23 Temmuz 2010 Cuma

TÜRKLER’DE ÜLKÜ VE ÜLKÜCÜLÜK; Abdullah Çağrı ELGÜN

TÜRKLER’DE ÜLKÜ
Abdullah Çağrı ELGÜN
Türk milleti, İslâmî ve insanî duyguların uyumlu bir beraberliğinin gücü sayesinde, evrenin düzenlenmesi ülküsünü üstlenirken bu düşünüşlerine göre, Allah'ın cihan hakimiyetinin dizginlerini Türkler’e emanet ettiğine inanıyordu. Bu emanete hürmet etmek kaydıyla ne bir hanedan ne bir sınıf ve zümrenin ne de sadece bir milletin değil, hüküm sürdükleri yer küresinin bütün topraklarında her din, her insan, her kavim ve ırkların da koruyup gözeticisi olduklarını düşünüyorlardı. Türk Cihan Hakimiyeti Ülküsünün dünya insanlığı tarafından kabul görmesi bu düşünce ile mümkün olmuştur.
Geza GADRON: “Attilâ: Tanrı’nın kırbacı, Tanrı kendi yolundan çıkanları cezalandırmak için Attilâ’yı gönderirdi.”diyor.

M.Ö. 3. yüzyılda Hun hükümdarı Mete Han teşkilatlı bir orduya sahipti. Bu eğitimli ve disiplinli orduların okçularının okları sekiz yüz metre mesafedeki hedefi alnının ortasından vurabilecek kadar gözü keskin, kılıçları bir ayıyı tek vuruşla ikiye biçecek kadar dayanıklı çelikten yapılmıştı. Oğuz Han bu sebeple yanında ve yöresinde bulunan beylikleri ve diğer devletleri bu teşkilatlı ve disiplinli orduları ile dize getirmişti. Oğuz Han’a(Mete Han) bir kıtaya hükmetmek yetmiyordu. Onun ordularına seslenişinde bu mesaj açık seçik görülmekteydi:

“DAHA DENİZ DAHA IRMAK
GÖK ÇADIRIMIZ, GÜNEŞ MIZRAK.”

Diyerek, Kafdağları’nın karlı dağlarını aşarak Batıya doğru yöneldi. Halkına ve ordularına dünyanın bir hakana dar olduğu idealini verip yeni ufuklar gösterdi. Bizans’ı yenerek Batı Roma üzerinden gelen Hunlar, Balkanlar’a Adriyatik Denizi ile Balçık Denizine kadar inerek bu bölgede uzun süre hakimiyet kurmak karınlarını doydukları yerleri yurt tutmak için yerleştiler.
Batı Roma üzerinden gelen Hunlar burada uzun süren hakimiyet kuramadılar ise de Batı’ya erişme arzusu yeni toprakları fethetme ve OĞUZ KAĞAN’ın idealini gerçekleştirme arzusu asla bitmedi.

Adriyatik ve Batlık Denizi sahillerini geçerek Baffin Bay(Zengin Bufalo Toprakları) Grant Türk Adaları, Kanada, Alaska(Ala Atlılar), bölgesinden Amazon(Amma Uzun) Irmağının suladığı vadilerden Atlantik’ten, Pasifik’ten, Atlas Okyanusu’na buradan Hint Okyanusu’na kadar DÜNYANIN TEK BİR HAKANA YETMEYECEK KADAR DAR OLDUĞUNU İSPAT ETTİLER.

7.yy. ortalarında Balkanlar’a gelen Avarlar 250 yılı aşkın hükümranlık ettiler. 8.yy. sonlarına doğru Hıristiyanlık dinini kabul ederek Slavlaşarak Türklüklerini kaybederek tarihten silindiler. Avarlar’dan sonra da göçebe Türk boylarının Balkanlar’a akını devam etti; fakat buraya gelerek Slav Halkı içinde asimile olup Türklüklerini unuttular. Macarlar, Finler, Bulgarlar, Almanlar(Anglo Saksonlar “Aşağı Sakalar”; İskit, Saka Türkleri), Firikler, Troyalılar, İtalyanlar İslâmiyet kimliği taşımadıkları için gittikleri, doydukları yerleşik hayata uyum sağlayarak benliklerini unuttular. Türk topluluklarının ilerleyişi yeni yurt aramaları devam etti. Onlar belli bir yerde kalacak kavimler gibi değildi, “DAHA DENİZ, DAHA IRMAK, GÖK ÇADIRIMIZ GÜNEŞ MIZRAĞIMIZ OLMALI” diyorlardı. Doğdukları yerler değil; ama doydukları toprakları da kutsal bilerek ilerlediler.

İslâmiyet’i kabul ederek kendilerini Allah’ın halifesi ilan eden Türkler ise yerküresi üzerinde ilahî nizamı oturtturmak için gece uyumayıp gündüz oturmadan ölesiye bitesi çalışıp, ondan sonra da halkının karşısına geçerek: “ Ey milletim bu sözümde yalan var mı?!..” diyecek kadar sade ve asil ve korkusuzdular. Kafalarında yerleştirdikleri şu kelimeler dikkate şayandır: “Küre-i arz (yer küresi), yedi iklim ve diğer toprakların da sahibi, yer yüzünün halifesi, ilâhî kelimetullah (Allah’ın Birliği), Allah’ın Türk milletine yardım ettiği, Yeryüzünün idaresinin kendilerine Allah tarafından verildiği inancı hafızalarına kazınmıştı.” Peygamberimiz Miraç’tan yeryüzüne inerken yanındaki meleğe soruyor: Aşağıdaki beyaz atlı süvariler kimlerdir? Melek de: “El Etrakul Cindullah (Allah’ın süvarileri olan Türkler’dir” diyor. Cemal KUTAY, Tarih Sohbetleri c.IV )

Bilge Kağan, Kültiğin Kağan ve Vezirleri Tonyukuk eşliğinde atalarının izinde ve: “ÜSTTE GÖK ÇÖKMEDİKÇE, ALTTA YER DELİNMEDİKÇE, EY TÜRK MİLLETİ, SENİN İLİNİ VE TÖRENİ KİM BOZABİLİR?!.” sözlerinin önderliğinde doğudan batıya, güneyden kuzeye, gün batımından gece ortasına, Demir Kapı’ya yani, altı ay gece ve altı ay gündüzün yaşandığı kutuplardan dört mevsimin hüküm sürdüğü ve üzerinde güneşin batmadığı imparatorluklara koştular.
Timur Han: “BEN Kİ TURAN KAVİMLERİNİN HAKANI TÜRK OĞLU TÜRK TİMUR HAN!.. GÖKYÜZÜ ÜZERİMİZE ÇÖKSE BİZ ONU MAVİ BİR ATLASTAN ÇADIR GİBİ MIZRAKLARIMIZIN UCUNDA TUTARDIK.” diyebilecek kadar korkusuz ve güven doluydu.

Sefere çıkan orduda nereye gidildiğini, seferin nereye yapılacağını ancak ve ancak hakan bilirdi. Onlar için bu KIZILELMA ÜLKÜSÜ idi. Zaman zaman: “KIZILELMA NEDİR?”diye sorulduğunda “ HAKANIMIZIN BİZİ GÖTÜRDÜĞÜ YERDİR” denirdi. Bu sırdan, kimsenin haberi olmazdı. Hatta bir seferinde Vezirazam Paşa: “Bunca zamandır yürümekteyiz seferimiz nereye ola ki Hakanım?!.” diye Hakandan bu sır hakkında bir ipuçu almak istediğinde Hakanın cevabı : “PAŞA PAŞA, SIRRIMDAN SAKALIMIN BİR TEK TELİ HABERDAR OLSA, BÜTÜN SAKALIMI KESERDİM!..” der. Devlet adamı olarak tam bir donanım ile yetiştirilen hakan adayları, hakan olduklarında da devleti kesintisiz olarak uzak hedeflere taşıma konusunda hayatlarını hiçe saymışlar, gözlerini budaktan esirgememişlerdir.

İnanç ve Mefkûreleri: Yer küresinin(kürer-i arz) tamamında hakim olmak, ölümsüz devlet sahibi(devlet-i ebed müddet), yedi iklim ve diğer toprakların da hakimi, Allah’ın birliğini(ilâhi kelimetullah) cihanda hakim kılmak ülküsü içerisine yetişmek. Kendisine bağlı olan sancak ve beylerbeyliğinde yaşayan Gayri Müslüm ve Müslim vatandaşlarının dillerini de kendi ana dili gibi öğrenmekti.

Böyle olduğu içindir ki Müslüman Türk milleti, İslâmî ve insanî duyguların uyumlu bir beraberliğinin gücü sayesinde, evrenin düzenlenmesi ülküsünü üstlenmişlerdir. Bu düşünüşlerine göre, Allah'ın cihan hakimiyetinin dizginlerini Türkler’e emanet ettiğine inanıyorlardı. Bu emanete hürmet etmek kaydıyla ne bir hanedan ne bir sınıf ve zümrenin ne de sadece bir milletin değil, hüküm sürdükleri yer küresinin bütün topraklarında her din, her insan her kavim ve ırkların da koruyup gözeticisi olduklarına inançları tamdı. Türk Cihan Hakimiyeti Ülküsünün dünya insanlığı tarafından kabul görmesi bu düşünce ile mümkün olmuştur.
Geza GADRON: “Attilâ: Tanrı’nın kırbacı, Tanrı kendi yolundan çıkanları cezalandırmak için Attilâ’yı gönderirdi.” diyor.


KAYNAKLAR:
1) KUTAY Cemal , Tarih Sohbetleri c.IV )
2) ERGİN Muharrem, Orhun Abideleri, Kültür Bakanlığı Yay. 1999, Ankara
3) ERGİN, Muharrem, Dedekorkut Hikâyeleri, Kültür Bakanlığı Yay. 1990, Ankara
4) GADRON, Geza, Galibolu
5) ERAVŞAR Hamza, Avrupa Türklerinin Mukadderatı, Yumak Yayınları,s.127-140, Ankara 1999
6) TürkDili, Abdullah Çağrı ELGÜN. Geçit Yay. 1999, Kayseri
7) TürkDili, Abdullah Çağrı ELGÜN. Laçin Yay. 2001, Kayseri
8) TÜRKİYE, Dürbün- Gürbüz AZAK, “Ezikliğin Bu Kadarı” 5 Eylül 2001
9) ERAVŞAR Hamza, Avrupa Türklerinin Mukadderatı, Yumak Yayınları,s.127-140, Ankara 1999
10) Elgün, Abdullah Çağrı (2000). Edebî Söz Sanatları, Lâçin Ltd. Şti.: Kayseri.