10 Şubat 2011 Perşembe

IRAKA IRAK DURAMAYIZ

IRAK’A IRAK DURAMAYIZ.
Abdullah Çağrı ELGÜN

Çağrımı tekrarlıyorum: “Irak’ta durum giderek kangrenleşiyor. Seyredenlerin kılı kıpırdamıyor. Halbuki Irak bir Türk şehridir. Yani Bağdat Beylerbeyliği idi. Bugün burada kan, gözyaşı, sefalet, açlık ve hastalık kol geziyor. Şii, Sunî, Türkmen, Arap diye diye kandırılan ülküsü bir, dini bir, dili bir, bayrağı bir, tarihi bir, aynı devletin vatandaşları, koca bir inanç topluluğu birbirlerine düşman olarak bir oyunun sahnelenmesi için kullanılıyor.

Iraklılar, şimdi, Osmanlıyı onun varisi Müslüman Türkiye’yi özlüyor. Bu ülkede Kürt, Arap, Arnavut, Çerkez Kurtuluş Savaşı’nı birlikte verdi. Rus Cephesin’de, Kanal’da, Yemen’de, Filistin’de, Balkanlar’da, Orta Asya’da, Çanakkale’de, niçin omuz omuza, yan yana, sırt sırta ve niçin birlikte can verdik? Bilinmeli ki bizler aynı Allah’a inanan, aynı Peygamberin Ümmeti, vatanı ve bayrağı bir olan; BİR ve TEK MİLLETİZ de ondan. Tarihini bilmeyenler, geleceklerine de yön veremezler.

Bağdat bombalanıyor. Bağdat değil, Türk’ün mührünün kazıldığı yüzde doksanında, atalarımızın el emeği, göz nuru olan, mabetler, türbeler, yatırlar, abide eserlerimiz bombalarla paramparça olarak yerle bir ediliyor. Bağdat bombalanıyor, Bağdat değil Türk’ün nâmahremi, haremi, namusu yüreği bombalanıyor.


Bizim vatanımızı, Tuna’dan Nil’den dinle;
Sor lâleye sümbüle, biraz da gülden dinle,
Bizi, üç kıta değil, bu koca dünya tanır,
Hem bizi bizden değil; yedi kat elden dinle…”


Irak’ta doktora yapmış bir kardeşimiz Dr. Seyfullah KORKMAZ: “Bugün Irak’ta yönetimle ilgili bir referandum yapılsa ve Türk, Arap, Kürt yönetimlerinden hangisinde yaşamak istersiniz diye bir soru yöneltilse yüzde doksanının Türk yönetimi diyeceklerinden eminim.” demektedir. Bize ve Irak yetkililerine düşen, Türkiye’nin dünkü kırmızı pasaportlu diplomatlarını, memurlarını (Barzani ve Talabani’yi) yeni bir görevle atamalarından ibaret olacaktır. Bu görev ise İrak’ın Türkiye’ye ilhakıdır. Bu iki Türk diplomatları, Türkiye’nin atanmış bir valisi olduğunu kabul ederek, Irak şehrinin emanetini Türkiye Hükümeti ve onun mensubu olmaktan onur ve gurur duyduğumuz Türk ordusuna teslim etmelidir. Büyük Türk ordusu ve halkı Irak’ta sukûnet, huzur ve barışı sağlayıp, çok kısa bir zamanda, gözyaşı, açlık ve sefaleti bitirecektir.

“Efendiler!
Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve modernleşmesine karşılık Türkiye, tam tersine gerilemiş; ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Hâlbuki hangi istiklâl vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin?
Tarih, böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!...
M. Kemal ATATÜRK ”


Dünyanın en büyük kütüphanelerinin bulunduğu birkaç yerden bahsedilirdi. İlk çağlara ait, Diyarbakır Kütüphanesi (Amida, Diyarbakır Ulu Camii Kitaplığı) 1230, Silvan (Meyafarikin Kütüphanesi) Bergama (İskenderiye’ye aktarıldı ve oradaki bir yangında yok oldu. İÖ.1.yy.) Buhara Kütüphanesi (1925), Bahçesaray Kütüphanesi (Kiev Kütüphanesi 1925), Irak’taki zengin kütüphane ise tarihin en büyük birkaç yağmasından biri oldu. Hem millî müze, hem millî kütüphane ayrı ayrı olarak Amerikan askerleri tarafından yağma edildi.

Bugün Basra, Musul, Kerkük, Süleymaniye, Ramâdi, Necef, Hilla, Erbil, Ummu'l-Kasr, Kufe, kısaca IRAK, “ANA GİBİ YÂR, BAĞDAT GİBİ DİYAR OLMAZ.” diyen atalarımızın nâmahremi, yağmalanıyor (?!.) Hz.Ali, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin… vb. gibi dinimizin en kutsî mekanlarına mührünü kazmış hatıralarını bırakmış evliyaların enbiyaların Sahabilerin kabirleri hatıraları yağmalanıyor. Daha ne olacak?!.. Ne bekleniyor?...

“ANA GİBİ YÂR, BAĞDAT GİBİ DİYAR” yağmalanıyor. Türk’ün yüreği parça parça edilip yağmalanırken bizler IRAK’A IRAK DURAMAYIZ.