Akkışla Hacı baba havada Yumurtası tavada Kondu bizim hayada Ebem bulgur kaynatır Dedem ayı oynatır Leylek leylek lekirdek Hani bana çekirdek Çekirdeğin içi yok Sarı kızın saçı yok Kaynak: Sabri ELGÜN 1925 KAYSERİ/Akkışla Ara beni sıfır iki yedi yedi Konuşan kedi Miyav dedi. Denizde dalga Hoş geldin abla Eteğini topla Rahat otur abla Etek, buliz, kaptan polis Deniz deniz karpuz keseriz Kızlar giyer misket çorabı Ebe ebe nerede Su doldurur derede Dere boyu çalılık Şu ebe de ne alık Ebe suya dalamaz Arasa da bulamaz Ene mene dostum Ben sana küstüm Armudu kestim Tavana astım Top dedi düştü Kargalar uçtu Kaynak: Sabri ELGÜN 1925 KAYSERİ/Akkışla Ettike Bettike Vâma vastık Civana kıstık Çelik çubuk çık İncilerim döküldü toplayamadım Küçük hanım geldi saklayamadım Ikırcık mıkırcık Kızların saçları kıvırcık Sana dedim “sen çık” Kaynak: Aynur ELGÜN 1930 KAYSERİ/Akkışla Avalama tavalama Tantan tavalama Ev kuşu dev kuşu Aslan gelir garıl garıl Çıkta kurtul Bircik, ikicik, üçücük, dördücük, Beşicik, altıcık, yedicik, sekizcik, Dokuzcuk, oncuk Mavi boncuk, sen gir-çık Ermini mermini Fazla yeme peyniri Cehenneme dödürür Cehennemin cadıları İstanbul’un kadıları Ik mık Sen oradan çık Kaynak: Aynur ELGÜN 1930 KAYSERİ/Akkışla Man , mânâdan mânâdan Manisa’dan , Tire’den Gonarah , göçerek Lale sümbül biçereh Gayfe tütün içereh Hamıs efendime söyleyim Siz efendime söyleyin Saat dokuzu beş geçe Atam Dolmabahçe’de Gözlerini kapamış, Bütün dünya ağlamış. Doktor toktor baksana Lambaları yaksana Atam elden gidiyor Çaresine baksana Uzun uzun kavaklar, Dökülüyor yapraklar Ben Atama doymadım Doysun kara topraklar. Kaynak: Umay Gülfem ELGÜN Yaş: 8 Kayseri/Merkez Cumhuriyet cumhuriyet En güzel şey hürriyet Nice zahmet nice emek Verdi sana bu milllet Atatürk’ün en büyük bir Yadigarısın bana Korumaktır ve yüceltmek Kaynak: Umay Gülfem ELGÜN Yaş: 8 Kayseri/Merkez O o o o o ! Ayşe Hanım’ın Keçileri Kişne kişne kişniyor, Arpa saman istiyor Arpa saman yok, Kilimcide çok Kilimci kilimci Dokur içinde inci İçinde bülbül şakır O bülbül benim olsa İki kardeşim olsa Biri ay biri yıldız Biri oğlan biri kız Oğlan çeşme başında Kızı bekler taşında Çeşmenin dibi delik Bana geldi ebelik. Kaynak: Umay Gülfem ELGÜN Yaş: 8 Kayseri/Merkez Çan çan çikolata Hani bana limonata Limonata bitti Hanım kızı gitti Nereye gitti? İstanbul’a gitti İstanbul’da ne yapacak? Terlik papuç alacak Terlik pabucu ne yapacak? Düğünlerde şıngır mıngır giyecek. Kaynak: Umay Gülfem ELGÜN Yaş: 8 Kayseri/Merkez Fış fış kayıkçı Kayıkçının küreği Zıp zıp eder yüreği Akşama fincan böreği Sabaha bayram çöreği Kaynak: Kutay ELGÜN Yaş: 14 Kayseri/Merkez O O Oya! Oya Gitti Maça Maç Bileti KaÇa? Sekiz Bir Iki Üçü Dört Beş Altı Yedi Sekiz Sen Çık. Kaynak: Kutay ELGÜN Yaş: 14 Kayseri/Merkez O o o o o! Portakalı soydum Baş uçuma koydum Ben bir yalan uydurdum Duma duma dum Kırmızı mum Dolapta pekmez Yala yala bitmez Ayşeçik Çik çik çik Fatmacık Çik çik çik Sen Bu O Yun Dan Çık!... Kaynak: Kutay ELGÜN Yaş: 14 Kayseri/Merkez Ay pusuda pusuda Altı ördek bir suda Üç gitmiş vak vak vak Nasıl yüzüyor bak bak bak Kaynak: Umay Gülfem ELGÜN Yaş: 8 Kayseri/Merkez Elma attım denize Geliyor yüze yüze Kız senin adın Pakize Saat geliyor sekize Bir İki Üç Dört Beş Altı Yedi Sekiz Sen çık Kaynak: Kutay ELGÜN Yaş: 14 Kayseri/Merkez Ah ne süslü kelebek Üstü mavi al bebek Aman tutsam şunu ben Hemen uçup gitmeden Kaynak: Kutay ELGÜN Yaş: 14 Kayseri/Merkez Hendek mendek Saksağan leylek Çikolata sümbül melek Eline verdim bir bebek Kaynak: Kutay ELGÜN Yaş: 14 Kayseri/Merkez Yeşil yandı geçti Kırmızı yandı dur Bunu oyun sanma Kurallara uy Haydi gelin gidelim Caddeyi seyredelim. Kaldırımdan inmeden Taşıtları görelim Kaynak: Umay Gülfem ELGÜN Yaş: 8 Kayseri/Merkez Patlıcan var patlıcan Patlasın oyunbozan Biberler var biberler Arabaya binerler Elimi kestim kan çıktı Karpuz kestim bal çıktı Kaynak: Umay Gülfem ELGÜN Yaş: 8 Kayseri/Merkez Armadu kestim Tavana astım Şıp dedi düştü Kargalar uçtu Annem yoğurt etirdi Kedi burnnunu batırdı. Kaynak: Umay Gülfem ELGÜN Yaş: 8 Kayseri/Merkez Bir elimde beş parmak İnanmazsan say da bak Bir iki üç dört beş Beşte öteki elimde On etmez mi kardeşim Kaynak: Umay Gülfem ELGÜN Yaş: 8 Kayseri/Merkez İncilerim döküldü Toplayamadım Küçük hanım geldi Saklayamadım Ikırcık mıkırcık Kız senin saçın kıvırcık Kaynak: Umay Gülfem ELGÜN Yaş: 8 Kayseri/Merkez Karga seni tutarım Kanadını yolarım Yelpazeler yaparım Kışın mangal yaparım Yazın sinek kovarım Kaynak: Umay Gülfem ELGÜN Yaş: 8 Kayseri/Merkez Hacı nine kına döver Ben bilirim kimi sever Altın Paşayı sever Altın Paşa bardakta Gümüş yüzük parmakta Kaynak: Umay Gülfem ELGÜN Yaş: 8 Kayseri/Merkez Küçük dostum gelsene Ellerini versene Ellerinle şap şap şap Ayakların rap rap rap Bir böyle bir şöyle Dans edelim seninle Kaynak: Umay Gülfem ELGÜN Yaş: 8 Kayseri/Merkez Kardeşim Acar Dolabı açar Annemi görünce Pır diye kaçar Kaynak: Umay Gülfem ELGÜN Yaş: 8 Kayseri/Merkez Ay dede ay dede Senin evin nerede? Benim evim ikitaşın arasında Bir ekmeğim var Yağa batır tuza batır Sen yemezsen bana getir. Ettike bettike Vama vastık Çıvana kıstık Çelik çomak çık. Kaynak: Umay Gülfem ELGÜN Yaş: 8 Kayseri/Merkez Oyunun başı Su çeşmeden su taştı Çeşmenin suyu acı Kovanın dibi delik Sana geldi ebelik. Kaynak: Umay Gülfem ELGÜN Yaş: 8 Kayseri/Merkez Sekiz kuş, Mini mini Bir dala yuva kurmuş Beşi pır pır havada Üçü kalmış yuvada Avalama tavalama Kuşları kovalama Kaynak: Umay Gülfem ELGÜN Yaş: 8 Kayseri/Merkez Goyun ha, goyun ha Biz geldik duyun ha Saya vardıh , sahındıh Demir değnek tahındık Verdiyseniz verdiniz Vermediyseniz çolunuzu Çocuğunuzu alır gaçarıh Kaynak. Aynur ELGÜN Yaş: 1930 KAYSERİ/Akkışla BAŞVURU KAYNAKALARI : MASAL TEKERLEMELERİNİN ÇEŞİTLERİ (Nemeth Armağanı) Pertev Naili BORATAV s. 79 -88. 1962. Ankara TEKERLEMELER NEREDE, NASIL ve NE ZAMAN SÖYLENİR? Yaşar Kemal GÖĞÇELİ, TFA. Sayı 32. Mart. 1952. Ankara MONOLOĞ ve TEKERLEMELER, Baha DÜDER,Remzi Kitabevi Ankara Cad. No: 93.Evrim Matbaası, 1981 İstanbul GÜLNAR’DA DERLENEN TEKERLEMELER, Gündüz ARTAN, Türk Folkloru Araştırmaları (TFA) Sayı 169. Ağustos 1963 Ankara HALK EDEBİYATINDA TEKERLEMELER, Numan KARTAL TFA.SAYI 170. Eylül. 1963. Ankara ŞEYH OSMAN KÖYÜ TEKERLEMELERİ. Cafer ÖZTÜRK. TFA. Sayı 138. Ocak 1961. Ankara KAYSERİ ÇOCUK OYUNLARINDA TEKERLEMELER Av.Nevzat TÜRKTEN, (Milletlerarası Türk Halk Edebiyatı ve Folklörü Konğresi, Selçuk Üniversitesi Konya.) ERCİYES DERGİSİ C.3 s. 12 .KAYSERİ TÜRKİYE GAZETESİ REHBER ANSİKLOPEDİSİ,C.16.s.182 Tekerlemeler Bahsi. HALK EDEBİYATINA GİRİŞ. Prof Dr.Şükrü ELÇİN, Kültür Bakanlığı Yayınları 365, s.589 ANKARA.1969 DÜĞÜNLER YÖREDEKİ DÜĞÜN ADETLERİ Düğün duygusal bağlarla birbirlerini seven gençlerin birleşmek istemesi üzerine gerçekleştirilir. Erkek tarafından, oğlanın yakınlarından bir iki kişi gizlice giderek kız evinin fikrini alırlar. Cevap olumlu olursa, bir su istenerek kızın genel görünüşü sesi, işitmesi de bu kısacık anda tecrübe edilir. Bu duruma GÖRÜCÜ USULÜ denir. Olay kimseye durulmadan eve gelinir. Erkek evi tarafından, bir heyet tesbiti yapılır. Bu heyette köyün ileri gelenleri, kız evine sözü geçebilecek yakın dostları ve iş bilir yaşlı kimseler bulunur. Bu topluluğun sayısı altı yedi kişiyi geçmez. Seçilen heyet akşam namazından sonra kız evinin kapısını çalarlar. Eve davet edilen misafirler hoş, beş ve tanışıp, hâl hatırdan sonra ev sahipliği yapan grup içinden biri tarafından, Sebebi Ziyaret sorulur. Bunun üzerine misafirlerin sözcüsü durumu izah eder ve der ki: Allah’ı ın emri Hz. muhammet mustafa (sav). efendimizin gavli mucibince kızınız ... yı, oğlumuz ... ya isteriz. sizce de münasibse.. dendikten sonra, karşı taraf da allah kismet etmişse biz neden bozalım, yalnız bir de kızımızın fikrini öğrenelim. Diyerek bir haftalık veya daha kısa bir süre istenir. Aslında bu süre, ailenin takı ve düğün masraflarının konuşulması içindir. Bu sürenin sonunda aynı heyet, yeniden kız evindedir. Yine hoş beşten sonra ziyaret sebebi kız evinin sözcüsü tarafından sorulur. Oğlan evi de usül gereği efendim, eğer danışıp konuştuysanız, Allah'ın emri Hz. Muhammet Mustafa (sav). efendimizin gavli mucibince kızınız ... y, oğlumuz... ya isteriz. Denir. Kız evinin sözcüsü veya babasının cevabı beklenir. Babası da: Allah'ın yazgısına bizim gücümüz yetmez. verdim gitti... dedikten sonra bir müddet sessizlik olur. Sonra hep bir ağızdan hayırlı uğurlu olsun, Allah ağızlarının tadını bozmasın denir. yine hep birlikte amin.. denir. Bu arada hemen kahveler gelir. Kahveler içilirken de genel anlamıyla takılar konuşulur. Burada detaya inilmez. Nişan ve şerbet günü tesbit edilir. Kaynak:K.Kerim Mehmet KARADUMAN 1918 Hacca KARADUMAN 1930 Hamet ELGÜN 1933 Ayşe ELGÜN 1938 Hanım ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla ŞERBET GÜNÜ Bugün her iki tarafın kadın ve erkekleri kız evine davet edilir. Şerbetin bütün masraflarını oğlan evi karşılar. Oğlan evinin maddiyatı yerinde değilse bu masraflar kız evi tarafından da karşılanabilir. Bu konuda, taraflar hayırlı bir iş için birbirlerini sıkmazlar. Şerbet oğlan evinin keyfeneleri tarafından kız evinde yapılır ve misafirlere dağıtılır. Şerbet; nişanla birlikte de yapılabilir. Kaynak:K.Kerim Mehmet KARADUMAN 1918 Hacca KARADUMAN 1930 Bayram Ali KARADUMAN 1346 KAYSERİ/Akkışla NİŞAN GÜNÜ Nişan günü de oğlanevi kız evinin bulunduğu yerde toplanır. Burada kararlaştırılan takılar takıldıktan sonra. Varsa anne ve babanın, kardeşlerin takacağı ziynete geçilir. Bundan sonra yakınları ve komşular da bütçelerine göre takı takarlar Takı, kız ve oğlana olabileceği gibi. Sadece kıza da olabilir. Yörede asıl olan takı, KIZA YAPILANDIR. Son zamanlarda bu durumun değişerek takının oğlan ve kıza, birlikte takıldığı görülüyor. Kaynak:K.Kerim Mehmet KARADUMAN 1918 Hacca KARADUMAN 1930 Bayram Ali KARADUMAN 1346 KAYSERİ/Akkışla ÇEYİZ Çeyiz birlikte hazırlanabileceği gibi, sadece kız evi tarafından oğlan evinin verdiği süt hakkına karşılık yapılabilir. Kızın bitmemiş, yarım kalmış çeyizleri de komşuları ve kızın arkadaşları tarafından imece usulüyle tamamlanır. Bu imece halindeyken genç kızlar türküler okur, mânîler söylerler. Çeyizin bitiminde, bir oda hazırlanarak çeyiz bu odada sergilenir. Herkesin bu çeyizi görmesi sağlanır Kaynak:K.Kerim Mehmet KARADUMAN 1918 Hacca KARADUMAN 1930 Bayram Ali KARADUMAN 1346 KAYSERİ/Akkışla DÜĞÜN Kararlaştırılan düğün günü geldiğinde, erkek evi tarafından bir davul tutulur. Bu yörede genellikle davulsuz düğün yapılmaz. Düğünü çarşamba, Perşembe günü başlatıp Pazar günü bitirmek gerekir; ancak işi biran önce bitirmek isteyenler, Perşembe günü davulu getirip, Pazar günü öğleden sonra düğün bitirilir. Düğüne bütün dost, akraba, konu komşu hepsi davet edilir. Davete icabet edenler erkek evine gidiyorlarsa çay, şeker, sigara; kız evine gidiyorlarsa, hediyelik akla gelebilecek ev eşyalarından alarak götürürler. Düğün evine gelen bütün misafirlerle ayrı ayrı tokalaşılır. İzzet ve ikramlar yapılır. Yer gösterilir. Her iki tarafta da düğün evini simgeleyen bir bayrak bulunur. Bu bayrağın üzerinde; ayna, elma ve yünden örülmüş bir çorap asılı bulunur. Bu bayrak zaman zaman bulunduğu yüksek yerden alınarak halay çekmek isteyen gençlerin önünde yürütülür. Halay esnasında eğlenceyi daha da neşelendirmek maksadıyla güreşler de yapılır. Gece geç saatlere kadar eğlenilir. Düğünün üçüncü günü kına gecesi yapılır. Kaynak:K.Kerim Mehmet KARADUMAN 1918 Hacca KARADUMAN 1930 Bayram Ali KARADUMAN 1346 Zeynep TOPAKTAŞ 1918 KAYSERİ/Akkışla KINA GECESİ Gece geç saatlere kadar hazırlanan kına tepsisi getirilir. Kız ortaya oturtulur, kızın yanında yengesi, ablası veya tecrübeli bir yakını bulunur. Kızın eline kına, yanında bulunan yakınlarından biri tarafından yakılır. Kına yakanın analı babalı birisi olmasına dikkat edilir. Gelen bütün misafirlere de kına dağıtılır. Gece geç vakitlere kadar yüzük, şama donlandırma, göz bağlama adı verilen oyunlar oynanır. Kız evinde, kıza kına yakıldıktan sonra kızı biraz hüzünlendirmek maksadıyla türküler söylenir: Gız anası gız anası Elinde mumlar yanası İşte goyup gidiyorum Güveğinin gaynanası Çattılar çatma taşını Kurdular düğün aşını Gız ağlatma gardaşını İşte goyup gidiyorsun Elimi yuduğum püğer Sırtımı verdiğim duvar Yetik büyüdüğüm yuvar İşte goyup gidiyorsun Büyük evde büyük gelin Kaba yorganlar örttüğüm Gardaşsız gelin ettiğim İşte goyup gidiyorsun Büyük evin ağıl gibi Ufak gabım çağıl gibi Bugün bir kız gelin olmuş Bu ev benim değil gibi Atladı geçti eşiği Sofrada galdı gaşığı Büyük evin yakışığı İşte goyup gidiyorsun Baba koyunun beş miydi? Birbirlerine eş miydi? Körolası emmilerim Hiç oğlunuz yok muyudu? Hamamdan gelir bacılar Gurbette çifte bacılar Yürekten çıkmaz acılar Gız anam gınan gutlolsun Orta direk orta direk Gümbürdüyor bizim yürek Büyük eve gelin gerek Gız anam gınan gutlolsun Kara yorgan kara taşlar Don yuduğum büyük taşlar Emmi dayı din gardaşlar İşte goyup gidiyorum Orta direk orta direk Gümbürdüyor bizim yürek Gurbete giden gızların Arkasında bacı gerek Gel otur anam yanıma Başımı koyam dalına Bir bu günlük misafirim Bir daha gelmem yanına Tuz çanağını tuzsuz goydun Büyük evi ıssız goydun İşte goyup gidiyorsun Gız anam gınan gutlolsun Gidiyorum gelmem gayri Ağlasam da gülmem gayri Yeşil başlı ördek olsam Gölünüzde yüzmem gayrı. O gece kızın yakın arkadaşlarıyla genç kızlar, kızın yanında kalırlar. Erkek evinde, kız evini temsilen gelen genç kızlar gelinler davul eşliğinde, yakınsa yürüyerek; uzaksa arabayla götürülürler. Kız evinden yengelere ve oğlan evinden gelini almağa gelenlere çeşitli oyunlar düzenlenir. Yol Alma da bu arada olur. Yolu, dayı, kardeş ve amcalardan biri alabilir Diğer yakınlara yol verilmez. Kız evdeki yakınları tarafından güzelce süslenir, giydirilir. Gelinin küçük kız veya erkek kardeşi gelinin odasını içeriden kilitler. Sandığın üzerine oturur sandığın bu odadan çıkmasını engeller. Bu davranış oğlan evinden bahşiş koparmak içindir. Bahşiş verilip kapı açıldıktan sonra, oğlan evi tarafından çeyiz sayılmak üzere sandık dışarı çıkarılır. Kızın çeyizi bilirkişi kabul edilen bir heyet tarafından değeri o günkü değerden hesap edilerek zapta geçirilir. Bununla ilgili senet kız, oğlan ve her iki tarafın babaları ve şahitler huzurunda imzalanır.Senet yapıldıktan sonra eşyalar yükletilerek oğlan evine götürülür. Bu arada kızın yastığı, oğlan evinde bir genç tarafından dağmada teslim edilmek üzere kaçırılır. Bu kaçırma yastığı götürmede taliplinin çok olmasından dolayıdır. Yastığı götürerek dağmada teslim eden genç bahşişini alır. Bu olaya Yastik Kaçirma Adi Verilir. Çok nadir de olsa, oğlan tarafından dağmadın elbisesi de bahşiş almak maksadıyla kaçırılabilir. Kız ana evinden çıkar. Dışaryda kızın yakın akrabaları bir sıra oluşturur. Damat kolunda olarak, bütün aile efradının elleri öpülür. Bu arada kızın beline babası kırmızı bir kuşak bağlar. Gelin ne ile gidecekse, arkasında yakınlarından birinin tuttuğu ayna olduğu halde, taksinin veya atın etrafında üç defa tur atılır. Dördüncü tur yapıldıktan sonra da gelin ve damat arabaya bindirilir. Araba hareket ettikten sonra kızın annesi tarafından yoluna su serpilir. Gelin alayı davullu zurnalı, oğlan evinin yolunu tutarlar. Bu arada seğmenler oynar, arap, gelin, kamçılı adı verilen düğün şenlendiriciler de düğüne ayrı bir hareketlilik katarlar. Gelin arabası, gelin evine varmadan köyün mezarlığını dolaşır. Bir hoca eşliğinde dualar edilir. Duadan sonra bir defa da köy içinde tur atabilir. Ondan sonra gelin arabası oğlan evine varmak için düğün alayını bekler. Bu arada yol kesenler için önceden hazırlanmış zarflardaki paralar, yolu kesenlere dağıtılır. Düğün alayı ile birlikte gelin arabası oğlan evine veya gelini ilk defa indirmek isteyen oğlanın yakınlarından birinin evine indirilir. Bu indirme esnasında da büyük oyunlar düzenlenir. Kızın kayınvalidesi, yukarıdan içinde çerez ve para dolu bir çanak atarak kırar. Eve ilk adım atan kız ve oğlana bir kaşık bal yedirilir. Bu arada kayınbaba tarafından kıza verilen hediye herkesin önünde açıklanır. Çayirliktaki Büyük Baği Kizima Hediye Ediyorum, İki Metrelik Zinciri Kizima Hediye Ediyorum gibi. Buna Üzengilik adı verilir. Gelin akşam olmadan indirilmiş ise indirilen evden damat evine getirilir .Kızın yakınlarından biri damat evine gelinle birlikte gelir. Damat bütün gününü sağdıçla birlikte geçirir. Sağdıçların görevi damadı çeşitli durumlara karşı korumak ve gerdek gecesine hazırlamaktır. Bir kişi olabileceği gibi, iki kişiden de sağdıç olabilir. Kızın oğlan evine gelip oturmasından sonra BAŞÖĞME denilen şu türküler söylenir: Gelin gelin kimin gelinisin? Allar giyer sallanırsın Nerden baksam görünürsün Gel gel otur taş üstüne Her sözlerin baş üstüne Gelinin giydiği atlas Atlasa iğneler batmaz Onbeş tane gelin gelse Bu kızın yerini tutmaz Gel gel otur taş üstüne Her sözlerin baş üstüne Örtün penceresin örtün Penceresine perde tutun Bu kız muradın almamış Gudmusun üstüne ördün Gel gel otur taş üstüne Her sözlerin baş üstüne Gelinin yeşil sandığı Daha gendinin goyduğu İçerime oy veriyor Gidiyom anam dediği Gel gel otur taş üstüne Her sözlerin baş üstüne Ogün kızın başına, oğlanın akrabaları tarafından SAÇI adı verilen para toplanır. Buna karşı sonradan kızın başına takı için getirilen çeyizlerde bir kısmı dağıtılır. Aynı gün birkaç kişi ile birlikte, kızın eşyaları bir odaya yerleştirilir. Akşam damat, sağdıçla birlikte kızın yanına gelir. Kız bunlara baba evinden getirdiği yiyeceklerden ikram edilir. Bir müddet sonra sağdıçlar çıkarlar. Damat, gerdek gecesi için abdest alır. Namazdan sonra damat gerdek için içeri girmek üzere iken, arkadaşları tarafından sırtına yumruk atılır. Damat gelinini gönlünü almak ve yüzünü kendisine açtırmak için YÜZ GÖRÜMLÜĞÜ denilen bir takı takar. Bu arada aklı başında olan kız veya oğlan birbirinin ayağına basarlar. Bu gelenek, o kişi üzerinde hakimiyet kurmak isteği içindir. Daha sonra damat ve gelin ayrı ayrı iki rekat namaz kılarlar. Allah’a dua eder, evliliğin hayırlı ve uğurlu olması ve zürriyetin çoğalmasını isterler. Kendilerine hayırlı evlatlar nasip etmesini dilerler. Bu dua birlikte yapılır. Bu arada damadın bulunduğu odanın damında silahlı veya silahsız yakınlarından biri gözcülük eder. Damat, gelin odasından başları ile çıktıktan sonra iki el havaya ateş edilir. Bu kızın, kadınlığa, erkeğin de herifliğe geçtiğinin işaretidir. Bundan sonra düğün evinde kimse kalmaz. Herkes odasına çekilir. Düğünden bir iki gün sonra komşu kadınlar, davet edilerek kızın duvağı açılır. Kızın yüzüne bir tülbent örtülür. Kız gelin geldikten beş on gün sonra, damatla birlikte eski evine ana ve baba evine gönderilir. Orada birkaç gün kaldıktan sonra, tekrar ömrünü geçireceği eve dönerler. Kaynak:K.Kerim Mehmet KARADUMAN 1918 Hacca KARADUMAN 1930 Bayram Ali KARADUMAN 1346 Zeynep TOPAKTAŞ 1918 KAYSERİ/Akkışla AKKIŞLA GELİNLERİ YENİ YOĞURT BAYRAMI (ŞÖLEN VERME) Bu kültür, başlangıçtan günümüze kadar sözlü ve yazılı belgelere dayalı ve belgesiz olarak günümüze kadar devam edegelmiş millî değerlerimizin dağınık ve derli toplu hiç bitmeyen kaynağıdır. Büyük milletlerin , eski ve zengin kültürleri ve bu kültürlerin esaslı bir kısmını teşkil eden tarih ve edebiyatları vardır. Mensubu olmaktan övünç ve kıvanç duyduğumuz Türk milleti de böyle milletlerden biridir. Bizim de Türk tarihi gibi ne zaman başladığını tam olarak bilemediğimiz; yalnız çok eski, köklü ve zengin bir edebiyatımız bulunmaktadır. Yazının bilinmediği çağlarda bu sözlü olarak yürütülen edebî gelenekler: koşuklar, savlar, sagular, sığır, şölen, yuğ adı verilen saz ve sözün dillendirildiği eğlence günleridir. Oyuncuların ve dansçıların hop oturup hop kalktığı, kopuz eşliğinde Oyun(Yakutlar), Kam(Altaylar), Baksh(Kırgızlar), şaman(Tunguzlar), ozan(Oğuzlar) adı verilen halk aşıklarının ölen, şır, koşuk gibi söylendiği türkü ve ezgilerle eğlence, av, güreş ve ziyafetlerin verildiği şölenlerdir. Bu eğlencelere, Dedem Korkut gelir boy boylayıp soy soylar. Yiğitlik yapan ad konmamış gençlere ad verir. Tanrıteâlâya dua ve nizazlarda bulunur ve gözden kaybolurdu. Eski Türkler’de görülen bu eğlencelerin yansıması olarak devamedegelen “Yeni yoğurt Bayramı” kutlamaları da Akkışla Türkmenler’inde benzer şekilde devam etmektedir. Bu şölen, bayram(Yeni Yoğurt Bayramı), mayıs ayının son günü ile haziran ayının ilk beş gün içinde yapılır. Bayram olmadan birkaç gün önceden hemen bütün evlerde imece usulüyle yufka ekmekler hazırlanır, sütler kaymağa dönüştürülür. Kesilecek kısır koyun ve koçlar sürüden ayrılır; davetiyeler dağıtılır. Kesilecek olan koçlar ve kısırlar renklerle boyanarak üstlerine elma ayna veya barut adı verilen topuz yapılmış yünler takılır. Çeşitli renklerde boyanan ve bu koyun ve koçlarda bayram sevincine ayrı bir renk katarlar.Çeşitli pınarlardan getirilen buz gibi sular, Türkmen gençlerinin ellerinde içi yananlara sunulur. Bu hayvanlar sabahleyin gelen misafirlerin önlerinde kesilirler. Öğleyin yemyeşil çimenlerin üzerine, alabildiğince renkli kilimler, halılar serilerek paralel duruma getirilir. Bu iki şerit halinde uzanan halı ve kilimlerin ortasında kurulan yer sofrasında, etlerin yanında hemen her türlü yiyecekler bulunur. Yufkanın içine dürülen etli pilavın tadına doyum olmaz.Bütün bunları yanında tavuk ve horozların da çocuklar için boğazlanarak pişirildiği görülen manzaralardan bir kaçıdır. Öğleden sonra Türkmen gençlerinden ya da çevreden gelen saygın güreşçiler, davetliler huzurunda güreş tutarlar. Seğmenler oynanır. Bunlara da ödülleri düzenleyici komite tarafından dağıtılır. Misafirler evlerine dönerken Türkmen töresince boş gönderilmezler. Torbalarda katılaştırılmış yoğurt, peynir, yağ, yumurtalardan ve üzüm, haspir, kavurga vb. karışımdan oluşan çerezler misafirlerin ellerine tutuşturulur. Fakirlerin karınları doyurulduğu gibi çoğunun da yiyecekleri temin edilir. Yeniyoğurt bayramından sonra kuzular sütten kesilir. Çobana teslim edilen kuzulardan dolayı, sütten peynir ve yağ elde etme imkanı doğar. O günden sona koyunların sütünden azami ölçüde yararlanılır. Bayram, genellikle yaylanın düzlüğünde ayrı bir renk ve ayrı bir nefes alma imkanı sağlar. Kaynak:1929-Feride ELGÜN 1922-Zeynep TOPAKTAŞ 1930-Hatice KARADUMAN 1933-Hanım ELGÜN KAYSERİ/Akkışla YERLEŞMİŞ ADET ve GELENEKLERİMİZ SAYIL ÇIKARMA(SAYA GEZME) Yöre âdetlerinden biri de sayıldır. Şubat ayının on beşi ile yirmisi arasında devam eden eğlenceli bir gelenektir.Sayıl, genellikle, mahallenin gençlerinin bir araya gelmesi ile oluşan topluluklar tarafından çıkartılır. Bu oyun bazan da çobanın başkanlığında birkaç kişi tarafından gerçekleştirilir.Sayıl çıkaran gençlerden her birinin değişik adları bulunur. Bunlar adlarına bağlı olarak kendilerine elbise uydururlar. Bunlar aralarında görev taksimi yaparak Köse, Gelin, Çoban, Arap, Kamçılı ve birkaç tane de Uşaklar bulunur. KÖSE: iyi oynayan oyunculukta maharet sahibi, rol kabiliyeti gelişmiş kimselerden teşekkül eder. Bir bakıma oyunun bel kemiğini oluşturur. GELİN: Sesi güzel, sakalsız ve bıyıksız, kız olabilecek adaylar arasından seçilir. Bunun dağarcığında birçok türkü olması ve gerektiğinde ev sakinlerini neşelendirmek için birkaç türkü söylemesi icap edebilir. ÇOBAN: Elinde sopası, sırtında abası, başında kalpağı veya yünden yapılmış terliği ile ekibin tamamlayıcılarındandır. ARAP: Ekipte şamatayı sağlayanlardan bir tanesidir. Eli yüzü siyahlara boyanmış, ilk görüşte insanları korkutan biridir. KAMÇILI: Bu oyuncu da arap kıyafetinde olup elinde bir kamçı bulunur. Maksat, oyun anında veya oyundan sonra oyuncuların peşine takılıp gelmek isteyen çocukları ve gençleri kovmaktır. UŞAKLAR: Bunlar da köylü kıyafetindedirler. Bazan iki sayıl çıkartan ekip birbirleriyle karşılaşıp, o mahalleye biz gideceğiz bu mahalleye siz gideceksiniz nizahını önlemek için hazır kuvvettir. Bunlar aynı zamanda oyuncuları neşelendirirler. Bunların çoğunun elinde sopa bulunur. İhtimal, sokak arasında veya evlerin önünde köpeklerin saldırılarından korunmak da gerekebilir. Özellikle uşakların sırtlarında heybe ve torbalar bulunur. Bunlar girdikleri evlerden verilen yağ, bulgur, un, para vb. lerini bunların içine doldururlar. Daha sonra toplanılan şeyler paylaşılır veya bakkala satılarak karşılığında yiyecek şeyler alınır, yenilir ve içilir. Köseye, büyük uzun bir sakal, bıyık takılır. Ayrıca makyaj yapılır. Ayağına çarık giydirilip, sırtına bir kürk verilir. Oynarken sesler çıkarması için beline dangırdak ve zil takılır, eline de teft verilebilir. Başına da bir kalpak geçirilir. Gelin olan şahsa, bir entari (fistan) giydirilir. Gümüş kemer, boncuk işlemeli beyaz bir yelek, göğüslerine de iki büyük yumak konur ki gerçek bir gelinden ayırt etmek mümkün olmaz. Fes üstünden bir yağlık atılır ve bağlıdır. Alın kısmında birkaç altın bulunur. Bu görev dağılımından sonra köse, gelin, çoban ve arap önde diğerleri onların arkasında çıngırak, zil ve teft eşliğinde hep bir ağızdan: Çobanin ayı yetti Guzunun tüyü bitti Hey deyin uşaklar hey!.. Diyerek tempo tutarlar. kapı kapı dalaşarak yağ, bulgur, un, para toplarlar. Burada ev sahibinin verdiği her şeyi alırlar. Alınan malzemeler heybe, torba ve helkelere(bakraç) doldurulur.Her kapının çalınışında hasta ve çocuklar da göz önüne alınır. Genellikle hastası olanların evlerine şamatasız varılır.Cenazesi yakında kalkmış evin kapısından geçilirken, sessiz olunur. Bunların kapıları çalınmadan geçilir. Eğer bu kapılardan biri çıkıp da kendilerini çağırırsa, sadece taşıyıcı uşaklardan biri giderek verileni alır.Herhangi bir eve varıldığında şamata da başlar. Gelin ve köse karşılıklı oynarlar. Çoban da teft çalar. Diğerleri de türkü söyleyerek bunlara eşlik ederler. Daha sonra ev sahibesinin samimiyetine göre köse kapının eşiğine yatar. Diğerleri türkü söyleyerek şamata yaparken, çoban da teftiyle yerdeki köseyi neşelendirir. Bu durumdan ev sahibinin kurtulabilmesi için kösenin ağzına Harçlik (Altın, para) atması gerekir. Bu da yoksa vereceği un bulgur veya buğdaydan getirdiği kapla iki misli vermesi gerekir ki bu gösteri her hanede uygulanmaz. Yere yatan köseye şaka yapmak maksadı ile ev sahipleri bazan şeker atarlar. Bazan da kösenin ağzını acı biberle doldururlar ki köse yerinde duramaz hale gelir. Ev sahibi işi tatlıya bağlamak için çobana veya geline para uzatır; çünkü artık köse kapı eşiğinden kalkmıştır. Kösenin yerde yatması esnasında gelin yere eğilerek türkü söyler köseyi kaldırmak ister; ancak bu arada kösenin niçin yerde yattığını da türküsünde imâ eder. Aşağıdan gelen tatar Kamçısını atar tutar Benim derdim bana yeter Kalk gidelim köseciğim Uyy..Uy..Uy!.. Aşağıdan gelen Urumlu Çarığının burnu sırımlı Ayran içmiş köpek karınlı Kalk gidelim köseciğim Uyy..Uy..Uy!.. Bir ineğim vardı ala Ala ineği verdim bala Bal yerine avucunu yala Kalk gidelim köseciğim Uyy..Uy..Uy!.. Kösemin de gözü humar Birinin açıp, birini yumar Ağasından harçlık umar Kalk gidelim köseciğim Uyy..Uy..Uy!.. Bu arada evin beyi veya hanımı mesajı almıştır. Verilecek yiyecek veya harçlığı hazırlar Eğer bu para veya altınsa kösenin ağzına eliyle kor. Köse yerden kalkıp, oynayarak ve sekerek diğer kapıya yönelir.Topluluk aynı tempoyla da türkü tuttururlar: Sivas’ın tahtaları Ben gülemem gayrı yar... Üstünün noktaları... Yar..Yar..Yar!.. Sivas’ın bacaları Ben gülemem gayrı yar Ders verir hocaları Yar..Yar..Yar!.. Yari bana verseler Ben gülemem gayrı yar Cuma geceleri Yar..Yar..Yar!.. Sivas'a varmak varmak Ben gülemem gayrı yar Hurması parmak parmak (Mantısı parmak parmak) Yar..Yar..Yar!.. Kayseri'ye varmak varmak Ben gülemem gayrı yar Mantısı parmak parmak Yar..Yar..Yar!.. Bu türküde yöre isimleri değişebilir. Sivas yöresine yakın köy ve ilçeler de bu isimleri Sivas diye söylerler.Geç vakte kadar kapı kapı dolaşıp, çeşitli yiyeceklerle para toplayan oyuncular sabaha yakın bir zamanda oyunu terk ederler. Sabahleyin erzak bakkala götürülüp tatlı, pestik, bandırma, akide şekeri vb. yiyecekler alınarak, mahallenin gençleri de davet edilip bunlar yenir.Eğer bu iş gece yapılmışsa mahallenin gençleri çağırılmaz. Kaynak:1929-Feride ELGÜN Zeynep TOPAKTAŞ 1922 Hatice KARADUMAN 1930 Hanım ELGÜN 1933 KAYSERİ/Akkışla AKKIŞLA ve YÖRESİ YEMEKLERİ A- ÇORBALAR 1. Dutmaç 2. Bulamaç 3. Sütlü 4. Döğme 5. Tarhana 6. Ayrannaş 7. Cüğürcük Çorbası 8. Mercimek Çorbası B- YEMEKLER 1. Boğmaç 2. Oğmaç 3. Yağlamaç 4.Garmaç 5. Hölleme 6. Haliz 7. Aşir 8. Bulguraşı 9. Cüğürcükgatması 10. İçli Köfte 11. Mercimek Pilavı 12. Soğanlama 13. Arabaşı 14. Mantı a) Kırcı b) Kuşdili c) Yumma ç) Yoğurtlu C- HAMURLA YAPILANLAR 1. Çörek 2. Bazlama 3. İçli çörek 4. Dürüm 5. Tandır çöreği 6. Yağlı çörek 7. Katmer 8. Yufka 9. Kete 10. Kömbe (Gömbe) 11. Tekerlek Çörek 12. Kızartma 13. Besmeç D- SÜT ve SÜT MAMÜLLERİ 1. Sütlaç 2. Ağız 3. Kaymak 4. Tereyağı 5. Peynir 6. Köremez 7. Çömlek Peynir 8. Yumurtalı Ağız 9. Tor (Kestirme) 10. Tulum Peyniri 11. Deri Peyniri 12. Çökelek 13. Salamura Peynir E- ET ve ET MAMÜLLERİ 1. Kurutulmuş Et 2. Sızgıt 3. Kızartma 4. Haşlama 5. Kavurma 6. Besleme 7. Germeç: Kemikli ve kemikliksiz ettir. Kurutulduktan sonra, dağarcık adı verilen koyun veya keçi derisinden yapılan, bir torbada saklanır. Kışın yenir. İMECELER 1. Kece Dökme(Bükme) ve Tepme 2. Koyun Kırkımı 3. Yün Yıkama, Tarama, Burma 4. Ekin Biçme, Sap Taşıma, Tarla Sürme 5. Kuzu Yıkama ve Kırkma 6. Bulgur Çekme 7. Soku Döğme 8. Kerpiç çıkarma 9. Bağ, Bostan Bozumu 10. Yol Yapımı 11. Akarsu Yatağı ve Köprü Onarımı 12. Harman Kaldırma Kaynak:1929-Feride ELGÜN 1922-Zeynep TOPAKTAŞ 1930-Hatice KARADUMAN 1933-Hanım ELGÜN KAYSERİ/Akkışla KAYSERİ/AKKIŞLA ve YÖRESİNDE KULLANILAN HAYVAN İSİMLERİ Serçe, karga, alakarga, ibibik, cikdelik, turna, angıt, leylek, kartal, akbaba, baykuş, kayışkanat (yarasa), ördek, bağırtlak, bıldırcın, keklik, bülbül, sarıebe tavuk, karabatak, su culuğu, sukuşu, ağaçkakan, bülbül, kaz, karakuş, karga, atmaca, sığırcık, kelçerkez, humakuşu, doğan, şahin, kartal. Kurt, tilki, tavşan, sansar, gelincik, fare, sıçan, sucarbığı, köstebek, yılan yastığı, kirpi, göbelek (kelebek), karsinek, sivrisinek, yeşilbaş, arı, eşekarısı, bit, pire, yavsun, atsineği, yeşilbaş, kırkayak, danaburnu, solucan, uğurböceği, sülük, tırtıl, böyü, örümcek, kurt (tırtıl), gene, otyavrusu, sakırga, elmayuvarlıyan (bokböcüğü), sülük, salyangoz (nünük) DİĞER KELİMELER (İSİMLER) Yemlik, kıvrım, tülü, çiğdem, navruz, madımak, hardal, ısırgan, ebemgömeci, ekşimen, kuzukulağı, oğlakkulağı, ebelik, deve tabanı, kenger, sıyırma, kaymakotu, yağlıcak, kangal, gavurpancarı, payam kökü, nane, yarpız, kaza, kazayağı, teke sakalı, gelincik, çiriş, çetene, haspir, ızgın, zeyrek, boy, mercimek, pancar, küncü (susam), kabak, turp, soğan, sarımsak, nohut, dere otu, hıyar, kelek, acur, kırmızı (domates), marul, lahana, çilek, yulaf, arpa, buğday, pürçüklü, kavun, karpuz, gumpur (patates), pakla, darı, köygöçüren, ocak, göbelek (mantar), kuzugöbeleği, kızılca pancar. Yonca, çakıldak, gocöz (koyun gözü), çoban döşeği, çayotu, çalba, itdirsa, sütlagan, ısırganotu, sıyırma, ennik, sümbül, lâle, çiçek, kekik, çıtlık, keven, karın keveni, peryavşanı, çakırdikeni, kuşkonmaz, suvan, üzellikotu, acımıkotu, bostangüzeli, gelincik (eşşekgüzeli), yarotu, gunalık, yaryaprağı, kırksenir, yeniyoğurtçiçeği, papatya (koyungözü), eşeknavruzu, fi, mucuk otu, kargakozağı, görelge yonca, karayonca, kabayonca, sübürgeotu, çitleğen, yelkovan, kılytopuz, karakangal, devekangalı, kuş madımağı, köygöçüren, domuzbıtırağı, bıtırak, ayrıkotu, sarmaşık, körkeven, mühlüzotu, gavursaçı, eşeksavanı, gındıra mucupotu, şebem, kimyaotu, ballıbaba, küllükotu, deli acımık koçdağaşı, itüzümü, tilkiüzümü. Söğüt, kavak, iğde, boziğde, karamuk, cehri, öküzböğürtleni, payam (payamotu), girebolu, kayısı, erik, armut, vişne, kiraz, armut, taşarmudu, yabani armut, alıç, mamık, itburnu, hatıngöbeği, böğürtlen, elma, şeftali, fındık, ayva, keçibağlacı, hasiğde, sarısöğüt, üzüm, ceviz, dud, palamut. Akkışla Yaylaları TAKVİM AYLAR: 1. Karakış: 23-31 Aralık tarihleri arası. Sekizgün sürer. 2. Zehmeri: 31 gündür. Ocak ayının tamamına denir. 3. Zehmeri Yamacı: 1 Şubat –24 Mart arasıdır. Şubat ayında başlayıp mart ayının yirmi dördüne kadar devam eder. Elli iki gündür. (52) MEVSİMLER 1. Yaz: bu isim ilkbahar mevsimine verilir. YAZ AYLARI: a)İlkbahar b) Ortabahar c)Sonbahar 2. Yaz: Yaz mevsiminin ismidir. Şu kısımlara ayrılır: a) Ülger: 1-7 Haziran arası altı (6) gündür. b)Terazi: 1-31 Temmuz arasıdır. Otuz bir(31) gündür. c)Kuyruk: 13 Ağustos – 5 Eylül arasıdır. Yirmi dört (24) gündür. ç) Buhur: 12-25 Eylül arasıdır. On iki (12) gündür. 3. Güz: Sonbahara verilen isimdir. Bu da: a) İlkgüz: 23-30 Eylül arası (8) sekiz gündür. b) Ortagüz: 1-31 Ekim arası (31) otuz bir gündür. c) Songüz: 2 Kasym – 24 Aralık arası (53) gündür. GÜNLER: 1. Pazartesi : - 2. Salı : - 3. Çarşamba : Erbâ, Yevmül Erbâ 4. Perşembe : Erbaertesi 5. Cuma : Hamıs, Yevmül hamıs 6. Cumaertesi : Hamısertesi 7. Pazar : - AYLAR: 1. Ocak : Zehmeri 2. Şubat : Gücük 3. Mart : - Mart mart martlatır, tavuğu yumurtlatır. Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır. 4. Nisan : Ebrıl (Aprıl) Sakın aprıl beşinden, camuz ayrılır eşinden. Nisanın beşi, severim güneşi… 5. Mayıs : - 6. Haziran : - 7. Temmuz : - 8. Ağustos : - 9. Eylül : İlkgüz 10. Ekim : Ortagüz 11. Kasım : Songüz 12. Aralık : Karakış PARMAKLA İLGİLİ İSİMLER: 1. Başparmak : Başparmak 2. İşaretparmağı : Bedenek parmak 3. Ortaparmak : Ortadirek 4. Yüzükparmağı : Gülağacı 5. Serçeparmağı : Küçükhacı Parmaklarla ilgili olarak çocuklar şöyle bir tekerleme şakası yaparlar: Kuş, koşmuş koşmuş koşmuş.Avucuna konmuş. Baş parmak kovalamış. İşaret parmağı yakalamış. Orta parmak, pişirmiş. Yüzük parmağı, yemiş. Küçük parmak, hani bana hani bana? Demiş... ATASÖZLERİ ve DEYİMLER 1. El atına binen çabuk iner. 2. Güzel görünür, çirkin bürünür. 3. Ayran bulamaz içmeye; kürkünen gider s…. 4. Arpa katsan at yemez; kemiğini atsan it yemez. 5. El aşından öğün olmaz, oda vaktinde bulunmaz. 6. Yazın başı pişmeyenin, kışın aşı pişmez. 7. Ne verirsen elinilen, o da gider seninilen. 8. İyi insan lafının üstüne gelir. 9. İtağ çomağı hazırla. 10. At, avrat, silah 11. Anasına bak kızını al; kenarına bak,bezini al. 12. Erkek evin seli, kadın onun gölü. 13. Oğlan ocaktan, ayran bucaktan olmalı. 14. At ölür meydan kalır; yiğit ölür namı kalır. 15. Sağır duymaz; yakıştırır. 16. Eşeğin çamura çökünce yol gösteren çok olur. 17. Yuvayı dişi kuş yapar. 18. At, avrat, silah yabana verilmez. 19. El elin eşeğini türkü çağırarak arar. 20. Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfürerek yer. 21. Azıcık aşım, kaygusuz başım. 22. Kısmetsiz it, kurbanda sılaya gider. 23. Aç ayı oynamaz. 24. Keskin sirke küpüne zarar verir 25. Söyleme sırrın dostuna; dostunun dostu vardır, o da söyler dostuna. 26. Ayranım ekşi diyen olmaz. 27. Ne yüksek ol asıl, ne de alçak ol basıl, yorganına göre ayağın kösül. 28. Öfkeyle kalkan zararla oturur. 29. Keskin yel gün batanaca, arsız avrat el yatanaca. 30. Heybesiz at, donsuz avrat olmaz. 31. Dostun yayında başını bağla, düşman önünde tırnağını kes. 32. Sakla samanı, gelir zamanı. 33. Kırkında azanı teneşir pekler. 34. Güzellik güz elmasına benzer çabuk geçer. 35.Hatunun çirkinse giyindir.(Avradın çirkinse donunu değiştir.) 36. El elden üstündür. 37. Ölü de komşuyunan, diri de komşuyunan. 38. Erken öten horozun başı kesilir. 39. Kapını kiletle komşunu hırsız çıkarma. 40. Oğlan babadan öğrenir sofra dizmeyi; kız anadan öğrenir sokak gezmeyi. (Kız anadan öğrenir sofra dizmeyi, oğlan babadan öğrenir sokak gezmeyi) şeklinde de söylenir. 41. Demir kapının ağaç kapıya dilâ düşer. 42. Görmeyenin oğlu olmuş çemiş de çükünü koparmış. 43. Ateş düştüğü yeri yakar. 44. Ateş olsa cürmü kadar yer yakar. 45. Kavun değil ki g… koklayasın. 46. Soydur çeker, b… kokar. 47. Sap yeyip saman s…. 48. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. 49. Ot değil ki atak, yurt değil ki tutak. 50. Öküz olacak dana göpe s…ından belli olur. 51. Asıl asmaz, bal kokmaz; kokarsa yağ kokar, aslı yoğurttur. 52. Ayran gibi ekşime 53. Bir kimseye ne gelirse; elinden, belinden, dilinden gelir. 54. Eline, beline, diline sahip ol. 55. Ağır otur batman götür. 56. Biliyorsan konuş sözünden hikmet alsınlar; bilmiyorsan sus, seni kamil sansınlar. 57. Akıllı evladın var malı niden; akılsız evladın var malı niden? 58. Azan it, cami duvarına i…. 59. Arpasız at koşamaz. 60. Kin ve düşmanlıklar babadan oğula geçer. 61. Adam at da doğurur avrat da... 62. Yere bakan, yürek yakan. 63. Suyun akanından; insanın yere bakanından. 64. Dost başa düşman ayağa bakar. 65.Klavuzu karga o anın, burnu b… kurtulmaz. 66. Analar dert yesin yarım yarım dört yesin. 67. Değirmenin suyu nerden geliyor. 68. Acı patlıcanı kırağı çalmaz. 69.Baltanın sapı ağaç, unutma. 70. Ağaca çıkan keçinin minareye çıkan yavrusu olur. 71. Aşına da karışmam işine de karışmam. 72.Al sana bir kaya nerene dayarsan daya. 73. Doğacak oğlan donundan belli olur. 74.Abdestsiz adama namaz mı dayanır? 78.Bir el ötekini yıkar; iki el yüzü yıkar. 79. Bir elin nesi var iki elin sesi var. 80. Az veren candan; çok veren maldan. 81. Kötü komşu iyi hacat sahibi yapar. 82. Su gelince teyemmün bozulur. 83. Eziyet ve sıkıntı insan için. 84. Körle yatan şaşı kalkar. 85. Rüzgâr esmese ,dal sallanmaz. 86. Kasap et derdinde koyun can derdinde. 87. Dereye su gelinceye kadar kurbağanın gözü çıkar. 88. Zenginin malı züğürdün çenesini yorar. 89. Gahir çekilmeyince, gün görülmez. 90. Ev alma, komşu al. 91. Kızını dövmeyen dizini döver. 92. Ev gör evine ısın; er gör erine ısın. 93. Her delinin bir bayrağı olsa; caddelerde bayraksız adam kalmaz. 94. Gittiğin yer kör ise gözünü kırpta bak. 95. Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı. 96. Hamuru ekmekçiye ver de yarısını çalarsa çalsın. 97. Körün istediği bir göz Tanrı verdi iki göz. 98. Kısrak erkeğine göre kişner. 99. Kelin merhemi olsa kendi başına sürer. 100. Güzellikle aptallık iki eski arkadaştır. 101. Çıkar koynundan bir elma ver. 102. Abdalın yoldaşlığı köyü görene kadar. 103. Az verme hırsız eden; çok verme yüzsüz eden 104. Aç koma hırsız olur; çok deme yüzsüz olur. 105. Adam sandık eşeği, anlımıza değdi daş…. 106. Ağzından çıkanı it yemez. 107. Aklı ermeyenin koyununu gütme diye boşuna dememişler.. 108. Akşamdan kalmış aş gibi kendini ortaya atma. 109. Alacağına nasılsın? Diyene: "Demir gibiyim.";Vereceğine: "İki iyilik birarada olmaz." 110. Anan sarmısak, baban soğan; nerden oldun kel doğan? 111.Daha ananın yuduğu ile duruyorsun. 112. Atı alan üsküdarı geçti. 113. Geçti borun bazarı, sür eşeğin Niğde'ye. 114. Aşığın yok yer süpürüyorsun. 115. Ayrandan aşağısı su daha ne olacak? 116. Görmemişin oğlu olmuş; çekmiş şeyini koparmış. 117. Beni diyenin bendesiyim; beni demeyenin ben nesiyim? 118. Bey belirsiz meydan üssüz. 119. Bilmediğim yere varsam da bildiğim kadar övünsem. 120. Bilen bilir,bilmeyen bir dal mercimek sanır. 121. Bir dana bir nahırı b… . 122. Boyun uzun yakısırsın halaya; sen bu akılla boşa giden sılaya. 123. Buyrulmadık yumuşu puşt oğlan tutar. 124. Çene dedin mi yatıya gidiyor? 125. Çobanın gönlü olunca tekeden köremez çıkarırmış. 126.Dağı görüp davşan,puru görüp tilki olmak. 127.Davetsiz gelen döşeksiz oturur. 128. Deliyinen gitme yola, başına getirir bela. 129. Dervişin fikri ne ise zikri de odur. 130. Dibi görünmeyen kuyuya inme. 131. Dürzü dürzüyü bulur meyhanede,orospu orospuyu bulur kerhanede. 132. Düven öküzünün ağzı bağlanmaz. 133. Eğri mastardan doğru çizgi çıkmaz. 134. Ekmeği ekmekçiye yaptıracak, beş ekmek de üste vereceksin. 135. Ektiğin nohut biçtiğin nohut şehire vardın da leblebi mi oldun? 136. El delisiz, yol çalısız olmaz. 137. El eli yur, el de yüzü. 138. Elin iyisi itin dayısı olmaz. 139. Eliye edik, Veli'ye düdük etmek. 140. El öpmeyinen ağız pis olmaz. 141. Bekâra(ergene) avrat boşaması kolay. 142. Erkek eşeğin sıpası olmaz. 143. Eşeği sattım çü demeden kurtuldum. 144. Eşeği çamura çökene akıl veren çok olur. 145. Eşek çamura bir defa çöker. 146. Garip kuşun yuvasını Allah yapar. 147. Garip kuşun yuvası olmaz. 148. Geline görümcen geliyor demişler; görünmez yere gitsin demiş. 149. Göçün geri gittiği aksak ite yaradı. 150. Sanki güverip de bostan mı olacaksın? 151. Haline bakmadan Hasan Dağı'na oduna gidiyor. 152. Herkesin evi ayrı yolu sapa. 153. İki eliyle bir şeyini doğrultamaz. 154. İş de sabahtan aş da sabahtan. 155. Kaş yapayım derken göz çıkarmak. 156. Yumurta kıçına gelmeden telaşa düşmez. 157. Kıç ıslanmadan balık tutulmaz. 158. İş yapayım derken çiş yapmak. 159. İtinen çuvala girilmez. 160. İt kavağın gölgesinde yatmış da kendi gölgesi zannetmiş. 161. İt kavağın gölgesini görmüş bu benim gölgem demiş. 162. İt korktuğu yere ürür. 163. İt ürür kervan yürür. 164. Çağırıldığın yere erinme, çağırılmadığın yerde görünme. 165. Para söyleyiş; elbise yürüyüş öğretir. 166. Elinin hamuru ile erkek işine karışma BİR TAKIM İNANIŞLAR: 1. LEYLEKLE İLGİLİ: Baharın başlangıcında ilk defa leyleği gören beline taş sokar. Çok seyahat etmeğe delalettir. 2. ZEHMERİ KARISI: Kışın şiddetli günlerinde, hayâli bir karının evleri dolaştığına inanılır. Bu karı dolaştığı evlerdeki erkekleri ismiyle çağırır. Çağırılan erkek ardından giderse bir daha dönmezmiş. 3. ALKIZLARI: Doğum yapan kadınlar yalnız bırakılmaz. Bırakılırsa, alkızları denilen kızlar bu kırk gün içinde bir gün gelerek kadını öldürebilirler. 4. ALBASMASI: Lohusa hanım doğumdan sonraki kırk gün içinde (Çocuğun kırkı çıkıncaya kadar) dışarıdan erkek kabul etmez. Eve erkek gelirse doğan çocuğun öleceğine inanılır. 5. GÖKKUŞAĞI: Gökkuşağının oluştuğu yağmurlu günlerde, gökkuşağının altından geçen erkekler kız, kızların da erkek olacağına inanılır. 6. HORTLAK: Ölen bazı kimselerin günahlarnın çok olmasından dolayı acılara dayanamayarak, hortladığına inanılır. Mezarlarda geceleri dolaşmak, tehlikeli sayılır. 7. KÖPEK, KURT ULUMASI: Köpek ve kurdun uluması bir uğursuzluğun işaretidir. Hangi evin kapısında ulursa, o evden cenaze çıkacağı inancı yaygındır. 8. BAYKUŞ: Yörede uğursuzluğun sembolü olarak kabul edilir. Viran, harabe, yıkılmış, ören yerlerinde öter. Nerede öterse o bölgeye uğursuzluk getireceğine inanılır. 9. KIRKINCI GÜNLE İLGİLİ: Çocuk doğduğunda, babası gurbette, uzakta bir yerde ise babası eve döndüğünde eve alınmaz. Önce çocuğun beşiği çocukla birlikte dışarı çıkarılıp, babası eve girdikten sonra beşik eve getirilir aksi halde çocuğun öleceğine inanılır. 10. EVRENİN UĞURU(Yılanın Büyüğü): Koruyucu güç ve bereketin simgesi olarak kabul edilir. Bazı evlerin musurlarında, samanlıklarında, sekilerde evren yatar. Ona dokunulmadığı müddetçe, koyunlar, keçiler, inekler ikişer üçer doğurur. Saman kes çoğalır .Yüklükteki buğday ve un çuvalları hiç bitmez. 11. NAZAR: Bu yörenin, hemen bütün evlerinde at, boğa, kurtun kemiklerinden bir parça asılı durur. Bunların genellikle baş kısmının tamamının kemiği ile kurumuş bir iğdeden sabah namazını müteakip, dua ile kesilen bir dal parçası, bir mavi boncuk (gö) üçü, birbirlerine bağlanarak yüksekçe bir yere asılır. Böylece o bina, ev nazardan korunmuş olur. At, boğa, inek, tosun, koç , köpek, vb. ile evlerde bulunan eşyalardan halı, TV. Araba gibilerine ve korunmak istenen insanlara aynı nazarlığın küçük üçlüsü (KEMİK, İĞDE DALI, GÖBONCUK) asılır. HALAY ÇEKME Yörede Oynanan Oyunlar: 1. Antep Ağırlama 2. Sivas Ağırlama 3. Sivas Üçayağı 4. Hoşbilezik 5. Üçayak 6. Sekmeç 7. Dokuzlu 8. Oğuzlama 9. Köçek 10. Delilo 11. Bızdık 12. Serçe 13. Sarhoş Bunlardan başka: Şirvan Havası, Çobanbey Havası, Com Düzü, Ağır , Halay, Akkışlanın Yıkılan Umutları…….AKİŞAŞ AKKIŞLADA SÖYLENEN MANİLER Akkışla’nın kızları Derelerde baz yılan Halbur gibi gözleri Gözüm doldu tozunan Gözlerine bakarken Benim gibi var mı ola? Kaçırdım öküzleri Yarinden ayrı kalan Gökte uçan tiyare Ben varmam inekliye Selâm söyle o yare Ayranı sinekliye Ben kendime yar buldum Babam verse ben varmam Bulsun kendine çare Senin gibi deliye Gökte uçan tiyare Su içinde immeçer Kanatların soldu mu? Yağlığı belinden düşer Yarimi asker aldın Geleceksen gel gayrı Taburların doldu mu? Zaman elden tez geçer Kaşıklık dolu kaşık Kaynak:Esma YÜZÜGÜLLÜ 1916 Oğlunuz bana aşık KAYSERİ/Akkışla Oğlunuza varırdım Soyunuz pek dolaşık İn deriye deriye Gel beriye beriye Babam verse ben varsam Senin gibi deliye (Omuzu tüfekliye) Su içinde immeçer Kara gün gelir geçer Alacaksan al beni Gençlik elden tez geçer Mavi yeleğin oğlan Nedir dileğin oğlan? Senden üstün yar buldum Yansın yüreğin oğlan Gökte uçan tiyare Mazotu doldursana Yarimi asker aldın İzine göndersene Gavakların gazeli Nerdeydin sen ezeli Nerde olsa severler Senin gibi güzeli Yeşil örme örmeyim Kapının ardındayım Yar sevdayı görmeyim Saatin dördündeyim Senden başka seversem Eller yatmış uyumuş Gençliğime doymayım Ben yarim derdindeyim Karşıdan gel göreyim Karşımdan gel karşımdan El uzat gül vereyim Karanfil al çarşıdan Sınanmamış puslara Evimizi bilmezsen Nasıl meyil vereyim? Sor sual et komşudan Pur dibinde kışlarım Saçım uzun örmezler Telli peşkil işlerim Beni sana vermezler Senin gibi ergeni Bin atına çek gemi Serçe diye taşlarım Ay karanlık görmezler Sırtında da var abalar Kalafiri yolaydım Yel dedikçe havalar Dallarına konaydım Ben yarimi uydurdum Gelen geçen yolcudan Onlar niye çabalar Ben yarimi soraydım. Karşıda görünürsün Kaynak:Esma YÜZÜGÜLLÜ 1916 Habaya bürünürsün KAYSERİ/Akkışla Almaya paran mı yok? Hep görür yerinirsin Karadan gel karadan Dağlar kaksın oradan Kavuşmam mümkünü yok Kavuştursun yaradan Akkışla Düğünleri AKKIŞLA’YA YERLEŞEN TÜRKMENLER'İN ÖRF ve ÂDETLERİ Türkmen: Türkçede, kocaman, şişman, kocamanlık, şişmanlık; büyük, iriyarı, dev, devasa, muazzam gibi muhteşemlik ifade eden kelimeler olarak kullanılmıştır. Hakikaten Türkmenler'in cesur ve kahraman oluşları bakımından bu mütalâğâ yerindedir.Mütercim Asım, bazı Türk kavimlerinin eski din ve inanışlarını terk edip Müslümanlığı kabul ettikten sonra, Türkmen adını aldıklarını ve bunun da bu şekilde terk-i iman mânâsına geldiğini iddia etmekte ise de; bu iddianın doğru olmadığı kanaatindeyiz; çünkü Türkmenler dokuzuncu asırda var olmayıp bilinmeyen senelerden beri mevcut olan büyük bir Türk kabilesidir. Türkmen sözü Türk adam, iyi Türk, gerçek Türk, has Türk, Türk'ün özü ve hası anlamlarını da taşır.Bunlar genellikle beyaz tenli, parlak, uzun boylu ve gösterişli insanlardır.Osmanlı İmparatorluğun'nda Hassa Alayları kurulurken genç boylu boslu, yakışıklı Türkmenler’den oluşturulduğunu tarihçiler kaydetmektedirler. Bazı tarihçilere göre de Türkmen; ululuk, yiğitlik ve kuvvetlilik mânâsına gelen bir kelimedir; fakat Türkmenlik yukarıda sayılan meziyetleri ihtiva etmekle beraber bir asaletin de ifadesidir; çünkü Türkmenler OĞUZHAN’ın çocuklarına verilen bir şeref ünvandır. Oğuz Han'ın soyundan gelenlere Türkmen denilmiştir. Oğuzhan kendi kabilesini, diğer Türk kavimlerinden tefrik etmek için, Türk kelimesinin sonuna MEN getirmek suretiyle TÜRKMEN demiştir. Bundan sonra da bu isim yerleşmiştir. İşte bu şekilde OĞUZ KARAHAN'IN oniki oğlunun neslinden meydana gelen kabileye de Türkmen adı verilmiştir. Oğuz'un her oğlundan bir Türkmen aşireti teşekkül etmiştir. Meselâ OĞUZ KARAHAN’nın oniki oğlundan biri olan KAYAHAN’dan KAYI Aşireti teşekkül etmiştir. Bu aşiretin reisi olan SÜLEYMAN ŞAH, maiyetinde 200 bin çadır evinden müteşekkil aşiret mensupları ile 13 üncü asrın sonlarında Orta Asya’dan göç ederek Anadolu’ya akın etmişlerdir. Süleyman Şah, Suriye’nin ARKAK mıntıkasında aşireti ile birlikte Fırat nehrini geçerken suda boğulup Hakk’ın rahmetine kavuşuyor.. Halen türbesi o mıntıkada CABER KALESİ'nde bulunuyor. Türkiye-Suriye anlaşmasına göre; daimi olarak, bir kıta Türk askeri bugün bu türbeyi beklemektedir. "Ben bir Türk'üm unutmam Caber'i" şiiri bunun için söylenmiştir. Türkmenler'in örf, adetleri, yaşayışları, aile vaziyetleri düğün ve dernekleri neşe ve kederleri, ayrı birer hususiyet arz eder. Aile mânâ ve mefhumu sağlam esaslar üzerine kurmuşlardır. Türkmenler'de pederşahı aile, yani babanın hakimiyetine dayanan aile sistemi mevcuttur. Baba hanımnın ve çocuklarının hakimidir; fakat diğer taraftan, karının da aile içinde mühim mevkii vardır. Türkmen kadınları dayanıklıdır. Özü sözü doğrudur, merttir, cesurdur. Kadın, kocasıyla serbestçe konuşur, fikirlerini bildirir, kocasının yanlış hareketlerini tenkit edebilir, velhasıl müşterek hayatlarının devamı için hür düşünür ve hür hareket eder. Kadın evine, çocuklarına ve kocasına bağlıdır, vefalıdır, nankör değildir, asla kocasına hıyâneti düşünülemez. Türkmenler'de; kadın boşamak çok ayıptır. Gerçi evlenmede, resmî usullere pek ehemmiyet vermezler, daima eski usul, dinî nikahla evlenme olur. Onlar için asıl olan dinî evlenmedir. Öbür evlenme sadece bir şekilden ibarettir ve hatta resmî evlenme adeta bir külfettir. Geleneğe dayalı değer yargıları kanunlardan kuvvetlidir. Resmi evlenme usulüne İZİNNAME derler. Çok defa bu izinnameden, eşlerin haberi dahi olmaz. Bir takım matbu kağıtlar, muhtarlar tarafından doldurulur, altı mühürlenir nüfus kütüğüne bile tescil edilmeden, bu kağıtlar evin bir köşesinde saklanır; fakat bütün bunlara rağmen söz muteberdir. Din kuvveti altında sözlü anlaşma muteberdir. Karı koca, imam huzurunda, Allah’ın emriyle, Peygamber'in kavli ile aldım kabul ettim dedikten sonra evlenme tamam olmuştur. Artık ölünceye kadar müşterek hayatları devam eder. Bugün, artık resmî nikahın önemi gittikçe artmıştır. Gençler dinî nikahla birlikte resmi nikahı mutlaka isterler ve yaptırırlar.Burada kadınlar için bir hususiyeti de belirtmek lazımdır:Kocası vefat eden, genç bir kadının kocası öldüğünde, eğer o, ölen kocasından erkek çocuğu varsa, artık o kadın için evlenme mevzu bahis değildir .Ömrünün sonuna kadar, çocuğunun yanında oturur ve onu yetiştirir. Kocasının hatırası ve oğlunun hatırı için evlenmez. Ölünceye kadar dul olarak yaşar. Eğer oğlan çocuğu olmayıp da sadece kız çocuğu varsa; veyahutta hiç çocuğu olmamışsa o zaman evlenebilir. Bu takdirde kadının akrabalık bakımından yakınları babası veya kardeşleri dayıları, dul kalan kadını ikinci bir kocaya verirler. Ya da ölen erkeğin kardeşi varsa genellikle onunla evlendirilir. Gelinin yabancıya gitmesi önlenir. Halen Türkmenler'de başlık usulü mevcuttur. Başlık, kızların kocaya verilmesi esnasında, koca tarafından kız tarafına verilen bir miktar paradır. Buna KALIN da denir. Kalının veya başlığınn miktarını kız tarafı ile oğlan tarafı tayin ve tesbit ederler. Sosyal durumlarına göre, bu miktar az veya çok olabilir. Başlık almanın asıl gayesi; kıza çeyiz hazırlamak içindir. Kıza yapılacak olan elbise ve sairenin karşılığıdır. Bir kız gelin giderken elbetteki elbisesiz ve çeyizsiz gitmeyecektir. Aşiret usulüne ve mali vaziyetine göre, en az, eşyalarını koymak için bir tahta sandık, bir boy aynası, birkaç kat elbise, gittiği yerin sakinlerine ve güveğinin yakınlarına verilmek üzere mendil çorap gibi bazı hediyeler lazımdır. Bunun için kızın önceden işlediği bir çok bohça hazırlanır. İşte bu eşyalar için başlık parası alınır. Aslında iyi olan ve temiz bir maksada dayanan başlık usulü, sonradan bozulmuştur. Bazı açıkgöz kız babaları bunu bir ticaret vesilesi yapmışlardır. Çok defa güveği tarafından fazla para alınır ve kıza az bir miktar çeyiz yapılarak geri kalan başlık kız babasının malı olur. Bugün, alınan başlığın tamamı ve de fazlası kıza çeyiş olarak harcanır.Başlık veya kalından başka YOL ismi verilen bir miktar para veya hediyeler de alınır. Gelin olacak kızın en büyük erkek kardeşi ve en büyük kız kardeşi, amcası, dayısı, kızın bulunduğu köyün muhtarı, ergen gençleri yol alabilirler. Erkek kardeşe, umumiyetle bir tabanca veya nakit para kız kardeşe ise, bir top kumaş verilir. Ayrıca köy yolu namı altında kurbanlık davarlar, şeker ve kahvelere de gönderilir. Köy yolu, ergenler yolu, muhtar yolu ve kardeşler yolu gelin götürüleceği sırada verilir. Amca ve dayı yolu daha evvelden sağlanır. Başlık tamamen ödendikten veya bu konuda anlaşma sağlandıktan sonra, kız tarafı düğün yapılmasına müsaade eder. Kız tarafı düğün müsadesi vermezse, oğlan tarafı düğün yapamaz. Farz edelim kız tarafı yaslı ise, oğlan tarafı düğün yapamaz. Düğüne müsaade edildiğinde, oğlan yani güveği tarafı düğün hazırlığı yapar.Köylere, hısım ve akrabalarına davetiyeler gönderilir. Düğüne davet iki şekilde olur; ya alelâde davet ya da OKUNTULU davet. Alelade davet bir mektupla olur. Okuntulu davet ise, hediyeli olur. Tanınmış ailelere okuntu gönderilir. Hediye olarak top top kumaşlar verilir. Nihayet düğün başlar ve buna düğün kurulması denilir.Bugün bu adetler daha basit ve kolay hale gitirilmiştir.Yakınlardan birinin vefatı halinde bile düğün asla ertelenmez.Ölüm,doğum ve düğünün birbirini takip ettiğine inanılır.Düğünsüz belki; ama gelin mutlaka gününde çıkartılır. Okuntulu davete gelenler, düğün masraflarına iştirak etmek üzere düğün sahibine deste deste paralar verirler. Düğüne gelirken at, deve, koyun vb.. okuntu olarak getirilebilir. Getirilirken bunlar uygun şekilde süslenirler. Düğünde Türkmen ileri gelenleri sıra ile otururlar, kahveler dağıtıldıktan sonra, aptallar tarafından ŞABAŞ çağrılır. Şabaşın manası şudur ki, her ağa isim ve şöhreti ile anılır. Bu şabaşta her ağa, kendi şan ve şöhretine göre para verir. Toplanan paralar orta yerde bir kilim üzerine yayılır ve külliyetli bir yekun tutar. Bu paraların hepsi oğlan evinindir. Bütün masrafları bu paradan çıktıktan sonra bir hayli miktarda kendisine kar alır; fakat bu okuntulu davet usulü mahsurlu görüldüğünden yavaş yavaş terk edilmektedir; çünkü bu usulde Türkmen ağaları para vermekte adeta yarış yaparlardı ki kim daha çok para verirse onun itibari yükselirdi. Neticede bu yüzden ağalar mağdur olurlardı. Kız evini halı, kilim, ekçe ve eşyalar ev gereçleri getirilirken de akraba ve komşular arasında yarışırlardı. Düğünde, nikahta keramet var sözü böylece doğrulanırdı. Gençler böylece ev, mal ve mülk sahibi olarak dünya evine girerlerdi. Bugün de durum hemen hemen takı yönünden aynıdır.Öyle takılar takılır ki dolar, mark ve altın açısından bakıldığında gençler bir araba veya ev alabilecek güce ulaşırlar.Düğünün müddeti düğün yapanın mali vaziyetine ve içtimai mevkiine bağlıdır. Üç gün beş gün bir hafta veya kırk gün kırk gece devam edebilir. Türkmen düğünleri çok cazip ve manzaralıdır. Türkmen kadınları, kızları mahrem değildir. Yüzlerini kapatmazlar. Peçe ve çarşaf kullanmazlar, tamamiyle hür ve serbesttirler. Erkeklerle karşı karşıya serbestçe konuşurlar. Uzun senelerden beri, erkeklerle yan yana elele HALAY tutup oynarlar. Kadınların kıyafetleri pek caziptir. Üzerlerine üç etek zubun, ipekli entari ve uzun don, renkli önlük, giyer sırtlarına kısa ceket şeklinde sarı çuhadan fermana veya yün çeket alırlar. Bu çeket veya yelekler o derece süslüdür ki insan bakmağa doyamaz. İşlemeler renk renk boncuklardan olabildiği gibi kişinin zenginliğine gücüne bağlı olarak içi, mercan, zümrüt, yakut, altın .. vb. işlemeli olabilir. Kadınlar da altın ayaklı yetmiş ikili fişek moda idi. Kemerler de genellikle altın olur ve fakirlerin düğünlerinde de belden bele dolaşırdı. Ayaklarında sarı renkte kısa çizme veya kundura veya siyah veya kırmızı ayakkabı bulunur. Başlarına renkli ipekli yazmalar ötrek, etrafına ipekli poşular sararlar, alın hizasına bir şerit üzerinde sıralanmış gazi altunları ile boyunlarına beşi birlik ve Osmanlı altunları takarlar. Başlarına sarılmış ipekli kesreven poşular kenarına ve arasına sedef çiçekler, güller, renkli püsküller, renkli kuş tüyleri sokulur. Halay tutulduğu zaman, gelin ve kızların, alı ve yeşili birbirine karışır, fevkalade bir manzara arz eder. Erkeklerin kıyafeteri de düzgündür. Eski Türkmenler, çuha şalvar ve pardüsü giyerlermiş, şimdi ise Akkışla’daki Türkmenler, muhit ev iklim icabı olarak elerinde ve köy içinde giyerler; fakat şehre gittiklerinde günün kıyafetlerine riayet ederler. Kayseri Yöresi Türkmen düğünlerinde; Halaylar tutulur, davullar vurulur, ciritler sinsin oyunları, para tura, yüzük, eşlerim karabaş geliyor gibi oyunlar oynanır, türküler söylenir, silahlar atılır. Halayın bir tarafında erkekler ve bir tarafında da gelinler ve kızlar olmak üzere el elden tutulur. İyi oyun bilen bir kişi halayda başı çeker. Halay oyunlarının birçok şekilleri vardır. Şirvan Havası Çobanbey Havası Com Düzü, Ağır Halay, Üç Ayak gibi. Ayrıca bir de Leylim oyunları vardır. Bu oyunları genç kızlar, düğünlerin başlangıcında ve bayramlarda yaparlar. Kızlar el elden tutup ahlâk çevirirler, içlerinden sesi güzel bir kız leylim türküsünü söyler, diğer kızlar da bunu tekrar eder ve oynarlar. Leylim Türküsü Ha'leylim şu derenin taşları Ha'leylim sallanır ağaçları Leblebi şeker olmuş kız memenin başları *** Ha'leylim kalada yatan oğlan Ha’leylim gömleği keten oğlan Ha’leylim nişanlısın el almış Ha’leylim kayguya batan oğlan *** Ha’leylim kalanın altı biçme Ha’leylim gel oğlan benden geçme Ha’leylim ikimiz bir boydayız Ha'leylim kati havadan uçma *** Ha’leylim kalanın altı miyan Ha’leylim altın teştte don yuyan Ha’leylim eline geçmez iken Koynuna girdim uyan Düğünlerde güveği tarafı, akrabaları, köylüleri sevinç ve neşe içinde bulunurken kız tarafı da aynı neşe içindedirler. Buna rağmen erkek evinin coşkusunu kız evinde bulmak mümkün olmaz; ancak onlar da kendilerince güler eğlenirler. Gelin Türküsü Ben anamın al gömleğin giymedim Çevre tutup yakasını oymadım Eşim kızlar ben anama doymadım Oy’gelin Başı heylim, heylim gider bu gelin. *** Kınacılar düzüm, düzüm düzüldü oy’gelin Al kınalar altın tasta ezildi oy’gelin Senin yazın, gurbet ele yazıldı ey’gelin Başı heylim, heylim gider bu gelin *** Kürtler'in devesi gider geç gelir Haftadan, haftaya karnın aç gelir Kürtler, Kürtçe söyler bana güç gelir Eşim kızlar ben anama giderim Uçan kuşlar ben sılama giderim *** Esvabını attılar nar ağacına Zülüfü dolaşır gül ağacına Canım kızlar ben anama giderim Uçan kuşlar ben sılama giderim Diğer taraftan güveğinin kına gecesinde de, türküler, mânîler söylenir. Ergen başlar kına gecesini idare ederler, bütün gençler toplanır, şakalar, gevezellikler, hokkabazlıklar yapılır. Kına Türküsü Bir balıkçı aldı kaçtı fesimi Çok çağırdım işitmedi sesimi Anam yoktur, bacım çeksin yasını Alahey’alahey’alahey Nihayet gelin ata bindirir, önüne bir yastık verilir, terkisine bir oğlan çocuğu alınır. Atın başını bir adam çeker, atın kuyruğundan bir adam tutar. Bu şekilde alahey, zılgıt, yah yah sesleri arasında köyün etrafında dönülür, gezilir. Evvelâ gelin yakın akrabalardan birisinin evine misafir edilir. Gelinin önündeki yastığı alan bir diğeri, yastığı götürüp güveğinin başına vurur, güveği yastığı getirene bahşişini verir. Gelinin terkisinde bir oğlan çocuğu oturur. Bu çocuğu bindirmekten maksat, gelinin ilk doğacak çocuğunun da erkek olması temennisinden ibarettir. Kayseri Yöresi Türkmenleri'nde oğlan çocuğu yani erkek çocuk, kız çocuğuna nazaran, daha muteber ve daha kıymetlidir. Kız çocuğu doğduğunda da ana ve baba sevinirler; ancak erkek çocuk doğduğunda daha çok sevinirler. Hatta bir ailenin oğlan çocuğu olmayıp da sadece kız çocukları varsa, o zaman kadın, kocasına erkek çocuk doğuruncaya kadar doğum yapmaya devam eder; çünkü erkek çocuğu olmayan aile zavallı sayılır. Erkek çocuğu olmayan aileye KÖR OCAK denilir. Bir ailede ne kadar oğlan çocuğu olursa, o derece makbul ve muteberdir. Oğlan çocuğu çok olan bir babanın muhitte rağbeti fazladır. Kız çocuklarında erkek kardeşlerine karşı sevgi ve hürmetleri fazladır. O dereceki, kız çocuklar, erkek kardeşleriyle mirasçı oldukları vakit miras almazlar. Ana veya babalarından kalan mirasın tamamını erkek kardeşlerine bırakırlar; çünkü erkek kardeş baba evinin temelidir, esasıdır. Kız ise geçicidir, el oğlunun hatunudur. Başka bir ocağı kurup şenlendirecektir. Kızın kocasına EL OĞLU denilir. Türkmenler, kadın akrabalığına da pek önem verirler. Bununla birlikte asıl olan kan akrabalığıdır, hısımlık da önemlidir; ama akrabalıktan önce gelmez.. Diğer hısımlığın kıymet derecesi pek değerlidir. Bugün ise mal ve mülk eşit bir şekilde kız, erkek ayrımı yapılmaksızın mirastan pay almaktadır. Evlenme şekillerinden birisi de DEĞİŞİKLİK usulüdür. Bu usule göre, bir bekar erkek, gönül rızasını almak suretiyle; kendi kız kardeşini, bir diğer erkeğin kardeşiyle değişik edebilir. Yani kendi kız kardeşini, diğer bir erkeğe verirken, o erkeğin kız kardeşiyle de kendisi evlenebilir. Bu durumda her iki gelin de aynı gün düğünü yapılarak aynı gün evden ayrılırlar.Her iki gelin de bir günde çıkar. Bir tarafın düğün alayı ile diğer bir tarafın düğün alayı, önceden anlaştıkları bir yerde buluşurlar her iki düğün alayı kendi kızlarını beraber getirirler, bir ara iki taraf getirdikleri kızları(gelinleri) değiştirirler ve geri dönerler. Kayseri Yöresi Türkmenleri'nde namus anlayışı, başka muhitlere nazaran çok farklıdır ve bu mevzuda çok hassas davranırlar. Meselâ Anadolu’nun bir çok yerlerinde kız kaçırma hoş görüldüğü halde, Türkmenler'de kız kaçırmaya asla müsaade etmezler. Müsamaha ile karşılamazlar. Bir kız gerek gönül rızasıyla kaçsın ve gerekse zor kaçırılsın, akibeti ölümdür. Kızın kardeşleri veya akrabaları onu muhakkak öldürürler. Kız zorla kaçırılmış ise her halde kaçıranı da öldürürler; ancak öldürmek suretiyle ailenin namusu temizlenmiş olur; lakin bugün bu gelenek terk edilmiştir. Birbirini sevenlerin aileleri anlaşamazsa kız kaçar. Bir müddet sonra da helallaşılır. Araya büyükler girer iş tatlıya bağlanır.Barış yapılarak akrabalar birbirlerini ziyaret ederler. Eski usule göre ise, kızı kaçıranın hapis yatması kafi değildir. Zorla kız kaçıran hapisten çıktıktan sonra dahi kızın akrabaları tarafından reddedilir veya öldürülür. Şayet bir baba kaçan kızını reddetmez ve öldürmezse cemiyet içinde gezemez olur. Kimsenin yüzüne bakamaz, daima mahcup ve kederlidir. Kaçan kız öldürülmediği takdirde, ömrünün sonuna kadar anasını babasını ve kardeşlerini göremez, konuşamaz, evlâtlıktan red edilir. Toplum içine dahi giremez. İşte bunun içindir ki, Türkmen muhitlerinde kız kaçırma, ender rastlanan vakalardandır. Türkmenler'in, kin ve nefretleri de bir hususiyet arz eder: Türkmenler intikamcıdır. İntikam ve ahlarını kimsede koymazlar. Kısasa, kısas esası caridir. Başa baş, göze göz, cana can usulü vardır. Kana kan akıtmak lazımdır. Türkmenler'den birisi başka bir kabile tarafından öldürülürse, ölenin intikamını almak lazımdır. Buna HAYF, ÖÇ almak denilir. Öldürülenin babası, kardeşi veya akrabalarından birisi, öldüren taraftan bir veya bir kaç tane öldürmelidir. Birisinin kolu kırılmış veya gözü çıkmış ise; karşı taraftan da birisini kolu kırılıp, gözü çıkmalıdır. Ölenle, öldürenin kabile mensupları da birbirlerine düşman olurlar. Her nerede birbirlerine rastlasalar, öldürmek veya yaralamak isterler. Buna KAN GÜTME veya KAN DAVASI denilir. Bir kan davası senelerce devam edebilir.İntikam alınmadığı takdirde, ölenin akrabaları, intikam alınıncaya kadar YAS tutarlar. Ölenin anası, babası, kardeşleri siyahlar giyinir, yalın ayak, baş açık gezer, saç sakal uzatırlar. Gülmezler, neşelenmezler, düğün ve dernek yapmazlar. Yas tutma yedi seneye kadar devam eder. Bu müddet zarfında zaman zaman ağıt yakılır, feryat, figan edilir. Bir yiğit, düşmanları tarafından öldürüldüğünde, cesedin etrafında toplanan analar, kızlar ve gelinler saçlarını keser, tırnaklarıyla yüzlerini yaralarlar, yüzler kan içinde kalır kesilen belikler, ölünün üzerine atılır. Yiğitler üzerine türküler yakılır. Buna ağıt türküsü denir: Karalar Kabilesi'nde bir gencin kurşunlanarak öldürülmesi üzerine söylenen bir ağıt: Mersin’e de gitmiş, ata Eğni döşü yite yite Vurulunca yanım demiş Düşmanların satar hata Mehmet ağlayıp oturur Abdullah aklın yitirir Ölük demen kul olayım Yine sevkiyat götürür. Büyük Berçin’in gölgesi Sırtında kutmu yeleği Şükür ki oğulum vardı Hani feleğin kulağı Sebep olmuş garı, Esik Gelse düşman başı kesik Şu Berçin’in döleğine Hanifi’nin başı düşük. Abdullah yayar koyunu Düşmanlar etti oyunu Osman Efendi ağlıyo Herhalde, belli kayını Camiye de getirmişler Alaganlı yatırmışlar Gelin güccük, oğlan cahil Ocağını batırmışlar Camiye goyduk figanı Gezer siganı siganı Toplanın gelin Karalar Vurdular namlı yeğeni. KAYSERİ/Akkışla'dan Alö(Ali) adlı eşkiyanın mert, iyi nişancı gözü keskin bir gence, pusu kurarak kurşunlaması üzerine yakılan ağıt: Girinci’den geldi üleş Yüreğime düştü telaş Doğru söylen emmim ili Sevdiğim ne kadar keleş Kara Sadık'ın kekili O da kavakda dakılı Gözü kör olsun Alö'nun O da eşkiya vekili Beker bibim oğlu beker Höllö'ğün hayfını çeker. Kara şalvarın üstünden Kara gömleğini döker Güzel bibim oğlu güzel Perçemi kendine özel Oldu mu böyle Alö'o Bu işin neresi güzel?.. Dolanır da gelir bize Kara dolama olur dize Bir çift selamla yollamış Sadık’ın sevdiği kıza Öldürülen kimse mezara konulduktan sonra silahı atı elbisesi getirilir, ağaçtan bir şekil yapılır.Elbiseler bu ağaca çakılır, silahı atın eyerine asılır, insana benzetilen ağaç ve elbiseler ata bindirilir, bu at, elbise ve silahlarla mezarın başına gidilip ağıtlar söylenir etrafında gezilir. Bu temsili hareket günlerce devam eder; fakat bu hareketler eceli ile ölenler için yapılmaz. Şimdi bu adetler terk edilmiştir. Ne zaman intikam alınırsa, o zaman yas da kalkar, hemen o günü siyahlar indirilir, saç sakallar traş edilir, temiz elbiseler giyilir, davullar vurulur, zılgıtlar çalınır. İntikam almanın hududu yoktur. İki düşman kabile arasında uzun senelerce devam eder. Karşılıklı olarak birbirinden adam öldürürler.Bugün kan davası da tamamen kalkmıştır. AKKIŞLA TÜRKMENLERİ'NDE KADIN 9 Haziran 1985 Kayseri'nin Akkışla İlçesi'nde Esme (Esma Yüzügüllü) teyzeyle sohbete başladık. Söz sözü açtı, geldi kadınlarda düğümlendi. Esme Teyze kadın bahsini anlatırken: -Oğlum, avrat dediğin üç türlü olur, diye şu sınıflandırmayı yaptı: 1- Zavratızort 2- Çepelimürt 3- Hazretimülk “Atalarımız: “Erkek sel, avrat göl gibi” demiş. Karılar içinde iyileri olduğu gibi kötüleri de vardır. Biz kusur görmek (görmeyiz). Dünyada türlü türlü avrat, türlü türlü erkek olur. Bakın, size bu üç türlü avradın ne olduğunu anlatayım da öğrenin” dedi. Ben, büyük bir dikkatle Esme Teyze’nin anlattıklarını dinledim. Sözlerini sizlere aktarmağa çalışacağım: Zavratızort Avrat: “İşin nerden geldiğini, nereye gittiğini, nasıl olup bittiğini bilmeyen avratlara zavratızort avrat derler. Bu avratların hesabı kitabı olmaz, onların sözüyle kuyuya inilmez. Bu karılar iş görüyorum derler, herkese öğünürler, öğünürler; ama işlerini aslı astarı olmaz. Erlerine yardım eder gibi görünürler, harları olmaz, misafir ağırlarım derler, misafir kovarlar. Dedelerimiz bu biçim avratlara kötü dualar etmiş, söyleyeyim de yaz efendi.” Kötü olur avradın kötüsü kötü Çengellerde kokudur aldığın eti Bir elden, bir ele yayılır meti Yandım zavratızordun da elinden Kurtar Allah'ım bizleri kötü dilinden “Oğlum... Allah bir eve bunun gibi avrat komasın...” Çepelimürt Avrat: “Çepelimürt avrat da akşama kadar evde iş görmez. Çadırında çene çalar, öteki beriki ile kavga eder, yalancı pehlivan gibi adam aldatır. Bunun evine tavuk pisliğinden giremezsin. Bak atalarımız bunlara ne demiş: Üfürür üfürür yanmaz ocağı Karga leşi gibi köşe bucağı Tavuk bokuyunan dolar bucağı Yandım, çepelimürdün elinden Allah kurtar beni onun elinden “Allah adama bu şekil avradın yüzünü göstermesin... Bunlar ev batıran, yurt göçüren karılardır. Hazretimülk Hatun: “Bu şekil kadınlar; işini, idaresini bilen, herkesten öne kocasını seven, evin mutfağına yardım eden, misafire iyi bakan kadınlardır. Bunar her zaman halakanın obanın iş görenidir. Bu kadınların girdiği yere saygı girer. “Böyle hatunlara canlar kurban olsun; bunları ahiretleri ışık dolsun, bunlar bolluktan darlığa girmesin, günün akını görsün, düşmanın kara yüzlüsünü görmesin; bin yaşasın... Dedelerimiz bunlar için şöyle demiş: Parça parça edip yakıyor yükü Bulunmaz dünyada, biricik teki Hep böyle mi olur hatunın kökü? Birin de bana ver, Hazreti mülkün “Dede Korkut'taki Kitabı'nın ön sözündeki kadınlarla ilgili bu hikâye birbirllerine çok benziyor. 1987 yılının ağustos ayında değirmenler bölgesinde dolaşırken Gani Emmi'ye rastgeldim. Gani Emmi'nin değirmenler bölgesinide bir tarlası vardı.(Gani TOSUN)Gani Emmi dedi ki:“Yeğenim, avradın kötüsü de çok kötü olur ha... Bak, Karacaoğlan ne demiş:”Hemen orada Eski Muhtarı'ın Değirmeni'nin yanındaki pınardan bir su içti sesinin olanca heybetiyle söylemeğe başladı. Kötü avratlara etmen emeği Midem çekmez pişirdiği yemeği Kazandan çıkıl bir kıl eneği Alman kötü avradı huri de olsa Kötü avrat dersen cığıştan düşmez Üfürür üfürür mancası pişmez Bir at, üste versen kimse değişmez Alman kötü avradı huri de olsa Kaşını yıkmış ta yüzün şişirir Samranı samranı manca pişirir Döşeği yaz deyince çulu devşirir Alman kötü avradı huri de olsa Karacaoğlan der Mevlâm yaratır. Çocuğunu varır ele beletir Kabını yumaz da ite yalatır Alman kötü avradı huri de olsa Görüyoruz ki halk, millî efsanelerini hafızasında barındırıp, değiştirerek de olsa bugüne kadar getirmeyi başarmıştır. HİKÂYECİLER Kayseri /Akkışla İlçesi'nde köy odaları bulunurdu. Bu odalar bugünün bir bakıma konferans salonları, yemekli yemeksiz tertibedilen şölenler,halk eğitim merkezleri, pedogojik eğitimin yapıldığı yerler olarak karşımıza çıkmaktaydı. Buralara aşıklar gelir, güreşçiler gelir bezirganbaşları gelir, hikâyeciler gelir...Buralar halkı manevî bakımdan besleyen millî kültürü geliştiren ve bu kültür doğrultusunda insanımızı gençliğimizi sulayan bitmez tükenmez bir kaynak ve menbadır. Yörede, uzun kış geceleri halkı gece yarılarına kadar eğlendiren ve bir çeşit halk eğitimi işi gören meşhur hikâyeciler vardır. Yakın zamanlara kadar bunların şehir ve kasabalarında bir kaç tanesine rastlamak mümkündür. Söz arasında adı geçen Mamet Dede, Oğlu Kürkçü Süleyman Ağa, Kürkçü Kerim Mehmet, Doktor Ömer Ağa, Oğlu Gani Tosun, meşhur birer hikâyeciydiler. Kendisiyle yaptığım bir konuşmada hikâyeciliğin de ustadan çırağa adeta izin verilmek suretiyle yapılageldiği anlaşılmıştır. Kürkçü, Kerim Mehmet Dayı'dan meşhur birkaç hikâyeci ismi istedim; bir iki yutkundu, tabakasını çıkarıp bir tütün sardı. Çakmağını çıkarıp tütününü yaktı, bir nefes çekip üfürdü ve anlatmağa başladı: Dedem Ali, lakabına (Gasökağa) derlerdi Ücepur’un dibinde bir odamız vardı ki çok meşhurdu. O zamanlar ilçede odalar sayılı idi. Dedem, Gasokağan odasından hiç misafir eksik olmazdı. Aşıklar gelir, aşıklar gider.Çerciler gelir, yolcular giderdi.İşte ben de hikâyeciliği burada öğrendim.Bu arada misafirlere tatlıların tuzluların en meşhurları yapılır; süt, ayran, yoğurt, ağız, bunlardan yapılmış yiyeceklerin hamur işlerinin biri gelir diğeri giderdi.Civar köy ve kasabalardan hatta illerden ağalar, güreşçiler, saz aşıkları hikâye anlatıcıları gelirdi ki ortalık bayram havasına dönerdi. Kürkçü Kerim Mehmet Dayı hikâyesini şöyle anlattı : « Ben hikâye çıraklığına burada başladım.Yani Dedem Gasokağa'nın odasında. Dedemin iki kalfası vardı. Bunlardan birisi de Ermeni Kalaycı Ömer idi. Bu Ermeniler bizim evimizde kalırlardı.Sonradan buradan ayrılıp İstanbul'a gittiler. Bizimkiler kalaycılığı onlardan öğrendiler. Hikayecilikte ben de dedemin çırağıydım. Kalfalar arasında Hapçavuşlar'ın Mustafa, Haşim'in Hasan, Kululu'dan Hacı Abdullah Pehlivan, Cüce Hasan'ın Halil Pehlivan, Doğancı Bayram Ali Çavuş vardı.Bunlar hem hikâye anlatırlar hemde gittikleri yerlerde tatlıların en âlasını yaparak gönülleri ve mideleri şenlendirirlerdi.Bunlardan Hacı Abdullah Pehlivan hem güreşlere çıkar hem de gecenin geç saatlerine kadar hikâyeler anlatarak geçimini sağlardı.Bunun hemen her köyde kendine ayrılmış odası bulunurdu. Köylüler Cüce Hasan'ın Halil'le, Hacı Abdullah Pehlivan bugün burada kalacakmış dediler mi yerleri ayrılır, hazır edilirdi. Daha sonra duydum ki bütün malı mülkü bırakıp şehre göç etmiş. Benim gibi hikâye anlatıcıları çoktu lakin çoğu Hakkı'ın rahmetine kavuştu.Bugün hikâye anlatıcılık artık yok oldu.Radyo televizyon, insanların çok vaktini alıyor.Üstelik odalara habsediyor. Eğitici yönü olsa da manevî yönden tahribat var . » dedi. Bunlardan başka yöre Türkmenleri'nden namıdeğer bir kadın vardı ki adı Kara Fatma'ydı. Pehlivandı ki ne pehlivan...Değme yiğitler karşısına çıkamazdı. Bir gün Bu Kara Fatma pehlivanlığı bırakır ve evlenir.Evlenir evlenmesine; ama namını duyan, ün yapmak isteyenler ya da onunla bir el atmak isteyenler de Akkışla'ya uğramadan gidemezller, bu yiğit Türkmen güreşçinin de yakasını bir türlü bırakmazlardı.Neyse bir gün Kara Fatma, bir pınarın gözünden testisine su doldururuken arkasında zincirlerinden tuttarak getirmiş olduğu bir boğayla bir pehlivan çıkagelir.Pehlivan Kara Fatma'dan bir su ister. O da verir. Yarınki tutulacak güreşleri sorar ve Kara Fatma denen bir güreşçi kadını aradığını söyler. “İşte şu arkamdaki boğayı görüyorsun ya bunu yarınki güreş için getirdim. Kara Fatma’yı yenersem ne alâ; yenilirsem bu boğayı ona vereceğim” der. Kara Fatma hiç bildik vermez. Aradığın Güreşçi Kara Fatma, benim demez .İsmini gizler. - “Demek O'nu güreşmek için arıyorsun” der. - “Evet ya güreşmek için...” Ben evini biliyorum; ancak güreşeceğini zannetmem. O çoktaaan evlendi. Hatta bir de çocuğu var. Kocası buna izin vermez, der... Yine de istiyorsanız yanımda gelin sizi evine ben götüreyim der. Adamcağız bunun Kara Fatma olduğunu bilmeden yanına takılır. Neyse eve gelirler. Kapıda palabıyıklı bir yiğit karşılar. Kadın, durumu çaktırmadan kocasına anlatır. Bir müddet sonra da Kara Fatma seninle yarın harman yerindeki güreş meydanında karşılaşacak. Bugün sen bizim misafirimizsin, rahat ol der. Boğayı ahıra bağlarlar önüne yem, yonca konur. Yemekler yenir hoşbeş sohbetten sonra, sen yol yorgunusun, yarın güreş var deyip konuk odasına uğurlanır. Sabah olmuş millet güreş meydanında toplanmıştır El Meydanda tellallar çağırmakta, temannacılar temanna okumaktadırlar: Ona yardım etmiştir Yaradan Bugün bunlardır bizim baş pehlivanımız. Siz, bunlara hep birden deyin: Maşallah Bunlarda biter baş güleş, İnşallah.. Bir başka Pehlivan duası da şudur: Allah Allah hace-i âlem Seyyid-i kainat, Mu'ciz-i mevcudât, Pür kemâl, pür cemâl, Muhammed Mustafa'ya salâvat! Engürü'de er yatar, Rum'da Mehmet Buharî Sarı Saltuk, Don giyer, tuman çeker. Pîrimiz Hazret-i Mahmud pîr yâr velî aşkına Dest ber dest, Kafa ber kafa, Sine ber sine muhabbet, Ali şîr-i yezdan-ı veli aşkına, Allah onara İkisi çıkmış meydana, İkisinin talihini de Mevlâ onara, Haydi aslanlarım, bileğinize kuvvet Yüreğince cesaret Ya Allah Bismillah Yallah!.. Der ve sırlarına vurarak salıverir. Pehlivanlar, elleşirler. Demek sendin Kara Fatma, bana söylemedin der. Evet, bendim. İşte karşındayım der. Bir iki denemeden sonra Kara Fatma'yı yeneceğini düşünen güreşçi. Bir iki salma, atar, olmaz. Tutunamaz. Kara Fatma bacağını bir sarmaya görsün. Dikme ağaçlarını kökünden söker. Öyle bir dolar ki bacağını dayanabilene aşkolsun… Bir kafa kol çeker ki sırtı buz dağı gibi kaygandır kimse tutunamaz. Pehlivan, çok çetin biriyle karşılaştığını anlamıştır; ama artık iş işten geçmiştir. Kara Fatma hasmını zorlamakatadır. Bu kadar deneme yeter der ve öyle bir dolar ki bacağına bir söğüt gibi kökünden söker pehlivanı. Sırtı yere gelerek tuş olur, utanır. Mahçubiyetini gizleyemez. Hemen boğayı getittirir. Oracıkta Kara Fatma’ya verir. Oradakilere de veda ederek geldiği yere doğru yollanır. Kürkçü Kerim Mehmet Dayı'ya kürkçü denmesinin nedeni baba, dede mesleği kürkçülük yapmasından dolayıdır. Akkışla'nın meşhur hikâyecilerindendir. Çobanlara keçeden veya kuzu derisinden kürk (kaban) yapar. ABA USTASIDIR. Çocuk Bakımı Çocuk belenir, beşikte, salıncakta uyutulur. Doğduktan sonra bir hafta süreyle günde ikişer defa banyo edilir. Yeni doğan çocuğun vücudu doğar doğmaz bal veya tuzla sıvanır.Belek sırasında çocuk elenmiş temiz toprağa sarılır. Ebe, çocuğun bağının yumak olmaması için tülbentlerle sıkar. Çocuk bir sene belekte kalır. Bir senenin dokuz ayı toprakta belenmekle geçer.İlçenin değirmenler bölgesindeki toprak kırmızı ve çocukların belenmesine ve kurutulup kavrulmağa elverişli olduğundan, pınarların bulunduğu bu bölgeden bazı erkek ve kadınlar çocukları belemek için veya demir eksikliğinden toprak yemek için buradan torba torba toprak götürürlerdi. Kayseri/Akkışla'nın Uğurluuşağı, Ganişeyh, Gömürgen, Düzencik, Girinci, Akin, Kululu, Manavuz gibi köylerinde bütün çocuklar, toprakla belenir. Bunlardan kimisi toprağı altı yanan bir ateş üzerindeki saç üstünde toprağı iyici kavurup, kuruttuktan sonra ısı derecesi çocukları yakmayacak kıvama geldikten sonra çocuğun bezi üzerine yayılarak çocuk beleğe sarılır. Bu köylerde kadınlar arasında toprak yalama, toprak yeme alışkanlığı da hat safhadadır.Buralarda kimi erkeklerin de aynı şekilde toprak yedikleri görülmektedir. KADIN İŞÇİLERİ Yörede Dokuma İşleri: Kayseri/Akkışla Türkmen oymakları arasında en canlı halk sanatı, dokumacılıktır. Bu dokumalar: Halı, kilim, çuval, direz, yolluk, çul(minder), heybe, kürtün(eşek ve at üzerine atılan örtü), koşumluk, dolama, yün çorap, yün kazak, yün papak, kalpak ve benzeri gibi şeylerdir. Yöre halkı arasında bu gibi şeyleri dokumasını bilmeyen yoktur.Hatta çocuklar çok küçük yaşlarda el tezgahları veya kirmen adı verilen yün eğericilerle yatıp kalkar, onlarla yetiştirilirler. İp atmak, yün taramak, yün eğirmek, yün kırkmak, yün yıkamak, yün tınsıtmak(güneşlendirmek), yün yatak, yün yorgan, yün yastık, yaptıkları işlerden bir kaçıdır. Başlıca dokuma eşyalarından bazılarının renkleri ve modelleriyle aldıkları isimler şunlardır: 1. Çuvallar: 1- Ağbörek çuvalı: Geometrik özellikler taşıyan, dörtgenlerle süslenmiş çuvallara verilen isimlerdir. 2- Altınterlik: Köşegen, köşeli çiçeklerle yapılmış çuvalların ismidir. 3- Çevşen çuvalı : İlginç renklerle bezenmiş gözalıcı biçimdedir. 4- Kevkel çuvalı: Bunları, dokumak da desen vermek de maharet ister. 5-Yılan koğudu: Bu çuvalın hem süsleme ve hem de dokuma tarzı açısından benzeri pek az görülür. 6- Daban çuvalı: Küçük çizgiler ve çiçeklerle süslüdür. 7- Bıçkı çuvalı: Çiçekleri kertikli olan bir çeşit çuvaldır. 8-Bülbülbükü çuvalı: Dokuması diğer çuvallardan farklı bir çeşit çuvaldır. 9-Belder çuvalı: Hem dokumasında ev hem de süslemesinde bir çeşit çuvaldır. 10- Kuşburnu çuvalı: Değişik tarzda dokunmuş bir çeşittir. 11- Doldurmalı çuval: Çok basit dokuma ile yapılan çuvallardır.Çok kullanışlı olup dokunurken zamandan tasarruf sağlanır. 2. Kilimler: 1- Âdi Cığcık Kilimi 2- Tokmaklı Kilimi 3- Seleser Kilimi: Seleser kilimi süsleme ve desenleri bakımından çok sevimli hoş ve kıymetli bir kilimdir. 4- Gözümkaldı Kilimi 5- Kürtküpesi Kilimi 6- Bir El Bir Saray Kilimi 7- Kırk Kıvrım Kilimi 8- Koç Boynuzu Kilim 9- Aynalı Kilimi 10- Urumalası Kilimi 11- Sarman Kilimi 12- Darak Kilimi 13- Turunç Kilimi 14- Çiçek Kilimi 10- Zencir Kilimi 11- Hürriyet Kilimi 12- Köleker Kilimi 13- Yarım ay Kilimi 14-Yay Başı Kilimi 15-Yarım Yelen Kilimi 16-Çığra Kilimi 17-Parmak Kilimi 18-Kedi İzi Kilimi 19-Yarım Elma 20-Kıvrım 21-Latince 22-Yorgan 23-Muska 24-Bıtırak 25-Göz 26-Deli Melek Kilimlerin kenarlarındaki kenar süslerine “yelen” denilmekte ve bu yelenlere birkaç türlü isim konulmaktadır. 3. Haral (Çoğu kıldan dokunmuş büyük çuval)lar: Haralların aldığı isimler de şunlardır: 1- Düz haral 2- Boncuk haralı 3- Seymen haralı 4- Hatap haralı Bunların içinde en makbul sayılan Seymen ismindeki haraldır. 4. Heybeler: 1- Turunç heybesi 2- Dilicek heybesi 3- Kürüdiği heybesi 4- Yaprak heybesi 5- Kurtağızı heybesi (Heybeler içinde en çok sevilen yaprak ev turunç adını alan heybelerdir.) Kilimlerin üzerlerindeki süslere göre aldıkları isimler: 1-Yelen: Her kilimin kenarya Yelen ismi verilmiştir. Bu yelenler üç türlüdür: A) Bülbudak yeleni B) Kerpiçli yeleni C) Yılanlı yeleni 2- Yelen ile orta göbek arasındaki süslerin isimleri de şunlardır: A) Düğmeli yıldız B) Külafi yıldız 3- Kilimin tam ortasındaki göbeğin ismine “Top” denir. Bu (top) ismi kilimin süslemesine göre verilmez. Kilimin ismi ne ise top isimle anılır. Meselâ: Çiçek topu, kar topu, yaprak topu v.b. gibi. Yörede Dokuma İsimleri: 1- Kilimler: Büyük çıkçığı, küçük çıkçığı,bir saray, kağıt örneği, zincir, nacak, bir el, ... isimleriyle anılırlar. 2- Haral: Sağmen, oyuklama, semerkaşı gibi isimler alır. YÖREDE BOYACILIK Yörede oymakları bütün dokumalarında boyalarını kendileri hazırlarlar. Bitkisel bazı tesbitlerle kilim, halı, heybe ve çuvallarının ipliklerini dokumadan önce boyarlar. Aşkar: Sarı ve kırmızıya boyanacak ipliklerin çabuk solmaması için boyadan önce yapyıan işleme “Aşkar” ismi verilir. Aşkar işinde Maraş’tan geldiği söylenen Gök boya adında bir boya kullanılır. Her yöre kadınında “İyi boya Kayseri’den gelir” düşüncesi vardır. Bununla birlikte kadınların bir kısmı da boyayı soğan kabuğu, ceviz kabuğu ...vb lerinden de kendileri yapmaktadırlar. Boya ve aşkar nasıl yapılıyor? 1- Sönmüş kireç kaynatılır, bu kireçli suya dokunacak ipler atılır. İpler bu suyun içinde yirmidört saat kalır, sudan çıkarıldıktan sonra bol ve akar suda çok iyi yıkanır, kurtulur; böylece hazırlanmış olur. 2- Gök boya: Bundan sonra Maraş’tan alınan gök boya adamakıllı kaynatılır. Hazırlanmış ipler bunun içine atılır atılmaz gök boyanın içine bir miktar seğ (şap) katılır ve biraz daha kaynatılırken bu eriyiğe limon, nar herhangi başka ekşi su eklenir Eğer ekşi bulunmazsa onun yerine birkaç damla kezzap damlatılır. (Bu aşkar yalnız kırmızı ve sarı boyaya boyanacak iplere mahsustur.) Ateşte kaynatılan bu kaba sarı veya kırmızı boya katılır. Hazırlanmış ipler eriyiğin içine atılır ve beş on dakika kaldıktan sonra çıkarılır, iyice yıkanır, böylelikle ipler boyanmış olur. Karalık ve kara boya: 1- İpler kireçli suda aşkar edilir ve hazırlanır. 2- Karadal ağacı (dış budağa benzeyen bir ağaçtır) veya Hayat ağacı yapraklarıyla birlikte iyice kaynatılır. Bundan sona içine bir miktar arpa veya buğday katılır, yine kaynar ve soğumak üzere indirilirken hazırlanmış eriyiğe birkaç demir parçası (Nal, mıh, v.b.) atılır. Bu suyun ismine Karalık denir. 3-Karalık üç gün bu halde kalır, kıvamını bulur ve ekşir. Sonunda, aşkarlanmış ipler bu suya konur sekiz on gün kaldıktan sonra çıkartılır ve karaya boyanmış olur. İplikler bol akar suda yıkanarak kurutulur. Sarı boya: Develik ağacı (bu ağaç penbe çiçekler açan zehirli bir ağaçtır), Uruşman (bu, bir çiçektir, ekinler arasında sarı sarı açar), Kaçkırt otunun kökü (bu ot, su kenarlarında bulunur, kenevire benzer); bu üç bitik şapsız ev gök boyasız bir kap içinde kaynatılır, sonra içinde ipler atılır; bir başka çeşit sarı boya meydana gelir. Bu çeşit sarı boyanın aşkarı sığır sidiğidir. İpler boyaya konmadan önce sekiz on saat sığır sidiği içinde kalır ve aşkarlanmış olur. Saz rengi: Saz rengi: Açık kahverengi olan bir boyadır. Bu boyayı şu şekilde yaparlar: Ne kabuğu dövülür, suda kaynatılır, içine ipler konur. Bir süre sonra ipler kaynar kazandan çıkarılır ev üstüne bir miktar ateş külü serpilerek bu külle yoğrulur. Böylece iplere hem aşkar verilmiş olur, hem de boya işi biter. Koyu saz rengi: Yukarıda yazılı saz rengine ait olan işlem yapıldıktan sonra eriyiğin içine bir miktar ocak isi ve şap eklenirse meydana gelen renge koyu saz rengi denir. Kaynatma rengi: Siyahlı kahve rengi, koyu kahve rengi olan bir renktir. İpler kırmızıya boyandıktan sonra karalığın (yani kara boya eriyiği) içine atılır ve bir süre sonra çıkarılır. İplerin bu suyun içinde kaynamaması gerekir.Bundan sonra ipler iyice yıkanır ve meydana gelen rengin ismine “Kaynatma” denir. Güvel rengi: Güvel rengi maviye yakın koyu bir rengin ismidir. Bu rengin yapılması şöyledir: kırmızıya boyanan ipler ürpeği (Mazı ağaçları üstünde tüylü bir maddenin ismidir) ile ayrıca kaynatılırsa meydana gelen renk, güvel ismini alır. Renklerin isimleri: Yöre halkları arasında arasında renklere verilen isimler: Kırmızı, yeşil, penbe, elması (gül rengi), altın sarısı, açık ve koyuz saz, kaynatma, güvel, ağcamavi, kündükü, nar içi, turunç, karaboya. ÇEŞİTLİ BİLGİLER Komarlı(Kumalı)aşireti: Kayseri'de Kumalı mevkiine yerleşmiş bir oymak var.Bu oymağın bir kısmı Kozan Dağı güneyineyerleşmişlerdir.. Bu aşiret dört obaya ayrılmıştır: 1 -İmat Uşağı 2- Solaklı 3- Uyduranlı 4 -Molla Ömer Uşağı Buradan giden kabilelerden bugün bir kısmı Molla Ömer Uşağı Obası(Adana, Ceritli, Kozan) Uyduranlı (Akçakoyunlu) Oymağının yaşlarından Ali Fakı isminde bir ihtiyar, bu aşiretin 350-400 çadırlı olarak çeşitli yerlere dağıldıklarını anlatmaktadır. Bunlardan bir kısmı, Kahramanmaraş Göksun’nun Çukurasar, bir kısmının Maraş'ının Camuscular, bir kısmının da Andırın’ın Acemli köylerinde yerleştiklerini söylemektedir. Kadın Kıyafetleri: Aşiret arasında kyyafet tetkiki önemli bir konudur. (70 sene önce) 1-Kızlar üzerlerine üç etekli zıbın giyerler ve bu zıbınları kutnudan yaparlardı. Üç etekli entarinin üzerine gök bezden yapılmış “Dolama” denen bir eteklik kullanırlardı. 2- Ayaklarına “küllü şeftali” isminde nar çiçeği rengine edik giyerlerdi. 3- Kızlarda başta fes ve boncuktan yapılmış onbeş santim uzunluğunda püsküllü bir başlık kullanılırdı. Bu başlığın üzerine kırmızı renkte bir de poşu, denen bir yağlık bağlarlardı. 4- Nişanlı kızlar: nişanlanırlarken bellerine gümüşten saçaklı tas kemer takarlar. Günün Altı Boş: Ortalık bulutlu fakat Güneşin doğacağı yerin bir parçası bulutsuz olursa, buna Türkmenler “GÜNÜN ALTI BOŞ” derler. Böyle bir durumda Güneş doğar ve bir süre ortalığı aydınlattıktan sonra buluta girerse, o ayın bütünüyle yağmurlu geçeceğine hüküm verilir. Bunun tersi kuraklığa işarettir. Kuraklıksa kıtlık demektir ki bu hiç de hoş karşılanmaz. Solucan: Solucanlar toprağı yukarı doğru iter ve başlarını deliğin ucuna getirirlerse mutlaka yağmur yağacağının işaretidir. Tavuk ve Eşek: Tavukların bitlenmesi, eşeğin kulaklarını sallaması yine yağmurun yağacağına işarettir. Mihrican: Güz aylarının son ayında esen rüzgara “mihrican” derler. Mihricanda ağaçların yaprağı tepeden dökülürse, o yıl, kışın şiddetli olacağına ait dallarından dökülürse, kışın hafif geçeceğinin işarettir. Koyun: Buhur günlerinde, yani Akkışla ve Yöresi Türkmenler'inin dediği gbi “KOÇ KAVURMA” zamanında koyunlar öğle sıcağında bir ağaç altında yatarlarken, birbirlerine fazla sokulur ve sıkıştırırlarsa o sene kışın şiddetli olacağı sanılır. Bunun tersi, kışın hafif geçeceğine işarettir. Yıl, Ay ve Gün: Türkmenler arasında günler şu şekilde isimlendirilir: “Salı Teltik... Çarşamba Yırtık... Perşembe Hanım... Cuma Canım... Cumartesi Lamı... Para ille Pazar, ille Pazar başı kesil, el azar.” Derler. Akkışla (Kuzugüdenli) Pazarı dillere destandır. Gemerek, Şarkışla, Bor, Niğde, Ulukışla, Nevşehir, Yozgat, Kayseri gibi yerlerden ta çarşambadan itibaren malını Cuma pazarında satmak için halk akın akın gelir. Cuma Pazarı Akkışla oldukça kalabalıklaşır. Burada her şeyi satabilir ve alabilirsiniz. Aradığınız herşeyi de bulmak mümkündür. Lâkin, ne yazık ki bugün Cuma pazarı canlılığı azalmıştır.Çarşamba günü de tıpkı, salıda olduğu gibi iş başlangıçlarında uğurlu sayılmaz. Ayın son çarşambasında; iş görmenin, yeni elbise dikmenin, yeni bir işe başlamanın obaya uğursuzluk getireceği inancı hakimdir; çünkü son çarşamba giden ay ile gelen ayın konuştuğu güne rastlarmış. Burada iki ayın birbirine devir teslim ettiği inancı vardır. Aylar: Oniki Arabî ayının onbiri hayırlı ve uğurludur. Yalnız, bu aylardan safer ayı uğursuz bir ay sayılır. Bu ayda kurban ve tavuk boğazlamak adettir. Bu ayda nisanın evinden bir şey kaybolursa veya bir şey gereksiz yere harcanırsa veya bir kaza meydana gelirse, o evin yedi sene uğuru dönmez diye bir inanç vardır. Hatta safer ayinde her aile reisi, ailesini “safer geldi, iğnenize sahip olun” diye uyarır. Çeşitli Âdet ve Gelenekler: 1- Ölünün mezarı başında ateş yakmak, Türkmenler'de eskiden kalma bir âdettir. Bugün bu adet kaybolmuştur. 2- Türkmenler, genç ölmüş bir adamı gömdükten sonra onun atını süslerler ve ölünün üstünden çıkarılan elbiseyi bir ağaca giydirirler. Köyün kadınları donatılmış bu at ve giydirilmiş ağacın karşısına geçerek ağıtlar okur ve ağlarlar. 3- Ölü gömüldükten sonra bir kurban kesmek âdettir. Bu kurbanın ismine “kazma takırtısı kurbanı” denir. 4- Ateşe hürmet çoktur, ateşe işeyen çocuklar dövülür; ocağa ayakkabısıyla basanlar azarlanır. Ateş için şöyle bir dua etmek Türkmen âdetlerindendir: “Ey Allah'ım bizi nurdan, nardan ayırma.” 5- Bir evden ölü çıkınca, üç gün o evde ocak yakmak ayıptır. Ev sahibinin yiyeceğini komşular ve akrabalar yapıp getirirler.Böylece cenazenin çıktı ev yemek yapmak. Komşuların getirdiği her çeşit yemek yine komşuları tarafından gelen misafirlere öğün olarak verilir; çünkü çok uzaklardan gelen akraba, eş ve dostlar bulunurlar. Uzun süre yas tutmak, işten güçten avara kalmak büyük günahlardandır. Üç gün sonra herşey eskisi gibi devam eder. Herkes işine gücüne başlar. 6- Adak kurbanlık kesmek Türkmenler'in âdetlerindendir. Bu kurbanlar bir ziyarette kesilebileceği evlerde ve başka yerlerde de kesilebilir. Kesilen kurban etlerinden ziyafet çekilir ve herkese dağıtılır.Adanmış kurbanların adayan tarafından yenmesi doğru değildir.Dağıtılır. 7- Türkmenler'in başlıca ziyaret yerleri Mescitler, Camiler, Türbeler ve dinî ve millî bakımından kutsal olan yerlerdir. Rüyalara Dair 1- Rüyada kan görmek, rüyanın bozulduğuna işarettir. 2- Rüyada su görmek, aydınlıktır. 3- Rüyada toprak görmek, zenginliktir. 4- Rüyada yılan görmek, uğursuzluktur. 5-Rüyada köpek görmek, aydınlıktır. Köpek kuduz olursa, kavgaya işarettir. 6-Rüyada ateş görmek, keder ve acıdır. 7- Rüyada dümen görmek, selâmete çıkmaktır. 8- Rüyada koyun görmek, bereketin bolluğuna işarettir. 9- Rüyada at görmek, uğurdur. 10- Rüyada kır ata binmek, öleceğine işarettir. 11- Rüyada al ata binmek, ömrün uzadığına işarettir. 12- Rüyada yağız ata binmek, devlete konmaktır. 13- Rüyada eşeğe binmek zengin olmaktır. 14- Rüyada deveye binmek, büyük adamlarla görüşmeler yapacağına işarettir. 15- Rüyada soğan, biber yemek uğursuzluktur. 16- Rüyada tuz yemek, rızkın bolluğuna işarettir. 17- Rüyada üzüm ve karpuz yemek yağmur yağacağına işarettir. 18- Rüyada silâh atmak, bıçak çekmek, büyük bir kavgaya sebep olacağına işarettir. 19- Rüyada taranma, yolculuğa işarettir. 20- Rüyada çift sürmek sıkıntıdır; ama işin sonunun iyi olacağına işarettir. 21- Rüyada ekin ekmek, rızkın bolluğuna işarettir. 22- Rüyada ekin yolmak, bir yorgunluğa düşeceğine işarettir. 23- Rüyada ölmek, ömür uzunluğuna ve rüyanın bozukluğuna işarettir. Korkulu bir rüya gören Türkmenler, sadaka vermek ve kurban kesmek âdetlerini hâlâ yaşatmaktadırlar. Rüyalar, Türkmenler arasında büyük bir önem taşır. Güzel bir rüya görenler bunu herkese anlatmayıp gizlerler. Doğum Âdeti: 1- Hamile bir kadın, devenin altından geçerse, çocuğunun çok kuvvetli, âdeta pehlivan olacağı inancı vardır. 2- Bir kadın hamileyken tavşan eti yerse, çocuğunun, dudağının yarık olacağı inancı hakimdir. 3- Doğuma yakın, anası eşeğe binerse, çocuğunun aptal ve tembel olacağına hükm olunur. 4- Doğuma yakın, anası ata binerse, çocuğunun yiğit olacağı söylenir. 5- Çocuk ana karnında oynamağa başladığı zaman anası aya bakarsa çocuğu ay parçası gibi olur. Çocuk oynamağa başladı gün anası yüzüne bir elma sürerse çocuğun yanakları al al olur. 6- Ağzı tatsızken (aş yermede) kadın tesadüfen bir çirkin adam, deve, tavşan gibi şeyler görür ve ona dikkatle bakarsa çocuğu çirkin olur. 7- Ağzı tatsız bir kadın, tesadüfen yılan görürse çocuğu çevik, kurt görürse kahraman olur. 8- Hamile bir kadın, rüyasında koyun görürse, çocuğu uslu olur. Buğday ev at görürse çocuğunun rızkının bol ve kahraman olacağına işarettir. 9- Hamile bir kadın rüyasında boncuk ve süs eşyaları görürse, doğacak çocuğunun kız, para görürse erkek olacağına inanılır. 10- Doğacak kız çocuklarının bibisine (halasına), oğlanları ise dayısına çekeceği inancı yaygındır. Buna dair bir de atasözü söylenmektedir. "Kız bibiye, oğlan dayıya çeker " derler.Ayrıca: Kadın gerek bey doğura! Beyin dayısı yiğit ola! Yiğit çocuklar yetiştirmek isteyen genç, evlenirken alacağı kızın kardeşine bakmalıdır. Eğer kızın kardeşi yiğit ise, gencin soyunun yiğit olacağı inancı vardır. 11- Doğan çocuk bir zar içinde sarılı doğarsa buna “gömlekli uşak” derler ki, bu çocuğun öksüz kalacağına hükmolunur. 12- Doğan çocuğun ağzında diş bulunursa, o çocuk, babasının başını yiyecek diye bilinir. 13- Bir hafta içinde bir köyde, iki evde çocuk doğarsa bu çocukların anaları kırkıncı gün karşı karşıya gelerek birbirleriyle bir demir parçası veya bir iğne değiş tokuş ederler. Bu iş çocuklardan birine kırkıncı günde al basmaması içindir. 14- Kırk basan çocuğun vücuduna ebesi iğne bağlamak ve usturayla bazı yerlerini kanamak suretiyle tedavi eder. 15- Dönme Hastalığı: Çocuğu kırk(al) basarsa, onu, bir terazinin gözüne koyarlar terazinin diğer gözüne hayvan tezeği doldururlar, ölçerler ve tezeği bir yerde saklarlar. Bir hafta geçince çocuğu tekrar ölçerler ve eğer ağırlık gözüne bir tezek eklemek gerekiyorsa, tekrar tartarlar ve ana babası çocuğu kucaklarına alarak mezarlığa götürürler. Çocuğu burada byrakarak geri dönerler, eğer çocuk mezarlıkta ağlarsa döndü derler, ağlamazsa mutlaka ölçeceğine inanırlar. Bugün böyle bir âdet söz konusu değildir. 16- Çocuğun diş çıkarma zamanında hedik (Kaynamış buğday) kaynatılıp komşulara gönderilir. Diş çıkaran çocuk kız ise, komşulardan hediye alarak para gelir. HASTALIKLAR Çocuk Sancıları: Sancıya tutulan çocuklar ocak olmuş bir ebeye veya aksakal, kacaya okutturulur. Ebeler veya dedeler çocuğu okuduktan sonra onun yüzüne şöylece bir üflerler.Bu çocuğun hastalığının çabucak geçmesi içindir.Bu olmazsa Dedeler veya ebeler bir bardak suya bir kaç dua okuduktan sonra suyun yüzüne üflerler.Bundan sonra su, hasta olan kişiye bir iki yudum içirilir.Hastanın hemen orada veya bir müddet sonra sağlığına kavuştuğu görülmektedir. Sancının Başka Bir Tedavisi: Eşeğin kurumuş fışkısını iyice temizleyip ayıkladıktan sonra o kaynatılıp bez bir süzgeçle süzülür.Süzdükten sonra sıvı sancılanmış hastaya içirilmektetir. Baş Ağrısı Hastalığı: Bu hastalığın tedavisinde taze patatesler yuvarlar şekilde kesilerek bir bezle başa sarılır ve bir müddet bekletilir.Sonra çıkartılır.Bu usule bugün bir yenisi eklenerek bir pamuk alkole batırılmış olarak alnın ortasında bir müddet durdurulur.Ateşin ve ağrının gittiği görülür. Kızamık Hastalığı: Kayseri yöresi Türkmenleri arasında kızamık hastalığının süresi kırk gündür: Bunun yirmi gününe “Kızamığın çıkarması günü”, diğer yirmi gününe “kızamığın batması günü” derler Tedavisi; pekmez içirmek, yoğurt yedirmektir. Eğer kızamıkta hastanın gözü şişerse kendi idrarı alınarak gözünün içine damlatılır ve böyle bir tedaviyle iyi olan insanların kirpiklerinin uzun olacağı inancı yaygındır. Korkan Çocuk: Bir çocuk kırkına girmeden önce bir şeyden korkarsa çocuğa eşek sütü içirmek âdettir. Çocukta mayasıl hastalığı varsa kirpi eti veya karga eti pişirilerek yedirmekle tedavisi sağlanır. Geneci ve Tedavisi: “Gene” bizim koyunlara ve keçilere dadanan “kene” nin ismidir. Bu, bazı ocaklı geneciler tarafından tedavi olunur. Bir adamın geneci ve ocaklı olabilmesi için, şu şartlara bağlanması gerekir: Çocuk anasından doğunca ana sütünü emmeden önce, çocuğun ağzına iki parmak arasında sıkılan bir kene verilir ve anası o günden sonra hiçbir hayvan uzvu yemeyeceğine yemin ederse; mesela: “Ben artık ciğer veya kelle yemeğe tövbe ettim” derse, çocuğunun geneci ve ocaklı olduğuna inanılır. Kurdeş (Dermâ) Hastalığı: Yüzün üzerinde bir çeşit uçuklamanın ismine kurdeş hastalığı denir. Bu hastalığın halk arasında tedavisi şöyledir: Akşam ile yatsı namazı arasında hasta adam, dörtyol üstüne çıkarak kimsenin görmeyeceği bir yerde yüksek sesle üç defa aşağıdaki Türkçe duayı okumalıdır: Kurt oldum kurdeş oldum Hav... hav... hav... hav... Ağzı Salyalı Çocuk: Ağızından salya akan çocuğu bir Arap karısına veya erkeğine öptürmek mümkün olursa, çocuğun salyası kesilir diye bir inanç vardır. Çocuğu Yaşamayanlar: Çocuğu yaşamayan kadınlar bir hocaya başvurarak at, it veya bir kurt derisine hamaılı yazdırıp çocuğu belerlerse çocukları mutlaka yaşarmış. Bir de bundan başka, çocuğunu yaşatmak isteyen analar bir saban demiri ile çocuğu terazide tartar ve çocuğu demire sararlar. Böyle yapan anaların çocukları yaşarmış. Ya da çocukları çokça olan evden çocuk giysileri ödünç alınarak belenirse çocuğun yaşayacağı inancı yaygındır. Zamanı geldiği halde yürümeyen çocuğun ayağına bir bukağı takılır. Cuma günü namazdan ilk çıkan adama bu bukağıyı çözdürmek çocuğun çabuk yürümesine yardım edermiş. Kabakulak Hastalığı: Kabakulak çıkaran çocuk diğerlerinden ayrılır. Topluluk içine çıkarılamaz. Çiçek hastalığı içinde durum aynıdır. Sıtma Tedavisi: Sıtmaya tutulan kişiye bal, karabiber, kimyon kırmızı biber. Baharat karışımı kaşıkla yedirildikten sonra kekik otu kaynatılarak çay gibi sıcak sıcak içirilir. Akrep Sokma Tedavisi: Meraklı bir adam birkaç akrebi tutarak zeytinyağı içinde eritir. Akrepler eridikten sonra o yağı saklar. Bir adamı akrep sokarsa, bu yağdan sürmek iyi gelir diye kabul olunur. Başka bir şekilde de sokan akrep öldürülerek sokulan yere sarılarak tedavi edilir. Yılan Sokmasının Tedavisi: Yılanın ödünü bulup saklayanlar vardır. Bir adamı yılan soktuğunda yılan ödüne sahip olan adam, bu ödü yılanın soktuğu yeri bularak sürer. Yılanın soktuğu yerin sancısı geçer; fakat yılan ödünün mutlaka bir boynuz içinde saklanmasının şart olduğu söylenir. Ayrıca sokulan yer bıçakla kesilip kanatıldıktan sonra zehri emilerek tükürülür. Yara üzerine ebemgömeci otunun yaprağı dövülerek sarılır. Cin Hastalığı: Cin hastalığına tutulanların davası: Yedi kapıdan toplanan un hamur edilir, bu hamur sahan gibi çukur bir hale getirildikten sonra sağan içine zeytinyağı doldurulur, bir de fitil konulup bir büyük ağacın dibinde veya dört yol ağzında veya bir su kenarında yakılır. Bu iş kusursuz yapılırsa hastada cin hastalığı kalmazmış. Rüyada Korkmak: Rüyasında korkan bir adam, ertesi gün, sabahleyin erkenden bir ekmek parçasının üstüne biraz tuz, biraz soğan ve sarımsak koyarak bunu gizlice dörtyol ağzına bırakırsa, gördüğü korkulu rüyanın hayır ollacağına inanılır. Korkan Adama Çare: Bir şeyden korkan çocuğa tedavi için sümüklü böceğe şeker serperek yirmi dört saat sonra yedirmek âdettir. Kene ve Tedavisi: Kene dadanmış bir sürüye bir keneci getirir. Keneci ağzına koyunlardan toplayıp yün içine sardığı beş on keneyi sıkıştırır, bir de değnek ucuna bağlanmış altını dişlerine alır. Sürünün başına geçer, koyunlar birer birer kenenin bacağının arasından geçirilir. Koyunlar geçerken keneci tek tük tükürür; böylelikle koyunda kene kalmayacağına inanılır. Ayrıca koyunlar tek tek Aşı denilen boya ile boyanarak da keneden temizleneceği düşünülmektedir. Hayvanlar ve Hastalıkları: Bir kısrağın hamile olup olmadığını anlamak için yöre Türkmenleri'nde şöyle bir usul vardır; kısrağın kulağının içine biraz su dökerler. Eğer kısrak su döküldükten sonra yalnız başını sallarsa hamile olduğu, vücudunu sallarsa hamile olmadığı şeklinde bir yoruma varılır. Kızıl Kurt: İçe ve dışa ait olmak üzere iki türlüdür. At hastalığıdır. Dış tedavisi atın vücudunda beliren şişliğe çamur ve barut sürerek yakmak ve atı başı boş olarak bırakmaktır. İz kısmı bulaşıcıdır ve halk arasında çaresi yoktur. Sıraca Hastalığı: Atlarda bir çeşit çıban hastalığıdır. Köylü buna “at firengisi” ismi de vermektedir. Halk bunun bulaşıcı olduğuna inanır. Tedavisi sahibinin hayvanın yüzünde bildiği bir damara kükürt koyarak yakmasıyla sağlanır. Atın vücudunda ilk çıkan çıbana kükürt koyup yakılırsa, onu da aynı tedavi yerine tutarlar. Yanıkara Hastalığı: Öküz ve ineklerde görülen bu hastalık hayvanın bir tarafını şişirir ve hayvan kesilirse şişen tarafın simsiyah olduğu görülür. Bu hastalık “yanıkara” diye isimlendirilir; bu hastalığa yakalanan hayvan yirmi dört saat içinde öldürülür. Öküz Ağrısı Hastalığı: Hayvanın bu hastalığa tutulduğu dar yerlere kaçmasından, ishal olmasından, dişlerini gıcırdatmasından anlaşılır ve bu hastalığa tutulan hayvan bir hafta içinde mutlaka ölür. Kelebeği Hastalığı: Davarlardaki karaciğer hastalığına verilen isimdir ki, biz buna (kelebek) deriz. Türkmenler bu hastalığı hayvanın tüylerinin ürpermesinde, dane yemesinden, suyu çok içmemesinden ve kuru saman çok yemek istemesinden anlaşılır. Tedavisi; kuş üzümü veya böğürtlen yedirmektir. Sakavu Hastalığı: Bu hastalıkta atın burnu akar. Hastalık bulaşıcı olarak bilinmektedir. Bakılmazsa artacağı kanaati vardır. Sakavunun artmasıyla meydana gelen hastalığın ismine “mangavu” hastalığı derler. Tedavisi: Yıllanmış peynir suyunu hastanın burnuna dökmekten ibarettir. Karakuş Hastalığı: Bu hastalığa yakalanmış atın ayağına ve hastalığın olduğu yere bal sürerek yerini kızgın bir demirle dağlamak karakuşun tedavisini sağlar. Doğum Âdetleri: 1- Erkek çocuğu olan adam, çoğu kez köye davul getirir e üç beş gün köylüsü ile beraber şenlik eder. Erkek çocuğu olan babaya herkes baht diler, kutlar. 2- Lohusalarımız kırk gün evden çıkmaz. Onların adına “nefse” denir; yanlarında daima adam bulunur; çünkü doğum yapan kadın, bu dönemde çok korkar. Erkek çocuğu olan kadın, al takar, kızı olan birşey takmaz; fakat seyrek olarak sarı takanlarda bulunur. Erkek doğurmuş olanlar kırmızı ile sarıyı birlikte takarlar. Bu durum AL BASMAMASI içindir. 3- Nefselerimizi al basmaması için, Kur’an-ı Kerim'i beyaz bir beze sarıp yastığının altına korlar. Ya da ocak olan birinin evinden getirilmesi bir eşya lohusanın yastığı altına konur veya lohusanın başına giydirilmesi âdettendir. Sabah namazıyla kalkılarak üç Kulfü ile bir Elham okunup ardına bakmadan bir iğde dalı kesilir.Öküz, inek veya at başı kemiğiyle mavi bir boncuk birlikte takılarak herkesin görebileceği yere asılır. 4- Bütün bunlar da bulunmazsa, nefsenin evinin kapısına bir orak geçirmek veya yastığın altına bir “çift dekimi” koymak ve odada bir sarı süpürge bulundurmak gereklidir. 5- Lohusanın kırkı çıkarken çocuk ve anası güzelce yıkanıp temizlenirler. Çocuk yıkandıktan sonra altı kırmızı kuru bir toprakta (belenir) sarılır. Bu kırk gün içinde yabancı bir erkeğin eve girmesi veya misafir olması doğru karşılanmaz .erkeğin pis (yıkanmamış) olması nedeni ile çocuğun nazar görebileceği inancı yaygındır. Kırk günden sonra hemen herkes eve kabul edilebilir. Kadının başındaki al bağı da bundan sonra çıkartılır. Nişan Âdetleri: 1- Kız aramaya giden kişinin adına “aracı” denir; aracı işi pişirir. 2- Üç beş atlı, aracının yapılan belli etmek için geçici olarak bir yüzük takar, bunlara “dünürcü” denir. Dünürcülerin kadınları altın takar, erkekleri kalın “ağırlık” verir. Bu durum söz kesildikten sonra olabileceği gibi nişan döneminde de olur. 3- Söz kesme töreninde külfet ve masraf olmaz, dünürcülere bir kahve veya şerbet sunulur. Kızın koluna bir yağlık bağlanarak artık bundan sonra, bir sahibinin olduğu belirtilir. Kına Gecesi Âdeti: Kına geceleri yalnız kadınlar arasında yapılabilir. Kadınlar kendi kendilerine eğlenirken, erkekler de bir araya gelip sohbet edip eğlenirler. Bazı kına gecelerinde erkekler ve kadınlar birlikte bulunur; çünkü Türkmenler’de kadın erkek daima bir arada iç içedir, birbirlerinden korkuları yoktur. Dindar ve de beş vakit namazda niyazda olmalarına rağmen kadın ve erkeklerde birbirlerinden kaçma olayı yaşanmaz.Akkışla ve Yöresi Türkmenler’inde bir oba arasında şimdiye kadar bir namussuzluk, iffetsizlik, çıkmamıştır ve duyulmamıştır. Obamızın kızları bizim bacılarımızdır. Bunlar kına gecelerinde bir takım türküler söylerler: gönüllerince eğlenirler. Aşağıdaki türkü bunu en güzel örneklerinden biridir: Şu dağın ardında bir taş olaydım, Gelene, gidene yoldaş olaydım, Bacısı güzele kuldaş olaydım, Ne durnam, ne durnam; yaralı durnam! Eller al giyinmiş, karalı durnam, Ne durnam, ne durnam, yaralı durnam Şu dağın ardında bir kuzu meler, Kuzunun firkat bağrımı deler, Anadan ayrılan böyle mi meler? Ne durnam, ne durnam; yaralı durnam! Eller al giyinmiş, karalı durnam, Ne durnam, ne durnam, yaralı durnam! Gerdek Âdetleri: 1-Güveği gerdeğe girerken sopalarla kovalanır ve çevik davranamazsa dayak yer. 2- Güveği gerdeğe girdiği gece kğzın bakireliğinin belirtilmesi için en yakınlarından iki kişi kadın ve erkek kalır. Kız kana bulanmış bir bezi, iş bitip temize çıkınca bekleyen yengesine verir. Bundan sonra bir zafer müjdesi asalet icabı evin damında, bahçede veya çatıda bir iki el silah sıkılır ve oğlan ve kız evinden gelerek bekleyen kişiler de gidip uykuya dalarlar. Ölüm Adetleri: 1- İlk günü mezarı kazanlara yemek yedirilir. (Elbeyli'de mezara “Kör” veya “Sin” derler.) 2- Yedi gün sonra ölünün canı için tuz, ekmek dağıtılır. Son günlerde bu adet helva ekmek şeklinde devam etmektedir.Bugün de artık daha hazır ve kolay olaması bakımından kıymalı ve ayran ikramı ile yetinilmektedir.Eve gelenlere de tatlı ve içecekler ikram edilmektedir. 3- Üç ay geçince ölünün canı için helva yapılıp köylüye dağıtılır. Ya da kımalı pide, ayran veya evde yemek daveti şeklinde yerine getirilir. 4- Aradan sene geçince kurban kesmek âdettir. Diğer âdetler, her yerde yapılan adetlerin aynıdır. Yalnız vurularak ve şehit olarak ölen adamların mezarlarına “Düşek” (Meşhet) adı verilir. 5-Ölen kimselerin evlerine ölümünden hemen sonra, ilk gelen Dinî Bayram Günlerinde topluca ziyaret edilip taziyet(başsağlığı) dilenir. Bayramın birinci günü mutlaka ölen kimsenin yakınlarının evi ziyaret edilir. Miras Âdetleri: 1- Bizde kızların miras alması ayıptır. Hiçbir kadın mirasa katılmaz. Kızlar mirasını genellikle çeyiz olarak evden giderkene götürürler. 2- Babası ölen kardeşler eşit olarak miras alırlar. Bundan kızlar da nasibini alırlar. Hatta mağdurlara biraz da fazladan verilebilir. Yardımlaşma birlik ve beraberlik esastır. Bugün, kız, erkek ayrımı yapılmaksızın miras eşit bir şekilde pay edilir.Bununla birlikte eski âdetlerini devam ettirenler, halen mallarını pay etmeyenler, mirastan hak almayanlar da bulunmaktadır. 3- Büyük ev baba yurdudur. Bu yurt burayı şenletebilecek olan en yoksul kardeşe verilir ve o kardeş baba yurdunu şenleteceği için mirastan ayrıca, bir de baba hakkı alır, bu hak misafirlere harcanır. Türkmenler'in miras işlerini ve bazı geçimsizliklerin muhakeme eden evleri vardır ki, bu eve, Türkmenler arasında “şor evi, oda” adı verilir. Bugünkü şor evlerinden Gasö Kahya(Kâan)’nın Odası, Mürsel Kahya’nın Odası aklımda kalanlardandır. Bugün bu oda sahiplerinin sülale ismine KARALAR adı verilmektedir. ATLARLA İLGİLİ 1- Kısrakların doğurmasına"Kulunlama", erkek istemelerine “Güre ve Dolap” denir. 2- Kancık (dişi) hayvanların rahimlerine “Geyin” ismi verilir. 3- Atların isimlendirilmelerinde de boz, kırçıl, kara(Arap), al, doru, yeşil, yağız, kır, baklakırı, kula, bekmez, kefi gibi renk isimleri vardır. Bu renklerin en gözde olanı "kara", “kır” ile “doru” dur. 4- Gölük beygirlere “Aygır” ismi verilir. Bunların alınlarında kıvırcık kılları olursa “uğur” kuyruğunun ve hayalarının altında beyazlık olursa “ala” ve meselâ, arka ayaklarının sağı, ön ayaklarının solu beyaz olursa “Çapraz”, alnından itibaren alt dudağına kadar beyaz olursa “Gemli ve Kilidi” derler. Dudağına kadar beyaz olursa ki, bu nişanlar iyi sayılmaz. 5-At döllerinin(yavrularının) hepsine birden “Gölük” ve bunların sürülerine “Öğrek” denir. 6- Altı aylığa kadar olanlara “Kulun”, altı aylıktan ü yaşına kadar olanlara "Tay", üç yaşından yukarı olanların erkeğine “Beygir”, dişisine “Kısrak” ismi verilir. 7- Atın bir boynunda ince uzun çizgiler bulunursa ona “Selvi” derler. Bu nişan iyi sayıldığı halde ön ayaklarının veya bütün ayaklarının (sekili) beyaz olması iyi sayılmaz. Atla İlgili Kullanılan Âletler: Gem ile göğüs kolanını birleştiren kayışa “Gülevşer”, atın başına takılan muhafazaya, kendirden olursa “Yular”, kayıştan olursa “Reşma” ismi verilir. Yuların düşmemesi için boğaz altına geçirilen kayışa “Tasma” denir. Gölüklere binmek için üzerlerine konulan âlete “Eğer”, eğerin üstündeki örtüye “Yamçı”, eğerin üzengi takılan kayışlarına “Zahmı”, atın beline bağlanan bağa “kolan”, Göğsüne takılan kayışlara “göğüslük”, kuyruk altına vurulan geçmeye “Kuskun”, Eğere “Kaltak” da denir. Ağza gelen gemin demir kısmına halkalı ise “Kantarma”, damaklı ise “Gem” derler. Gemin kayışlarına “dizgin”, gemin başa geçen yerine “Başlık” denir. Gölüklere eğerden başka “Palan” ve “Semer” de takılabilir. Gölüklerin cinsleri iyi olursa erkeklerine “At” denir, bunlar cirit oyunlarında ve koşuda kullanılır. Diğerleri taşıma işlerinde, harman ve çift sürmede kullanılır. Köy ve aşiret arasındaki düğünlerde gelinler atla götürülür. At nalları bir parçadan ibaret olup ortalarında ufak bir delik vardır. Atın dört ayağı da nallanır, bu işleme “kayarlama” denir. Atların çiftleşmesine “Aşmat”, kısrağın gebe kalmasına “Kunnacı”, aygırın dölünün tutmasına “Almak” ismi verilir.Atı zaptetmek için takılan deriden yapılmış alete "gem, koşumluk" atın gemini serbest bırakarak koşturma işine "azı" gibi isimler verilir. Atın tırnaklarını kesmek için kullanılan alete “Sunturaç” nala çakılan çivilere “Mıh”, hayvanları bağlamak için çakılan demir çivilere “Sikke”, hayvanların ayaklarına vurulan kösteklere “Payvant, köstek”, hayvanları çayırda yaymak için kullanılan uzun iplere “Örk”, hayvanların sırtını kaşıma işlemine “tımar etme” denir. Tımar etmek için kullanılan alete "kaşağı" denir. Kaşağılama yapıldıktan sonra toz alınmak için kıldan yapılma keseye “gebre”, hayvanların saman ,arpa yedikleri keselere “torba” denir. Bu torbaların eğere bağlanması için konulmuş karşılıklı iplere “Terki bağı”, eğerin arkasına atılan heybeye “Terki heybesi”, atın eğeri alındığı zaman arkasına çekilen kilime “At çulu” ismi verilir .Atların "rahvan, eşkin, yora, tırıst, dörtnala" gibi birtakım yürüyüş şekilleri vardır. Atların bağırmasına “Kişneme”, erkeklik aletine “Çavun” derler Uğursuz Atlar: SELVİÇ NIŞANI: Atın boynunda puşt nişanı bir kıvırcık olur ve ucu atın kulğına doğru gitmeyip ters tarafa uzarsa bu at da çok uğursuz sayılır. PUŞT NIŞANI: Atın ayğının tırnağı arasıdaki beyazlığı içinde çeyrek arkada bir siyahlık bulunursa bu da pek fenadır. At ya kendisini, ya da sahibini felakete sürükler. ÇARPAZ: Sağ ve sol ayakları beyaz olan atlara çapraz denir. Bu atlar uğursuz sayılır. PANCAK: Uğursuz atı uğurlu etmek için o atın göğsüne kurt veya domuz dişinden bir parça takmak adettir. Atla ilgili Gelenekler: Yörede ölen bir kimsenin yasını tutmak için ollduğu gibi, matem ve intikam maksadıyla atların kuyrukları kesilir. 1- Herhangi bir köye, yaylaya, halakaya, obaya gelen adam; köye, yaylaya, halakaya, obaya misafir olur ve orada huzur içerisinde bulunan bulunan kadınlara herhangi bir sebeple laf atar, kötü bir söz isnateder ve köyden ayrıldıktan sonra köyü bir takım ahlaksızlıklarla suçlarsa, köylü o adamın bir kere daha ovaya gelmesini bekler ve ilk fırsatta, kendisine haber verilmeden atının kuyruğu kesilir. Bu, müthiş bir intikamdır. 2- Yöre Türkmenleri arasında namuslu bir kadının ahlâkını bozmakla bir atın kuyruğunun kesilmesi arasında fark yoktur. Atının kuyruğunun kesildiğini gören sahibi, utancından ne yapacağını bilemez.Gündüzün sokakta gezemez.Bulunduğu mahalden gece geç saatlerde kaçar.Kaçamazsa ya iyi bir dayak yer sakatlanır ya da bir cinayete kurban gider; çünkü, atın kuyruğunun kesilmesi demek o at sahibinin namus ve şerefiyle alay etmek, onu namussuz ve şerefsiz ilan etmek demektir.Bu vakanın sonu hiç iyi bitmez. 3- Ganişeyh, Kululu, Akin köylerinde de başka bir insana zarar veren atlarla, sahibi ahlâksız olan atların kuyrukları kesilirdi. Bu, o aile için büyük bir hakarettir. Avcı Kuşlar: Balaban ile Şahin Arasında: Av kuşları arasında balaban ve şahin diğer av kuşları gibi halkın büyük ölçüde ilgisini çeker. Akkışla'nın Kululu Kasabası'nda Bayram Ali Çavuş'tan aldığım şu Karacaoğlan türküsü av kuşlarının önemini gösterir bir belgedir. Balaban: Bir balaban bir şahina azmeder, Ne yitirdin ne ararsın burada? Urum senin Arabistan benimdir, Ne haddine erebilsin murada? Şahin: Şahin der ki; nidem, göğe tünerim, Tünerim de yine kendim dönerim. Darıltma geri dur belki sünerim Yer değil ki, çalı çalı sineyim. Balaban: Ben derim ki beni beyler götürür, Ala göze altın iskif tutulur. Senin evin kel atmaca getirir, Sayar mıyım hey kuşların curası? Şahin: Şahin der ki; demem vallah o sözü, Koç yiğide, eyle şakayı nazı. Dün gökten indirdim turnayı, kazı, Sıra, senin çardağınla kümeste... Havaya da Karac'oğlan havaya, Alıcı kuş süzülüyor yuvaya? Boz kuşlar yüz deve, şahin pahaya, Sarraf bilir has altının değerin GENÇ OSMAN Gani Emmi, rint bir adam. Her şeye aldırmaz. Birgün Çatal Tepe'de yığınlar arasında dinlenirken, yanına vardım. Bana GENÇ OSMAN hikâyesini anlattı: Genç Osman, buyıkları tarak tutmayacak kadar toy olduğu halde: "Senin bıyıkların bile çıkmamış" diyen asker yazan komutana: "Yiğitlik bıyıkla değil yürekledir.Bıyığın tarak tutmaz diyorsanız işte tarak bıyıkta duruyor." diyerek dudağına tarak saplayarak, Dördüncü Murad’ın ordusuna girmiş ve ta Bağdat’a kadar yürümüş, Bağdat ele geçirildikten sonra ismi saltanatın ihtirasları arasında kaybolmuş; ama yiğitliği dilden dile dolaşarak Dördüncü Murat'a kadar ulaşmış bir Türk askeridir. GENÇ OSMAN İptida Bağdat’a sefer olanda; Sabahla Bağdat’ın kapısın açtı, Atladı hendeği geçti Genç Osman Görünce düşmanın tedbiri saştı, Allah Allah deyip, girdi meydana, Kelle kucağında üç gün savaştı, Kaleye sancağı dikti Genç Osman Yiğit kelle vermez dedi, Genç Osman. Eğerledi kır atının ikisin, Askerin bir ucu göründü Van’dan, Komadı düşmanın, kırdı hepisin, Görmez oldu gözler tozdan dumandan, Sabah namazında Bağdat kapısın, Kılıcım düşmandan aldığı kandan Allah Allah dedi kırdı Genç Osman Bağdat'ı dar etti aldı Genç Osman. Sabahla Bağdat’ta bir gül açıldı, Yıktı Bağdat’ı da virân eyledi, Açıldı da dünyalara saçıldı Yas çekti hanımlar kara bağladı. Everek ten iki yiğit seçildi Vezirler methetti, Hakan ağladı, Biri Köçekoğlu biri Genç Osman Aceme velvele verdi Genç Osman. TÜRKÜLER Uğurlu Mahallesi’nden Fatma Kara'dan bir mânî aktaralım: I Kahve piştiği yerde, Ay aydın gönül aydın Pişip taştığı yerde, Dışarıda gün aydın Ne güzel, ne de çirkin; Aç yorganı gireyim, Gönül düştüğü yerde. Gönlüm güneşi Aydın Akin’de Mehmet Tayaski'den Karacaoğlan'a ait, dinlediğim iki türküyü de şuracıkta nakledelim. II Şu yalan dünyaya geldim geleli, Sabahtan uğradım kavli yamana, Tas tas içtim ağuları sağ iken. Kalbim inanmıyor yüzü gülene, Felek soyum, soyağımı bilmedi, Süval edin bizden evvel gelene, Virân oldum, mor sümbüllü bağ iken. Kim var imiş biz burada yoğ iken? Aradılar bir tenhada buldular, Karacaoğlan gönül yârdan ayrılmaz, Yaslandılar şıvgalarım kırdılar, Akar gözüm yaşı hiç mi durulmaz? Yaz baharda dinmez dertler verdiler, Şimden kelli benim hükmüm yürümez, Yandım gittim Hınzırı'da kar iken, Uşak oldum güzellere pay iken. Mehmet'in yanında bulunan Akinli Ahmet'te bize şunları söyledi: III Ak sayaya geymiş çuha fermene, Gören yiğitlerin döner pervane Ya nice doğurmuş doğuran ana, Bizim ile yeni geldi bir gelin. Altın küpe al yanakta çakşar mı Beyaz keten mor çuhayı okşar mı? İlbeyli mi Kuzugüden Türkmen mi? Bizim ileden şimdi çıktı bir gelin. Şahan desem, doğan desem, diyemem, Kumru desem, suna desem kıyamam, Dilleri şirindir, naza doyamam; Bizim ilden şimdi çıktı bir gelin. Karacaoğlan, uğru sıra ölesi, Boğum boğum ellerinin kınası, Suval ettim, Akkışla'nın sunası, Bizim ilden şimdi çıktı bir gelin. IV Sabahtan uğradım ben bir güzele, Güzellerin başı mıydı ne idi? Aklımı başımdan aldı da geçti, Huri miydi, melek miydi, ne idi? Elinde kirkidi vuruyor defe, Şavkı düşmüş çadırdaki tenefe, Altın değil, göstereyim sarrafa, Beytullah'ın nuru muydu, ne idi? Yönü öte idi, yüzün görmedim, Eğlenip te ilerinde durmadım. Hiç kimseden bir haberin almadım, Bir kötünün yârı miydı, ne idi? Karacaoğlan der ki; dile söyledi, Gönülden gönüle ile söyledi Çiğdemle menekşe, güle söyledi Hınzırı’nın karı mıydı, ne idi? Ayranlarımızı içip yufkaya dürdüğümüz tereyağlı pilav ve kuzuyu yedikten sonra söz, dönüp dolaştı dünyanın faniliğine geldi.Ahmet'ten sonra Akinli Ömer Ağa'da bize feleğin kahpeliğinden, dönekliğinden, vefasızlığından bahsettikten sonra şunları söyledi: Bu yörenin insanlarının hemen hepsi, Dadaloğlu, Karacoğlan, Köroğlu'nun şiirlerini ezbere bilip ve makamlarıyla okuyorlar. Kerem ile Aslı, Arzu ile Kamber, Ferhat ile Şirin...gibi halk hikâyelerini de hem anlatıyorlar hem de içinde geçen türküleri makamlarıyla okuyabiliyorlar. Akinli Ömer Ağa babasından dinlediği Abbas Paşa'nın Hikâyesini nakletti: ABBAS PAŞAN'IN COLAP’I DAĞITMASI Ömer Ağa bunu tamamladıktan sonra Abbas Paşa’nın Colap’ı dağıtmak için Halep’den çıktığı zaman Memet Beyin bu olay için söylediği türküyü okudu: Evvel gelişinde iskân olanda, Dağıttın Colab’ı sen, Abbas Paşa! Dört yanımız yaktın ateş dumana, Dağıttın Colab’ı sen Abbas Paşa! Haydarlı, Çelebi çıksın bir yana, Kadirli Araplı döndü arslana, Aşiret, siz bakın kara dumana, Dağıttın Colab’ı sen Abbas Paşa! Güneşli, Ulaşlı Colab'a insin, Kazlı'yla Bayındır arkada dursun, Torunlar, Şark Evi hazırlık görsün, Dağıtın Colab’ı sen Abbas Paşa! Mehmet Bey'im der ki; belim büküldü, Oynaştı harbiler zırhlar söküldü, Dağıldı aşiret ömrün yıkıldı, Dağıttın Colab’ı sen Abbas Paşa! Aşağıdaki türküler Kayseri/Akkışla Gömürgen'den (İlbeyli), Asker Demirkol’dan derlenen türkülerdir: KARACAOĞLAN’DAN 1. Ilgıt ılgıt esen garbinin yeli. Bugün Hınzırı'mın başı duman mı? Gönlüm bir gariptir İbeli eli Yoksa bugün delirdiğin zaman mı? İnsanoğlu ellek ile eliyor Kimi köçek seke seke geliyor Kitabın sözleri belli oluyor Kullar mı bozuldu yoksa zaman mı? Karacaoğlan der ki; girdi düşüme, Tor balaban oynadırdım kuşuna, Alışkan tüfekle dağlar başına, Azrail'den özge kula aman mı? 2. Duvak açıp baş övenin Dağlar dumanlı dumanlı? İkicikli yar sevenin, Başı gümanlı gümanlı. Ben seni severim çoktan, Kayın yay, kirpiğin oktan. Yâr kutnun geliyo Şark’tan Aslı Yemenli Yemenli. Karacaoğlan der; erenler, Sohbetin görsün yerenler, Cemaatte söz bilenler, Ölür imanlı imanlı. Asker DEMİRKOL burada, Firuz Beyin 84.000 hanelik yerleşmiş Türkmenler'in 50.000 hanesiyle Aceme geçtiğini söyledi. Bu türküyü söyleyerek bunun da Dadaloğlu'na ait olduğunu sözlerine ekledi.Bundan sonra yine Dadaloğlu'ndan şu türküyü okudu. ÇİÇEK DAĞI Alaydım da cura sazı dizime, Sürmeler çekeydim ala gözüne, Cihan güzel olsa girmez gözüme, Sende gümanım var hey, Çiçek Dağı! Şu karşıki dağda yanar bir ışık, Aldırmış sevdiğin ağlar bir âşık, Bir ceren bakışlı, zülfü dolaşık, Sende gümanım var hey Çiçek Dağı! Dadaloğlu söylenmiyor boradan, Yıkılsın şu dağlar; kalksın aradan, İbeliden geldim kurtar Yaradan, Sende gümanım var hey Çiçek Dağı! Asker Ağa babasından dinlediği türkülerden de bahsetti. Eskiden buralarda kışlar sert olur halk yiyecek içecek sıkıntısı çekerimiş.Bunun için buralarda durulmaz. Kış gildi mi Adana'ya gider, orada kışlarlarımış.Adana'nın kıyı beyleri arasında da zaman zaman döğüşler çıkarmış. Bu türkü bu döğüşlerden birini anlatması bakımından önemlidir: Arkamı dayardım Kozan dağları, Ben gidiyom, savaş etsin sağları, Hain çıkmış Adana'nın Beyleri Giderim evime beyler ileri Esti Deli Boran, bulandı hava, Ezelden kanlısın sen Çukurova, Zor döğüş oldu; gel Bekir Ağa, Beğler ko dise de ecel komasın Çıkabilsem şu yaylanın düzüne, Duman çökmüş ovasına yazına Benden selâm eylen emmim kızına, Şu benim berhayıma çiçek komasın KARACAOĞLAN’DAN 1. Bir sofra isterim; kimse sermedik, Bir yayla isterim; kimse konmadık, Bir güzel isterim; yâd el değmedik, Ellenmiş, koklanmışı nideyim? Severim güzeli; bönce olursa, Boyu uzun, beli ince olursa, Severim atımı; dinççe olursa, Kovulmuşu, yorulmuşu nideyim? Karacaoğlan derki; kavli kararım; Nedir yüce dağlar size zararım? Ararsam pınarın gözün ararım, Bulanmışı, durulmuşu nideyim? 2. Sana diyom Hınzır' Dağı Senden özge dağ olmaz mı? Sende yaylayan güzelin, Al yanağı bal olmaz mı? Çatal Tepem iki çatal, Sularında güller biter, Bir yâr sevdim bana yeter, İki seven deli olmaz mı? Berçin Yaylam para para, Kimi al giyer, kimi kara, Selâm söylen nazlı yara, Ayrılanlar dert görmez mi? Yol üstünde iki hanlar, Hani sana konan canlar? Sevip sevip ayrılanlar, Yanar yanar kül olmaz mı? Mahın Karacaoğlan mahın, Dünyalarda kalmaz ahın, Senin gibi padişahın, Bencilen kulu olmaz mı? Kayseri /Akkışla-Hasan ÖZHAN'dan dinlediğim türküleri de burada siz okuyanlara duyuralım: KARACAOĞLAN 1. Şurda bir güzele meylim adırdım, Eylenip orada kalasım geldi. Başına sokmuş da gülü, nergisi; El sunup, ucundan alasım geldi. Kız, niçin söyledin bana bu sözü? İçime sen koydun ateşi, közü. Başına sokmuşsun gülü, nergisi, Yüzümü yüzüne süresim geldi. Aladır gözü de, karadır kaşı, Arasan bulunmaz menendi, eşi. Yaylânın karından akbeyaz döşü, Yıkılıp üstüne ölesim geldi. Karacaoğlan der de; nettim, neyledim? Coşkun sular gibi aktım çağladım. Vefasız dilberle gönül eğledim. Ayrıldı yollarım, göresim geldi. 2. Yüce dağlar, ne kararır, pusarsın, Aştı mı ola kömür gözlüm başından? Azıcık derdime dert mi katarsın? Âlem sele gitti gözüm yaşından! Ey Karadağ, melûl melûl kalasın, Ateş düşe cayır cayır yanasın, Dilerim Allah’tan, bana dönesin, Ayrılasın gül memeli eşinden! Zalim taşçıların taşını kessin, Başında kızgınca sam yeli essin, Evvel benim idi dert; senin olsun, İnlesin burçların borandan, kardan! Karacaoğlan der ki; hami meralim, Dağlar, sana söyle var mı zararım? Yârimi yitirdim yanar, ararım, Gümanım var, koyağında, taşından! Karacaoğlan: Suya giden allı gelin, Niçin böyle salınırsın? Gelin, bir su ver; içeyim, Gelin kimin gelinisin? Kızın : Su değildir, senin derdin, Görmek ise, yeter, gördün. Oğlan, burda çokça durdun. Edem gelir döğülürsün. Karacaoğlan: Döğülürsem döğüleyim, Söğülürsem söğüleyim, Gelin sana kul olayım, Ölürüm,kanlım olursun! Kızın : Yaylalara göçmedin mi? Soğuk sular içmedin mi? Güzel görüp seçmedin mi? Beni görüp delirirsin! Karacaoğlan: Türlü yaylayı görünce, Soğuk suları içince; Kocayıp vaktin geçince, Taşlar alır, döğünürsün! Kızın : Evleri doludur yorgan, Edemi görürsen korkan, Hey; telli perçemli oğlan! Ne dedim de darılırsın? Karacaoğlan: Karacaoğlan sana vurgun, Döşlerin almadan dolgun, Sevindirdin beni bugün, İnşallah cennet görürsün! 3. Ala gözlüm ile gitmek istersen Evvel bahar bürüsün de, gidelim. Yaz gelende, erir dağın karları, Yollar çamur, kurusun da gidelim. Uzak derler, Araplı'nın elini, Köprüsü yok geçemezsin selini, Aynalıs Yaylâsın perçem gölünü, Lâle, sümbül bürüsün de gidelim. Ala gözlüm çıkmış yollara bakar, Mahsun bakışları ciğeri yakar. Yaz gelince; evler yaylâya çıkar, Emlik kuzu melesin de gidelim. Karacaoğlan der ki; neye ne fayda? Rağbet kalktı yoksulda, bayda. Bu ayda olmazsa, yâr, gelen ayda, On iki ay, birisinde gidelim. Yaylâ Yollarında: Hey... Hey... Yüce dağ başında yanar bir ışık, Işığı bekleyen yiğit bir âşık. Buğday benizli de zülfü dolaşık, Göç giderken bir güzele rasladım. Suya gider; kağil olmaz anası, Turunç olmuş döşündeki memesi. Beş yüz altın değer zülfün denesi Göç giderken bir sunaya rasladım. Yedeğinde bir türlüce beserek, Çeker gider, ökçesine basarak. Kendi güzel ama, boyu kısarak, Göç giderken bir güzele rasladım. Altın kirmenini almış eline, Yüzün çevirmiş da yayla yoluna. Tanrım güzelliği vermiş geline, Göç giderken bir geline rasladım. Obasının önü yüksek ,yazılı, Açılmış gülleri morlu, mavılı, Önü boz erkeçli, ardı sürülü, Göç giderken bir güzele rasladım, Aşar aşar girder yaylânın barı, Sehile dayanmaz dağların karı. Güzel yiğitlerin naz'lolur yarı, Göç giderken bir güzele rasladım. Yayla yollarında göç katar katar, Ateşim yanmadan tütünüm tüter. Yaylanın pınarı bal; bana yeter, Arının yaptığı balı niderim. Varayım da Urum'un iline, Nergis yollayayım yarin eline. Ben kimi seveyim senin yerine? İnce belli, top züliflü bir gelin. Çıkmadım yüksekliğine kar deyu, Engininde alâ gözlüm var deyu, Açıvermiş ağ göğsünü sar deyu, Nideyim de, akıl başta yâr değil! Yüce dağ başında yatmış uyumuş, Ala gözlerini uyku bürümüş, Ezelden ezele kader buyumuş, Kısmetinden kaçan güzel nerede? İndim enginlere atım bağladım, Çıktım yücelere seyrân eyledim, Saklandım yarimdan gönül eğledim, Gönlümün uçkunu yerlere geldim. İndim derelere taş bulamadım, Sana yüzük yaptım kaş bulamadım. Gönlüme münasip eş bulamadım, Öldüm güzel, öldüm senin elinden. Bir ateşçik yanar dostun bağında, Ah ü zârım kaldı göğsün bağında. Yayladan yukarı Eğri Dağı'nda Göç giderken bir güzele rasladım. Yaktı beni şu güzelin bakışı, Ala göz üstüne kâkül döküşü. Sana derim; Ağdere'nin yokuşu, Benim yarim buralardan geçti mi? Nerede de Karacaoğlan, nerede? Uğratıyor beni yâr türlü derde, Gönül şenleniyor güzelli yerde, Susuz kaldım susuzluğum giderrim. Akkışla’dan (Gani TOSUN), Gani Emmi'nin ezberi kuvvetliydi. Kracoğlan'dan, Dadaloğlu'ndan birçok türküyü hafızasına kaydetmişti. Gani Emmi, söyle bir iki de etraf şenlensin, hüzünlü gönlümüz senle demlensin, dedim. O da bizi kırmadı dağarcığındakileri bize bir bir sıraladı: TÜRKÜLER ÖĞÜTLER: A I Döndüm dolaştım da gurbet elleri, Dünyaya çıkmağa yol bulamadım, Bahçelerde gördüm nergis, gülleri, Sevdiğime benzer gül bulamadım. Bıktım usandım da acı dillerden, Ağılarla dolu acı yıllardan, İmdadım umarken ben şu sellerden, Kendim gibi akar sel bulamadım. Yandım yakıldım da, ah ateşlere; Vardım takıldım da ben bir neştere. Delindi yüreğim; serpildi yere, Beni kaldıracak el bulamadım. Benim bu dünyaya geçmiyor nazım, Felekten de yoktur gayri niyazım. Halimi sen anla, hey iki gözüm; Derdim söyliyecek, dil bulamadım. Bağıran çağıran cılız bülbülüm. Ne kadar bağırsam duymuyor gülüm, Karacaoğlan, senin imdatçın: Ölüm; Mezarımdan gayri bir yol bulamadım. II Bana kara diyen gelin, Gözlerin kara değil mi? Yüzünü sevdiren gelin Kaşların kara değil mi? Beni kara diye yerme, Mevlâm yaratmış hor görme. Alâ göze kara sürme, Çekerler kara değil mi? Çöllerde koğular olur, Göksü ak kara benlidir. Mısır'da çok zengin olur, Köleler kara değil mi? Mestanedir gönlüm sana Bak derdinden oldum kara Hindistan’dan yetip gelen Biberler kara değil mi? Karacaoğlan der Vallahı, Toplan ve tanı Allah'ı! Kâbe ile Beytullah'ı, Örtüsü kara değil mi? I I I Gönül ne gezersin sarp kayalarda? İniver aşağı ile gidelim. Benim gönlüm bir güzelle eğlenmez, Güzeli bol bizim ile gidelim, Saldım aşk kuşunu avını alsın, Yârenin yoldaşım yanıma gelsin, Gurbet ellerinde düşmanım kalsın, Emmili dayılı yola gidelim. Kolda götürürler alıcı kuşu, Virana salarlar sefil, baykuşu, Bilmez oldu hatır kıymet her kişi, Aşıkı sayılan ile gidelim. Karacaoğlan der de; yeyip içmeden, Güzeller usanmaz konup göçmeden, Muhanatın köprüsünden geçmeden Düşelim denize sele gidelim. IV Ben neyleyim yalan dünya elinden, Akibetin ölüm olduktan keri İsterse bahçelerde bülbüller ötsün, Ben karlı, boranlı olduktan keri. Karacaoğlan der; gülün dermedim, Güllerin derüp de murad ermedim, Âlem verse kalan yarim vermedim, Yarin bende gönlü olduktan keri. V Yarde insaf , bende derman; Yazık ki, işlerim Allah’a kaldı. Kaşları katlime yazıyor ferman, Kanlı kirpikleri kalbime daldı. Gözleri gönlüme zehir atıyor, Zülfü, bir süngüdür cana batıyor. Şehit mezarında gönlüm yatıyor; Sevda kılıncını boynuma çaldı, Aman Karacaoğlan, aman, bunaldın; Aşkın çöllerinde şaşırdın kaldın, Bir püsküllü derdi, başına aldın, Bir azgın dert seni gurbete saldı. VI Deli gibi gezer gezer gelirsin, Arı gibi her çiçekten alırsın, Nerde güzel görsen orda kalırsın, Ben senin kahrını çekemem gönül. Sürmeli istersin, sazlı istersin Güzeller içinde, nazlı istersin, Tomurcuk memeli, kızlı istersin, Ben senin kahrını çekemem gönül. Çıkıp yücelere bakmak istersin, Yelgin çaylar gibi akmak istersin, Her gün bir güzelle yatmak istersin, Ben senin kahrını çekemem gönül. Karacaoğlan der; okuyam, yazam, Keleş dileğimdir, kervanlar bozam, Geyinip kuşanıp bir hoşça gezem, Ben senin kahrını çekemem gönül. Bu türküler Karacoğlan'ın ağızdan başka ağızlara geçmek suretiyle hafızalara emanet edilmiş en değerli kültür mirasımızdır.Bizler bu türkülerde gizlenmiş hayat tarzını, yaşayış biçimini, insanların gönüllerini, karlıdağlarla aralarındaki münasebetleri, Mevlâ'yı, dostluğu, hayata bakış tarzlarını görüyor ve öğreniyoruz. Sadece Gani Emmi değil; fakat bütün yöre halkı, Kara Kâğan Hasan, Tercenler'in Hürmüz, Haşimler'in Hasan, Kürt Memetler'in Durmuş, Hasan Emmi'nin(Lakabı Çik Çik Hasan) oğlu Yusuf, Ahmet Duran; Dükkancı Hamet'in Kızı Fadime, Keleseler'in Esme(Yüzügüllü), Mevkiş Karı, Cennet Teyze(Altınoluk)... bir çok kimse bu türküleri, halk hikâyeleri bilir ve ezgiyle söylerler. ÖĞÜTLER: B KAYSERİ/Akkışla-Habçavuşlar'ın Mustafa'dan(Akpınar) dinlediğim bir türkü, hem bir öğüt hem de bir tecrübenin eseri olarak karşımıza çıkmaktadır: I Sabahtan uğradım kıza, Boyu selvi dala benzer. Yanağında güz elması, Al yanağı bala benzer. Gelin hurilerden biri, Kızsa melekden biri. Gelin, al çemenli koru, Kız, tomurcuk güle benzer. Kız, daha olmamış gerdek; Gelin, yeşil başlı ördek, Geziyor elinde bardak, Kız turnada yele benzer. Gelin güler için için, Kız geline bulur suçun, Gelin örseletmiş saçın, Kızın saçı tele benzer. Gelinin benleri beste, Kız beni eyledi hasta, Gelin şekerlenmiş tasta, Kız süzülmüş bala benzer. Gelin güler için için, Kız geline bulur suçun, Gelin örseletmiş saçın, Kızın saçı tele benzer. Gelinin benleri beste, Kız beni eyledi hasta, Gelin şekerlenmiş tasta, Kız süzülmüş bala benzer. Gelin dedim; aktır yüzün, Hiç menendi yoktur kızın, Karacaoğlan ikinizin, Kapısında kula benzer. KAYSERİ/Akkışla (İLBEYLİ OYMAĞI) Gömürgen'den Hacımüdür Ağa'dan dinlediğim bir türküyü sizlere nakledeyim: II Yücesinde namlı namlı karın var, Seni yaylâcak zamanım dağlar, Başından aşmağa yoktur dermanım; Kalmadı dizimde mecalim dağlar. Yağmur yağar, mor sünbüller bitirir. Yel esende, korkuların getirir. Sarı çiçek savran kurmuş oturur; Karışmış güllere çimenli dağlar. Sarı çiçek sallanıyor al ilen, Yüce başın donanıyor kar ilen, Aşayım başından nazlı yar ilen, Günnüsün pınarın gümanım dağlar. Sarı çiçek sallanıyor naz ilen, Dem sürdümdü on beşinde kız ilen. Şimdi öksüz kaldım kırık saz ilen, Ah ettikçe tüter dumanım dağlar. Yaz gelir; iller çevrilir konar, Güzeller suyundan içip de kanar. Küpeler kulakta mum gibi yanar, Gördükçe artıyor imanım dağlar. Karacaoğlan der; soldum oturdum, Bağ bahçe diktim de meyve yetirdim Alnı top perçemli yavru yitirdim, Bir köşende kaldı sevdiğim dağlar. KAYSERİ/Akkışla-İlbeyli(İbeli) Gömürgen Kasabası Asker DEMİRKOL' dan dinlediğim bir türkü: III Çukurova bayramlığının giyerken, Çıplaklığın üzerinden soyarken, Şubat ayı kış yelini kovarken, Cennet dense sana yakışır dağlar! Ağacınız yapraklarla donanır, Taşlarınız bir birliğe inanır, Hep çiçekler döşünüzde güverir, Pınarınız çağlar akışır dağlar. Rüzgâr eser, dallarınız ötüşür, Kuşlarınız birbiriyle atışır, Ören yerler bu bayramda pek üşür, Sümbülünüz yaslı bakışır dağlar? Karacaoğlan size bakar sevinir, Sevinir de kalbi yanar düğünür, Kıpırdanır hep dertleri devinir, Yasla sevinçimiz yıkışır dağlar. IV Bu dört türküyü 1985 yılında Kayseri/Akkışla -Uğurluuşağı'ndan Muhtar, Mustafa KARA'dan dinleyerek yazdım. Bu türküleri yörenin bütün halkı kadınlı kızlı, çoğu rahatlıkla söyleyebilmektedir. Sünbül boylu, kömür gözlü karşımda, Gündüz hayalimde, gece düşümde, Bir güzelin sevdası var başımda, Belâyı başımdan aldır Yaradan, Irakta yitirsem; yakında bulsam, Hak nasip etse de, yanına varsam, Dudağında gizli şerbetin emsem, Yarimin yanağın baldır Yaradan, Yüksek dağlarında avcılar gezer, Durulmuş göllerde turnalar yüzer, Güllenen dudakta şekerler ezer, Tomurcuk göğsünü baldır yaratan. Karacaoğlan der de; yakıp yandırma, Seni öven gönlüm yere kondurma. Azrail gönderip canım aldırma, Sevdiğime canım aldır Yaradan. VI Türkmenler içinde bir güzel gördüm, Tozluyurt düzünde çeker göçünü, Kınalamış yar ayağın, başını, Sırma ilen örmüş sümbül saçını. Her sabah, her sabah kendini över, Altın saç bağları topuğu döver, Sade kaşı ile gözleri değer, Acem ülkesinin taçla tahtını. Öpem dedim alyanağın gülünden, Misk akıyor ısaların telinden, İnce belli nazlı yârin elinden, Birkaç sene bekleyelim Hacın’ı. KAYSERİ/Akkışla-Habçavuşlar'ın Mustafa'nın söylediği türkü: VII Yaz gelende beş ayları doğunca, Safası dağların sazınan gelir. El ele verir de gelinler kızlar, Fidanlar sallanır, nazınan gelir. Bütünsek olur koynundaki yumrular, Sakla da görmesin delikanlılar, Cenneti alâda dudu kumrular, Ördeğe karışmış kazınan gelir. Hezeli de deli gönül hezeli, Güz gelince bağlar döker gazeli. Hocasına metheylemiş güzeli, Mushafı koynunda cüz’inen gelir. Yürü güzel yürü, yoluna yürü; Yaz ayları kalkar dağların karı. Ne de güzel olsa yiğidin yâri, O da sevdiğine naz ile gelir. Yürü yiğit yürü, yolundan kalma; Her yüzüne güleni dost olur sanma. Ecelden korkup da sen geri kalma, Yiğidin alnına yazılan gelir. Yiğide yiğitlik verir mi arlık? Yiğidin belini büken murdarlık. Sarpa mı çekildin kınalı keklik? Beyoğlu üstüne bazınan gelir. KAYSERİ/Akkışla Habçavuşlar'ın Mustafa: VIII Bıktı gönlüm güzellerin oynundan, Öğleden sonra belin ardından, Koç yiğitler deli olur derdinden, Saydım altı güzel indi pınara. Candan saracak Fatma’nın beli, Birisi Haylidir biri Döndülü. El tutup derecek Eşinin gülü, Sandım ki, keklikler indi pınara. Üçü ince belli, gayet de güzel. Üçü usul boyu, kaşların süzer. Dedim; ağce ceren çölde ne gezer? Eminem çok içti kandı pınara. Karacaoğlan, bunu böyle söyledi, Gönül aşkın deryasını boyladı; Güzel gitti diye pınar ağladı, Acıdı yüreğim yandı pınara. AĞITLAR: Kayseri /Akkışla-Hasan ÖZHAN'dan dinlediğim ağıtları da burada siz okuyanlara duyuralım: MEHMET AĞANIN AĞITI Halil Ağa, Türkmen aşiretine bağlı Karamuklu Köyünden Halil oğlu Mehmet Ağa’nın bir Çerkez eşkıyası tarafından şehit edilmesi üzerine Mehmet Ağa'ya düzülen ağıtı okudu: Aziziye’ye vardımdı; mızıkalar çalınır, Mehmet Beyi vuranlara yüzbaşılık verilir. Azize’ye vardım; Sivas merkezi, Namusuma ar geldi, gördüm beni vuran çerkezi. Altındadır atı hoplar, Sol böğründe altıpatlar, Kardaş tarlaya yıkılmış, Karnını yalıyor itler, Annacığımız kara kaya, Oğlum benzer doğan aya. Akşam Tomarza’dan geldim Bakamadım doya doya. Hüsnü vurmuş bir hödük, Mevlâ verdi çekiyorum. Öksüz gibi boynum bükük, Her gün yola bakıyorum. Düşmanın dediği oldu, Ben sevdim yad ile kaldı. Gün pınarlar akmaz oldu, Ben durmadan akıyorum. Şeker damlardı yüzünden, Öpbütündü ala gözünden. Adamsızlığın yüzünden, Ben bu derdi çekiyorum. Daima derdim yoldaşım, Ahbabım yok, hem sırdaşım, Ok yaydan çıktı kardaşım, Bir soğuk of çekiyorum. Uyku gelmiyor gözüme, Kimse bakmıyor sözüme. Kusur eylemen yüzüme, Ben bana dert çekiyorum. Alim der ki; bilemiyom, Bir habercik salamıyom, Dosttan selâm göremiyom, Cana hançer sokuyorum. *** Gece gündüz çağırırım ya Mevlâ, Senden başka kimse bakmaz yüzüme! Yanıldım yolumu, kaldım yabanda, Kılavuz oldu, doğru gidem yoluma. Bağım ağrısı yeridi beynime, Vefasız dertlere kırk oldu sene, Otuz dokuzdu kırkoldu sene, Yeter mevlâm, ver avımı elime. Avını aldıran şahan yaderiyim, Bir takım komşudan hile seziyom. Aklım yok da, kalem ile yazıyom, Dost sevdası bülbül etti dilimi. Ağaç dalı ile gürler dediler, Muhanatlar ciğerimi yediler. Yiğit nerde vatan orda dediler, Acep gönül arar m’ola ilini? Alim der ki; sırrım kavline yalan, Bilmem hakikattir, bilmiyom yalan. Dost koynuna girmiş zehirli yılan, Onun için soğutuyor belini. Gömürgen'den Asker DEMİRKOL, söz arasında Ermeniler'in zulmünü aktaran bir hikâyeyi nakletti: Gölalan’da Bebek Ağa'nın oğlan kıyafetindeki kızı Hacı Bey (Zümrüt Hanım) Hacin'de Ermeniler'in Türkler'e yaptıkları işkencelere ait olan ağıtları hatırlattı. Hacı Bey, Kayarcık köyünde Yarpuzzâde Gaffar Efendi'nin ailesi Melek Hanım hakkında şu ağıtı okumağa başladı. Melek Hanım da Ermeniler tarafından feci bir şekilde öldürülmüş bir Türk kadınıdır. Bu ağıt bütün Haçin olaylarını tasvir edebilecek mahiyette olduğu için aynen alıyorum: HAÇİN AĞIDI Camilere doldurmuşlar, Bet benizi soldurmuşlar Ciğerden kan sıza sıza Yiğitleri öldürmüşler. Bugün bizi kesecekler, Çengellere asacaklar, Ayan olsun Doğan Bey'e, Urumlu'yu basacaklar. Uyu Osman oğlum, uyu, Hacın oldu kanlı kuyu, Hücum ettik alamadık, Soyka kalsın Sultan Suyu. Mürsel Efendi'nin kızı, Haktan kara inmiş yüzü. Ara kurşunu mu değdi, Anan kadan alsın kuzu. Mert Genco'yu yüzüyorlar, Hep etleri oda oda, Başkâtibi öldürdüler, Değnek ile döve döve. Yaşa Doğan Bey'im yaşa, Şanın gitti baştan başa, Kaytancı Hüseyin Efendi, Sarığın sallatmış taşa. Baş ucunda geziyorlar, İfadeler yazıyorlar, Ayan olsun Doğan Bey'e, Memurları yüzüyorlar, Bebek pişmiş ye diyorlar, Et yapışmış gömleğine. Kıyma Aram Çavuş kıyma, Yavrucaklar ölüyorlar. Meğer kazanı kurmuşlar, Bebekleri kaynatırlar. Gün görmedik hanımları, Süngü ile oynatırlar. Agop, Yagop, Aram Çavuş, N'olur görme burdan savuş, Bizim İmam Durdu Havus Derisinden teft yaparlar... Gaz dökmüşler Elif kıza Yapılanı görüp kıza Dudağından kanlar sıza Bir direkte eziyorlar.. Gökyüzünde gez tayyare Habar salamam o yarere Haydi şimdi nerde çare Tek kurtuluş öl diyorlar... Tüfekle vurularak öldürülen gence, kilime sarılıp omuzlar üzerinde köyüne getirilirken, bacısının düzdüğü ağıt türküsü: Yürü bire elin oğlu, Ellerin sokma koynuna. Bu dünyaya görüşmedin, Ahrette dolan boynuma. Elime helkeyi aldım, Dolandım da suya geldim. Şöyle döndüm baktım idi, Tüfenginin ucun gördüm. Çağırın da, bacım gelsin, Çenemin kanını yusun. El sözüne uyan kardeş, Salımın ucundan tutsun. Anam düşmüş bayılıyor, Yaralarım deliniyor, Soluk göğsüme dizilmiş, Hoca gelmiş bez uluyor, MEHMET ÇAVUŞ’UN AĞIDI Dersimli, hain ve eşkıya bir Kürt'ün takibine çıkan Jandarma (Mehmet Çavuş) çarpışmaya başlamadan önce Kürt'e teslim olmasını teklif ederse de Kürt inatçılık edip çarpışmaya başlar. Hüseyin Kâhya oğlu Hasan, çarpışmada eşkıya ile Mehmet Çavuş arasında şöyle bir konuşma geçer. Akkışla’dan Hapçavuşlar’ın Mustafa bu Türküyü hem söyleyip hem ağladı: Kaçman Kürtler kaçman, sizi tutarım; Pişmiş aşınıza ağı katarım. Mavzerinizi alır ele satarım, Gelin teslim olun der Mehmet Çavuş. Kürtoğlu der ki; teslim olamam; Göz görerek tersaneye giremem, Elimdeki silâhımı veremem, Yakarım canını geç Mehmet Çavuş. Mehmet Çavuş der ki; yüreğim çatal Uçan kuş olsanız kıratım tutar. Cephane boynumda tam yedi katar, Gelin teslim olun der Mehmet Çavuş. Kürt oğlu der ki; yiğitlik kadim, Dersim ellerinde söylenir adım. Senin gibi nice Çavuşlar yedim, Şu fişek nasibin der Mehmet Çavuş. Mehmet Çavuş sonunda şehit olur. Vuruldum arkadaşlar; akıyor kanım, Kıratım üstünde çırpınır canım. Karalar başlasın Zekiye Hanım (Karısı), Kader böyle imiş der Mehmet Çavuş. GÜNOĞLU AĞITI Arkadaşlık, kan kardeşliği, asker arkadaşlığı ayrı bir dostluktur. Uğrunda ölünür. İşte arkadaşı uğruna canını feda eden Günoğlu isminde bir delikanlıya ait olan bu ağıdı Bakırdağı takım kumandanı Mehmet Efendi'nin ağzından Akkışla/Gömürgen'den Asker DEMİRKOL nakletti: Günoğlunu sorarsan; günün delisi, Korkusundan yatmadı Halep Valisi. Kılıcıyla aldı Koca Kilis’i, Kilis benim der de ağlar Günoğlu. Günoğlu’nu kova kova tuttular, Ak ellere dar kelepçe vurdular. Götürüp de Adana’ya astılar, Arkadaşı uğruna ölen Günoğlu. Varın takın kıratımın yemini, Söylen nişanlıma vursun gemini. Şimden geri düşman görsün demini, Arkadaşı uğruna yanan Güünoğlu. Ala gözlerini sevdiğim dilber, Gizli sırrım şu aleme bildirdin. Dost başa derler de düşman ayağa. Şu kötüyü üsbütünüze güldürdün. Yüce dağ başına yağan kar olur, Benim işim katı ahüzar olur. Sürünme davara üstün kir olur, Git kız, git sen beni, öldürdün. Kaçak gezerim de gurbet illeri, Tercümen tutarım esen yelleri. Şu elimle büyüttüğü ala gülleri, Sonucunda bir kötüye yoldurdum. Karacaoğlan der ki, iyisin aradın, Kara zülfün mah yüzüne taradın. Çünkü dilber ayrılmaktı muradın, Niye beni serseriye yeldirdin? Nişanlı bir kız, nişanlısı ile beraber konuşmak üzere çeşmeye inmiş; fakat kızın bundan haberdar olan kardeşi çeşme başında bunları suçüstü yakalamış ve tabancasını çekerek kız kardeşini öldürmüş. Kızın ağzından şu ağıt düzülmüştür: Tabancanı çifte doldur, Elini tetikten kaldır, Bir çift sözüm var kardeşim, Söyliyeyim sonra öldür. Yüce dağda kar erisin, Enginin duman bürüsün. Beddua vermem kardaşım, Ağzımda dilim çürüsün. Yüce dağın karı idim, Ben anamın biri idim. Öldürme beni kardaşım, Sağ gözünün nuru idim. Elif isminde bir kız amcasının oğlu Ahmet’i sevmiş, fakat talihi yar olmamış; Ahmet’i elinden kaçırmış. Bunun üzerine onun için şu ağıdı okumuş: Ardında Benlibozu Ceylâna boy verir tazı. Canı gönülden söylüyorum. Canı alsın emmim kızı Sırtında gömleği keten, Kara sakal bir bir tutam, Canı candan ağlıyorum, Var sen ettiğinden utan. Civil civil öten kuşlar, Felek bildiğini işler, Alayından zor geliyor, Kuşu öter, atı kişner. Yaşa emmim oğul, yaşa, Yeşil yağlık düşmüş kaşa. Ben atını suvarırken, Beyler kondu arslan taşa. Altından atı da sağan, Belinden kılıncın alan, Ocağından kül dağıtan, Emmim oğlu, var sen utan! Herek olur herek olur, Yer altında direk olur. Demedim mi Ahmet Ağam, Gurbetlerde gerdek olur. Irmağım akar analı, Derim çadır tutar yan odalı. Şimdi evin dadı yoktur. Emmim gideli gideli. İLBEYLİ OĞLU AĞIDI İstanbul’dan ferman geldi nideyim; Göç çekip de meratibe gideyim? Yaylam seni kime emanet edeyim? Ben gidiyom telli yaylâm, kal kalan! Pınarların yosun tutsun, akmasın; Menekşeler düze çıksın kokmasın. Geçdiğim yerlere insan çıkmasın, Ben gidiyom telli yaylâm, kal kalan. Sultanabaş erekeme bağlı olur Suyun içen hastalar sağlı olur Kürtler çıkar üsbütünüze ağa mı olur Ben gidiyom telli yaylâm, kal kalan Sultanabaş cümle dağdan uludur, Kar akıdır onbeş dağın eridir, Arap atlar koçyiğitler yeridir, Ben gidiyom telli yaylam kal kalan, İl Beyoğlu kestirmiyor gümanı, Alağ özdengelir yürek dumanı, Arındı bozlak önü yaylak çimanı, Ben gidiyom telli yaylâm, kal kalan. GELİN AYŞE Gelin Ayşe ikiz çocuklarını beraberine alarak babasının köyüne giderken yolda bir dereden geçiyor; fakat yolu bilmediği için bir girdaba düşüyor ve çocuklarıyla birlkte boğuluyor Halk her olayı zaptettiği gibi bu olayı da zaptediyorarkasından şu türküyü düzüyor, yakıyorlar: Koyun gelir bata bata, Çamurlara yata yata. Gelin Ayşe suya gitmiş, Ilgınları tuta tuta. Aman Ayşe yaman Ayşe, Dağlar başı mor menevşe. Koyun gelir kuzu ilen, Ayağının tozu ilen, Gelin Ayşe’m suya gitmiş, Yanı çifte kuzu ilen. Aman Ayşe yaman Ayşe, Dağlar başı mor menevşe. Erciyeş’ın başı pınar, Akar bulanı bulanı. Gelin Ayşe’m suya gitmiş, Ağlar dolanı dolanı. Aman Ayşe yaman Ayşe, Dağlar başı mor menevşe. Kırat gelir harlayarak, Ayşe’m gider parlayarak, Dün buradan gitmiş idi, Burçak burçak terleyerek. Aman Ayşe yaman Ayşe, Dağlar başı mor menevşe. Ördek gelir yüze yüze, Kanadını düze süze Gelin Ayşem sele gitmiş Kirli suda yüze yüze Aman Ayşe yaman Ayşe, Dağlar başı mor menevşe. Ayşe’nin atı nehrin selleri arasından kurtulmuş, köye dönebilmişti. Bakmışlar ki üstünde, yanında ve yöresinde Ayşe yok. Köylüleri bir telaş almış. Yakınları ise çığlıklar koparmaya ve vaveylâya başlamışlar. ***